O degilde iblisdoğrayan kırıldı... tekrar tamir edilebilir mi ki? Han shou pek bisey yapmadı, daha da vahşileşsin ! :D :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
115. Bölüm İblis Han Shuo!
‘’Siz de kimsiniz?’’ Olay yerine ulaşan Trunks Han Shuo’nun güvenle yere indiğini görünce ilk olarak rahat bir nefes verdi ardından soğuk bakışlarını yabancılara odakladı.
‘’Kim olduğumuzu boşver. Sadece Medusa’nın çekirdeğini, kanını ve Dagmar Meyveleri’ni geride bırakın. Böylece buradan canlı ayrılabilirsiniz.’’ Elinde asa tutan bir usta büyücü sinsi bir ifadeyle söylendi.
‘’Leon, bu kadar kolayca kurtulmalarına izin veremeyiz. Heh heh, şuna bak, üç güzellik geliyor. Uzun zamandır elimiz kadın eline değmedi. Eğlenebilmemiz için bu üç güzellik de bizimle kalmalı.’’ Oldukça yapılı olan ve adeta gorile benzeyen bir kıdemli silahşor şehvetle sırıtırken söylendi. Omzunda en az kolu kadar geniş bir kılıç taşıyordu.
‘’Angelo, sözlerin mantıklı. Az önce üç çıtırı görmemiştim. Haha, güzellikleri ve tüm eşyalarınızı geride bırakın. Karanlık Orman’da güç her şeyden üstündür, eğer yaşamak istiyorsanız istediklerimizi verdikten sonra siktirip gidebilirsiniz!’’ Usta büyücü Leon da koşarak yaklaşan Nia, Afrodit ve Angelica’ya büyük bir ilgiyle baktı ardından keyifle göz kırparak konuştu.
Grupta onu aşkın kişi vardı. Grup sadece büyücü ve silahşorlardan oluşmuyordu, grupta okçular, rahipler ve hırsızlar da vardı. Hepsi deneyimli ve sıra dışı güçlere sahipti.
‘’Ne, sizin gibiler mi bunu diyor?’’ Han Shuo baskılamakla uğraşmadığı tehlikeli bir aura yayıyordu. Yandığı için de oldukça korkunç ve dehşetengiz görünüyordu. Genç adamın adım adım yaklaştığını gören herkes biraz şoke oldu ve korku hissetti.
‘’Han, iyi misin?’’ Han Shuo’nun berbat halini gören Trunks sormadan edemedi.
‘’Bu tiksinç varlık manzaramı kirletiyor. İnatla hayata tutunuyor ve daha ölmedi. Kardeşlerim, ilk önce şu ucubeyi indirelim!’’ Angelo soğuk bir ifadeyle haykırdı.
Gordon, Afrodit ve diğerleri sonunda olay yerine ulaşmışlardı. Han Shuo hızlıca fırlayıp direkt Angelo’yu hedef alırken tek kelime etmedi.
Han Shuo’nun bedeninden hafif, kara bir şeytani sis saçılıyordu. Öldürme arzusu ve öfkesi inanılmayacak bir heybete ulaşmıştı ayrıca Birleşen Ruh Âlemi'deki dengesiz zihni anormalliğe neden oluyordu. Han Shuo kendinden geçtiği esnada, büyü yuanının etkisiyle kara şeytani qi bedeninden sızıyordu. Aniden siyah göz bebekleri kayboldu ve gözleri bembeyaz bir hal aldılar. Kalbinde sadece şiddetli kan ve yıkım arzusu vardı.
‘’Bu, bu velet biraz garip. Herkes dikkatli olsun.’’ Han Shuo’nun şu anki şeytani görünüşü Angelo’yu dehşete düşürmüş ve hemen haykırmasına neden olmuştu.
Trunks ve diğerleri bulundukları yerden Han Shuo’nun yüzünü göremeseler de, onlar da Han Shuo’yla alakalı bir sorun olduğunu hissedebiliyorlardı. Han Shuo’nun bedeninden dehşet verici şeytani qi huzmeleri yayılıyordu. Böyle bir varlık kişinin kalbinin derinliklerindeki dehşeti yüzeye çıkartırdı.
‘’Gidelim ve Han’ı yaralayan bu herifleri gebertelim!’’ Gordon kükredi ve ileri doğru atıldı. Arkasındakiler Gordon’un harekete geçtiğini görünce, tereddüt etmeden onu takip ettiler.
Sadece Angelica olduğu yerde kaldı, zira ne yapacağı hakkında biraz kararsızdı. Arkasına geçmek için büyük bir ağaç arayan Nia’ya seslendi, ‘’Hey, Nia abla, yardım etmeli miyim?’’
‘’Sadece kendini koru! Şu anda burası çok tehlikeli.’’ Nia yayına bir ok yerleştirip mesafedeki okçulardan birini hedef aldığı esnada sabırsızca karşılık verdi.
Bir anda, bütün çevre kasvetli ve harap bir ulumayla sarsıldı, adeta cehennemin derinliklerinde yatan bir iblis umutsuzca uluyordu! Herkesin kalbi titredi ve bedenleri buz kesti, bu garip, ruh parçalayıcı tiz uluma tamamen şoke olmalarına neden oldu. Sesin kaynağını bulmak için deli gibi etrafa bakındılar.
‘’Ses veletten geliyor!’’ Angelo alnındaki damarlar şişerken dehşete düştü ve hızla yaklaşan Han Shuo’ya baktığı esnada bağırdı.
Bu uyarı yükseldiği anda nihayet herkes sesin kaynağının Han Shuo’nun yakınında uçan İblisdoğrayan olduğunu anladı. Kalın, şeytani qi İblisdoğrayan’dan saçılıyor ve Han Shuo’nun bedenini sarıyordu. Kara şeytani qi her şeyi yutan bir iblis gibi süzülüyor, diğerlerinin dehşete düşmesine neden oluyordu.
‘’Gebertin, ilk şunu gebertin!’’ Angelo artık gerçekten panikliyordu. Birdenbire bağırırken kalbinde son derece huzursuz bir his kabardı.
Artık herkes Han Shuo’nun durumunu görebiliyordu. Sayısız savaş geçirmiş Trunks bile, Han Shuo’nun şu anki halini gördüğünde içinde bir soğukluk hissetti. Han Shuo’ya neler olduğu hakkında en ufak bir fikri dahi yoktu. Düşmanları ise daha da fazla dehşete düşmüşlerdi ve sadece bu tehlikeyi ortadan kaldırmayı düşünebiliyorlardı.
Aniden, birkaç vahşi büyü saldırısı ve arbalet okları havayı delerek, gence doğru atıldılar. Trunks bile böyle şiddetli saldırılarla baş etmekte zorlanırdı.
Han Shuo hiddetten çıldırmış vahşi bir yaratık gibi kısık bir kükreme kopardı ve iki ayağını iyice yere bastırdıktan sonra havaya fırladı. Bu hareketiyle tüm saldırılardan sıyrılmış ve direkt Angelo'ya atılmıştı. Büyüler ve oklar ise Han Shuo’nun zeminde bıraktığı ayak izlerinin olduğu yere inmişlerdi.
‘’Lanet olsun!’’ Angelo kaşlarını çattı ve Han Shuo’nun direkt kendisine yöneldiğini fark etti. Yanında sadece usta büyücü Leon vardı ve Leon şu an hiçbir işe yaramazdı. Angelo sadece geniş kılıcını kaldırıp iyi bir pozisyon alarak, Han Shuo’ya acı dolu bir darbe vurmak için hazırlanabildi.
Han Shuo’nun etrafında dönen İblisdoğrayan, ruh dondurucu bir uğultuyla Angelo’ya doğru atıldı ve adeta bir iblis gibi saldırıya geçti. Kalbi buz kesen Angelo’nun elindeki kılıçtan aniden koyu yeşil savaşçı aurası yükselerek bir çizgi oluşturdu ve İblisdoğrayan’la çarpıştı.
İblisdoğrayan ve Angelo’nun silahının temas ettiği noktadan ani bir metalik çarpışma sesi yayıldı. Bir ulumanın ardından, Angelo’nun kılıcı yana savrulurken İblisdoğrayan’ın üzerinde bir çatlak belirdi. Angelo şok içinde kaldığı sırada, Han Shuo yüksek bir gürültüyle Angelo’ya çarptı.
Aniden kemik donduran bir çığlık Angelo’nun ağzından kaçtı. Az önce kibirli hareketlerde bulunan kişiden şimdi acınası inlemeler çıkıyordu. Han Shuo adeta bir iblis tarafından ele geçirilmiş gibi indi ve Angelo’nun üzerine oturdu. İblisdoğrayan ile birlikte Angelo’nun bedenini biçmeye başlamıştı.
Angelo savaşçı aurasıyla karşı koymaya çalışıyordu. Ne var ki, Han Shuo Angelo'nun saldırılarını alsa da bu durumu umursamıyor sadece daha da şiddetli saldırılarla yanıt veriyordu. Angelo’nun kulaklarını koparıp burnunu yanaklarına gömdüğü sırada avuçları keskin silahlar halini almış gibiydi. Angelo’nun gözleri çoktan patlamıştı ve yapış yapış bir sıvı dışarı saçılıyordu. Angela’nın göğsündeki büyük et ve deri parçaları da Han Shuo tarafından kopartılmıştı. Manzara çevredekilerin kafa derisinin uyuşmasına neden oldu.
‘’Kurtarın beni, kurtarın!’’ Haykıran Angelo şu an Han Shuo’dan daha dehşet verici görünüyordu. Yüzünden geriye sadece umutsuz yardım haykırışları koparabildiği ağzı kalmıştı.
Şeytani zihinsel duruma gömülen genç adamın kalbinde sadece kana susamışlık ve yıkım dürtüleri kalmıştı. Şu an onun için herhangi bir kısıtlama ve sükunet yoktu. Angelo’nun haykırışları genç adamın biraz sinirini bozduğu için aniden ağzına bir tane yapıştırdı. Diş kırılma sesleri duyulurken Angelo zayıfça inledi ve kırılan dişlerini tükürdü.
‘’Aman...tanrım. Böyle bir deliyi nasıl öfkelendirdik!’’ Pek uzakta olmayan Leon, Han Shuo’nun acımasızlık dolu işkencesini tüm detaylarıyla izleyebiliyordu. Bedeni titreyip istemsiz bir çığlık koparırken kalbinde soğuk bir korku yükseldi.
Han Shuo’nun yumrukları ardı ardına Angelo’nun yanaklarına ve boynuna inmeye devam etti. Angelo önceden devamlı inliyordu, lakin şu an göğsü artık inip kalkmıyordu. Yüzü de yere paralel bir şekilde duruyordu. Bu duruş açıkça boynunun kırıldığını ve epeydir nefes alamadığını gösteriyordu.
‘’Han’a ne oldu? Neden bu kadar acımasız?’’ Afrodit ve diğerleri saldırmak üzereydiler ama düşmanları gibi onlarda korkudan kendilerini kaybetmişler ve düşmanlarına karşı silahlarını kaldırmayı bile unutmuşlardı. Sadece sersem sersem durarak Han Shuo’nun vahşiliğini izliyorlardı.
‘’Angelica, olduğun yerde kal ve yaklaşma!’’ Nia Angelica’nın meraktan yaklaşmaya çalıştığını gördü ve yaklaşmasını engellemek için birden bağırdı. Angelica’nın böyle kanlı bir manzarayı görmesini istemiyordu.
‘’Kaçmalarına izin vermeyin! Han şu anda biraz kontrolsüz olsa bile, yine de ona yardım etmeliyiz.’’ Trunks kendi payına düşenleri öldürmesine rağmen, Han Shuo’nun şu anki vahşiliği onun da kafatasını uyuşturmuştu. Ne var ki, Trunks bugüne dek güçlü rüzgarlar ve büyük dalgalar aşmıştı ve bu noktada ne yapılması gerektiğini bilen birisiydi.
Trunks mantikoruyla birlikte ileri doğru atılırken uzun kılıcından süt-beyazı aura saçıldı ve hemen bir hırsız ile bir okçunun canını aldı. Süt beyazı aurası kılıç ustası olduğunu, mantikor da kimliğini belirtiyordu.
Düşmanlar ancak o zaman efsanevi Trunks’a sorun çıkardıklarını fark ettiler. Leon küfürlerini yağdırdı, ‘’Lanet olsun, neden bu kadar şanssızız ki? Bir deliyle karşılaşmamız yetmezmiş gibi, şimdi de bu kötü şans temsilcisi ortaya çıktı.’’
‘’Lanet, neden Trunks çıkar ki! Herkes kaçsın!’’ Aynı şikayeti bir silahşor da haykırmıştı.
İçinde her türden uzman barındıran on kişilik grup, aslında rakiplerini yenecek güce sahipti. Yanlarındaki Trunks’la bile, Han Shuo’nun grubunun fazla kazanma şansı yoktu. Ne var ki, karşı taraf Trunks’ın ünü ve Han Shuo’nun çılgın tepkisi nedeniyle ürkmüş ve geri çekilme kararı almıştı.
‘’Burada kalın, peşlerine düşeceğim.’’ Afrodit ve diğerlerinin takibe başlamak üzere olduklarını gören Trunks yüksek sesle haykırdı.
Trunks'ın kelimeleri ağzından henüz çıkmıştı ki, delirmiş Han Shuo ansızın Angelo’nun cesedinin üzerinden kalktı ve İblisdoğrayan’la birlikte hücuma geçerek, kaçmaya çalışan Leon’a yıldırım hızında yaklaştı.
‘’İblis yetişiyor. Leon, onlarla ne diye uğraşmaya karar verdin ha? Hepimizin sonunu getirdin!’’ Silahşorlardan biri kafasını çevirdiğinde, Han Shuo’nun belirdiğini gördü ve acı acı Leon’a şikayet etti.
‘’Herkes dağılsın. Bu iblisin ne kadar güçlü olduğunu anlayamasam da, Angelo’yu nasıl katlettiğine bakılırsa kesinlikle Trunks’dan zayıf olamaz. Ona denk gelmemek için dua etseniz iyi olur, yoksa ölümüne işkence çekersiniz.’’ Leon emirlerini verdikten sonra hemen yönünü değiştirdi.
Az önce diğerleri de Han Shuo’nun acımasızlığına tanıklık etmişlerdi ve Leon’un onları uyarmasına gerek yoktu. Hepsi birden yön değiştirdi ve iki-üç kişilik gruplar oluşturarak dağıldılar. Trunks’ın gücünü duysalar da, kimseyi böyle acımasızca öldürmediğini de biliyorlardı. Bu nedenle, şeytani genç adama denk gelmektense Trunks’a denk gelmeyi tercih ederlerdi.
Vhoosh! Han Shuo belirmeden hemen önce bir uğultu duyuldu. Sonunda bir nehrin önünde iki kalfa silahşor ve yıldırım nitelikli bir usta büyücüye yetişmişti.
Önlerindeki kişinin Han Shuo olduğunu gördükleri anda, korku dolu ifadeler sergilediler. Gencin hızla yaklaştığını idrak eden usta büyücü aniden kükredi, ‘’Si..yim, kafa kafaya savaşmamız lazım, yoksa ölümüne işkence çekeceğiz.’’
Yıldırım nitelikli büyücü konuştuktan sonra, bir dizi büyülü söz söylemeye başladı. Aniden beş yıldırım havada belirdi ve ejderhalar gibi Han Shuo’ya doğru uçtular. İki kalfa silahşor ise uzun kılıçlarını kavramışlardı ama oldukça endişeliydiler.
Han Shuo üç yıldırımdan kaçındı fakat son iki yıldırımın kendisini vurmasına engel olamadı. Han Shuo'nun darbe aldığını gören büyücü ve silahşorlar oldukça keyiflendiler. Büyücü üstüne düşeni yaptıktan sonra, silahşorlar Han Shuo’yu öldürmeyi planlıyorlardı.
Ne yazık ki Han Shuo’nun bedeninin ne kadar güçlü ve sağlam olduğunu bilmeleri mümkün değildi. İki yıldırım tarafından çarpılıp yaralarının üzerine yaralar eklense de, hiddetli zihinsel durumu acı hissetmesini engelliyordu. Genç adam silahşorlar ile büyücüye atıldı ve ölüm kalım mücadelesi o andan itibaren başladı.
Birkaç nefeslik süre içerisinde, silahşorların kılıçlarından gelen savaşçı aurasıyla dolu iki darbeye boyun eğmeyen iradesiyle dayandı ve gücünü yanlış hesaplayan yıldırım nitelikli usta büyücüyü öldürdü. Daha sonra ise, son büyü yuanı kırıntısını bir silahşoru ağır yaralamak için kullandı. Sonunda bedeni bütün gücünü kaybetti ve yere çöktü.
‘’İşi bitti, yardım et öldürelim, çabuk!’’ Ağır yaralı olan kalfa silahşor bir kan havuzunda yatarken yoldaşına seslendi.
Magnec