Maven direk öldürme bak yazık olur az çığlıklarını duyalım değil mi şöyle güzelce işkence yap
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
97. Bölüm Koyu Kırmızı Yolun Haydudu
Gencin söylediklerini duyan Maven, sessizliğini korudu.
Bir süre sonra eğimli hançerlerini kınlarına koyduktan sonra nazik bir tonla konuşmaya başladı, “Beni takip etmek mi istiyorsun?”
“Herkes bunu yapabilecek kadar kalifiye değildir.”
“Arkana bir bak…”
Elf genç ne olduğunu anlamayarak arkasına döndü. Maven’in bir anda ensesine vuracağını hayal bile edememişti.
“Plop!”
‘Ben en çok sıkıntı çıkartanların genç insanlar olduğunu düşünüyordum.’
‘Elf gençlerinin aynı olabileceği hiç aklıma gelmemişti.’
‘Bu dünya gerçekten de büyük tabiki ama aynı zamanda çok kaotik. Dışarı çıkıp keşfedecek paran var mı? Yolculuk masrafları, kendini savunman için silahlar. Ne yani, hiç birine sahip değilsin ama dışarı çıkmak mı istiyorsun? Yalnız başına gideceksin, peki ailen endişelenmeyecek mi?’
Elf genci taşıyarak elf köyüne doğru yürümeye başladı.
Bu genç kesinlikle gizlice kaçmış olmalıydı.
Aslında orman elfleri, belli bir bölgeye aittiler ve çocuklarıyla sıkı bir şekilde ilgilenirlerdi. Eğer birisi gizlice daha yetişkin bile olmayan bir elfi yanına alırsa, basitçe elf çocuk köle ticareti yapıyor olarak değerlendirilirdi!
Maven bunun bir parçası olmak istemiyordu.
Kendisi için neyin iyi olduğunu bilmeyen bu çocuğu köyüne geri götürüyordu.
Maven ayrıca çocuğu şöyle bir süzmüş ve neye yatkınlığı ya da kabiliyeti olduğunu kontrol etmişti, çocuk oldukça sıradandı, bunun anlamı Demir Muhafız Elfleri’ne katılması için seçilmeyeceğiydi. Bu da onun sürekli bu uzak ve tecrit haldeki köyde yaşamaya devam edeceği manasına geliyordu.
Bu her zaman kötü bir şey değildi. Sağlıklı, huzurlu ve rahat bir şekilde geçirecekti hayatını.
Genç yolun üçte ikisi geçtikten sonra kendine geldi. Mücadele etmek istedi ama Maven’in birkaç sözü ve eğimli hançerinin varlığı genci çabucak korkutmaya yetmişti. Daha fazla şikayet edip debelenmeye cüret edemedi.
Maven hiç bir şey olmamış gibi genci istekli halatla bağlayarak ona yol boyunca nazikçe eşlik etti.
Genç ağırdan ağırdan köye doğru ilerleyen Maven’i takip ediyordu.
Maven’i ikna etmek için konuşmaya, yalvarmaya, yakarmaya ve ondan iyilik istemeye devam etti.
Ama maalesef Maven daha en başından beri gencin isteklerini umursamıyordu.
…
Kısa bir süre sonra köy görüş alanına girdi. Aniden Maven garip bir koku duydu.
Direk olarak durdu. Genç ne olduğunu fark edememişti ve bu yüzden Maven’in fikrini değiştirdiğini düşündü, “Bayım?”
“Sessiz ol!”
Maven’in ifadesi çirkinleşti.
Bu koku… kan ve yanık et kokusunun karışımıydı!
‘iyi değil!’
Maven direk olarak koşmaya başladı ve köye girdi, arkasında bıraktığı genci görmezden geliyordu.
Ama şu anda köy, yarım gün önce Maven’in ilk vardığı halini tamamen kaybetmişti.
Elfler trajik bir şekilde ölmüşlerdi.
Her yerde kan vardı ve biraz uzakta bir ateş yanıyordu. Tuhaf bir sessizlik kaplamıştı her yeri.
Kan kokusu o kadar yoğundu ki Maven neredeyse burun deliklerini kapatacaktı!
Hepsi ölmüşlerdi!
Bir tane bile canlı kalmamıştı!
‘Çok korkunç. Kim böyle bir şeyi yapar ki?’
Maven son derece şaşkındı.
Bu küçük elf köyü Bin Yaprak Ormanı’nın derinliklerindeydi, tamamen tecrit bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Neden birileri bu köye gözünü dikmiş olabilirdi ki?
Sadece yaşlıların, çocukların ve çocuk sayılacak gençlerin bulunduğu bir köye böyle bir şey yapmaya kimin kalbi el verirdi?
Maven hareketsiz bir şekilde etrafına bakıyordu. Sol ayağının biraz ötesinde küçük bir kızın cesedi yatıyordu.
Kafası kesilmişti. Elinde hala Maven’in Nehir Kıyısı Şehri’nden getirip çocuklara dağıtmış olduğu beyaz şeker çubuğu vardı.
Bu küçük kız aslında çok şirindi. Yarım gün önce hala köyün içinde neşeyle zıplıyor, Maven’den ona biraz daha şeker vermesini istiyordu.
Ama şimdi, hayatı sona ermişti, bedenin biraz ötesinde kızın başı duruyordu, gözleri sonuna kadar açık, yüzünde acı dolu bir ifadeyle!
“Aaaah!” Köyün girişinden bir çığlık yükseldi.
Elf gencin sesiydi.
Bu cehennemsi manzaraya üzüntüyle bakıyordu, neler olduğunu anlayabilmekten çok uzaktı.
“Kapat çeneni!” Maven öfkeyle konuştu.
Genç bir anda şoke oldu.
Şu anda kafayı sıyırmak üzereydi.
Anlam veremiyordu, neden böyle bir şey olmuştu?
Sadece kısa bir süre önce köyden ayrılmıştı. Şimdi ise akrabaları, arkadaşları ve diğer herkes bir kan havuzunun içinde yatıyorlardı.
“Beni takip et, ses çıkartma!” Maven katı bir şekilde konuştu, “Katil hala buralarda bir yerde.”
Uzakta yanan ateşe baktı.Yavaşça yanan kızıl alevler gökyüzüne doğru yükseliyorlar ve sonrasında gökyüzünde ucundan kan damlayan eğimli bir hançer şekline bürünüyorlardı.
Bir köyü katletmek… Ateşten bir eğimli hançer…
Manzarayı seyreden Maven, tamamen ne olduğunu anlamıştı!
Yüz ifadesi karardı ve kendi kendine fısıldadı,
“Koyu Kırmızı Yolun Haydudu…”
…
Maven, elf genci kontrol edemeyeceğini fark ettiğinde onu küçük bir evin arkasına geçirerek bağladı ve ağzına bir parça bez tıkadı, onun ortalıkta koşuşturmasına ve dikkat çekmesine müsaade edemezdi.
Sonra köyün merkezine doğru hızla ilerledi, ateşin yandığı yere!
Gözleri tamamen öfkeyle doluydu!
Bu yeşil tepe, kızıl bir kan havuzuna dönmüştü. Maven’in gözleri de masumların akan kanının rengi olan kırmızıydı!
Bu bir törendi, bir gelişim töreni!
Koyu Kırmızı Yolun Haydudu rütbe 3 bir sınıftı, yani gelişim sağlayabilmek için seviyenin en az 10 olması gerekiyordu!
Genellikle, gelişimlerini yeni tamamlamış olan rütbe 2 sınıfların bir Koyu Kırmızı Yolun Haydudu’nun karşısında durabilmeleri çok düşük bir ihtimaldi.
Ama Maven farklıydı. Kendine inanıyordu.
Ve ayrıca bu son derece pislik ve ahlaksız herifin kim olduğunu görmek için peşinden gitmek istiyordu.
…
Köyün merkezindeki halk meydanında, yaşlı elflerin vücutları bir araya yığılmıştı. Vücut yığınının yanında yanan kazık toprağa saplanmış bir şekilde duruyordu.
Alevler merhametsizce yanan bedenleri yutarken. Yanan cesetlerin yanında siyah giyimli, yaşananları kayıtsızlıkla izleyen iki adam duruyordu.
Bu gökyüzündeki işaret onlardan bir tanesi tarafından yapılmıştı.
Bu kısmen bir provakasyondu ama esas amacı bir kanıt olmasıydı.
Koyu Kırmızı Yolun Haydudu’nun gelişim görevini tamamladığının kanıtı, bir köyü katletme.
Aynen öyle, Koyu Kırmızı Yolun Haydudu’nun gelişim görevi, en çok tekrar eden ve en zalim görevlerden biriydi!
Farklı ırklara ait, en azından üç köyü katletmeleri gerekiyordu!
Ve kimse sağ kalmayacaktı.
Bu yolda yürüyen insanlar son derece gaddar insanlardı. Düzenli bir toplumdan tamamen uzaklaşıyorlardı ve hatta şeytani tanrılar bile onların inançlarını kabul etmiyordu!
“İşaret çoktan kullanıldı ve 2. köyün icabına da bakıldı.” Gökyüzüne işareti yapan adam rahat bir ifadeyle hunharca güldü ve konuşmaya devam etti, “Şu Demir Muhafız Elfleri beni ormanda yakalayamazlar.”
“Bu yüzden gelişim görevim çantada keklik.”
“Büyük Elf Kralı’nın, senin elindeki [İlim Pusulası]’nın [İlahi Farkındalık]’ı bozması yüzünden bunu kimin yaptığını bulması mümkün olmayacak.”
“Öfkesini insan maceracılara kusacak. Belki güneydeki birkaç insan köyünü yok eder. Ahahah, eğer öyle olursa bu iş çok ilginç bir hal alır!”
Bunu söyledikten sonra, bir kez daha hunharca güldü.
“Gölge Örümcek Düzeni’ymiş, oradaki göt oğlanları beni tehdit etmeye cüret ettiler ve onların benim peşime düşmelerinden gerçekten korkacağımı sandılar!”
“Ben, sizin babanız, artık bir Koyu Kırmızı Yolun Haydudu oldum! Efsane olarak yükseldiğimde, geriye tek bir tane kalmayana kadar hepinizi öldüreceğim!” Yüzünde acımasız ve pis bir gülümsemeyle ormanın içinde haykırdı.
Elinde siyah pusulayı tutan adamın yüzünde bu sözleri onayladığını belli eden bir ifade vardı.
“Senin bu sahip olduğun değişmez kibirden hoşlanıyorum, benim gençliğimdeki halime oldukça benziyorsun.”
“Sınıfını geliştirebileceğin noktaya gelene ve organizasyonumuza katılmaya layık olana kadar seni eğitmek ve seviyeni arttırmak için harcadığımız zaman ve pahalı kaynaklar boşa gitmemiş gibi duruyor.”
“Ama gelişim görevinin 2. aşaması daha bitmedi!” Adam, köyün içindeki yolda koşan gencin gölgesine soğukça bakıyordu.
“O herif kim?”
“Kim olduğunun önemi yok, acele et ve öldür onu! Burada ortaya çıktığına göre ölmek zorunda!”
“İşi çabuk hallet. Seni eski yerde bekliyor olacağım!”
Sonra gökyüzüne doğru sıçradı ve ormanın yüksek ağaçlarının arasına inerek ormanda gözden kayboldu.
…
Alevler etrafa yayıldıkça vahşileşiyorlardı ve şehir meydanının ucuna kadar ulaşmışlardı.
Maven iki hançerini de eline almıştı, önündeki adama sakince bakıyordu.
Adamın yüzünde garip bir ifade vardı. Harekete geçmeden önce Maven’i bir süreliğine süzdü.
“Bu gerçekten de sensin!”
“Hehehe, yüzünde maske olmadığı için neredeyse seni tanıyamayacaktım!”
“Maskelenmiş İkiz Kılıçlar veledi sensin demek?!”
Maven adama bir süre boyunca soğukça baktı ve sonunda ağzından iki kelime çıktı,”Siyah Jack!”
Gerçekten de düşmanlar dar yolda karşılaşmaya mecburdular!
Maven’in ruhu bu dünyaya göç edeli çok olmamıştı ama çoktan bu Gölge Örümcek katiliyle dört kere karşılaşmıştı!
Ölümcül Sessizlik Tepeleri’nde, Miller’ın evinin dışında, salgın elçisinin mahzeninde.
Ve şimdi, Bin Yaprak Ormanı’nda sıradan bir elf köyünde.
Yüz yüze dördüncü karşılaşma!
Elinde tuttuğu hançerlerdeki kavrayışı sımsıkıydı.
“Bu sefer, kaçmana izin vermeyeceğim.” dedi Maven.
Siyah Jack, Maven’e şaşkın bir bakış attı ama Maven onun konuşmasını beklemedi ve yırtıcı bir şekilde öne doğru atıldı!
Bu sefer, kandırmacaya yer yoktu, tereddüde yer yoktu.
Çünkü içinde bir öfke ateşi yanıyordu.
Taktik? S*ktir et!
Sadece tek bir kelime, Öldürmek!
Magnec