Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

78. Bölüm Nalu’nun Kitabı

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Maven sessizdi.

O gölge ne anlama geliyordu?

Maven bir konuda emindi.

O gölge, Gölge Prens’ti!

Büyük Felaket sırasında çok aktif olan bir tanrıydı, yeryüzündeki bedenleri bütün Faenin’e yayılmıştı. Bir keresinde üç Efsane’ye birden aynı anda suikast düzenlemişti! Gölge Prens oldukça kıskanç ve aşağılık bir tanrıydı. Ona saygı duyanlar sadece suikastçıların bir kısmı ve birkaç gölge büyücüydü.

Ama bu iki sınıf arasından bir efsane çıktığında, en ufak bir tereddüt etmeden kendi takipçisini bile boğazlardı.

Onun en ünlü sözü şuydu, “Bu dünyaya sadece tek bir suikastçı yeterli.”

Maven onu tanıyordu, o tam bir korkaktı. Gölgelerde gizlenmeye bayılıyordu ancak oldukça güçlüydü.

Maven Gecenin Hakimi’ne ilerlemek isterse, Gölge Prens onun peşini bırakmazdı. Aslında Maven, oyun içerisinde onunla sayısız defa karşılaşmıştı.

Maven üç kere ölmüştü ve Gölge Prens’te bir kere.

Maven bir oyuncu olduğu için onun “Altın Jenerasyon” unvanı vardı. Sürekli olarak yeniden doğabiliyordu. Gölge Prens’inse böyle bir şansı yoktu ve sonuç olarak bu mücadeleyi en sonunda Maven kazanmıştı.

Nihai sonuç Gölge Prens’in düşüşü ve Maven’in başarılı bir şekilde tanrısallığa ulaşmasıydı.

Tabi bu onun bir önceki hayatında gerçekleşmişti!!

Karşısındaki sahnede ise Maven, Gölge Prens’i öldürüyor ve Nalu’nun Kitabı’nı ganimet olarak alıyordu.

Hathaway’in bu sahneyi neden gördüğü hakkında hiçbir fikri yoktu.

Bu gerçekten çok kafa karıştırıcıydı.

…

“Onu öldürmemi mi istiyorsun?” Maven biraz zorlanarak ta olsa konuşmayı başardı.

Şu andaki Maven kesinlikle Gölge Prens için bir karıncadan farksızdı. Gölge Prens, istediği zaman Maven’i parmaklarıyla ezebilirdi.

“Yapabileceğini düşünüyor musun?”

Hathaway direk olarak alay etti, “Bütün Faenin Efsaneleri bu herife bakıyor ama yine de yakalayamıyorlar. Sen, kıçı kırık bir korucu, daha rütbe 2 bile olamamışken, onu öldürebilecek misin?”

“Peki öyleyse bana bunu niye gösterdin?” Maven boğuk bir sesle sordu.

“Bunu almana ihtiyacım var.” Hathaway kristal küredeki Maven’in elinde tuttuğu parşömeni işaret etti.

“Nalu’nun Kitabı.”

Aynı zamanda Aldatma Kitabı olarak ta bilinir, Aldatma Tanrısı Nalu düşüşünden önceki son anlarında kendi yazmıştır. 

Herkes, o kitaptan kendince bir şeyler anlayabilirdi, iyi ya da kötü. Bu tamamen o kişinin şansına bağlıydı.

O şey bir Tanrısal Eser’di!

“O kitabın şu andaki yerini bilmiyorum ama kesinlikle Gölge Prens’in elinde değil.”

Hathaway’in gözleri parlıyordu. “Gördüğüm kadarıyla senin bu kitapla aranda özel bir bağ var. O kitabı bulmayı başarabilmelisin.”

“Yapabilir misin?”

Maven bir anlığına tereddüt etti ve sonra onayladı.

“Ama sadece tek bir sayfa. Rüyamda o sayfanın yerinin buradan çok uzakta olmayan bir yerde olduğunu görmüştüm.”

Maven Kahin kimliğini kabul etmeyi seçti.

Hathaway bile öyle olduğunu düşünüp kabul ettiğine göre, bu kimliği dikkatlice kullanmaktan zarar gelmezdi. Gerçekten de Nalu’nun Kitabı’nın 6. sayfasının nerede olduğunu biliyordu.

Onu, gelecekte efsane olacak olan birinin eline teslim etmek oldukça yararlı olurdu.

“Sana üç ay veriyorum.” Hathaway ciddi bir şekilde konuşuyordu, “O olay yaşanmadan önce efsane seviyeye ulaşmalıyım.”

“Nalu’nun Kitabı bunu başarmama yardımcı olacak, sadece bir sayfası olsa bile.”

“Şimdi, bana karşılığında ne istediğini söyle. ”

Kristal kürenin tekrardan eski haline dönmesine izin veren cadı, pür dikkat Maven’e bakmaya başladı.

“Çok abartılı bir şey isteyecek kadar aptal olmadığını varsayıyorum.”

…

Maven Küller Kulesi’nin en üst katından ayrıldığında saat gece yarısını geçmişti.

İkili bir süre daha konuşmuşlardı. İkisi de Kahin kimliğine sahip oldukları için Hathaway, Maven’e eşiti gibi davranmıştı. Bu oldukça ender bir şeydi.

Maalesef Maven, bir Kahin olmadığını biliyordu. Onun bildiği şeyler, Hathaway’inki gibi geleceğin bir yansıması değildi, gerçek gelecekti!

İkili konuşurlarken Hathaway, Faenin deki Kahin sayısının onu geçmediğini söylemişti.

Her Kahin’in efsane olma potansiyeli vardı. Kahin’lerin aslı hakkında pek bir bilgisi yoktu ama kesinlikle Büyü Tanrısı’nın ortadan kaybolmasıyla alakalı olduğunu varsayıyordu.

Maven onun için Nalu’nun Kitabı’nın sayfasına bakacağına söz verdi. Onun talep ettiği şeyler oldukça basitti. Küçük kardeşi Wayne’in korunması ve Küller Kulesi ile Beyaz Nehir Vadisi arasında bir ittifakın kurulması.

Hathaway oldukça açık sözlüydü ve bu konularda söz verdi. Doğal olarak Tek Boynuzlu At Ailesi ile olan durumu biliyordu. Küller Kulesi’nin gücü inanılmazdı ve Tek Boynuzlu At Ailesi’nden korkmuyorlardı.

Beyaz Nehir Vadisi’ne kalkan olmak, onların kolaylıkla yapabilecekleri bir şeydi.

İttifakın kurulduğunun haberleri ertesi sabah açıklandı ve kısa sürede bütün Doğu Yakası’na yayıldı. Böylelikle ellerini Beyaz Nehir Vadisi’ne uzatmak isteyen kişiler ikinci bir defa düşünmek zorunda kalacaklardı.

Herkes Yarı Efsane bir Cadı’nın öfkesini kaldıramazdı.

Maven için, Hathaway’le şans eseri karşılaşmış olmak her şeyin pürüzsüz ilerlemesini sağlamıştı.

Öncesinde Tek Boynuzlu At Klanı’nı kişisel olarak halletmesi gerekliydi ama şimdi üzerindeki baskı ortadan kaybolmuştu.

Wayne’in odasına hızlıca geri döndü ve kardeşinin çoktan uykuya dalmış olduğunu gördü. Yaşlı uşağa birkaç şey açıkladıktan sonra Maven, Magore Akademi’den direk olarak ayrıldı.

Gerçek Kutsal Kase Savaşı iki hafta sonra başlayacaktı, Wayne o süreye kadar iyileşmiş olmalıydı.

Maven’de bu süre zarfında buraya gelirken kafasında olan şeyleri halletme imkanına sahipti.

Çılgın Fidel’e söz verdiği Ebedi Çiçeği unutmamıştı ve şimdi bir de Nalu’nun Kitabı’nın sayfasını Hathaway için araması gerekiyordu. Bu iki şey de oldukça iyi gizlenmişlerdi ama neyse ki Maven’in hafızası fevkaladeydi ve ayrıca oyun içindeyken böyle sıra dışı şeylere karşı oldukça dikkatliydi. Hazinelere karşı ilgisi olmasa şu anda büyük bir baş ağrısı çekiyor olması kaçınılmazdı.

Tabi ki, bunların yanında en önemli şey rütbe atlamaktı!

Gece Yürüyen olabilmek Maven’in planının en önemli parçasıydı. Eğer ilerleyemezse, Maven ve Wayne birlikte çalışıp ellerinden gelenin en iyisini yapsalar bile, Üç Kule’nin en iyi büyücüleri arasında yapılacak olan Büyülü Kutsal Kase mücadelesini kazanamayabilirlerdi!

Gece Yürüyen olabilmek için Gece Yürüyenler organizasyonunun bir üyesini bulması gerekiyordu.

Maven, Magore Akademi ahırından bir at kiralayarak gece vakti kuzeye doğru at sürmeye başladı.

Üç Halka Kuleler’in kuzeybatısında binlerce kilometre alan kaplayan sık bir ormanlık vardı, oraya Bin Yaprak Ormanı deniyordu. Ayrıca orası Orman Elfleri’nin bölgesiydi!

Maven, Gece Yürüyen’in nerede olduğunu biliyordu. O Bin Yaprak Ormanı’nda gizli saklı bir hayat sürüyordu.

O herif pek iyi biri değildi ama onun onayını alabilirse, Gece Yürüyen’e ilerleyişi hallolmuş demekti!

…

Meşe Kasabası.

Üç Halka Kuleler’in kuzeyinin en ucunda yer alan bir insan kasabası olarak, Meşe Kasabası her zaman maceracılar ve tüccarlar için bir cennet olmuştu.

Her türlü ticaret orada gerçekleşiyordu, buna köle ticareti de dahildi. Tabi ki buna elf köleler dahil değildi.

O dağlık bölge Orman Elfleri’nin Krallığına bitişik olduğu için, o aç gözlü tüccarlar bile elf kralı’nı kızdırmaya cüret edemiyorlardı. Özellikle de son yüz yıldır, yeni elf kralı yeteneğini ve boyun eğmez tavrını herkese göstermişti.

Yüksek elflerin ihtişamlı zamanları artık unutulmuştu ve bütün yüksek elfler artık Ölümsüz Ülke’deydiler. Geride sadece Orman Elfleri ve diğer sıradan elfler kalmışlardı.

Orman elfleri onların arasında birbirleriyle en bütün olanlarıydı. Bin Yaprak Ormanı’nda toplanmış krallarının emirlerini dinliyorlardı ve 2. çağın hazineleriyle o çağın bilgisine sahiplerdi. Bütün insanoğlu Bin Yaprak Ormanı’nın kaynaklarına ağızlarının suyu akarak baksa da, heybetli elf kralı, Demir Muhafız Elfleriyle birlikte insan büyücüleri, köle tacirlerini ve iş adamlarını oradan uzakta tutmayı başarıyorlardı.

Geçtiğimiz yüz yıldır güneyde çok çok az elf köle ortaya çıkmıştı.

Çünkü bir elf kaybolduğunda, o güçlü efsane elf kralı ava çıkıyordu ve acımasız bir şekilde o ticaretin gerçekleştiği bütün köyü yok ediyordu!

O herif elfler arasında yıldız bir katildi! Elflerin mizacına kesinlikle aykırı davranıyordu. Yaşlılar meclisi bu yeni elf kralından pek memnun olmasalar bile, kabul ettikleri bir şey vardı, onun yönetimi altında orman elfleri bir kez daha yükselişe geçmişlerdi ve 2. çağdaki ihtişamlarının bir kısmını geri kazanmışlardı.

En azından Güney Sihirbaz İttifakı elf köle ticaretini yasaklamıştı ve elf krallığı ile dost olabilmek için bu inisiyatifi kullanmışlardı

Meşe Kasabası’nın varlığı, her iki tarafında dostça ilişkiler içerisinde olduğunun sembolik kanıtıydı.

İki tarafta birbirleriyle ticaret yapıyorlardı, eski sosyal düzen geçerliydi, sert ama adil.

Ama bu durum insanları kuzeye gitmekten alı koymuyordu.

Elf kral insanların Bin Yaprak Ormanı’na girmesine izin vermiyordu.

Bir kez yakalandıklarında, direk olarak hapse atılıyorlardı. Elfler genellikle öldürmezlerdi ama hapishaneleri oldukça dayanıklıydı.

Durum böyle olsa bile Bin Yaprak Ormanı oldukça genişti ve çok az Demir Muhafız Elfi vardı. Bu yüzden bir çok maceracı bazı güzel şeyleri toplamak için gizlice Bin Yaprak Ormanı’na giriyorlardı.

Şans onların yanında olduğu sürece, bu işten karlı çıkabiliyorlardı.

Demir Muhafızlarla karşılaşsalar bile, onları öfkelendirmedikleri taktirde, birkaç arkadaş canlısı cümle söyleyip, Bin Yaprak Ormanı’ndan topladıkları şeyleri geri iade etmeleriyle birlikte oradan kilit altına alınmadan ayrılabilmeleri mümkündü.

Böylelikle Meşe Kasabası düşük seviye maceracılar için risk alabilecekleri iyi bir yerdi.

Maven Üç Halka Kuleler’den yola çıkıp Meşe Kasabası’na vardığında, çoktan sabah olmuştu.

Atını kasabanın içine sürdü.

‘Eğer yanılmıyorsam o herif burada gizli kapaklı yaşıyor.’

‘Onun tam bulunduğu yer… Unut gitsin, onu gece ziyaret etmem daha uygun olacak.’

‘Geceleyin bu şekilde hızlıca yolculuk yapmam beni yordu… 9 bünye gerçekten çok kötü.’

Maven bir hanın kapısını açtı, esniyordu.

Ödemeyi yaptıktan sonra uyumaya gitti.

Akşam üstü hafif sersemlemiş bir şekilde uyandı.

Bir şeyler yedikten sonra, kendine çekidüzen verdi ve handan ayrıldı, caddede dolaşmaya başladı.