Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

365. Bölüm Kıyamet Yaklaşıyor!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Eğer olur da ileride, Kraliyet Askerleri'ni öldürmek zorunda kalırsam, bugün atmış olduğum hamleden dolayı zorluk yaşamam engellenmiş olacak.'' Zend'in hızlı konuşması, korkutucu bakışlarıyla birlikte karşı tarafa doğru ilerlediği zaman, onları karşılayanın bir süreliğine heyecanlanmasına, korkmasına ya da ürpermesine neden oluyordu. Bu kişi Tarini bile olsa bu değişmemişti, bunun neden olduğunu Tarini'nin kendisi bile bilmiyordu hatta. O normalde birkaç bakış ve konuşmayla net duygular hissetmezdi, ancak Zend birkaç saniye içerisinde bunu ona yaşatmayı başarmıştı.

 

''Oh...'' dedi yavaşça, ''İleride Dustin'le ters düşmeyi düşünüyorsun demek?'' diyerek, üstü kapalı bir soru sormuştu kadın da.

 

''Evet, muhtemelen öyle olacak...'' Zend cevap verdi. İleride Dustin'le çok kötü şeyler yaşayabilirdi, bunu, Qouen'in onu büyütmeye başlamasıyla birlikte biliyordu zaten. Daha doğrusu, onu büyütenin Qouen olduğunu öğrendiği zaman, ileride Dustin'le mücadele edeceğini fark etmişti. ''Tam olarak onunla savaşmak istediğim söylenemez, sonuçta Dustin'le çok bir problemim yok, eğer bana yeterli karşılığı verirse onunla mücadele etmeme gerek kalmaz... Ancak eğer bana gerçekten de sert bir şekilde karşılık verirse, mecbur onunla da savaşacağım. Yaptığım şey bana epey yarar sağlayacak yani, onların içine sızarak kralın birinci dereceden korumaları olan Kraliyet Askerleri'nin nasıl bir sisteme sahip olduğunu anlayacağım. Birkaç şeyi yapabilirim onlar için, sorun olmaz; zaten eğer Dustin ciddi anlamda can sıkıcı şeyler isteyemeyecek benden. Bunu bugün belirttim, o beni krallığa dahil etmeyi o kadar çok istiyordu ki yaptığı anlaşmanın çıkarlı noktalarını görmezden bile gelmişti, bu da benim iyice işime geldi. Eğer gelip de bana bir yere gitmemi, bir şeyi yapmamı söylerse ve bu söyledikleri de, benim istemediğim şeylerse direkt olarak reddedecek, daha sonra da çalıştığımı söyleyeceğim, bugün söylediklerine göre beni eğitimim için rahat bırakacak ileride. Eğer bana ihtiyacı olacak olursa da bir şey yapamayacak yani, son derece kârlıyım ve Dustin de bunun farkında. Ancak bunun farkında yeni varmayı başardı, Vosu'yu öldürdüğümü anladığı zaman bana attığı bakışı gördün, değil mi? Açıkça beni öldürmek istiyordu... Ama, bir Kraliyet Askeri olduğum için artık bunu yapmak için herhangi bir umudu bile yok. Bu direkt olarak Pounz Krallığı ile ters düşüyor çünkü... Hadi beni öldürme imkanına sahip olsun diyelim, bu kadar da aptal olamaz herhalde. Kraliyet Askeri olduğum için, krallık için biraz uğraşacağımı biliyor olmalı. Sadece beyni olmayan birisi, benim gibi gelecekte kendi işine çok yarayabilecek birisini öldürebilir. Daha doğrusu, öldürmeyi deneyebilir. Ancak elbette başarılı olabileceğini pek sanmıyorum, hızlı bir şekilde yer değiştirmek, yani kaçmak konusunda üstüme yoktur. Eğer Dustin'in öyle bir şey deneyebileceğini hissedersem, anında fırlar çıkarım oradan...''

 

''Demek öyle...'' Tarini, kafasını salladı birkaç kere yukarı aşağı. ''İyi düşünmüşsün, Dustin'in sana zarar veremeyecek olması konusunda epey haklısın, Dustin zaten bunu istiyordu, bunu fark etmek çok da zor değildi.'' diyerek devam etti, bir nefes almıştı aynı zamanda.

 

''Geleceğin hakkına endişe etmeme pek gerek kalmış gibi görünmüyor... Gerçi, zaten bir sorun olsaydı Maızk hallederdi bunu. Bana gerek kalmazdı muhtemelen, ama ona da gerek kalmış gibi değil, hiç yardım aldın mı Maızk'tan, planlarını kurarken?'' Tarini, birazcık serinlemeye başlamış olan havanın içerisinden dalgalanarak gelen hafif esintinin tüylerini diken diken etmesiyle birlikte yavaşça ürpermiş olsa da, sağ eli sol kolunda, sol eli ise sağ kolunda olmak üzere normal yollardan birazcık kendini ısıtmaya çalışarak konuşmasını sürdürmüştü.

 

''Elbette, Maızk bana Fao ile konuşmam ve bazı kararları vermem konusunda çok yardımcı oldu. Ancak genel olarak, ileride ne yapacağıma yönelik olan kararları kendim veriyorum.'' Zend onayladı Tarini'yi. ''Sonuçta bu benim hayatım, attığım her adımda bir başkasının yardımını alıyorsam ne anlamı kalır ki yaptıklarımın? Kendimi geliştirmiş olmam, bu yüzden planlarımı kendim kurmaya dikkat ediyorum. Eğer yanlışlarım varsa da, bunları yaşayıp öğrenirim. Böylece bir daha aynı hatayı yapmam...''

 

''Güzel bir düşünce,'' Bu sefer Tarini de Zend'i onaylamıştı. ''ancak hatalarını birinci elden tadarak öğrenmektense, daha önce bu hatayı yapmış olan büyüklerinden birkaç şey dinlemen senin için daha yararlı olur, inan bana.'' diyerek devam etti, Zend'e birkaç öğüt vermek istiyormuş gibi görünüyordu. Zend ile henüz yeni tanışmış olmalarına rağmen çok yakın olmuşlardı bir anda, Tarini normalde, Zend'in yaşlarındaki kimseyle bu kadar yakın bir ilişkiye girmezdi; ancak Zend farklıydı. Onun olgunluğu başka bir seviyedeydi adeta, normal bir çocuk değilmiş, akla hayale gelmeyecek kadar garip şeyleri yaşamış ve deneyim kazanmış gibiydi sanki, Tarini, onunla her konuşmasında şaşırıyordu. Karşısındakinin henüz bir çocuk olmasına inanamıyordu çünkü, bu tam olarak anlaşılamıyordu onun tarafından... Bu yüzden ona farklı bir saygı duymaya başlamıştı, özellikle onun tam duygu kontrolünü gördüğü zaman son derece şaşırmıştı... O sırada belli etmemişti ama gerçek buydu, en azından kızı Ranfan kadar kendisi de şaşkınlığa uğramıştı.

 

''Heh...'' Zend bir nefes verdi. Onun da tüyleri dikenleşmişti hızlı bir şekilde. ''Gri Engerek'ten zaten sürekli olarak nasihat dinliyorum, Tarini, biliyorum yani bunları, endişelenmene gerek yok...'' dedi gülümseyerek, Tarini'ye küstah gibi görünmek istememişti ancak gerçekten de daha önceden pek çok kez duymuştu bunları Maızk'tan. Artık aynı şeyleri dinlemekten bunalıyordu.

 

''Hahahahaha!..'' Tarini bir kahkaha daha patlattı. ''Ben de gençken bana nasihat verilmesinden hiç hoşlanmazdım, anlıyorum halini, merak etme.'' dedi, daha sonra da yavaşça kapıya doğru döndü. İlerlemeye başlamıştı küçük adımlarla. ''Öyleyse şimdilik geri döneyim ben, Güneş Ailesi'nin liderinin bir anda ortalıktan kaybolması eminim hoş karşılanmaz, ben olmayınca korkuya kapılan korkak yaşlı herifler var birkaç tane...''  diyerek devam etti ve adımlarını hızlandırdı.

 

''Tamam, görüşürüz.'' dedi Zend de. Tarini'nin epey güçlü birisi olduğunu bildiği için, onu birilerinin beklediğini anlaması çok zor olmamıştı zaten...

 

''Senin için de bir at arabası ayarlayacağım... Bol şans, sana güveniyorum.'' dedi kadın, son olarak. Bunları her söyleyişinde zaten epey şaşırıyordu, Tarini, uzun zamandan, oldukça uzun bir zaman diliminden sonra ilk defa bir gence güveniyordu şu anda... İlk defa, arkasına baktığı zaman gölgesinde bir sorun yaşamayacağını hissettiği birisini görüyordu. 'Bu hissi... Sırtımı rahat bir şekilde yaslayabilme hissini özleyebilmişim...' diye geçirdi içinden, içindeki gülümsemeyle birlikte arkasında tam olarak döndüğü zaman. 'Üstelik daha o benim için hiçbir şey yapmamıştı bile...'

 

***

 

Gece, hızlı bir şekilde sonlanmıştı. Zend, bir süre daha balkonda oturup dinlenmiş, daha sonra da harekete geçmişti. Kendisini bekliyor olan at arabasına bindikten sonra, hızlı bir şekilde Beyaz Taç'a doğru ilerledi... Kısa bir süre sonra Beyaz Taç'a varmıştı, içeri girmiş, daha sonra da uzun bir süre boyunca deliksiz bir şekilde uyumak istediği için kendisini odasına doğru yollamıştı, kimseyle görüşmeden...

 

Aynı zamanda, Pounz'un bir başka yerinde, Kaimei'de bir şeyler olmaktaydı...

 

''Genç Efendi, buyurun.'' dedi uzun boylu, sakallı bir adam.  Üzerinde siyah bir kıyafet vardı ve açık kahverengi saçları, çilleri ve renkli gözleriyle birlikte dikkat çekiyor olan bir gence, hafifçe eğilerek yol vermişti. ''Eski Lider'in söylediği şeyler burada. Size bırakmıştı bunu, ayrılmadan önce...''

 

''Tamam, teşekkürler Uano. Artık gidebilirsin.'' Tofu, elini yukarı doğru kaldırmasının ardından geriye doğru savurdu, daha sonra da hemen önündeki odadan içeriye doğru girdi. Uano'nun ayrılmasının ardından kapıyı kapatmış, hızlı bir şekilde önündeki sandalyeye oturmuştu. ''Acaba ne bırakmıştı bana?'' diye sordu kendi kendisine, ''Adamı da bir anlayamamıştık, acaba delicesine bir şeyler yazmış olmasın?'' diyerek devam etti. Önündeki zarfı açmıştı aynı zamanda.

 

''Evlat,'' diye başlıyordu, ilk olarak önüne çıkmış olan kağıdın üzerinde yazanlar. Tofu, önemli bir şeyleri okuyacağını düşündü ve bir kere daha, etrafında kimsenin olmadığını kontrol etti. Artık Dünya Seviyesi'ne ulaşmış bir Karanlık Stili büyücüydü, gücü dünyanın dört bir yanında imrenme eşliğinde söyleniyordu, eskisi gibi zayıf bir büyücü değildi... Üstelik bir çift element büyücüsüydü genç adam, daha doğrusu; yıldırımı da karanlık kadar iyi bir şekilde kullanabiliyordu.

 

Vücudunun etrafından yayılmış olan, siyah bir dalga içinde olduğu odanın sınırlarına kadar ulaştı ve böylece genç, içeride kimsenin olmadığından emin oldu. Aynı şekilde, girmeden önce yaptığı, içeriden bir bilginin herhangi bir şekilde dışarı sızmasını engelliyor olan koruyucu büyüyü de kontrol etmişti. Herhangi bir sorun yoktu şu anda...

 

''kısa bir süreliğine birlikte çalıştık, ancak sana yetkin birisi olduğumu kanıtlamak için yeterli bir süreydi bu, sana kim olduğumu söyleyemeyecek olsam da, en azından birkaç şeyi açıklayabilirim galiba.'' diye devam ediyordu, Tofu'ya bırakılmış olan not. Bu not, kısa bir süre önce Kara Yaprak'a gelerek o zamanki lideri bir hamlede öldürmesinin ardından, topluluğun başına geçmiş olan birisi tarafından bırakılmıştı. Tofu onun yardımcısıydı, o geldiği zaman Tofu'yu seçmişti yani... Notun başında da yazılmış olduğu gibi, onunla birlikte uzun bir süre geçirememiş olsalar da Tofu onun ne kadar güçlü ve deneyimli birisi olduğunu kısa bir süre içerisinde anlamıştı. Bir Sweng olmasına rağmen, ailesinin içinde o adam kadar yüksek seviyeli birisi yoktu... O, her yönüyle üst kademeli birisiydi, bunu defalarca kez fark etmişti genç adam. Onun bir anda ayrılarak, liderliği Zyathmir'e bırakması da normal şartlarda epey şaşırtıcı olsa da, konu o olduğu zaman pek bir şaşkınlık faktörü oluşmuyordu ortada. Aniden ortaya çıkıp, Kara Yaprak'ın liderini öldürmesinin hemen ardından Kara Yaprak'ın diğer ülkelerden kontrol üzere yolladığı büyücülerin, kendisine taparmışçasına geri dönmesini sağlayabilen birisi ortadayken şaşkınlıktan söz edilebilir miydi ki?

 

''Ben senin dünya üzerinde olduğunu  bildiğin birçok şeyden daha eski bir zamanda doğdum, hatırladığım kadarıyla, hemen hemen otuz iki bin yılı buluyor doğumumdan bugüne geçen vakit... Gerçi, bunun çok büyük bir kısmını da zaten kapalı kaldığım yerde geçirdim. Her neyse... Konumuz bu değil, sana birkaç görev vereceğim Tofu, sana güveniyorum, iyi bir çocuksun ve dediklerimi yapabilecek kadar da güce sahipsin, eğer bahsettiğim şeyleri yalnız başına halledemezsen, hayatını emanet edebileceğin kadar güvendiğin birkaç kişiyi de bunlardan haberdar edebilir, sana yardım etmelerini sağlayabilirsin... Mektubun arka tarafında bir harita var, onu al eline.''

 

Genç adam mektubu hızlı bir şekilde okumaya devam ederken, hemen elini mektubu çıkardığı zarfın içindeki diğer kağıdı almak için yolladı. Burada bir harita vardı gerçekten de... Üstünde ise, Tofu'nun hızlı bir şekilde sayabileceği kadar nokta vardı. İşaretlenmişlerdi, buralarda bir şeyler mi vardı acaba?.. ''Oh, bunlar da ne?'' diye sordu Tofu kendi kendisine. Gözlerinin önündeki haritada işaretli olan yerler, pek iyi görülmüyorlardı normal hayatta çünkü... ''Ölüm Ormanı, Son Dalga, Serap Çölü, Hedar Tepeleri, Sessiz Mağara...'' Gözüne ilk olarak takılan birkaç yerin ismini okumuştu istemsizce Tofu, ''Buralar, dünyanın en tehlikeli olarak adlandırılan yerleri... Bunlar niye işaretli ki acaba?'' diye sormuşken kendi kendine, aşağıya doğru kaymıştı gözleri mektupta.

 

''Kısa bir süre içerisinde, çok büyük şeyler olacak Tofu. Çok büyük şeyler... Sana söz verdiğim gibi, gücü elde etmene yardımcı olacağım. Ancak karşılığında... Benim için bir şeyler yapacaksın... Hazırlıklı olmamız lazım, kıyamet yaklaşıyor!''

 

***

 

 

1638