Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

67. Bölüm Arkadaşlar

Çevirmen: Violet / Editor: Güz

Yaz festivali gecesi, Richard’ın zihnine derinden damga vuran bir gece oldu. Evine dönünceye kadar, başına gelenlere bir türlü akıl sır erdiremedi. Her şey inanılmazdı, ancak buna rağmen boynundaki ateş ejderhası derisi fazlasıyla gerçekti.

Yaklaşık 10 milyon sikke değerinde olan bu materyal, Dağdeniz tarafından bir bohça haline getirilerek bir hediye olarak verilmişti ona. Richard onu açıp yavaşça okşayarak büyük bir çalışma masasının üzerine yaydı.

Yayıldığında, üzerine parlak desenler nakşedilmiş koyu kırmızı deri, neredeyse iki metrekare büyüklüğündeydi ve masanın çoğunu kaplıyordu. Güneş ışığı kadar parlak bir ışık yayan sihirli lambaya rağmen, yayılan postun açığa çıkardığı soluk kırmızı parlaklık, yüzeyinde sis gibi görülebiliyordu hala. Richard deriyi okşadığında, parmaklarının ucunda yakıcı bir sıcaklık hissedebiliyordu.

Richard'ın elleri deriye temas edince büyük miktarda bir veri ortaya çıktı ve böylece Richard da derinin özelliklerine aşina oldu. Bu, hayatında dokunduğu en değerli materyaldi ve eğer bu deriyi rünü için bir malzeme olarak kullanırsa, planlarının çoğu gerçekleşebilirdi. Bunun sayesinde, kar tavşanının kış kurdunu alt etmesini sağlayacak kadar güçlü bir rün yapabileceğinden en az %30 emindi. Ancak bu derinin kökeni bir sırdı, en azından Richard'a.

Dürüst olmak gerekirse Richard, Dağdeniz'le arkadaş olmak konusunda çok istekliydi, onun erkeği olmak ise tamamen başka bir hikayeydi tabii ki. Ancak onun gerçek niyetlerinden hala emin değildi şimdilik.

Richard'ın kalbi, ona barbar kızın basit ve samimi biri olduğunu söylerken, öte yandan yıllar boyunca geliştirdiği bilgelik ve mantık, kızın eylemlerinin ardında bir çeşit komplo olması gerektiği konusunda Richard'ı uyarıyordu.

Richard'ın kendi prensipleri ve düşünceleri vardı. Dağdeniz'le arkadaş olmak istemesine rağmen, onun zengin varlıklarından hiçbirini kullanmayacaktı. Annesi, Richard daha küçükken ahlakını yontmuştu ve Gaton Archeron'un gölgesi de üzerinde duruyordu şu an.

Onu Koyumavi'ye göndermeden önce bir keresinde Gaton, Richard'ın zihnine derinden kazınan bir şey söylemişti ona, “Her Archeron'un içinde şiddetli bir kibir vardır. Başkalarından yardım istemek yerine, bir ilki başarmak için kendi iki elini kullanmayı tercih eder. Tabii ki, bu artıları ve eksileri beraberinde getiriyor. Eksisi, Archeronlar'ın bir araya toplanmakta sonsuza dek zorlanacak olması, artısı ise diğerlerinin her başarılı Archeron'dan korkacak olmasıdır.”

Gümüşay elfleri de açıkça gururlu varlıklardı, ama bu beraberinde ayrılık ve kibir getiriyordu. Kanlarından gelen mükemmellik arayışı, başka bir şey görmelerini zorlaştırıyordu.

Bu iki farklı çeşit gurur, Richard'ın içinde karışmıştı ve gümüşay elflerine mi yoksa Archeronlar'a mı daha çok benzediğine dair kendisinin bile hiçbir fikri yoktu.

Deriyi bir kez daha sarıp, sihirli malzemeyi mühürlemeye koyuldu. Bir yarı düzlemde saklanmadığı sürece, eğer deri mühürlenip büyüyle muhafaza edilmezse, içindeki büyülü güç yavaş yavaş dağılırdı. Ancak şu anda Richard, ejderha derisinin etrafında akan hafif bir güç olduğunu fark etti ki bunu hemen barbar kızın ıssız aurasıyla bağdaştırmıştı. Kız onu bir şal olarak kullanırken, deriye herhangi bir güç uygulamamış, bunu sadece Richard'a hediye ederken içindeki sihrin dağılmasını engellemek için yapmıştı. Deli gibi her yana koşuşturan birinin bu kadar dikkatli olabileceğini kim tahmin ederdi ki?

Richard farkında olmadan biraz gülümsedikten sonra dikkatli bir şekilde sihirli malzeme deposunun üst rafına yerleştirdi onu.

O öğleden sonra programı derslerle doluydu, ancak zaman su gibi akıp geçerken öğle yemeği vakti gelmişti. Richard, her gün öğle ve akşam yemeğini bir savaş olarak görüyordu. Diyeti artık efsanevi büyücü tarafından düzenlenmese de, arada sırada Koyumavi'nin en iyi simyacısı tarafından ayarlanıyordu artık. Bu ikisi arasındaki benzerlik, kullanılan malzemelerin eşit derecede pahalı olması ve porsiyonların eşit derecede şok edici olmasıydı ki bu yüzden yemeklerini getirmesi için iki güçlü ve bronz tenli köle gerekiyordu artık.

Malikanesine dönen Richard kapıda onu bekleyen Dağdeniz'i görünce şaşırdı. Arkasında sadece Çelikkaya, yaşlı adam ve iki imparatorluk muhafızı vardı. Kız ve adamlarını içeri aldıktan sonra, Richard'ın öğle yemeği de iki bronz tenli köle tarafından getirildi.

Yiyecekler düzgün bir şekilde düzenlendikten sonra, kız hemen keyifli bir çığlık atıp masaya oturdu, “Beni yemeğe davet et! Beni yemeğe davet et! ”

“Elbette!” diye cevap verdi Richard, onunla arkadaş olmak isteyerek. Ayrıca Çelikkaya'ya ve yaşlı adama seslendi, ama barbar savaşçılar tarafından nazikçe reddedildi. Devasa Çelikkaya herkese küçümsemeyle davranıyor gözükse de, Richard'a karşı iyi bir tutumu var gibi görünüyordu.

Yemeğe davet edildikten sonra, Dağdeniz tereddüt etmedi. Hemen ellerini harekete geçirerek, masadaki on çeşit zarif çatal bıçakla uğraşmayıp yemeğe daldı elleriyle. Ejderha kaburgası olsun, kaplumbağa kabuğu olsun, hepsi kolayca parçalara ayrılıp ağzına atılıyordu, çatır çutur çiğneyip sonra da yutuyordu. Kaynar çorbanın bile hepsi birden ağzına dökülmüştü. İçinde ne olursa olsun, hepsi tek bir yudumda gidiyordu. Dişleri dünyadaki tüm maddeleri ezebilecek gibi görünürken, ejderha kemiği ve kaplumbağa kabuğu sadece fındık fıstık gibi geliyordu kıza.

Yaşlı adam, efsanevi büyücünün bir öğrencisinin ikametgahını görme isteğini dile getirince, Richard, onların istedikleri gibi dolaşmalarına memnuniyetle izin verdi. Burada sahip olduğu tüm bilgiler büyünün temelleri üzerineydi ve Norland kıtasında sır sayılmazdı. Yaşlı adam ve Çelikkaya'yla ilgilendikten sonra masaya dönen Richard, Dağdeniz'in her şeyi bitirdiğini görünce donakaldı.

O arada sadece birkaç kelime etmişti...

Dağdeniz, boş tabaklara bakınca kendisi bile biraz üzüldü, “Ah, burası diğer yerlere göre pek iyi olmasa da, yemekleri hiç fena değilmiş!”

Kız ayağa kalkıp, Richard'ı çekerek şöyle dedi: “Benim kampıma gelmeye ne dersin? Halkım dün gece balık tutmaya denize gitmişi. Eğer şimdi gelirsen, köpek balığı ve hatta şeytan balinası bile yiyebilirsin!”

“Sen Koyumavi'de kalmıyor musun?” Richard oldukça meraklıydı.

"Tabii ki hayır! Buranın nesi o kadar güzel ki? Anca bu kadar küçük bir pencereden dağları ve denizleri görebiliyorsunuz. Uyandıktan hemen sonra gökyüzünü görebilmeyi severim ben. Buz Körfezi aslında çok muhteşem ve neredeyse benim memleketimle boy ölçüşebilir. Neden böyle küçük bir kafese kapatıyorsun ki kendini?”

Richard bunu komik bulmuştu, ancak Dağdeniz'in çok samimi olduğunu görünce çok fazla şey söyleyemedi. Bırakın kışı, baharın başlangıcında ya da sonbaharın sonlarında insanlar burada donarak ölüyor, demek istemişti ama kızın görünüşüne bakılırsa, soğuğun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.

Richard onun davetini reddedebildi sadece, “Olmaz, bu öğleden sonra ustayla görüşmem gerekiyor.”

Dağdeniz aniden aklına bir şey gelince şaşkınlık dolu bir ses çıkardıktan sonra şöyle dedi, “Bu öğleden sonra benim de onunla randevum vardı. Bunu neredeyse unutmuştum. Aslında onunla görüşüp görüşmemem çok da önemli değil ama madem sen gideceksin, birlikte gidelim bari!”

Randevudan önce hala biraz vakit olsa da, Richard'ın başka yerden yiyecek almaya niyeti yoktu. Sadece dahili iletişim sistemini kullanıp, temizlemeye geldiklerinde birkaç hafif ikram getirmelerini isteyebilirdi yemek gönderenlerden. Daha sonra büyük bir pencereden görünen geniş manzaralı bir yer bulup Dağdeniz'le sohbet etmeye başladı.

Kız, barbar dünyasının görkeminden bahsetti. Richard anlattıklarından, Norland'ın doğusundaki Issız Kıta diye adlandırılan devasa bir adada yaşadıklarını öğrendi. Bunun nedeni, yüzey alanı açısından bir kıta sayılabilecek olmasıydı. Orada yaşayan yerli kabileler bu kıtayı Klandor, Yeni Kahramanlar Ülkesi olarak adlandırıyordu.

Richard da Rooseland'da sahip olduğu harika yaşamdan bahsetti. Kıtanın en alt kısmında yaşayan insanların hayatı olmasına rağmen, Dağdeniz onu ilgiyle dinliyordu.

O sırada Çelikkaya ve yaşlı adam, Richard’ın konutunu gezmeyi tamamlamıştı.

Çelikkaya'nın bakışları çeşitli büyü materyalleri ve kitapları arasında dolaşıyordu, hatta kitaplıktan gizlice kalın ve sıkıcı bir ‘Düzlemsel Geometri’ kitabı alıp sayfalarını karıştırmıştı. İçinde Richard'ın düşüncelerini yazdığı birçok not vardı. Her notta sadece bir veya iki satır vardı, ancak kitapta birikmiş çok sayıda not bulunuyordu. Çelikkaya kitabı yerine geri koyup, çelik bir sütun kadar kalın olan parmaklarını kullanarak büyü teorisi hakkındaki bir kitabı hafifçe kavradı. İçini karıştırdıktan sonra, benzer bir takım notlar bulup kafasını sallayarak kitabı rafına geri itti. Normal insanlarla kıyaslandığında, Çelikkaya temelde bir devdi, ancak şu anki hareketleri şaşırtıcı bir şekilde çevikti, geride tek bir iz bırakmayan bir şekilde.

Yaşlı adam Richard’ın çalışma masasının önünde durup eğilerek, Richard’ın rün tasarlarken henüz tamamlamamış olduğu fikirlerinden birine dikkatle baktı. Masanın üzerine yayılmış büyük parşömen kağıdı, sayısız rakam ve formüllerin yanı sıra, bir büyü formülünün iki kaba çizimiyle doluydu. Son halini almamıştı henüz ve hala yapılacak bazı hesaplamalar ve sağlama formülleri vardı. Bunun gibi eksik bir konsept, hiçbir rün ustasının tekrar bakmakla ilgilenmeyeceği bir şeydi. Yine de yaşlı adam masanın önünde kımıldamadan duruyordu, sanki bu sıkıcı sayılara karşı büyük bir ilgisi varmış gibi.

Çelikkaya yaşlı adamın yanına gelip, masaya baktı. Anlaşılan sayılar onu pek etkilememişti ki, hemen kaşlarını çatmaya başladı. “Bu bir rün mü? Bizim aziz totemlerimizden çok uzak. Bu çocuk çalışkan, tutumlu ve disiplinli ama oldukça fakir. Bu rün eksik görünüyor. Bak, bu formülün şurasında ölümcül bir kusur var.”

Yaşlı adam başını iki yana salladı, “Bir kartalın mavi gökyüzünde süzülüp süzülemeyeceği, kanatlarını yuvasında salladığı andan itibaren bellidir.”

Çelikkaya, devasa avuç içlerini ovuşturdu, “Bu çocuk gelecekte bir kartal olabilecek mi?”

Yaşlı adam cevap vermeyip onun yerine, “Ekselansları Sharon ile tanışma zamanı geldi,” dedi.