Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

80. Bölüm Büyülü Mezarlık

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Han Shuo katı zemine indi, dengesini toparladı ve çevresini kontrol etti. Büyük bir laboratuvardaydı. Etraf her türden tüpler ve büyük kemiklerle kaplıydı. Yeşil yakamoz ışıltısına benzer birkaç kasvetli ışık, aydınlatma sağlayarak içeriyi görünür kılıyordu.

Ek olarak köşelerde birkaç oda vardı. Han Shuo odaları incelediğinde iki tanesinin nekromansi ve kara büyüyle alakalı kitapla dolu olduğunu keşfetti. Buradaki kitaplar son derece eskiydi. Üzerlerinde de epey toz vardı. Buradaki kitap sayısı akademinin kütüphanesindeki kitap sayısından çok daha fazlaydı.

Diğer dört odada ise büyü malzemeleri vardı. Her tüp sıkıca mühürlüydü ve renkli sıvılarla doluydu, bazı tüplerin içinde parıldayan garip kemikler ve vahşi yaratık dişleri barındırıyordu.

Tam Han Shuo çevresini incelerken, elindeki yeşil küre birdenbire kör edici bir yeşil ışık saçtı. Işık bütün laboratuvarı kapladığı ve siyah, gölge vari bir hayalet laboratuvardaki dairesel büyü sembollerinden birinde birdenbire belirdi.

‘’Evladım, buraya gelip bu yansıma görüntüsünü gördüğünde, ben çoktan toza dönmüş olacağım. Eğer ölüm mezarlığı hakkında her şeyi anlamayı arzuluyorsan, dikkatini bana ver ve söyleyeceklerimi dinle.’’

Han Shuo yeşil kürenin parıltısı nedeniyle siyah gölgenin asıl formunu göremiyordu. Ses zorlukla da olsa yavaş bir şekilde konuşmaya başladı.

Genç adam ilk şoku atlattıktan sonra bunun büyücülerin mesaj bırakmak adına kullandığı bir yöntem olduğunu fark etti. Han Shuo çabucak odağını toparladı ve görüntünün söylediği her cümleyi dikkatle dinlemeye başladı.

‘’İlk olarak, ölüm mezarlığının zamanımda ruh çağıranların kutsal toprağı olduğunu bilmen lazım. Burası Nekromansi büyüsünün zirvesini temsil ediyordu. Ölüm mezarlığı hareket edebilir. Buradaki bütün her şeyi kavradığında, dehşetengiz bir şehrinin olduğunu keşfedeceksin...’’

Hayalet vari ses son olarak şu sözleri söyledi, ‘’Beni sonraki seviyede yine göreceksin.’’ ardından siyah gölge birden kayboldu.

Ölüm mezarlığının yeryüzündeki büyü düzeni dışında, bu kattaki laboratuvar ve kütüphanesinin ile birlikte iki seviyesi daha vardı. Ölüm mezarlığındaki bütün sırları kavramak için tüm katlara gitmek lazımdı. Han Shuo siyah gölgeden ölüm mezarlığının aslında hareket edebilen ve inanılmaz güçlü bir kale olduğunu öğrenmişti. Bu bilgi genç adamı afallatmıştı.

Yeşil küre ölüm mezarlığına girmeyi sağlayan bir anahtardı. İçinde bir ruh çağıranın şeytani zihin damgasını barındırıyordu. Nekromansi büyüsünü kullanan ruh çağıranlar dışında biri bu küreyi elde ederse, kürenin yozlaştırmasından kurtulamaz ve en sonunda hissiz bir zombiye dönerdi.

Han Shuo sadece bir büyücü çırağı olmasına rağmen, yine de nekromansi büyüsüne sahipti ve neyse ki lanetten etkilenmemişti. Ne var ki, eğer büyü yuanı olmasaydı zihinsel gücü fazla zayıfken yeşil küreyi dikkatsizce incelediği için, o gün ölümden kolay kolay kaçamazdı.

Olağanüstü büyü yuanı bu dünyadaki tüm enerjilerden farklıydı. Yeşil küre tarafından zihinsel gücü çekilen genci kurtarmış ve şaşırtıcı biçimde zihinsel gücünü arttırmasına yardımcı olmuştu. Genç adam insanlık dışı acının ortasında büyük yararlar elde etmişti. Bu muhtemelen yeşil kürenin yaratıcısının asla aklına gelmeyecek bir durumdu.

Siyah gölgenin açıklamalarından Han Shuo kısıtlı bilgi almıştı. Görünüşe göre daha derin açıklamalar diğer iki alt kattaydı. Han Shuo biraz sessizce düşündü ardından büyü kitaplarıyla dolu odalara geri döndü.

Büyü kitapları nekromansi büyüsünün zirvede olduğu zamanın ürünleriydi. Bunlar Han Shuo için paha biçilemez hazinelerdi. Akademide oldukça fazla kitap vardı fakat nekromansi büyüsüyle alakalı kitap sayısı çok azdı. Çoğu kitap ise sadece başlangıç ve kalfa seviye büyücüler içindi, daha gelişmiş büyücülerin kullanabileceği kitap sayısı son derece azdı.

Genç adam iki odadaki tozla kaplı kitaplara göz gezdirdi ve hayranlıkla iç çekmesine engel olamadı. Buradaki büyü kitapları ister kalite olsun ister sayı, akademidekilere kıyasla çok daha üstündü.

Nekromansi Büyüsü adlı kitap üst, orta ve başlangıç olarak üç seviyeye ayrılmıştı. Bu kitap odanın en dikkat çekici yerine konulmuştu ve belli ki özel ilgi görmüşlerdi. Bir büyü kabına yerleştirilmiş ve oldukça yeni gözüküyorlardı. Muhtemelen on binlerce yıl daha zarar görmezdi.

Kitabın başlangıç kısmı oldukça kalındı. Han Shuo bu kısımda nekromansi büyüsünün başlangıcından gerçek özüne kadar her şeyin detaylarıyla anlatıldığını keşfetti. İçindeki bilgi akademiden öğretilenden oldukça farklıydı. Han Shuo bu kısımdaki bilgilerin çoğunu hiç duymamıştı bile.

Orta ve üst seviyelerde ise her sayfada el yazması notlar vardı ve bu notlar sayfanın içeriğini detaylarıyla açıklıyordu. Üç seviye bir bütünü oluşturuyordu. Han Shuo orta ve üst kısımları okuduğunda, notların yardımıyla bile kitaptaki bilgileri anlayamadığını gördü.

Genç adam sadece başlangıç kısmının ilk yarısını az buz anlayabiliyordu ama bu kısımda notlar olmadığı için epey zorlanacağı belliydi. Kitabı yazan kişi belki de başlangıç seviyesi için notlara gerek olmadığını düşünmüş ve bu yüzden açıklama bırakmamıştı.

Han Shuo bir süre düşündükten sonra, Nekromansi Büyüsü kitabını ders kitabı olarak kullanmaya ve bu kitaba yavaşça çalışmaya karar verdi. Kararını verdikten sonra, genç adam küreyi aldı ve bu kattan ayrılarak yüzeye geri döndü. Her şeyi bir kenara bıraktı ve kitabın içinde kayboldu.

Han Shuo günlerini kitapla geçiriyor, her kelimesini tamamen anlamaya çalışıyordu. Han Shuo vakit geçtikçe akademide öğretilen bilgi ve büyülerin kitaptaki açıklamalardan daha basit olduğunu fark etti.

Genç adam Fanny’den öğrenemeyeceği birçok şeytani büyünün varlığından haberdar olmuştu.

Ceset Dirilişi temel bir nekromansi büyüsüydü. Bu büyü sayesinde ölenler zombiye çevriliyor ve düşmanla savaşmak için kullanılıyorlardı. Eğer zihinsel güç yeterli olursa, dehşetengiz bir zombi ordusu oluşturulabilirdi.

Nekromansi Örtüsü başka bir şeytani büyüydü. Nekromansi Örtüsü bir alan büyüsüydü ve etki alanındaki gecenin yaratıklarının gücünü ve çevikliğini arttırırdı. Düşman bu alan büyüsünü aşmada zorluk yaşar, böylece savaş güçleri azalırdı.

Kitapta Ceset Dirilişi ve Nekromansi Örtüsü’ne benzer sayısız büyü vardı. Bu büyüler uzun süredir kayıptı ve bugünlerde hiçbir ruh çağıranın bu büyüleri bilmediği söyleniyordu. Ne var ki, kitapta büyüler detaylıca açıklanmışlardı.

Han Shuo değerli bir hazine elde ettiğinin farkındaydı. Eğer bu kitap açığa çıkarsa, şu anki ruh çağıranların seviyesini fark edilir ölçüde artardı. Ruh çağıranların dehşeti bir kere daha yeryüzünde belirirdi.

Yaklaşık on gün geçmişti ve genç adam ya meditasyon yapıyor ya da parşömene çalışıyordu. Ceset Dirilişi temel bir büyüydü ama Han Shuo’nun pratik yapabileceği bir cesedi yoktu. Nekromansi Örtüsü’ne ise yeterli zihinsel gücü olmadığı için çalışamıyordu.

Han Shuo bu zaman zarfında kemik mızrağı büyüsünde ustalaştı. Zombi çağırma büyüsü bile neredeyse tamamlanmıştı ama genç adam diğer boyutla iletişime geçtiğinde bir dirençle karşılaşıyordu.

Zamanı hesaplayan Han Shuo, İblisdoğrayan Bıçak’ın hazır olmak üzere olduğunu hatırladı ve küçük iskeletle birlikte ölüm mezarlığından ayrıldı. Yolculukları esnasında birkaç 3 ya da daha üst seviyeli büyülü yaratık görmüşler ve onlardan kaçınmışlardı. Bu esnada birkaç düşük seviyeli canavar avlamayı ihmal etmemişler ve onları da yanlarına alarak yolculuklarına devam etmişlerdi

Han Shuo cücelerin köyüne yaklaştığı esnada, silah sesleri duymaya başladı. Han Shuo vakit kaybetmeden hızını arttırdı ve küçük iskeletle birlikte ağaçlar ile çalıların arasından fırlayıp sesin kaynağına atıldı.

Birkaç düzine insan yiyen canavar ve yüze yakın goblin cüceleri kuşatmıştı. Cücelerin ellerinde yeni dövülmüş silahlar vardı. Buna kıyasla goblinlerin elinde ise tahta sopalar ve ilkel bıçaklar bulunuyordu.

Kuşatılmış cücelerin şimdiye dek dayanmasını silah üstünlükleri sağlamıştı. Cüce köyü çok da uzakta değildi ve savaşma kabiliyeti olmayan çocuklar ile kadınlar köydeydi. Savaşan cüceler köyü açığa çıkartıp kadınlarla çocukları tehlikeye atmamak için geri bile çekilemiyorlardı.

Bu manzarayı gören Han Shuo’nun öfkesi anında kabardı. Koşarken arbaleti çoktan elinde belirmişti. Birkaç ok uğultuyla havayı yararak, bir insan yiyen canavar ile iki goblinin canını aldı. Küçük iskelet Han Shuo’nun kalbinin derinliklerinden gelen hiddeti hissetmişe benziyordu. Sırtındaki yedi kemik çıkıntısı her yöne fırladı ve insan yiyen canavarlar ve goblinlerin bedenlerinden kanlar saçıldı.

‘’Oh, Han geldi! Han geldi!’’ Elinde demir bir sopa taşıyan ve beş altı goblin tarafından çevrelenen Bennett, birden Han Shuo’nun figürünü gördü ve şaşkınlıkla haykırdı.

Han Shuo kuzu sürüsüne dalan kurt gibiydi ve küçük iskeletle beraber bir katliama başlamıştı. Özellikle küçük iskelet çok vahşiydi. Yedi kemik çıkıntısı insan yiyen canavarlar ve goblinlerin arasında adeta dans ediyor ve onların can vermesine sebep oluyordu.

Genç adam geldikten sonra, birkaç iskelet savaşçı çağırdı. Canavarlara saldıran bu iskeletler kemik hançerler taşıyorlardı. Han Shuo yerini korudu ve ölen insan yiyen canavarlar ile goblinleri hedef alarak, Ceset Dirilişi büyüsünü kullanmaya başladı.

Birkaç kez başarısız olmasına rağmen, pes etmeden sürekli büyülü sözleri tekrar ediyor, cücelerin şaşkın bakışları altında, az önce hayatlarını kaybetmiş cesetleri yeniden kaldırmaya çalışıyordu.

En sonunda, göğsüne ok saplanmış olan çirkin bir goblin ansızın ayaklandı. Metal bir sopa kavradı ve yalpalayarak, yanındaki gobline saldırmaya başladı. Han Shuo sakince az önce attığı adımları aklına getirdi ve bir kere daha Ceset Dirilişi büyüsünü kullandı.

Yine başarılı oldu, bu kez bir insan yiyen canavar ayaklanmıştı. En sonunda Han Shuo Ceset Dirilişi büyüsü sayesinde altı canavarı ayağa kaldırmış ve onlara hayattaki canavarlara saldırmasını emretmişti.

İnsan yiyen canavarlar ve goblinler bu durumu fark ettiklerinde anında dehşete düştüler. Yoldaşlarının yalpalayarak kalkıp kendilerine saldırması insan yiyen canavarlar ve goblinleri şoke etmişti. Kendi dillerinde birkaç şey söyleyip dehşet içinde Han Shuo’yu işaret ettiler ardından çil yavrusu gibi dağıldılar.

Yan taraftaki cüceler bile biraz ürkmüştü. Han Shuo’ya son derece garip bir şekilde bakıyorlardı. Genç adam gözlerini kırpıştırdı ardından hemen tepki verdi. Büyüsünü iptal ettiği an ölü insan yiyen canavarlar ve goblinler bir kere daha yere yığıldılar.

‘’Han, bu büyün fazla şeytani. Biz bile biraz korktuk.’’ Bennett Han Shuo’ya doğru geldi ve tereddüt ederek konuştu.

Han Shuo Ceset Dirilişi büyüsünün gerçekten de oldukça şeytani olduğunun farkındaydı. Bu büyü sıradan canlıların kabullenebilecekleri bir büyü değildi. Bir an düşündü ardından yanıt verdi, ‘’Bennett ne demek istediğini anlıyorum ama sizi kurtarmak için yaptım.’’

‘’Anlıyoruz, teşekkür ederim Han. Ne var ki, bu türden büyüleri kabullenmek gerçekten zor. İnsan yiyen canavarlar ve goblinler bile korkudan kendilerini kaybettiler. Heh heh, hadi gidelim. Silahın hazır, köye gidince sana teslim edeceğiz.’’

‘’Bitirmişsiniz!’’ Han Shuo İblisdoğrayan Bıçak’ın hazır olduğunu duyunca gerçekten sevindi. Çalıları geçti ve cücelerle birlikte köye doğru yürümeye başladı.

Küçük iskeletin yedi kemik çıkıntısı kaburgasına geri yerleşmişti ve iskelet Han Shuo’nun aksine köyü yönelmedi. Genç adamın emirleri doğrultusunda ölü bedenleri yağmalamaya başladı.

Genç adam cüce köyüne vardığında hemen İblisdoğrayan Bıçak’ın dövüldüğü yere geldi.

‘’Han, isteklerine göre dövdüğümüz silah bu. Tatmin oldun mu?’’ Bennett elindeki çekiçle yandaki bir silahı işaret ettiği sırada Han Shuo’ya seslendi.

İblisdoğrayan Bıçak altmış santim uzunluğundaydı ve keskin ucundan soğuk bir ışık yansıyordu. Gövdesi ucundan çıkan üç dikenle birlikte koyu kahveydi.

Genç adam İblisdoğrayan Bıçak’ı kavradı ve dikkatle gözlemledi, ardından bıçağı ansızın altındaki bileme taşına sapladı. İblisdoğrayan kolaylıkla bileme taşına gömülmüştü.

Han Shuo Calvin’e tatmin dolu bir bakış attı ve gülümseyerek söylendi, “Kıdemli, teşekkür ederim. Bu silahı gerçekten sevdim.’’

‘’Heh heh, beğendiğin sürece sorun yok. Bu silahın içine siyah demir ve siyah altına ek olarak on nadir metal daha karıştırıldı. Ben de son derece memnun oldum.’’ Calvin rahat bir nefes verdi ve konuştuğu sırada İblisdoğrayan’a baktı.

‘’Dikkatli olun, insan yiyen canavarlar ve goblinler yine belirebilir. Bir süreliğine ayrılacağım ve bir dahaki ziyaretimde kış erzaklarınızı getireceğim. Kendinize dikkat edin.’’

Cüceleri uyardıktan sonra, heyecanla ölüm mezarlığına döndü. Sonraki üç gün boyunca Chu Cang Lan’ın anılarından öğrendiği şekilde kan özünü kullanarak İblisdoğrayan’ı arıttı. Han Shuo kanını ve büyü yuanını yavaşça İblisdoğrayan’a ekliyordu.

Han Shuo üç günün ardından tükendiğini ve büyü yuanının bitmek üzere olduğunu hissetti. Başlangıçta koyu kahverenginde olan İblisdoğrayan koyu kırmızı bir renk almıştı. Genç adam büyü yuanını yeniledikten sonra, Büyü Aktifleştirme Yasası’nı kullanarak silahı zihniyle kontrol etmek için çalışmaya başladı.

Bu süreç sırasında, bedenindeki meridyenlar bazen acı içinde şişiyordu. Han Shuo yine de şelalenin devasa gücüne karşı dişini sıkarak, büyü yuanını bedenindeki meridyenleri arıtmak için kullanıyordu. Bu acı dolu koşullar altında çalışmaya devam ederken birdenbire şeytani bir zihinsel duruma girdi.

Bir süre sonra Han Shuo yavaş yavaş uyandı ve şeytani zihinsel durumdayken gölete düştüğünü fark etti. Derin göletin soğuk sularından çıktığında, aniden İblisdoğrayan’ın kaybolduğunu fark etti. Afalladı ve hızlıca İblisdoğrayan’ı aramaya başladı.

O anda, suyun içinden birdenbire koyu kırmızı bir ışık fırladı ve Han Shuo’ya doğru uçtu. Genç adam tehlikeye girdiğini düşündü ve kaçınmayı planlıyordu ama aniden içinde garip bir his yükseldi. Adeta kendisine doğru fırlayan koyu kırmızı ışıkla bir bağı var gibiydi.

Gözlerini kırpıştırdı ardından kafasında bir ampul yandı. Birdenbire aydınlanmış ve düşünceleri harekete geçmişti. Kendisine doğru uçan koyu kırmızı ışık birdenbire havada dans etmeye başladı. Han Shuo göletin sularında bir balık olduğunu hissetti ve aniden zihninden bir düşünce geçti. Balık anında İblisdoğrayan tarafından delindi.

‘’Görünüşe göre başarılı oldum.’’ Han Shuo sol elini uzattığında, İblisdoğrayan sulardan dışarı fırlayarak avucuna indi.

Büyü yuanını dolandırdığında, Mistik Buzul Büyüalevi’ni normalden daha hızlı bir şekilde yapabildiğini fark etti. Genç adam bir kere daha şoke oldu ardından İblisdoğrayan’dan sızan donuk hava izlerini fark etti. Belli ki, sol elindeki mistik buzul hava İblisdoğrayan’la birleşmişti. Göletin yüzeyinde bir buz katmanı oluşmuştu.

Han Shuo bu durumun Açık Meridyen Âlemi’nden Birleşen Ruh Âlemi’ne atılımının belirtileri olduğunu biliyordu. Han Shuo geçen uykusuz gecelerinin ardından, bir kere daha atılım yaptığı için oldukça keyifliydi.

Genç adam bir kere daha atılım yapmıştı ve artık ellerinde en şahane İblisdoğrayan bulunuyordu. Han Shuo ölüm mezarlığından ayrılmanın ve Grover tehdidini tamamen ortadan kaldırmanın zamanının geldiğini hissetti.

Akademinin arkasındaki dağlardan çıkan Han Shuo hemen Phoebe’yi bulmaya gitmedi. Bunun yerine Fanny’yi bulmaya karar verdi. Geçen sefer ona birkaç soru daha sormayı planlamıştı ama maalesef aceleyle ölüm mezarlığına dönmek zorunda kalmıştı.

Nekromansi Büyüsü’nün başlangıç kısmında anlamadığı bir sürü kısım vardı. Usta bir büyücü olan Fanny’nin bu konularda daha derin bir anlayışı olmalıydı. Bu nedenle, Han Shuo anlamadığı konuları not almıştı ve tekrar Fanny’i bulmak zorundaydı.

Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nin imparatorlukta üstün bir konumu bulunuyordu. Grover kemiklerine kadar Han Shuo’dan nefret etse de, okulda cüretkârca bir hareket yapmaya cesaret edemezdi. Akademinin öğretmenleri oldukça güçlüydü. Nekromansi bölümü güçsüz olsa da, diğer bölümlerde idareci olarak hareket eden çok daha güçlü figürler vardı. Gölge Tayfı’nın suikastçıları eğer akademi öğretmenleri tarafından keşfedilirlerse, okulu canlı olarak terk edemezlerdi.

Akşam karanlığı çökmüştü ve öğrenciler ya dinleniyor ya da yemeklerini yiyorlardı. Han Shuo diğerlerinin dikkatini çekmekten korktuğu için direkt Fanny’nin laboratuvarına gitmedi. Gökyüzü tamamen kararana kadar bekledi ardından kimseye fark ettirmeden Fanny’nin yaşadığı küçük binaya doğru yürüdü.

Han Shuo uzun süredir Nekromansi bölümündeydi ve Fanny’nin kaldığı yeri uzun zaman önce öğrenmişti. Gecenin örtüsü altında, sessizce Fanny’nin kaldığı öğretmen yurdu binasına ulaştı.

Çevirmen notu
Cüceler hem şarap hem de bira yapımında ustalar. İng. çevirmen arada şarap arada bira diye çeviri yapıyor. Bu konuda kafanız karışmasın.

Bu arada seri hakkındaki düşüncelerinizi ve puanlamanızı yaptığınız kısımda birden fazla yorum yapan üyelerin ilk yorumu haricindeki diğer yorumlarını sileceğim. Seri hakkındaki düşünceleriniz değiştiyse veya puanınızı yeniden gözden geçirmek isterseniz ilk yorumunuzu düzenleyebilirsiniz.
Düşüncelerini henüz belirlemeyenlerin de düşüncelerini paylaşmalarını bekliyoruz.