Ahh doğru ya 100de satışlar başlıyordu neyse ben köşeye gidip ağlayayım bari
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
97. Bölüm Tuhaf ve Egzotik Malzemeler
Han Shuo birkaç gün sonra akademiye döndüğünde, Camilla’nın yüzünde aceleci bir ifadeyle bir gece ansızın akademiden ayrıldığını öğrendi. Bu durumu biraz soruşturduktan sonra, Camilla’nın evinde bir sorun çıktığını ve muhtemelen kısa sürede akademiye dönemeyeceğini öğrendi.
Bu yüzeydeki açıklamaydı, lakin Han Shuo içgüdülerine göre, muhtemelen cadıyı bir daha asla görmeyeceğini tahmin ediyordu. Camilla’nın düşman bir krallığın casusu olduğunu öğrenen Kara Kabuk’un sorunları halletme yöntemine bakılırsa, cadı pek de iyi bir sonla karşılaşmamıştı.
Camilla kaybolduğunda, Dük ve Erick gizli bir buluşma ayarladı ve daha fazla akademide kalmaya cüret edemediler. Bilgi alışverişinin sona ermesini akademiden ayrılıp Kasi İmparatorluğu’na dönmek için bahane olarak kullandılar. Fanny’yle görüşmek için Nekromansi Bölümüne giden Clark da, neredeyse onlarla aynı zamanda Dövüş Sanatları Bölümünden ayrıldı.
Kara Kabuk’un bir üyesi olan genç adam tam olarak neler döndüğünü bilmese de, Kara Kabuk’un mutlaka harekete geçtiğine ve kontrolü ele aldığına emindi. Aksi halde, üçlü böyle garip tepkiler vermezler ve kısa bir zaman zarfında iz bırakmadan ortadan kaybolmazlardı.
Sonraki birkaç gün boyunca Han Shuo rahatça hayatın tadını çıkardı. Devamlı büyü pratiği yapıyor ve anlamadığı bir kısım olursa hemen Fanny’ye soruyordu. Fanny’den her zaman doğru cevabı alabiliyordu ama belki de Birleşen Ruh Alemi’ne atılım yaptığından, Fanny’nin yanındayken sık sık kalbinin derinliklerinde sakladığı cüretkar yorumları ağzından kaçırıyordu.
Bu durumun yaşandığı zamanlarda ise, Fanny somurtup genci azarlıyordu. Han Shuo ne zaman kendisine gelse, durumu çözmek için bir yol bulmaya çalışıyordu. Bulamazsa, sadece aptal rolü oynayarak durumu yatıştırmaya çabalıyordu.
Han Shuo bu sabah uyandığında, havanın birdenbire soğuduğunu fark etti. Biraz düşündü ve Phoebe’nin cücelere kışı geçirmelerine yetecek kadar erzak hazırlamış olması gerektiğini düşündü. Bu nedenle, akademiden ayrıldı ve Boozt Tüccar Loncası’na doğru yola çıktı. Ayrıca Phoebe’den üstün toprak zombisi arıtmak için gereken malzemeleri almak istiyordu.
Boozt Tüccar Loncası’na geldiğinde muhafızların bir kere daha değiştiğini gördü. Han Shuo ismini söylediğinde, muhafızlar bu kez oldukça saygılı biçimde hemen içeri girmesine izin verdi. Kısa bir süre sonra, Fabian son derece sağlıklı ve keyifli bir ifadeyle mesafede belirdi. Uzaklardan seslendi, ‘’Selam Bryan! Görüşmeyeli çok oluyor, nasılsın?’’
‘’Oh, Fabian, iyi olduğunu görmek güzel. Geçen sefer ev üzerine çöktüğünden senin....’’ Han Shuo Fabian’ı gördüğü için epey şaşırmıştı, zira Fabian’ın savaş esnasında çöken binada can verdiğini düşünüyordu.
‘’Ev çöktüğünde yatağın altına saklanmıştım. Ardından Candice gelip beni buldu ve yıkılan evden kurtardı. Böylece kurtulmayı başardım.’’ Fabian keyifle Han Shuo’ya açıklarken ölümün kapılarından dönmenin neşesini yüzünde taşıyordu.
Kafasını sallayan Han Shuo Fabian’a göz attı. ‘’Şimdi epey iyi görünüyorsun. Belli ki şansın yaver gitmiş!’’
‘’Haha, öyle değil ama Grover öldükten sonra Gölge Tayfı bir daha ortaya çıkmadı. Artık Phoebe Hanım loncayı resmi olarak kontrolüne aldığından, hayatım çok daha iyi.’’ Fabian iyi şans fikrine karşı çıksa da, yüzündeki mutluluk içindeki keyif ve gururun dışavurumuydu.
Loncadaki düzen değişmemişti fakat içerideki bütün muhafızlar değiştirilmişti. Han Shuo yarı yolda birdenbire duraksadı ve solundaki yapay dağa baktı. Aniden aklına Phoebe ile beraber Ellis’in takibinden kaçınmak için yapay dağdaki çatlaklardan birisine saklanmak zorunda kalmaları gelmişti.
Yapay dağdaki çatlağa baktığında, o kısma özenle bakıldığını fark etti. Çatlağın çevresine çiçekler ve kısa bitkiler dikilmişti. Hatta yapay dağdaki çatlağın yanına kayadan yapılma bir sandalye ve bir masa bile yerleştirilmişti, sanki birisi gelip manzaranın tadını çıkarıyor gibiydi.
‘’Eh, burada neden değişiklikler yapıldı? Daha önce burasının böyle olmadığını hatırlıyorum.’’ Han Shuo şaşkınlıkla etrafına bakındı ve Fabian’a sormak için kafasını çevirdi.
‘’Heh heh, gerçekten iyi gözlemcisin. Bu yer Phoebe Hanım’ın isteklerine göre yeniden düzenlendi. Phoebe Hanım başkalarının buraya girmesini yasakladı. Boş zamanı olduğunda buraya güneşin tadını çıkarmaya, çay içmeye ve çiçekleri izlemeye geliyor. Bence buradaki manzara o kadar güzel değil fakat bir nedenden ötürü, Phoebe Hanım burayı seviyor işte.’’ Fabian kafa karışıklığını belli eden bir bakışla açıkladı.
Geçen sefer Pheobe'yle beraber sığındığı çatlağa göz atan Han Shuo, ikisinin utanç verici yakın konumunu hatırladı. Kalbi hızlanırken aklına bir düşünce geldi; acaba Phoebe bu yeri garip durumlarının hatırası olarak mı tutuyordu?
Genç adam bir süre sonra bu düşündüklerinin imkansız olduğunu düşündü ve ‘İmkansız’ sözcüğünü içinden tekrar etti. Phoebe son derece gururlu ve ateşli birisiydi ayrıca üstün bir görünüşe sahipti. Şu anda Boozt Tüccar Loncası’nı yönettiğinden bahsetmeye gerek dahi yoktu. Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nin ufak bir öğrencisini umursaması imkansızdı.
Han Shuo bunu düşünürken Fabian kendisini çoktan lobiye getirmişti. Şişko çay ve tatlı sunması için bir hizmetçi çağırdı ardından Phoebe’yi çağırmak için ayrıldı.
Phoebe basit, beyaz ve pratik eğitim giysisi içinde geldi. Alnında hafif ter damlaları bulunuyordu. Han Shuo’nun önüne geldiğinde, boş bir bardağa çay koyup birkaç yudum aldıktan sonra konuşmaya başladı. Oldukça susamış gibiydi.
‘’Erzaklar için geldin, değil mi?’’
Onaylayan Han Shuo gülümsedi, ‘’Tabii ki, erzaklar için olmasa ne diye loncaya geleyim ki?’’
Phoebe dudaklarını tatlı bir şekilde kıvırdı ve Han Shuo’ya göz devirerek keyifsizce söylendi, ‘’Sadece beni, arkadaşını görmeye gelemez misin?’’
İstemsizce gülen Han Shuo sataştı, ‘’Son görüşmemizin üzerinden sadece birkaç gün geçti ve sen yeni yeni loncanın başına geçtin. Epey meşgul olmalısın. Gelmek isterdim fakat zamanının olmayacağından endişelendim!’’
‘’Humph. Beni düşünmediysen düşünmemişsindir. Bahane üretme.’’ Phoebe zarif ve uzun boynunu kaldırdı. Görünüşe göre Han Shuo’ya biraz trip atıyordu. Kısa bir süre düşündü ardından devam etti, ‘’İhtiyacın olan erzak miktarı iki odayı dolduruyor. Boyutsal yüzüğün en düşük kalite olmalı ve kesinlikle içinde başka eşyalar vardır. Bu kadar eşyayı boyutsal yüzüğüne sığdıramazsın.’’
‘’Gerçekten de öyle fakat birkaç git-gel yapabilirim. Heh heh, endişelenme, hakkında kötü düşünmem.’’ Han Shuo birkaç git-gel yapmaya çoktan hazırlanmıştı ve Phoebe’ye hafifçe gülümsedi. Duraksayan genç adam bir süre sonra çeşitli malzemelerin yazılı olduğu bir kağıt parçası çıkardı ve Phoebe’ye uzattı, ‘’Bu malzemelere ihtiyacım var. Bir göz at bakalım.’’
Han Shuo’ya biraz şaşırarak bakan Phoebe, genç adamın neden son zamanlarda özel malzemelere ihtiyaç duyduğunu anlayamıyor gibiydi. Phoebe Han Shuo’nun kağıdını aldı ve mırıldanmaya başladı, ‘’Buz toprağı, sıcak toprak, ıslak toprak, kan toprağı. Ve kar bilmem nesi, yaprak bilmem nesi, bilmem ne, bilmem ne meyvesi. Bu yazdıkların da ne? Bir çoğunu anlamıyorum!’’
Phoebe’nin şüpheleneceğini önceden tahmin eden Han Shuo hafifçe gülümsedi ve açıkladı, ‘’Buz toprağı son derece soğuk yerlerde bulunabilir, sıcak toprak sıcak yerlerde bulunabilir. Genellikle lav bulunan yerlerde olur. Islak toprak genellikle tüm yıl nemli olan ve hiç gün ışığı görmeyen yerlerde bulunur. Kan toprağı iki ordu savaştıktan sonra düşen askerlerin kanıyla kızıla boyanan yerlerde olur. Ayrıca Buz Karı Çiçeği var, buz toprağı olan yerlerde bulunur, sıcak topraktan lav, ıslak topraktan garip siyah yeşil otu ve kan toprağından tümör gibi gözüken meyve...’’
Genç adam listedeki malzemeleri açıklarken Phoebe’nin kafası gittikçe daha da karıştı. Bu malzemelerin isimleri Chu Cang Lan’ın anılarındaki isimlerden farklı olsa da, Phoebe’nin bildikleriyle aynı şekle ve aynı karakteristik özelliklere sahip olmalıydılar. Ayrıca Phoebe’nin bile daha önce hiç duymadığı ve Han Shuo’nun detaylı açıklamalarından sonra başkalarına sorması gereken birkaç malzeme bile vardı.
Han Shuo üstün toprak zombisi oluşturmak için gereken on üç malzemeyi sıraladığında, Phoebe tamamen serseme döndüğünü hissetti. Eğer bu malzemeleri isteyen kişi Han Shuo olmasıydı, muhtemelen Phoebe şimdiye dek kendisini tutamazdı. Biraz sinirle konuştu, ‘’Bu malzemeler ne için lazım? Eğer söylemezsen, yardım etmeyeceğim!’’
Phoebe’ye pes ederek bakan Han Shuo kızın sinirli ve kötü bir ruh halinde olduğunu gördü. Daha sonra büyülü sözleri söyledi ve kemik hançerini taşıyan küçük iskelet Han Shuo’nun önünde belirdi. Han Shuo'dan emir alan küçük iskelet son derece çevik bedeniyle büyük salonda ileri geri koşturdu ardından elindeki kemik hançeri Phoebe’ye doğru fırlattı.
Phoebe dehşet içinde afallarken, uzun kılıcından savaşçı aurası yükselerek küçük iskeletin kemik hançeriyle çarpıştı. Kemik hançer döndü ve küçük iskeletin eline uçtu. Han Shuo sordu, ‘’Bu küçük iskelet ile sıradan ruh çağıranların çağırdığı iskeletler arasında bir fark olduğunu düşünüyor musun?’’
‘’Fark yok ama bu iskelet inanılmaz. Ruh çağıranların çağırdığı iskelet savaşçıları uzun zaman önce gördüm, onlar ve küçük iskeletin arasında gökyüzü ve yeryüzü kadar fark var. İskelet savaşçının sadece dış görünüşünün bir iskelet olduğunu ama bedeninde bir iblisin gizlendiğini hissedebiliyorum. Ben bile ondan biraz korkuyorum.’’ Phoebe ürperti dolu bir ifadeyle kemik hançerini tutan küçük iskelete baktığı sırada konuştu.
‘’Önceden sıradan bir iskelet savaşçıydı, hatta sıradan olanlardan daha zayıftı. Sadece benim için çöp atmayı biliyordu. Şu an ise farklı olduğunu görebilirsin. Gizli arıtma yöntemlerimle birlikte yavaşça gelişiyor. Az önce gücünü sen fe gördün. Sana sadece bu malzemelerin en az onun kadar muazzam bir zombi arıtmak için gerektiğini söyleyebilirim.’’ Han Shuo beklentiyle Phoebe’ye baktı ve yavaşça ağzını açtı.
Bu dünyada onun dışında kimse büyü yuanı eğitimini bilmiyordu. Han Shuo Phoebe’nin öğrenmesinden korkmuyordu, ayrıca Phoebe’nin uzun zaman önce küçük iskeletin mucizevi gücüne tanık olduğundan bahsetmeye gerek dahi yoktu. Ek olarak, Han Shuo gerçekten Phoebe’ye güveniyordu, bu yüzden konuyu basitçe anlattı.
‘’İnanılmaz, bu inanılmaz. Yöntemin kesinlikle ruh çağıranlara bir devrim yaşatacak. Bunu nasıl başardın Bryan? İnanılmazsın!’’ Phoebe heyecan içinde haykırırken, genç adama hayran hayran bakıyordu.
Omuz silken Han Shuo yanıtladı, ‘’Bu yöntemi kendi başıma buldum. Arkadaşız Phoebe, bu yüzden sana bu konudan bahsedebilirim. Ancak, eğer bu meseleyi başkası öğrenirse muhtemelen başıma büyük bela alırım. Bu yüzden, umarım bunu sır olarak tutabilirsin.’’
‘’Benim dışımda kimseye söylemedin mi?’’ Phoebe ilk olarak şaşırdı ardından Han Shuo’ya garip bir bakış attı.
Kafasını sallayan Han Shuo kararlılıkla söylendi, ‘’Kesinlikle hayır!’’
Sersemletici yanaklarında hafif bir kızarıklık beliren Phoebe Han Shuo’ya keyifle söz verdi, ‘’Pekala, hayatımı tehdit etseler bile, sırrımızı açığa çıkarmayacağım. Buna emin olabilirsin!’’
‘’Teşekkür ederim Phoebe, bu iyiliğini unutmayacağım. Umarım bu malzemeleri benim için bulabilirsin. Sadece siz gibi büyük loncaların şehirleri geçip İmparatorluk boyunca bu türden eşyaları elde edebileceğinizi biliyorum.’’ Han Shuo Phoebe’ye samimiyetle karşılık verirken biraz etkilenmişti.
‘’Sorun değil, elimden geleni deneyeceğim. Bunların epey pahalıya patlayacağını düşünüyorum. Yeterli para hazırlasan iyi edersin! Heh heh, bunu hayrına yapmıyorum!’’ Phoebe Han Shuo’ya göz kırptı ve hafif bir gülümsemeyle sataştı.
Başlangıçta, Han Shuo Phoebe’nin anlaşması zor, soğuk, kibirli birisi olduğunu düşünmüştü. Ne var ki, zaman geçtikçe ve ikili beraber deneyimler yaşadıkça, genç adam bu soğukluğun Phoebe’nin sadece yabancılara gösterdiği yüzü olduğunu keşfetmişti. Gerçek bir arkadaşının karşısında ise genç kız asla kibir sergilemiyordu. Bu da Han Shuo’nun Phoebe’yi onaylamasını ve onu basit bir iş ortağı olarak görmemesini sağlamıştı.
Han Shuo bu özel malzemelerin formasyonunu ve konumunu detaylıca açıklamak için bir saat daha harcadı, ta ki Phoebe her şeyi bir kalem ve kağıtla yazana kadar böyle devam etti. Ardından Phoebe’nin hazırladığı erzağın bir kısmını boyutsal yüzüğüne aktardı ve ölüm mezarlığına döndü.
Şimdi sitemize yeni bir sistem planlıyoruz yakında bunun duyuruları yapılacaktır, dolayısıyla fazla bahsetmiyorum ama 100.bölümden sonra her bölümün satışı durumu biraz değişecek. Bu nedenden ötürü, haftalık 15 ilerleme hızımız da bir süreliğine 10 bölüme düşecek. Tabii yeni düzenlemeler sonunda 15 bölüm civarına geri çıkmayı planladığımızı hatırlatmadan geçmek istemiyorum. O zamana kadar biraz tempomuz düşecek. Yeni haberlerimizi beklemede kalın!
Magnec