Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

119. Bölüm Kudretli Elçi, Bu Kadar Acımasız Olamazsınız!

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo’nun sözleri bittiği an, yerde yatan kadın birden gencin sol yanağını öptü ve arkasında kırmızı bir iz bıraktı.

‘’Oh heh heh, lanetime yakalandın. Eğer ölürsem, tamamen çürüyüp ölene kadar lanetleneceksin.’’ Emily Han Shuo’yu öptükten sonra keyifle bu sözleri söyledi.

Emily’nin öptüğü yerden garip bir enerji dalgası bedeninin içine doğru akıyordu. Tam Han Shuo enerjinin konumunu incelemek isterken, birden garip enerjinin iz bırakmadan kaybolduğunu keşfetti.

Lanetler kara büyü bölümünün en garip ve gizemli büyülerindendi. Her çağdan birçok efsane ve hikâye lanetlerin dehşetengiz ve gizemli güçlerinden bahsederdi. Han Shuo az önce garip bir enerji kırıntısının bedenine aktığını apaçık şekilde hissetmişti ve baş büyücü Emily’nin bunu rastgele yapmadığının farkındaydı.

Gururlu bir ifade takınmış olan Emily’ye bakan Han Shuo oldukça sinsi gözüküyordu. Kadının canını alsa mı, almasa mı bilemiyordu. Büyü yuanının koruması sayesinde bu tür lanetlerin kendisine sorun çıkartamayacağını hissediyordu fakat risk almaya da cüret edemiyordu.

‘’Han, karanlığa dalmasan iyi edersin. Kara büyü bölümünün lanetleri en gizemli büyülerdendir. Genellikle oldukça dehşetengiz sonuçlar doğururlar. Geçici olarak bu sürtüğün yaşamasına izin verebilir ve laneti ortadan kaldırdıktan sonra onu öldürürsün.’’ Trunks Han Shuo’nun derin düşüncelere daldığını görünce fikrini öne sürdü.

Onaylayan Han Shuo garip garip kıkırdadı ve hiç de dost canlısı olmayan bakışlarla Emily’nin dolgun ve çekici bedenini süzdü. Emily’nin bedeni oldukça kıvrımlı ve dolgundu, özellikle de bir çift ağır ve endamlı görünen göğüsleri. Göğüsleri her an kıyafetlerini patlatacak gibi duruyorlardı. Seksi dudaklarına parlak kırmızı bir ruj sürmüştü ve kıvrılmış dudaklarındaki lakayıt gülümseme, erkekler için şehvetin anlamını sunuyordu.

Han Shuo’nun garip bakışlarını gören Emily kıkırdadı ve zorla ağda kıpırdandı. Sağlam dallar bedeninin etrafında sıkılaşarak, daha da fazla çekici görünmesini sağladı.

‘’Mm, fena değil, fena değil. Ölmene izin vermeyeceğim. Laneti yavaşça kaldırmama yardım etmen için hâlâ bir sürü yöntem var.’’ Han Shuo Emily’ye birkaç kez derin derin baktı ve ihtiyar rahibe seslendi, ‘’Bence güçlü trol savaşçılarımız bu güzel ve olgun kadının tadını birlikte çıkarabilir.’’

Kibirle kıkırdayan Emily’nin yüzündeki renk genç adamın sözleri bittiği an soldu ve haykırdı, ‘’Bunu yapamazsın!’’

‘’Heh heh, neden yapamazmışım? Orman trolleri işlerini görürken dikkatli olmalarını sağlayacağım. Endişelenme, seni öldürmeyecekler!’’ Emily paniklerken, şeytanice kıkırdama sırası genç adama gelmişti.

Emily dehşete düştü ve panikledi. Ürkek bakışlarla son derece çirkin olan iri yarı orman trollerine bakıyordu. Tek kelime etmeye dahi cüret edemiyordu.

‘’Kudretli elçi, lütfen bunu yapma. Bu insan çok çirkin, çocuklarımız onunla birlikte olursa kâbuslar görürler. Hepimiz yüce Datara’nın takipçileriyiz, bu kadar acımasız olmayın!’’ İhtiyar rahip aniden Han Shuo’nun önünde diz çöktü ve acılı bir ifadeyle yalvardı.

‘’Seni kör it, ne cüretle güzelliğimi aşağılarsın! Seni aşağılık solucan, geberteceğim seni!’’ Han Shuo daha tepki verme fırsatı bulamadan, Emily’nin yüzü öfkeyle çarpıldı ve ihtiyar rahibe vahşice bakarak bağırdı.

Han Shuo kadının tepkisi nedeniyle sersemlemişti. Kim Emily’nin orman trollerinin gözünde bu kadar çirkin olacağını düşünürdü ki? Görünüşe göre onlara Emily’ye hediye etmek aslında acımasız bir işkence olurdu. Genç adamı gülse mi ağlasa mı bilemiyordu.

‘’Han, daha ciddi konulara dönmeliyiz diye düşünüyorum.’’ Trunks Han Shuo’ya hafif bir gülümsemeyle baktı ve konuştu.

Onaylayan genç adam söylendi, ‘’Ganimetleri kabileye götürün. Bu kadının da ağzını tıkayın ve götürün. İyi koruyun ve şimdilik dokunmayın.

Böyle acımasız bir işkenceye maruz kalmayacaklarını anlayan ihtiyar rahip hemen orman trollerine emirleri verdi ve çevredeki tüm savaş ganimetlerini toplamalarını söyledi. Küçük iskelet Emily’nin yanında duruyordu ve kadının sorun çıkarma ihtimaline karşı nöbet bekliyordu.

Trunks’a anlamlı bir bakış fırlatan Han Shuo Trunks’la birlikte bölgeden ayrıldı. Han Shuo sessiz bir yer bulduğunda duraksadı ve Trunks’a her şeyi açıklamaya başladı.

Tabii ki, Han Shuo ölüm mezarlığı ve küçük iskeletin arıtımı hakkındaki tüm bilgileri saklamıştı. Sadece söyleyebileceği şeyleri söylemişti.

Han Shuo açıklamasını bitirdikten sonra, Trunks uzun bir süre duraksadı ve kafa karışıklığıyla baktı, ‘’Sen aynı zamanda bir ruh çağıran mısın?’’

Onaylayan Han Shuo gülümsedi, ‘’Evet ama iyi niyetli bir ruh çağıranım. Ne var ki, çağırdığım küçük iskelet biraz garip ve orman trolleri de onun yüce tanrıları Datara olduğunu düşünüyorlar. Orman trolleri sinir bozucu ve açgözlü olsalar da, emirlerimi dinliyorlar. Bende istedikleri gibi şeytanlık yapmalarına izin vermektense, yağmalayacakları hedefleri kontrol ediyorum. Bu yüzden onları hayatta tutuyorum.’’

‘’Eğer düzgün kullanabilirsen, bu orman trollerinin sana büyük yardımları dokunacaktır. Bir ruh çağıran olacağını da düşünmemiştim. Hah, epey gizemlisin. Daha ne kadar sır saklıyorsun?’’

‘’Eh, çok kalmadı. Herkesin kendi sırları vardır. Sen de hiç kendi sırlarından bahsetmedin.’’

‘’Pekâlâ, o zaman daha fazla sorgulamayacağım. Kendi işlerinle ilgilenmeye devam et, benimse Karanlık Orman’ın daha da derinlerinde çalışmaya devam etmem lazım. Söz verdiğini unutma. Doğru zaman geldiğinde yardımını isteyeceğim.’’

‘’Tamam, gelecekte birçok kez karşılaşacağımızı düşünüyorum. Yapmam gereken bütün işleri bitirdikten sonra, ben de çalışmak için Karanlık Orman’ın derinliklerine geleceğim. O zaman seni bulmak için bir yol bulurum.’’

İkili artık birbirlerine gerçekten arkadaş olarak davranıyorlardı fakat herkesin kendi sırrı vardı. Han Shuo’nun şu anki merkezi ölüm mezarlığıydı ve ayrıca çok fazla nekromansi büyüsüne çalışması lazımdı. Ek olarak, Kara Kabuk organizasyonuna rapor vermeli ve cücelerin erzaklarını hazırlaması gerekliydi. Eğitim için Karanlık Orman’ın derinliklerine şu an öylece dalamazdı.

Trunks’la yollarını ayırdıkları sırada genç adamda melankoli ve hüzün yoktu. Han Shuo has iblisler sayesinde küçük iskeletin ve orman trollerinin yerlerini tespit etti ardından orman trollerine doğru yönelerek grupla buluştu ve kabileye döndü.

Orman trolleri yağmaya hazırlıklı gelmişlerdi, zira hepsi de yanlarında torbalar getirmişti. Hazırlıklar tamamlandı ardından ganimetlerini kabileye doğru yola çıktı.

McGrady Loncası’nın kervanı göz kamaştırıcı ipek ve satenler, yumuşak battaniyeler ve soyluların kullandığı lüks eşyalar taşıyordu. Bunların dışında, büyük savaş arabaları ve şehirlere saldırmak için kullanılan birkaç ekipman da vardı.

Lüks eşyaları satmak kolaydı fakat savaş arabaları ve diğer saldırı silahları eğer orduya gitmiyorsa, büyük bir sorun haline gelirlerdi.

Han Shuo Phoebe’den McGrady Loncası’nın kaçakçılıkta uzman olduğunu öğrenmişti. Bu da buradaki ekipmanların muhtemelen orduya gitmediğini gösteriyordu. Görünüşe göre McGrady Loncası gerçekten de açıklanamaz bir cüretkârlığa sahipti.

Lüks eşyalar genellikle ölü tüccarların boyutsal yüzüklerinden çıkmıştı. Savaş arabaları ve kuşatma silahları boyutsal yüzüklerde taşınamazdı, bu yüzden toprak ejderleri tarafından taşınıyorlardı. Orman trollerinin kabilesinde eşyaların sayımı yapıldı ve lüks eşyaların iki depoyu doldurduğu, savaş arabaları ve kuşatma silahlarının da üç depoyu kapladığını keşfettiler.

Kaynaklarla dolu beş depoya bakan Han Shuo bununla nasıl baş edeceğinden emin değildi. Elindeki boyutsal yüzük orman trollerinden aldığı zümrütler ve altınlarla hâlihazırda doluydu. Daha fazla eşya alması mümkün değildi. Han Shuo orman trollerinin depolarındaki yığınlara bakarken acı acı gülümsedi.

‘’Doğru, normalde yağmaladığınız kaynakları nasıl hallediyorsunuz?’’ Orman trolleri hayatın tadını çıkarmasını bilen yüksek zekâya sahip bir ırktı. Genç adam bu nedenle eşyalarla ilgilenme yöntemlerini sorguladı.

‘’Bu eşyaları yiyecek, silah ve temel ihtiyaçlar karşısında takas ediyoruz. İnsanlar işimize yaramayan malzemelere oldukça ilgi gösteriyorlar. Depolardaki eşyalar bu kış boyunca ihtiyaç duyacağımız yiyecek ve temel ihtiyaçlarımızı almak için yeterli. Yüce Datara’nın yardımı için teşekkürler. Bizi doğru yola yüce Datara yönlendirdi.’’ İhtiyar rahip Han Shuo’ya açıkladı.

Kafasını sallayan genç adam durumun gerçekten de böyle olduğunu düşündü. Orman trollerinin güvenini kazanmış olan tüccarlar bu eşsiz eşyalar karşılığında erzak, temel ihtiyaç malzemeleri ve gerekli silahları getiriyor olmalıydı.

Temel ihtiyaç malzemeleri ve yiyecekler İmparatorlukta pek de pahalı değillerdi. Eğer buraya getirilir ve orman trollerinin yağmaladığı değerli eşyalarla takas için kullanılırlarsa, tüccarlar kesinlikle göz çıkartacak derecede büyük kar edebilirlerdi. Karanlık Orman’ın her köşesinde tehlike olmasına rağmen, hayatlarını umursamadan Karanlık Orman’a dalan bunca tüccar olmasına şaşırmamak lazımdı.

Karanlık Orman kışın geldiğinde son derece soğuk olurdu ve büyülü yaratıkların çoğu kışın ortalara çıkmazdı. Yollar kapanacağından, tüccarlar ve maceracılar da kolayca ormana giremezlerdi. Dolayısıyla, bütün kabileler acele edip kışı geçirmek için gerekli ihtiyaçlarını temin etmelilerdi, aksi halde kış geldiğinde kötü duruma düşerlerdi. Bu yüzden cüceler endişeleniyor ve orman trolleri gördükleri her şeyi yağmalıyordu.

‘’Bu andan itibaren geçici olarak kimse yağmaya çıkmasın. Yüce Datara ve ben iyi bir hedef keşfettiğimizde sizi bilgilendireceğiz. Bir dahaki gelişimde, sizin için bir miktar erzak ve temel ihtiyaç malzemesi getireceğim. Rahat olun.’’ Han Shuo bir süre düşündükten sonra ihtiyar rahibe söylendi.

İhtiyar rahip sersemledi fakat anladığını belirterek kafasını salladı, sanki Han Shuo’nun emrini biraz şaşırtıcı bulmuştu. Ne var ki, ihtiyar rahip emirleri takip etmeye alışmıştı ve emirleri çok sorgulamadı.

‘’Kudretli elçi, çirkin kadını ne yapacağız?’’ İhtiyar rahip onayladı ve asıl sorunu ortaya çıkardı.

Soruyu duyan Han Shuo kafasının biraz ağrıdığını hissetti. Sessizce düşündü ardından mırıldandı, ‘’Yanıma alırım.’’

Orman trollerinin bölgesinden birkaç kilometre uzaklaşıp bir gölün yanına geldiklerinde, Han Shuo Emily’nin gözlerini kapatan bağları çözdü. Yol boyunca iki zombi savaşçı bağlı olan Emily’yi taşımış ve Han Shuo kadının inlemeleriyle sızlanmalarını tamamen görmezden gelmişti. Orman trollerinin bölgesini geçmenin başka yolu yoktu, dolayısıyla Han Shuo bu şekilde ilerlemek zorunda kalmıştı. 

Gözleri ve ağzı açılan Emily Han Shuo’ya saydırmaya başladı. Han Shuo Emily’yi görmezden geldi ve kıyafetlerini çıkartarak, son derece kaslı vücudunu açığa çıkardı.

Han Shuo’nun beklentilerinin aksine, gencin kıyafetlerini çıkardığını gören kadının gözlerinde panik belirdi ve hızla konuştu, ‘’Ne, ne yapmak istiyorsun?’’

Han Shuo sadece gölette duş almak istiyordu fakat Emily’nin gözlerindeki paniği gördüğü anda zihninde bir entrika oluştu. Hemen alayla sırıttı ve Emily’ye yaklaşırken garip garip kıkırdadı. Şehvetle kadının olgun bedenini süzerken karşılık verdi, ‘’Ne yapmamı istersin? Ahahaha!’’