Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

53. Bölüm Siyah Solucan

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Chini bilincini geri kazandı. Yanı başında Maven’in acımasız ifadesini gördüğünde içini bir çaresizlik kapladı.

“Hayır, söyleyemem…”

“Beni öldürürler.”

“Bu benim fikrim değildi. Beni bunu yapmaya zorladılar. Aksi taktirde beni öldüreceklerdi, o böcekleri yutmam için beni zorlayacaklardı…” Chini ağlarken konuşuyordu.

Maven’in ifadesi gram değişmedi.

O da bazı sıkıntılar yaşamış olabilirdi ama kendi en yakın arkadaşına [Kara Tatlı Zehir] bulaştırdığı tartışılmaz bir gerçekti.

Maven hiçbir zaman merhamet gösteren biri olmamıştı. Şu anda o kızın yaşıyor olması, bu işin arkasındaki lideri yakalamak istediğindendi.

Aslında Maven sadece hızlıca Lyle’daki salgını iyileştirip, Gru’yu Beyaz Nehir Vadisi için çalışmaya ikna ettikten sonra ayrılmayı planlıyordu.

Ama beklenmedik bir haber onun planlarını değiştirmesini sağladı.

Görev menüsünde bir menü ortaya çıkmıştı.

[Salgın Temizleme] : Nehir Kıyısı Şehri’nde kara tatlı zehrin izini buldun ve başarılı bir şekilde bu salgından küçük bir kızı kurtardın. Belki de daha fazla insana yardım etmeyi denemelisin, fırtına öncesi bu işin kaynağını ortadan kaldırmayı seçebilirsin.

Görev ödülü 3000 genel TP ve en az 1 bölgesel mit puanıydı.

Maven’in TP’ye ihtiyacı çok fazlaydı. Hızlıca seviye atlamak için birçok yol olsa da, o yolların neredeyse hepsi aşırı derecede riskliydiler.

Ama bu görevi tamamlamak harcadığı zamana değer gibi görünüyordu.

‘Görevin iki seçeneği var. Bir şifacı olarak Lyle’a yaptığım gibi, kara tatlı zehir bulaşmış olan insanları, belli bir sayıya ulaşıncaya kadar tedavi etmeye devam edebilirim. Böylece görev başarılı bir şekilde tamamlanacaktır.’

‘Ya da Nehir Kıyısı Şehri’ne bu salgını yayan elçiyi ortadan kaldırabilirim. Bu en hızlı yol. Tek riskli kısım salgın elçisinin rütbesinin yüksek olması.’

‘Ama Lyle’ın durumunu göz önüne alırsam, salgın elçisinin gücü ortalama bir şey gibi görünüyor, en fazla rütbe 2. Ayrıca Salgın Tanrısı’nın takipçileri nispeten zayıf oluyorlar. Ben bu işe karışmasam bile, Nehir Kıyısı Şehri bu beyinsiz heriflerle başa çıkabilir.’

Bu yüzden eğer bu küçük kızdan salgın elçisinin yerini öğrenebilirse, Maven bu işe karışmayı pek dert etmezdi.

Ne de olsa, öldürme işine oldukça aşinaydı. O kişinin bir şeytani takipçi olduğu da söz konusu olduğu için, onları öldürmek psikolojik bir yük bile olmazdı Maven için.

Harcayabilecek zamanı yoktu o yüzden kesinlikle birinci seçenek ona uymuyordu.

…

Maven aslında o gece Lyle’a kötü bir şey yapmamıştı.

Kıyafetlerini çıkarttıktan sonra, Yalıçapkını Yeşim Hançer’i kullanarak karnına bir delik açmıştı.

O delik ne büyük ne de küçüktü, ortalama üç santimetre kadardı.

Neler olduğundan haberi olmayan Lyle doğal olarak bağırabildiği kadar bağırmıştı çünkü Maven’in korkutucu hareketleri onu dehşete düşürmüştü.

Daha sonraki bağırışlarıysa, korkunç bir şey gördüğü içindi.

Çünkü Maven karnına o deliği açtıktan sonra, karnından dışarıya bir şey çıkmıştı, bir kurtçuk. Siyah bir solucan gibi görünüyordu.

Korkudan neredeyse bayılıyordu.

Vücudunda gezinen çok fazla korkunç solucan vardı!

Ama Maven o solucanları hızlıca yakalayıp bir kavanoza atmıştı.

Mor Yakut Filizlerinin dumanı altında gittikçe daha fazla siyah solucan kızın bedeninden dışarı çıkmış ve Maven’in yanında getirdiği kavanozu doldurmuşlardı.

Son siyah solucan da kızın bedeninden çıktıktan sonra, Maven ona artık iyileşeceğini söylemişti.

Maven basit bir şekilde yarasını sardıktan sonra kıza kırmızı şarap içirerek uyumasına yardımcı olmuştu. İnanılmaz derecede korkmuş olan küçük kız hızlıca uykuya dalmıştı.

Aynen öyle, aslında kara tatlı zehir parazitlerin yol açtığı bir salgındı.

Bu tarz parazitler siyah solucan olarak biliniyordu.

İlk olarak vücuda bir yemeğin içine yumurtaları eklenerek girmiş olmalıydılar. Siyah solucan yumurtaları vücudun içinde, bedenin enerjisini çalarak büyüyorlardı.

Genellikle solucanların çoğu boyun çevresinde toplanıyor ve iğrenç siyah bölgeler oluşturuyorlardı.

Siyah solucanlar tanrı yapımı yaşam formlarıydılar, tamamen salgın tanrısının tercihlerine göre tasarlanmışlardı. Kişinin vücudundaki solucanlar yeterli sayıya ulaşıp geliştiklerinde, bütün solucanlar patlıyorlardı.

Bu patlama onları taşıyan kişinin bedeninin de yarılarak açılmasına neden oluyordu ve çok kanlı, berbat bir görüntü oluşturuyordu.

En korkunç tarafı ise bedenin içine patlamadan önce yerleşen siyah solucan yumurtaları, onları taşıyan kişinin kanındaydılar. Eğer taşıyıcının kanı başka birine bulaşırsa, üzerine sıçraması bile yetiyordu, bulaşan kişiyi de aynı şekilde hasta ediyorlardı.

Medikal alanda gelişim sağlayamamış olan bu çağda, bu tarz bir salgın kesinlikle oldukça korkutucuydu.

Ama Maven bir istisnaydı, o kara tatlı zehri tedavi etmenin yolunu biliyordu.

Mor Yakut Filizi’nin dumanı o solucanların dayanamadığı bir koku yayıyordu ve taşıyıcının bedeninden dumana ulaşmak için çıkıyorlardı.

Maven’de o aşamada devreye girmiş eldivenli elleriyle onları tek tek toplamıştı.

Yanında getirdiği kavanoz sirke doluydu.

O siyah solucanlar en çok sirkeden korkarlardı. Bir saat boyunca sirkenin içinde kaldıkları taktirde tamamen ölüyorlardı.

Ve o sirke de, sinir felci zehrine dönüşüyordu!

Bu iş Maven için bir taşla iki kuş vurmak gibiydi. Silahlarında kullanacak bir zehir bulamamıştı ve bu onun canını oldukça fazla sıkıyordu. Elinden gelen bir şey yoktu bu konuda.

Ama şimdi üç kavanoz dolusu en iyisinden zehre sahipti.

Aslında bu işi halledip oradan ayrılacaktı ama ortaya çıkan bu görev planlarını değiştirmesine neden oldu.

…

“Sana ne yaptıklarını bilmiyorum ama…”

“Şu anda sadece iki seçeneğin var. Konuş ve hayatta kalmana tek bir şartla izin vereyim, Gru ailesinden uzak duracaksın. Konuşma ve hemen seni öldüreyim.”

Buz gibi soğuk olan eğimli hançer Chini’nin boynuna hafifçe baskı yaptı.

Maven, maskesiyle korkunç görünüyordu.

Duygu barındırmayan sesi, sıradan insanların hayallerindeki çılgın katillerin görüntüsüyle uyumluydu.

Chini’nin gözleri sonuna kadar açıldı. Çığlık attı, dağılmak üzereydi, “Konuşacağım! Konuşacağım!”

“Beni öldürme. Konuşacağım.”

“Avam bölgesindeki bir kilise, aslında Gümüş Kilise’ye ait ama onlar gümüş kilisenin bir rahibinden kiraladılar…”

Maven gülümsedi.

‘Gümüş Kilise rahipleri kesinlikle aç gözlüler. Kiraladığı kişinin arka planından, geçmişinden haberdar olmadan kendi kiliselerini kiralıyorlar.’

‘Gümüş Tanrı sinirlenir miydi acaba? Birinin kendi kilisesini Salgın Tanrısı’nın öğretilerini yaymak için kullandığını öğrense… cık cık…’

Bu tanrı ve rahipleri ünlü sayılırlardı.

Cevabı aldıktan sonra Maven, direk olarak Chini’yi serbest bırakmadı. Aksine, onu bir kez daha bayılttı.

Önce gidip aldığı bilginin doğru olup olmadığına bakmalıydı.

…

Avam bölgesi belli bir miktar gelire sahip ama zengin olmayan insanların yaşadığı yerdi.

Bu insanların bir çoğu rütbe sahibi maceracılardı, tüccarlar, zanaatkarlar ve diğerleri. Güvenlik burada en yüksek seviyede değildi ama yokta sayılmazdı.

Avam bölgesinin kuzeybatısında küçük bir kilise vardı. Aslında burası Gümüş Kilise’nin rahibinin vaaz verdiği yerdi ama o rahip bu bölgeye sırtını dönmüştü, oradakilerin zayıf inançları ve asıl etmen bağışların az olması nedeniyle. Kiliseyi birine kiralayıp oradan ayrılmıştı.

Kilisenin mahzeninde gece yarısı bir ayin yapılıyordu.

Ondan fazla genç yere çömelmiş vaziyetteydiler, çılgınca Salgın Tanrısı’nın öğretilerini okuyorlardı!

Siyah cübbeli bir adam sahnede durmuş, soğuk gözlerle gençlere bakıyordu.

Gençlerin yüzleri fanatizmle doluydu!

Ama inançları o kadar da saf olmayabilirdi!

En saf inanca sahip olanları kendine ast olarak seçecekti. Bu şekilde Salgın Tanrısı’na yeni müritler kazandırarak onu yüceltebilir, kendini ön plana çıkartabilirdi.

Ne de olsa, o salgın elçileri arasında orta sıralardaydı. 

Böyle olsa bile, en temel rahip büyüsünde ustalaşmıştı.

[İnancı Göster]!

Ellerinden siyah bir ışık halkası yayıldı.

O siyah ışık o on genci sardı, bedenlerinin etrafında birkaç kez döndü.

Birkaçının görüşleri hafif bulanıklaştı, diğerleri umursamaz görünüyorlardı, ışık halkasını fark etmemiş gibiydiler!

Siyahlar içindeki adamın elinde iplikler ortaya çıktılar.

O iplikler o gençlerin bedenlerinden çıkıyorlardı ve bedenlerinin etrafına sarılıydılar.

İplikler inceydiler, o gençlerin inançlarının sağlam olup olmadığını temsil ediyorlardı.

Siyah giyimli adam oldukça tatmin olmuştu. O gruptaki gençler arasından iki tanesi gerçekten de sağlam inananlardı!

Salgın Tanrısı’na iyi miktarda inanç gücü sağlayacaklardı ve iyi bir gelecekleri olacaktı.

Ama tamamen mutlu sayılmazdı!

Çünkü oradaki gençlerden birinden hiç iplik çıkmamıştı!

“Aramıza karışmış inanan gibi davranan biri var.”

“Büyük tanrımızın gözünden kaçacağını mı sandın?”

Vahşice gülümsedi ve korkmuş ifadeye sahip olan genci işaret etti. “Diğerlerine, inanmayanların sonunun nasıl olacağını göstermeme izin ver!”

Bunu söylediği anda elinde koyu renkli kumaşlar belirdi!

“Hayır! Yapma…”

Genç mücadele etti, korkmuştu ama faydası yoktu!

Diğer gençler üzerine atıldılar ve onu yere yatırdılar, kendilerini kanıtlamaya çalışıyorlardı.

Siyah giyimli adam soğukça güldü ve yavaşça o gence doğru ilerledi.

O sırada, karanlıkta saklanmış bulanık bir gölge sessizce yaklaşıyordu.