Afferdersiniz ama bizim zendn o manyak adamdan öğrendiği hani işkenkence görerek oğrendigi teknik yok mu oldu çunkü normalde zarar görmemesi gerekiyorduda
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
203. Bölüm Şanssızlık (3)
Tofu'nun büyüsünün sayesinde, salondaki hiç kimse hareket etmeyi başaramıyordu. Yüksek seviyeli bir büyünün etkisinde kalan insanlar, çaresizce beklemekten başka bir şey yapamıyordu.
''Tofu!'' Zend gülümsedi ve sesli bir şekilde ona seslendi. ''İyi yetiştin!''
Tofu'nun dudakları yavaşça kıvrıldı ve Zend'e doğru döndü, ''Hmm, bu adamları kurtarmak için, bence de. İyi yetiştim.''
Zend Tofu'nun cümlesiyle birlikte mahcup olmuştu ama fazla belli etmeden gülümsemeye devam ederek sessiz kalmayı tercih etti.
''Sen git şimdi Zend. Buradan çıkmanın üzerinden yeterli bir süre geçtikten sonra onları serbest bırakacağım.'' Tofu büyüsünü devam ettirirken Zend ile konuşmaya devam ediyordu. Hemen Zend'in ayaklarının altındaki büyü kısmını yok etti ve genç adamın, rahat bir şekilde yürüyerek uzaklaşmasına bir fırsat tanıdı.
''Pekala.'' Zend ayaklarının altındaki büyünün kaybolduğunu görünce salonda kafasını çevirerek Era'nın nerede olduğuna baktı. ''Gidiyoruz ortak.'' diye mırıldandı.
''Ah, onun altındaki büyüyü kaldırmayı unuttum.'' Tofu Era'nın yerini tespit etmek için arkasına doğru dönüyordu ki, ''Tamamdır.'' Era'nın hızlıca verdiği cevabı duydu ve arka taraflardan, Zend'in yanına ilerleyen küçük kediyi gördü. ''Tabii, onu etkileyecek kadar yüksek seviyeli değil bu büyü...'' diyerek elini başının arkasına attı ve gülerek konuştu.
''Zend, öldürdüklerim arasında birinin elinde değerli bir şey vardı sanırım. Tam göremedim ama bir bakıp geliyorum ben, biraz bekle.'' Era Zend'e biraz yaklaştıktan sonra tekrar hızlıca arka taraflara doğru gidip, öldürdüğü cesetlerin üzerine, bir şey arıyormuşçasına bakmaya başladı.
''Tamam.'' Zend hemen cevap verdi. ''Seni dışarıda beklerim, hızlı ol ama.''
''Teşekkürler Tofu,'' Zend, onun daha fazla savaşmasına gerek kalmadan savaşı bitiren Tofu'ya minnettar bir bakış attı ve Beyaz Taç'a doğru ilerlemek üzere buradan dışarı çıktı. Sadece birkaç dövüş izlemek ve bahis oynamak için girmişti buraya, ama beklemediği şeyler üst üste gelince, umduğundan çok farklı bir senaryoyla karşılaşmıştı. Tofu'nun burada olması cidden şanssızlıktı, eğer o olmasaydı Zend, kimsenin onu fark edebileceğini düşünmüyordu. Üstelik, hem onu tanıyıp avlamak için izlemeye başlayan suikastçiler varken, bir de, Zend'in tahminine göre buranın sahibi olan kişi gelip ondan dövüşmesini istemişti. Bunlar, gerçekten de ancak üst üste gelen şanssızlıklar olabilirdi. Zend'in bacağı biraz acısa da, genç adam kıyafetinden kopardığı küçük bir parçayla yaranın üst tarafını bağlayarak, kanın hızlı bir şekilde akmaya devam etmesine engel olmaya çalıştı. Zaten yakında iyileşirdi, bir gece uyusa yarına bir şeyi kalmazdı muhtemelen.
''Berinne?'' Zend bacağını bağlayıp ayağa kalktığı sırada, karşısında bir kızın dikildiğini fark etti. ''Burada ne yapıyorsun? Beyaz Taç'ta kaldığını sanmıştım.'' diye devam etti ve Kral Modu'nu, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı kapattı. Onların uzun süre açık kalması enerjisinin fazlasıyla tükenmesi demekti.
''Burada ciddi bir savaş olduğunu fark ettim ve gelip bakayım dedim.'' Berinne gülümsedi ve Zend'in yarasına baktı. ''Hareket etmeni engelleyecek bir şey mi?''
''Yok canım,'' Zend de yarasına baktı bir kere daha. ''Sadece küçük bir ısırık yarası. Canımı sıkabilecek nitelikte bir şey değil. Hareketime de hiç engel olmuyor.'' Karşısındaki kişiye hissettiği yakınlık, Ranon'un ve Harsis'in bağından dolayı mıdır, onun samimi olmasından mıdır bilmeyen Zend, mutlu bir şekilde konuştu. Ona karşı nedense daha rahat hissediyordu kendini.
''Hmm,'' Berinne elini parmağındaki yüzüğe götürdü. Zend, onun bir iyileştirici vereceğini tahmin ediyordu ve buna gerek olmadığını söylemek üzere konuşmaya başladı: ''Berinne, bir şeye ihtiyacım yok, teşekkürler.''
''Hareketine engel olmuyor mu? Yazık olmuş...'' Zend'in karşısındaki genç kızın elinde, yüzüğüne dokunmasının ardından bir hançer belirdi ve Zend'in üzerine atlaması, sadece yarım saniyesini aldı!
''Ah!'' Zend kalbine saplanmak üzere yola çıkmış hançerin önüne, göğsüne ulaşamaması için elini koydu ve hançer, sapına kadar eline girdi. Ama sadece uç kısmı göğsüne girmiş ve minik bir yara açmıştı, bu yüzden hayati bir tehlikesi yoktu Zend'in. Ardından, sol eline girmiş hançerin sapındaki eli, sağ eliyle sıkıca yakaladı ve gitmesine izin vermeyecek şekilde hançeri iyice sol eline doğru sokarak, kızı kendine doğru çekti. Ardından, Kral Modu'nu anında aktifleştirdi ve kızın boğazını sağ eliyle yakaladı. ''Heh... Ben de Harsis'in enerjisini hissedemememin sebebi olarak, uyuduğunu ya da sessizleştiğini gösteriyordum kendime.''
Onu yakaladıktan sonra, elini hiç gevşetmeden onu duvara yapıştırdı. Kızın sol elini, hançerin saplı olduğu ve dışarıdan belli etmese de oldukça acı çekmesine neden olan sağ eliyle yakaladı ve diğer kolunun üstüne bastırarak, iki elinin hareketini de engelledi. Üstüne, ayaklarını da kaçabilmek için kullanamasın diye, vücudunu iyice onunkine yaklaştırdı ve ayağını kaldırıp herhangi bir saldırı yapmasına izin verebilecek mesafeyi kapatıp onun gözlerine soğukça bakarak, nefessiz kalarak boğulmasını beklemeye başladı.
''Tanıdığın... Sevip saydığın birine... Böylesine saldırabiliyor musun? İnsan mısın sen?..'' Kızın zar zor açtığı ağzından birkaç parça kelime döküldü.
''Elbette, neden saldıramayayım ki?'' Zend basitçe cevap verdi. Bunu yapanın kesinlikle Berinne olamayacağının farkındaydı. Berinne ona neden saldırırdı ki? Bundan ne kazancı olurdu? Bunu neden yapmak isterdi? Zend, Berinne olmadığını bildiği, ama Berinne'nin görüntüsüne sahip olan birine karşı elbette savaşabilirdi. Bu onu hiç etkilemezdi.
''...'' Kız birkaç saniye sessiz kalmakla yetinmişti. Zaten kısa süre sonra, öksürmeye çalışırmışçasına çıkardığı seslerden de, vaktinin az kaldığı belli olmaya başlamıştı. Tabii biraz zaman geçtikten sonra, karşısındaki kişi artık Berinne değildi de. Kendi görünüşüne dönmüştü muhtemelen bu kişi, şu anda, kahverengi gözlere ve yeşilin de mavinin de seçildiği, karışık bir renkteki saçlara sahip bir kızdı. Zend onun gerçek görünüşüne döndüğünü anladığı sırada hafifçe güldü. ''Birine saldıracaksan da, bunu belli edecek bir şeyi ona saldırmadan önce söylemeyeceksin. Bana söylediğini hiç söylememiş olsaydın belki de elimi göğsüme kalkan olarak kullanamazdım ve işler çok farklı yürüyebilirdi.''
''Onu... Af dilediği zaman bıraktın... Beni de... Bırakır mısın? Bağışla...'' Çaresizce konuşurken, Zend'in gözlerine masumca bakmıştı genç kadın. Bir süredir burayı izliyordu ve Zend'e saldırıldığı anda, olayı anlayıp dışarı çıkmıştı çünkü üç yüz bin altınlık ödüle sahip birinin, en azından buradan kaçamayacak kadar zayıf olmayacağını tahmin etmişti. İçeriyi izlemeye de devam etmişti elbette, içeriye bir göz attığında da, af dileyen birinin Zend tarafından affedildiğini görünce, belki de Zend'in kendisini de affedebileceğini düşünmüştü.
''Biraz önce görünüşünü değiştirip beni öldürmek isteyen sen değilmişsin gibi masum gözlerle bakmaya çalışma bana.'' Zend başını hafifçe kaldırdı ve biraz kararsız kalsa da, bir süre sonra elini kızın boğazından çekti. Sonuçta diğer adamı, affedilmeyi istediği zaman bırakmıştı ve bu kişi de merhamet istiyordu. Birini bırakıp ötekini bırakmazsa haksızlık etmiş olurdu, ek olarak bir canı almak şimdiki istekleri arasında yoktu ve bu yüzden de onu bağışlayarak, kızın hayatını sonlandırmaktan vazgeçti, biraz saçlarını karıştırdı. ''Şimdi onu affettikten sonra seni affetmemek olmaz.'' diyerek güldü ve arkasını döndü, eline girmiş olan hançeri çıkarıp kızın önüne attı. ''Bir daha böyle bir olayla karşı karşıya gelirsek, kendini ölmüş bilebilirsin.'' diye gülümseyerek konuştu ve kızın öksürük seslerinin eşliğinde, Beyaz Taç'a doğru ilerlemek üzere Era'yı beklemeye başladı. Kızın biraz yan tarafındaki duvara doğru gitti ve yaslanarak, beklemeye başladı.
Era'nın geri dönmesi çok uzun sürmemişti. Büyülü yaratık küçük formuna geçmiş, dişlerinin arasında mor renkli bir taşa sahip bir yüzükle birlikte geri gelmişti. ''Zend, al tak şunu. Buna Hile Taşı diyorlar. Çalıştığı sürece inanılmaz derecede fazla enerjini yer ama seni de başka bir seviyedeymişsin gibi gösterir enerjine göz atıp seviyeni belirlemek isteyenlere. Elbette özel, seviye belirlemek için yapılmış büyülü veya mühürlü eşyalara işlemez ama normal savaşlarda kullanılabilir. Saldıracaklarımdan birini bir an Ejderha Seviye olarak hissettim bunun yüzünden, ama bu kişi benim saldırımı fark bile edemediği zaman beni kandırmak için başka bir şey kullandığını anladım. Sende dursun, İleride lazım olabilir.'' dedi ve kafasını, Zend'in yanında, boğazını tutarak, derin derin nefes alan kıza baktı. ''Bu da seni dışarıda bekleyen eleman mı?''
''Evet, bana Berinne'nin kılığına girerek saldırmaya çalıştı ama elimi hançerinin önüne atıp hareket edebilmesini engellememle birlikte yenildi. Onu öldürecektim ama af ve merhamet diledi. Ben de içerideki adama merhamet göstermişken ona göstermemenin hoş olmayacağını düşünüp onu bağışladım.'' Zend hızlıca anlattı dışarı çıktıktan sonra yaşadığı şeyleri.
''Onu zar zor hissedebilmiştim, gizlenme ve suikast işlerinde iyi biri gibi görünüyor. Sana söyleyecektim de, şu taşın kimde olduğunu düşünürken senin dışarı çıkacağını bir anda unutuverdim. Neyse ki bir sorun olmamış.'' Era Zend'in omzuna atladı tekrar. Gördüğü üzere Zend'in göğsünde de küçük bir delik açılmıştı. ''Görünüşe göre az daha kalbine giriyormuş hançer. Göğsünü delmiş bile.''
''Yok canım, sadece ucu birazcık girdi. Daha kalbime kadar, kendisinin boyu kadar bir daha ilerlemesi gereken yolu vardı o hançerin, hahaha.'' Zend gülerek cevapladı Eralkavender'i.
Zend elini çenesine götürüp, bir şeyi düşündüğü belli olurmuşçasına beklemeye başlamıştı. Daha sonra, yan tarafında oturmaya devam eden suikastçinin yanına doğru yaklaştı ve fısıldadı.
''Binanın içindeyken, dışarıda senin olduğunu, saklanan enerjileri hissetmekte iyi olmama rağmen, senin varlığını hissedememiştim. Sen ortağımın da dediğine göre gizlenme ve suikast işlerinde iyi biri gibi görünüyorsun.''
''E-Evet, iyiyimdir.'' Kız zorlanarak da olsa kısa bir şekilde cevap verdi.
''Hayatını bağışlamamın karşılığı olarak, bir Ödül Binası'na girip benim başıma ödülü koyan kişi kimse, benim için öğrenebilir misin? Senin gibi gizlenmede oldukça iyi olan biri için, girip birkaç yeri karıştırmak çok da zor olmamalı. Sonuçta bu gibi binaların merkezi neresiyse, orada gizli birkaç defterde ya da belirli dökümanlarda ödülleri ve bunları koyanın kimler olduğunu yazıyor olmalı. Benim başıma ödülü koyan kişiyi de bu yerlerden birine göz atıp öğrenebilirsin... Ha, kabul eder misin?'' Zend yerden kaldırmak üzere ona elini uzattı.
''Reddetmek gibi bir seçeneğim var mı ki?'' Kız Zend'in elini tutarken, keyifsiz bir şekilde homurdanmıştı.
''Tabii ki yok, öldürmeye çalışmana rağmen, seni yendikten sonra hayatını almayıp yaşamaya devam etmeni sağlayan kişinin küçük bir isteğini yerine getirmemek, gerçekten çok kabaca ve senin gibi bir hanımefendinin kesinlikle kaçınacağı bir davranış olurdu, değil mi?'' Genç adam sinsi bir şekilde gülümsedi.
''Sen bir şeytansın...'' Kız kalkar kalkmaz ellerini göğsünde bağlamıştı, Zend ile göz teması kurmaktan çekiniyormuş gibi bir hali vardı. Yaptığı şeyi tamamıyla eline yüzüne bulaştırması, gerçekten de onun utanmasına sebep olmuş gibiydi.
''Hehehe, belki de öyleyimdir.'' Zend sinsi gülümsemesini devam ettirdi.
''Oralardan birine senin için girip de ödülü kimin verdiğini öğrenmeye çalışmam demek, zaten ölümüm demek. Orada beni kesinlikle öldürürler. Eğer güvenliğimi sağlayabilirsen, bunu başarabilirim. Aksi takdirde bu zaten benim yapabileceğim bir şey de değil. Karşılaştığım ilk kişi tarafından öldürülebilirim.'' Kız eğdiği kafasını hafifçe kaldırarak Zend'in gözlerine birkaç saniyeliğine çekingen bir şekilde bakmıştı.
''Güvenliğini mi? Tamam, sana hızlı ilerlemen için büyüler yapacak birilerini bulabilirim. Bir yer değiştirme büyüsü falan da ayarlamam mümkün. Eğer istersen sana kaliteli silahlar ve zehirli malzemeler gibi şeyler de bulabilirim.'' Zend ellerini açarak hızlı bir şekilde konuştu. Bir yandan da etrafını dinliyordu, bir sorun çıkarsa, kendini öldürmek isteyen biri olursa anında hissedip, cevap verebilmeliydi. Yine gafil avlanmak gibi bir düşüncesi kesinlikle yoktu.
Kız, korku, endişe, utanç, imrenme gibi farklı duyguları içeren gözlerle Zend'e baktı. ''Hayır, bu şekilde bana bir koruma sağlayamazsın. Ben hareket ederken, biri de peşimden gelip bini koruyabilir mesela. Karşılaşacağım kişilerle savaşabilir. Örneğin, senin karşına çıkıp seni gafil avlamayı başardım ama seni öldüremedim. Neden mi? Çünkü ben suikastçiyim, savaşçı değil. Yanıma bir savaşçı veya büyücü gerekli. Güçlü de olmalı elbette. Mesela senin gibi, benimle gelip orada karşılaşma ihtimalim olan kişileri öldürmeye hazır olursan, dilediğin şeyi yapabilme ihtimalim var. Hem senin Kutsal Seviye bir büyülü yaratık ortağın yok mu? Öyleyse onun da yardımıyla güvende kalabilirim.''
***
1718
Magnec