Reankarne olmanın yararları ve faydalari :D han shou biraz eski dünyadan olan şeyleri de kullan da biraz nostalji yasayalım:D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
113. Bölüm Buna Askılı Planör Derler!
Maceracılar Medusa’nın çevresinde toplanana dek, yaratık ölmüştü. Trunks kılıcıyla yaratığın üzerine çıktı, kafasını keserek açtı ve keyifli bir bakışla Medusa’nın en değerli kısmını aldı.
Trunks seviye bir büyülü yaratık çekirdeğini ve çekirdeğin yanındaki mavi kanı almıştı. Han Shuo olay yerine varana dek ganimet toplanmış hatta Medusa’nın cesedi bile tuzağın derinliklerine atılmıştı.
Mesafedeki elf, Nia’nın peşinden geldi ve tuzaktaki Medusa’ya göz atmak için kafasını uzattı ardından yumuşakça mırıldandı, ‘’Bu çirkin yaratığın nasıl o kadar güzel sesi olabilir ki?’’
‘’Angelica, acele edip geri dönmelisin. Yapacağımız başka işler var!’’ Nia genç elfin merak dolu bir ifadeyle Medusa’ya baktığını görünce istemsizce kaşlarını çattı.
‘’Olmaz, Nia abla seninle kalmama izin ver. Burası büyükbabanın yanından çok daha eğlenceli.’’ Angelice Nia’ya tatlı tatlı gülümsedi ve kafasını iki yana sallayarak konuştu.
Han Shuo geldikten sonra, Trunks aldığı büyülü çekirdeği ve değerli kanı gence uzattı. ‘’Medusa’nın mavi kanından on damla aldım. Geri kalanı aranızda bölüşebilirsiniz.’’
Medusa’nın mavi kanıyla dolu küçük şişe kristalimsi, beyaz bir vazonun içinde duruyordu. Vazo ve Medusa’nın büyülü çekirdeği Han Shuo’nun ellerine tutuşturulmuştu. Trunks’ın verdiği eşyaları tutan Han Shuo sordu, ‘’Odysseus’un tamamen iyileşmesi için ne kadar kana ihtiyacı var?’’
‘’Bence Medusa’nın kan özünden beş damla Odysseus’un tamamen iyileşmesi için yeterli olacaktır. Kan özünün mucizevi bir etkisi var. Sadece yaraların iyileşme hızını arttırmakla kalmıyor ayrıca kopan uzuvları bile yeniden birleştirebiliyor. Eğer kolu veya bacağı kopan biri Medusa’nın kan özünü kullanırsa, hiçbir yan etki olmadan iyileşebilir. Bu yüzden Medusa’nın kan özü epey değerlidir.’’ Trunks Han Shuo’ya baktı ve Medusa’nın kan özünün değerini ciddiyetle açıkladı.
Kafasını sallayan Han Shuo da bir şişe çıkardı ve şişedeki kan özünün yarısını aldı ardından şişe ile çekirdeği Afrodit’e verdi, ‘’Bunlar sizin. İşimiz bittikten sonra paylaşırsınız.’’
Afrodit sorgulayarak Han Shuo’ya baktı ve söylendi, ‘’Bütün bunları biraz fazla değil mi? Bence ya Medusa’nın kan özünü ya da büyülü çekirdeğini almalıyız. Sonuçta, Medusa’yı öldürmek için en çok çabayı siz gösterdiniz, biz sadece bir tür dikkat dağıtma ve engel rolü oynadık.’’
‘’Şimdilik al, yapacağımız başka işler var. İleriyi düşünüyorsan, neden Odysseus iyileşene kadar beklemiyorsun? Odysseus sizlere geçici olarak benim sözlerimi dinlemenizi söylemişti, bu sözü unutmadığını düşünüyorum.’’
Medusa’nın büyülü çekirdeği sersemletici etkisi olan gizemli eşyalar oluşturmak için de kullanılabilirdi ve kesinlikle yüksek bir fiyata satılırdı. Ne var ki, Han Shuo’nun hedefi Medusa’nın çekirdeği değil, gelişimine inanılmaz derecede yarar sağlayacak Dagmar Meyvesi idi.
Medusa’nın malzemeleri oldukça kullanışlı olsalar da, Han Shuo’ya direkt yararları yoktu. Dolayısıyla, Medusa’nın savaş ganimetini dağıtırken son derece cömertti. Han Shuo’nun cömertliğinin asıl sebebi ise Dagmar Meyvesi’ni elde ettikten sonra, daha fazla meyve almak istemesiydi. Şu anda en çok Dagmar Meyvesi’ne ihtiyacı vardı.
‘’Artık bataklıktan Medusa’yı temizlediğimize göre, geriye sadece insan yiyen bitkiler ve bataklığa sinmiş zehirler kaldı. Dagmar Meyvesi’nin insan yiyen bitkilerin yanında büyüdüğü söyleniyor. Meyveyi bulmak için bir plan yapabiliriz.’’ Trunks Han Shuo’ya baktı ve önerisini sundu.
Kafasını sallayan Han Shuo pek konuşmadı ve bataklığa doğru yürüdü, derin düşünceler içindeydi. Bataklığın kenarına geldiğinde, rastgele küçük bir taş aldı ve mesafeye fırlattı. Taş göz açıp kapayıncaya kadar bataklığa gömüldü ve iz bırakmadan kayboldu.
Aralarında uçabilen biri yoktu ve sadece has iblisler bataklığı gezebilirdi. Genç adam karanlık bir ifadeyle bataklığın kenarına bağdaş kurarak oturdu ve tüm dikkatini üç has iblisi kontrol etmeye odakladı. Has iblisler engin bataklıkta gezindiler ve Dagmar Meyvesi’ni bulmaya çalıştılar.
Trunks ve diğerleri geldiklerinde, Han Shuo’nun kapalı gözleriyle bağdaş kurarak oturduğunu gördüler. Herkes epey afallamıştı.
‘’Nia abla, bu kötü herifin nesi var?’’ Saf elf Angelica Han Shuo’ya şaşkınlıkla baktı ve tatlı bir sesle Nia’ya sordu.
Nia da Han Shuo’nun ne yaptığını bilmiyordu. Angelica’nın sorusunu duyduğunda kafasını iki yana salladı ve garip garip konuştu, ‘’Ben de bilmiyorum ama Han Shuo olağanüstü birisidir. Bence yine büyülü bir şeyler yapıyor.’’
Trunks Han Shuo’nun bedeninde anlaşılmaz gizemler olduğunun farkındaydı. Bu gizemler onun gibi şiddetli ve haşmetli bir kılıç ustasının bile ilgisini çekmişti. Han Shuo’nun garip durumunu gördüğünde, hemen gencin yine gizemli bir şeyler yaptığı düşündü. Anında dikkatini Han Shuo’nun bedenine odakladı ve genç adamın sakladığı gizemleri bulmaya çalıştı.
Ne yazık ki, Trunks olağandışı kabiliyetleri ve hassas gözleriyle bile, içlerinde savaşçı aurası olmayan ve büyüyle desteklenmeyen has iblisleri fark edemedi. Trunks tarafından incelenen Han Shuo’nun ise yaşananlardan haberi yoktu.
Has iblislerden birisi en kalın insan yiyen bitkilerin arasına girdi ve kıpkırmızı bir çamur tepesinde insana benzeyen bitkiler olduğunu keşfetti.
Bitkinin bel kısmından aşağısı bataklığın altındaydı ve üstünde beyne benzeyen üç meyve vardı. Bunlar Han Shuo’nun aradığı Dagmar Meyveleri’ydi.
Derin bir nefes alan Han Shuo gözlerini açtı ve heyecanlı bir ifadeyle konuştu, ‘’Dagmar Meyvesi insan yiyen bitkilerin arasında. İnsana benzeyen bir bitkinin üzerinde insan beynine benzeyen üç meyve var.’’
‘’Dagmar Meyvesi gerçekten de bataklıkta fakat nasıl ulaşacağız?’’ Afrodit Han Shuo’nun sözlerini duyduğunda ilk başta keyiflendi ama daha sonra kasvetli bir ifadeyle konuştu.
‘’Doğru, aramızda hiçbirimiz baş büyücü seviyesinde değil ve bataklığın üzerinde uçma şansımız yok.’’ Gordon kaşlarını çattı ve aynı şekilde zayıfça konuştu.
Trunks derin düşüncelere dalan Han Shuo’ya baktı, bir an kendi kendine düşündü ardından düşüncelerini sözlere döktü, ‘’Han, bataklığı her türden zehirli böcekler kaplıyor ve havada da yavaş etki eden toksinler bulunuyor. Eğer yanlışlıkla bataklığa düşersen kurtulma şansın olmaz. Biraz düşündüm ve bulduğum tek yol bataklığın yanındaki büyük ağaçların birkaçını kullanmak. Eğer ağaçların esnek dallarını şiddetle sallarsak, bataklığın üstünden uçarak meyvelerin olduğu yere ulaşma şansımız olabilir.’’
‘’Ancak, dalların bir insanı meyvelerin bulunduğu yere kadar fırlatacağının garantisi yok. Ek olarak, dallar seni fırlattıktan sonra nereye ineceğin kesin değil. Ayrıca insan yiyen bitkilerle de savaşman gerekecek. Bu yolla meyveleri elde etme şansın çok düşük.’’
Trunks’ çatılı kaşlarıyla dinleyen Han Shuo'nun yüzünde aniden bir gülümseme belirdi. Elf Angelica’ya baktı, ağzı adeta kulaklarına varmıştı, ‘’Güzel, tatlı elfcik, az önce rüzgar nitelikli bir büyü, yapmıştın değil mi?’’
Haffiçe panikleyen Nia Angelica’yı arkasına çekti ve garip garip Han Shuo’ya baktı, küçük bir civcivi koruyan anne tavuk gibi gözüküyordu, “Han, hâlâ az önce olanlar nedeniyle kin tutuyor ve Angelica’dan intikam almayı mı planlıyorsun? Angelica biz elfler arasında bir soyludur, dolayısıyla ona sorun çıkarmamanı öneririm. Ek olarak, kılına dokunmana dahi izin vermem.’’
‘’Yüzünde böyle gülümsemesi olan biri asla iyi olamaz, büyükbabam böyle demişti. Gülümsemesi çok endişelendirici, kötü niyetli olmalı!’’ Nia'nın arkasındaki Angelica, dik dik Han Shuo’ya baktı ve söylendi.
Acı bir gülümsemeyle kafasını iki yana sallayan Han Shuo karşılık verdi, ‘’Yahu ne kötü niyetim olsun? Eğer bir rüzgar büyücüsüyse ondan sadece ufak bir iyilik isteyecektim.’’
Nia Han Shuo’nun sözlerini duyduktan sonra rahat bir nefes verdi ardından sakince Angelica’ya bakmak için döndü ve gülümseyerek konuştu, ‘’Han kötü birisi değildir. Az önce rüzgar büyüsü yaptın, hangi seviyedesin?’’
‘’Sadece bir kalfa büyücüyüm, yani uçamam. Bana o meyveyi getir deme, düşerim!’’ Angelica cırladığı sıraca ince bilekleri titremeye başlamıştı bile.
Nefesini tutmuştu ve narin, küçük yüzü çaba göstermekten kızarmıştı. Görünüşe göre tüm gücünü toplamaya çalışıyordu. Aniden havaya iki hızlı adım attı ardından bir patırtıyla yere yığıldı. Gruptakilere ellerini iki yana açtı ve umutsuz bir ifade sergiledi. Yaptığı hareketler gerçekten uçamadığını ve eğer uçmayı denerse böyle düşeceğini gösteriyordu.
‘’Eh, senden sadece kalfa seviye büyü Amansız Rüzgar’ı yapmanı isteyecektim. Gerçekten beceriksizliğini kanıtlamana gerek var mıydı?’’ Han Shuo garip elfe bakarken gülse mi, ağlasa mı bilemiyordu.
Yerden kalkan Angelica üzerindeki tozu sildi ve küçük göğsünü öne çıkartarak gururla konuştu, ‘’Demek sadece Amansız Rüzgar büyüsü ha? Bendeniz, Angelica, yardım edeceğime söz veriyorum. Ne yapmam lazım?’’
O anda Trunks ve diğerleri meraklı bakışlarla Han Shuo’nun etrafına toplandı, genç adamın yanıtını bekliyorlardı.
Han Shuo ciddi bir ifadeyle Angelica’ya baktığı ve mırıldandı, ‘’Birazdan dalın beni fırlatmasını sağlayacağım, sen de tam bu an üzerimde Amansız Rüzgar büyüsünü kullanacaksın. Fırladığım anda yapmayı unutma ve en iyi anı yakaladığına emin ol.’’
‘’Han, gerçekten bunu yapmayı düşünüyor musun? Dalın fırlatma gücü seni bataklığın diğer tarafına kadar götürmeye yeterli olmayabilir. Amansız Rüzgar büyüsünün desteğiyle bile başarısız olabilirsin. Ek olarak, Amansız Rüzgar uçuş hızını arttıracağı için Dagmar Meyvesi’ni alma şansını azaltacaktır. Sana başka yol bulmanı şiddetle öneriyorum!’’ Trunks Han Shuo’ya bakarken kaşlarını çattı ve genç adamın fikrini değiştirmeye çalıştı.
Kafasını iki yana sallayan genç adam Trunks’a kararlı bir ifadeyle yanıt verdi, ‘’Gerek yok, eğer başarılı olacağıma dair kendime güvenmesem bunu yapmazdım. Hepiniz rahat olun, başka yöntemlerim de var.’’
Bu sözleri söyledikten sonra, herkesin şaşkın bakışları altında bir çadır çıkarttı ve elindeki İblisdoğrayan ile çadırı birkaç kez kesti. Ardından hızla hareket etti ve çadırın etrafına sarmak için sağlam ipler çıkardı.
Bir süre sonra, Han Shuo hareket etmeyi bıraktı ve bir gülümsemeyle konuştu, ‘’Basit bir eşya yaptım. Bunun ve Amansız Rüzgar büyüsünün yardımıyla, bataklığı geçebileceğime ve bunu düşük bir hızla yapabileceğime eminim!’’
‘’Han, bu garip eşya da ne? Bataklığı geçmene yardım edebileceğini mi söylüyorsun? Gerçekten inanmıyorum!’’ Afrodit Han Shuo’nun eline baktı ve inançsızlıkla konuştu.
‘’Buna askılı planör derler ve işime yarayacaktır.’’ Han Shuo çadır bezinden yaptığı basit askılı planörü aldı ve yavaşça bataklığın yanındaki en heybetli ağaca doğru yürüdü ardından herkesin inanamayan bakışları altında, yavaşça ağaca tırmandı.
‘’Gerçekten emin misin?’’ Trunks Han Shuo'ya hâlâ inanmasa da, genç adamın kararlı olduğunu gördüğü için fikrini değiştirmek konusunda daha fazla çabalamadı. Han Shuo’nun ağacın en yüksek noktasına çıktığını ve esnek bir dalı kavradığını gördükten sonra sadece son bir kez sordu.
“Eminim, sen hazır mısın Angelica?’’ Han Shuo onayladıktan sonra aşağıda bekleyen güzel Angelica’ya sordu.
Angelica gururla kafa salladı ve büyük bir özgüvenle konuştu, ‘’Sorun yok, başlayabilirsin!’’
Magnec