Makara bir ana karakter okunmazsa olmaz xD ve bu nasil yonetim lan bu emma jrali oldurelim diyor bakanin oğlu krali okdurmeye ve kralin nisanlisina taciz etmeye calisiyor sarayda krali golgelerden koruyan uzman yok xD ama guzel seri devam???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
2. Bölüm Aptal, Artık Bir Deli Oldu!
Angela, yatağın kenarını sıkıca tuttu. Endişeyle dolu zihni, gittikçe genişleyen gözlerini dolduruyordu.
‘’Zavallı Alexander, umarım düşüşün beynine bir hasar vermemiştir. Geçmişte çok da zeki değildi, ama en azından konuşabiliyordu.’’
Bu sırada, kapı aralığının arkasından kibirli bir ses yankılanmıştı.
‘’Alexander! Duydum ki, yaralanmışsın.’’ Sesin kaynağına doğru yöneldiklerinde kızların yüzleri buruşmaya başlamıştı. Sesin sahibinin alay edermişçesine bir endişesi varmış gibiydi.
‘’Her şey yolunda mı?’’
Fei, kapı tarafına baktığında saray odasına iyi giyimli, tombul bir adamın daldığını fark etti. Çarpık dudaklarında buzlu bir gülümseme belirmişti.
‘’Gill, burada ne yapıyorsun?’’ Angela soğukça konuştu. Fei, yeni gelen şişman ile bu güzelliğin arasındaki gölgeli gerginliği hissetmişti.
Onların samimi olmadıkları açıktı.
‘’Haha… Angela, meleğim, ne demek istiyorsun? Duydum ki benim canım arkadaşım Alexander yaralanmış, endişelendim ve onu kontrol etmeye geldim. Bunun nesi yanlış?’’
Şişman asil, normal bir şekilde yatağa yanaştı ve sanki kendisine aitmiş gibi sağ köşeye oturdu.
‘’Gill, ne yaptığını sanıyorsun sen? Kralın yatağına oturmaya nasıl cüret edersin?!’’ Emma öfkeyle bağırmıştı.
Gill, Emma’ya bir bakış fırlattı. Gözlerinde şehvet ve kötü niyet vardı. Sosis benzeri kalın dudaklarını yaladı ve tersleyerek: ‘’Kapa çeneni, seni düşük sınıf köle! Pişman olacağın şeyleri söyleme.’’ dedi ve dönerek Fei’ye baktı. İfadesi, yaralı bir arkadaşıyla empati kuran birinin ifadesinden çok, hasetle yaralı bir hayvana bakan birininki gibiydi. Fei de aynı zamanda Gill’e bakıyordu.
Gill’in gözlerindeki aşağılamayı, kötü niyeti ve iğnelemeyi hissetmişti; o hissettiklerini birazcık bile saklamıyordu.
Fei’nin kafası karışmıştı. ‘’Bu çirkin köfte gerçekten de Alexander’ın arkadaşı mıydı? Yüzünde bir sürü çil var ama kralla bile konuşurken böyle bir pisliği gösterecek cesarete sahip. Arka planında güçlü bir aile mi var acaba?’’
Fei düşünürken, Gill yağlı elleriyle, onun yüzünü bir oyuncakmışçasına mıncıklamaya başlamıştı. Hareket o kadar doğaldı ki, Gill bunu binlerce kez yapmış gibi görünüyordu.
“Alexander, öyle görünüyor ki iyisin, haha! Öğleden sonra konuk edeceğim birkaç önemli misafirim var, benimle birlikte gelmeye ne dersin?’’ Gill gülümsüyordu, ama konuştuğu zamanki ses tonu bir daveti sunuyormuş gibi değil de, emir veriyormuş gibiydi.
Fei’nin yüzünü biraz daha mıncıkladı, hatta hafifçe şaplakladı da. Gill bu hissi, krala bir evcil hayvan gibi muamele etmeyi sevmiş görünüyordu.
Daha sonra da sesli bir şekilde Alexander gibi birisinin nasıl kral olduğu hakkında düşünmeye başlamıştı. ‘’On yedisinde, üç yaşındaki bir çocuğun zekasına sahipti ama gerçekten de Tanrı onu, tahtı verecek kadar seviyor muydu?’’
Gill kendi kendine eğlenirken, beklenmedik bir şey gerçekleşti.
‘’Şlap!’’
Gill elini sol yanağının üstüne götürdü. Canlı, kırmızı bir el izi, soyut bir resme dökülen bir boya gibi adamın yanağının üstünde görülmeye başlanmıştı. Onun ifadesi şok ile ilgili bir ders kitabının tanıtımı gibiydi.
Angela da Emma da Gill’in yanağında bir tokat izi belirdiğinde şok olmuşlardı. Gördüklerine inanamıyorlardı.
Alexander, her zaman korkak bir ezik gibi davranmıştı ve direnmek için olan isteksizliğinden dolayı, hep Gill tarafından seçilmişti.
‘’O, Gill’in yüzüne bir tokat yerleştirdi! Bu gerçekten de yaşandı mı?’’ Bu son derece şaşırtıcı olsa da heyecanlanmışlardı.. Gill’e uzunca bir süredir hoşgörü göstermişlerdi.
‘’Nasıl… Nasıl cüret edersin?!’’
‘’Ulan ibne! Bir daha o iğrenç elinle bana dokunacak olursan ayağımı kıçına sokarım!’’ Fei konuştu.
Gill, Fei'yi çok sinirlendirmişti ve o, kendisini üzen insanlarla uğraşırken nazik bir insan değildi.
Gill kalın sosis parmağıyla Fei’yi dürttü ve çığlık attı. Çok öfkeliydi, vücudundaki tüm yağlar Parkinson hastası bir puding gibi titriyordu.
‘’Bana tokat atmaya nasıl cüret edersin, seni piç?!’’ Gill tekrar tekrar bağırıyordu.
Fei cevap vermedi. Sadece kendi vücudunu kaldırmaya çalışıyordu.
‘’Asıl o sarayda bağırmaya nasıl cüret ediyor?’’ Fei şaşırmıştı. Kralın korumalarından hiçbiri, olması gerektiği gibi yaparak kendini göstermemişti. ‘’Bu herif gerçekten de kralın bile cezalandıramayacağı kadar önemli biri mi?’’
Fei düşünürken, Gill bir karar vermiş ve Fei’nin üstüne atılmıştı. İntikam istiyor gibi görünüyordu.
‘’Yeter artık!’’ Angela buyurdu. ‘’Gill, sen sadece bir bakanın oğlusun, böyle bir şeyi yapmaya nasıl cesaretin var?!’’
Angela’nın bağırması fark etmemişti, hiçbir şey Gill’in, Fei’ye odaklanmış gözlerini etkileyemezdi. Angela ve Emma Gill’in elbisesinden çekiyor, Fei’yi korumak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Ancak, ikisinin de Gill’e denk olması için bir yol yoktu.
‘’Şlap!’’
Öfkeli Gill, Emma’nın yüzüne bir tokat yerleştirmişti. Tokatın kuvveti onu birkaç metre ileri yollamıştı. Güzel yüzündeki yanağı şişmiş, gözleri yaşlarla dolmaya başlamıştı.
Gill, Angela’yı bileklerinden yakalamış ve kendine doğru çekmişti. Daha sonra da kafasını Angela’nın boynuna yaklaştırmış, birkaç kere koklamış ve eğlenerek, sapkın bir şekilde konuşmuştu: ‘’Güzel Angela, bu engelli Alexander hiçbir zaman senin için yeterli olamayacak. Ona bak, o bir krala bile benzemiyor! Tahtı devraldıktan sonra Chambord Krallığı’nda büyük kargaşalar yarattı. Hehe, Angela; benim kadınım olmaya ne dersin?’’
Angela’nın bileğini sıkıca tutuyordu; onun vücudunun sıcak ve pürüzsüz hissiyatı, Gill’in muhakeme yeteneğini bozmuştu. Kralın sarayında olduğunu ve Angela’nın, geleceğin kraliçesi olduğunu unutmuştu. Aklını yitirmesinden kaynaklanan hızlanmada, Angela’nın dudaklarını zorla öpmeye çalıştı.
Ama aniden…
‘’Peng!’’
Angela yerine, metal bir miğfer onun alnını ‘’öpmüştü’’. Ama kuvvetin bu miktarıyla, bu bir çekiç darbesi gibi olmuştu.
Saldırı çok aniydi, Gill onun geldiğini bile görmemişti. Kanın yaradan akmaya başladığını gördüğünde şaşırmış, çığlık atmaya başlamış ve anında, Angela’nın bileğini bırakarak onun gitmesine izin vermişti.
Angela bir kez daha, hayatta hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini düşündüğü bir şeye şahit olmuştu ve bununla birlikte dili tutulmuştu.
Fei zeminden miğferi aldığı gibi alay etmeye başlamıştı: ‘’Benim kadınıma dokunmaya nasıl cüret edersin, seni şişman orospu çocuğu?! Ne cüretle krala dokunursun, bu ne küstahlık! Tanrıya yemin ederim ki, ellerini de ayaklarını da felç edene kadar seni dövmezsem bana da kral demeyin!’’
Bir yemin savurduğunda daha iyi hissetmişti, kendi kendine düşünüyordu ‘’Oğlum, bu domuz yağıyla dolu fıçıdan korkmuştum. Onun biraz önemli bir figür olduğunu düşünmüştüm, ama o sadece bir bakanın oğluymuş. Haftanın her günü onun içinden geçerim!’’
Kraliyet yatak odasında bir ölüm sessizliği vardı. Yere düşen bir iğnenin sesini dahi duyabilirlerdi.
Fei’nin yaptıklarından dolayı birkaç kez şaşırmış olmalarına rağmen, Angela ve Emma, bu sefer çok farklı bir şey hissetmişlerdi. ‘’Bu mümkün değil! Böyle bir şey nasıl gerçekleşebildi?’’ İkisi de Fei’ye bakıyordu. ‘’Sanki on yedi yıl boyunca Gill’i dinleyen salak Alexander… Değişmiş gibi…’’
Gill hareketsizce yerde atıyordu. Zihni bomboştu. Alexander’ın kişiliğinin tamamıyla değiştiğini hissetmişti.
Alexander’ın vücudundaki Fei’nin eylemleri, onun karakterinin nasıl değiştiğine dair Gill’i korkutmuştu. Miğferin darbesi tam anlamıyla güç doluydu. Bu, Fei aslında onu öldürmeye çalışıyormuş gibi hissettirmişti.
Aradan birkaç saniye geçtikten sonra sakinleşmişti. Bugün saraya neden geldiğini hatırladı ve sahip olduğu her şeyi vermeye karar verdi.
Sol elini kaldırdı ve gizli bir büyüyü dilinden çıkardı. Tüm saraya bir yanma hissi veren bir ateş topu, elinin üstünde oluşmaya başlamıştı.
Gill biraz önce nasıl hissettiğini unuttu ve bir anda fazlasıyla cesaretli hissetti ve Fei ile alay etmeye başladı: ‘’Sen, kral? Ha. Kendin haricinde kimin, seni tüm Chambord Krallığı’nın kralı olarak gördüğünü sanıyorsun? Ne cüretle bana vurursun? Alexander, prestijli bir büyücünün öfkesini hissetmeye hazır ol!’’
Fei hala Angela ve Emma'yı etkilemeye çalışarak cesur bir duruşla poz veriyordu. Ama ateş topunu gördüğünde, göz bebekleri hafifçe büzülmüştü: ‘’Bü… Büyücü? Siktir oradan! Bu dilsiz piç büyücü müymüş? Görünüşe göre birkaç yeteneğe sahip… Ne yapmalıyım? Adamım, dürtülerime göre karar vermemeliydim. Eğer bunu bilseydim, güç kullanmaktansa onunla konuşmayı denerdim.
Fei, bu karışıklığın arasında bir çözüm bulmak için düşünüyordu.
Gill’in elinde yanan ateş topuna ve kendi elindeki yaralı miğfere baktı, düşündü: ‘’Bu da nedir arkadaş? Eğer savaşacaksak, en azından bana bir kılıç ya da bir çeşit silah verin!’’ diye düşünürken, birkaç saniye içerisinde bağırdı: ‘’Korumalar… Korumalar! Suikastçılar var! Birisi bana suikast düzenliyor!’’
‘’Haha, bu işe yaramaz.’’
Gill elindeki kırmızı ve sıcak cismi, Fei’nin yüzüne doğru bir kurşun gibi fırlattı.
Magnec