Reta güçlenip il hani yutabilir ve sınıfları da aynı zaten.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
83. Bölüm Sen, Ben, Yabancılar (1)
Vanguard’ın itibarı hızla yükseliyordu.
Standart silahların seviyeleri yavaş yavaş yükseliyordu ve 26 güçlü klana üst seviyede silahların satıldığı ortaya çıkınca Vanguard’ın yeteneği daha da ünlendi. Buna ek olarak Kore askeri birliği, Baskı da Vanguard’ın geleneksel silahlarından satın aldıklarını açıklamıştı ve marka bununla birlikte ününe ün kattı.
Bundan önce Baskı en acınası gruplarda birinci sırada yer alıyordu, fakat şimdi en şanslı insanlar haline gelmişlerdi.
Tabii ki bu durum onların daha acı çekmeyeceği anlamına gelmiyordu ama ekipmanlarının seviyesi ve kalitesi bir anda arttığından yaralanmalar ve ölümler çok daha az görülmeye başlamıştı. Üstelik grubun hızı da artmıştı.
Şu anki Dünya’da en güvenilir şey kişinin seviyesiydi.
Baskı ülke içinde çalışmasına rağmen, güçlü klanlardan aşağı kalmayan bir hızla seviye atlıyordu. Ülke veya Baskı’nın kendisi yenilse bile seviyeleri aynı kalıyordu ve bu da onların gücü haline gelmişti.
“Aaah, Yu Il Han-shi’yi yakalamalıyım.”
“Pes et Üsteğmen Han. Buradan birini seçmeye ne dersin?”
“Ölürüm daha iyi! Aşk kazanmakla ilgili. Onu kesinlikle kazanacağım!”
“Peki, iyi şanslar Yeo Rang Sinclair. (Ç/N: Demian romanından başrolün sevdiği kişi olan Sinclair bir söz söylüyor: Kendime bir iyilik yapmayacağım, ben kazanmalıyım! Burada da karakter benzerliği kullanılmış.)
Kore’yi güzelliğiyle temsil eden Üsteğmen Han Yeo Rang’ın saçma rüyalarından bağımsız olarak Dünya’nın durumu hızla değişiyordu.
Şişmiş karınlarıyla diğer dünyalara gitmiş hamile kadınlar çocuklarını doğuruyordu ve Büyük Değişim’den sonraki Dünya, devlet ve iş adamlarının ortak çalışmasıyla yeni doğan bebekler için bir ev halini alıyordu. Önemli binaların yapılarında kullanılan önemli malzemeler, eskisiyle karşılaştırıldığında on kat daha sertti.
Japonya’daki Zindan Dalgası’ndan sonra zindanların yönetimindeki gerginlik birçok ülkede artarak güçlü klanların parlaması için seçenekler sundu.
Özellikle Vanguard tarafından üstün seviye ekipmanlarla donatılmış klanların gelişme hızı diğer klanlara oranla artmıştı ve onların kıskançlıklarını kazanmışlardı.
Bu kıskançlıklar sebebiyle bazı klanlar arasında savaşlar yaşanmıştı ama Il Han Vanguard silahlarından herhangi birini çalanlar olursa Vanguard’dan üst sınıf bir silah alma imkânını kaybedeceğini söyleyerek bunun önüne geçti.
Fırsatlar hala tükenmemiş, biz de güçlenebiliriz!
Klanlar bunu fark ettiklerinde başkaldırmayı bırakmışlardı. Il Han artık Dünya’daki bütün klanları Vanguard ile etkileyebiliyordu!
“İşte şimdi ilgimi çekmeye başladı.”
[Ne zaman karanlık taraftaymış rolü oynamayı bırakıp harekete geçeceksin?]
Erta’nın sözlerini dinleyen Il Han diz üstü bilgisayarını kapatarak ayağa kalktı. Vanguard’ın sayfasında yayınladığı bilgilendirmelerden sonra nelerin değiştiğini görmek istemişti ama bu kadarı şimdilik yeterliydi.
“Neyse ki burayı güvenceye aldık.”
[Bozulabileceğinden korkuyorsun, değil mi?]
“Evet, o zaman yapacak bir sürü işim olur.”
Il Han’ın Vanguard’ı kurması, insanlığı geliştirmek içindi. Eğer projesi, diğer insanların açgözlülüğü yüzünden başarısız olursa o zaman yalnız başına acı çekmek zorunda kalırdı.
Ama neyse ki hem standart silahlar hem de üst seviyedekiler sorunsuzca satılıyordu, bütün insanlarla birlikte güzelce acı çekebilirdi artık.
Tek başına acı çekmek zorunda kalmayacağını bilerek Il Han başka yirmi beş klana yaptığı gibi, Yıldırım Tanrısı Klanı’ndan Yu Na ve Ha Jin için de ekipmanlar yaptı. Bu yaklaşık üç haftasını almıştı.
Tabii ki de boş zamanlarında zindanlara gidip canavarlar avladı ama Orochi ile savaşı sayesinde 87. Seviyeye ulaştığından seviye atlama hızı sinir bozucu bir şekilde yavaştı. Hep aynı seviyede kalacakmış gibi hissediyordu.
“Ne zaman 100. Seviyeye ulaşarak üçüncü işimi seçeceğim…”
[Senin kayıtsızca söylediklerin diğer dünyadaki sayısız insan için hayatları boyunca uğraşacakları bir şey. Dünya’daki insanların seviye atlama hızı çoktan hayal ettiğimin de ötesine geçti. Ama senin hızın her şeyin de ötesinde.]
- seviyeye geçmeden mana kullanamayacağını düşünerek endişeleniyordu ama bu noktaya ulaştığında gereksiz yere endişelendiğini anlamıştı.
Her seviye atlamayı istediğinde utanç duyuyordu. Eğer Orochi ile ilgi deneyimi kazanmasaydı hala 84. Seviyede sürünüyor olacaktı.
[Yu Il Han-shi. Artık harekete geçmeliyiz.]
Reta Kar’iha, bilincinin içinden konuştu. Il Han da ona katılıyordu.
“Çoktan yapabileceğim her şeyi yaptım.”
Bütün insanlığı koruması mümkün olmasa da canavarlarla olan savaşta ön saflarda yer alanlar kesinlikle Vanguard sayesinde güçlenmişti. Hiç abartı olmaksızın Vanguard geldikten sonraki savaş gücü ikiye, hatta üçe katlanmıştı.
Zindanları dolduran canavarlar temizleniyordu. Bu sırada Zindan Dalgası’ndan sonra bile aşırı mana yoğunluğuna sahip olan Kantou bölgesinin durumu sabitlenmişti.
“Ve manayı kontrol etmekte de daha ustalaştım.”
[Seni canavar.]
Erta’nın sözleri dürüst olmakla birlikte hafif bir abartı da taşıyordu. Hayatı boyunca hiç mana kullanmamış Il Han’ın bir ay içinde manaya adapte olduğuna inanamıyor. Eğer zaman bariyeri de hesaba katılırsa üç ay oluyordu.
Elbette mana kullanarak aktif bir yetenek oluşturabilecek seviyede değildi ama şu an sahip olduğu yetenekleri geliştirebilmesi ve gizlenmeyi de özgürce kullanabilmesi oldukça etkileyiciydi.
“Canavara dönüşmekten başka seçeneğim yok. Bir düşün Erta. Akashik Kayıt, ben ikinci işimi kazandığımda ne yapmamı istedi? Üçüncü sınıf canavarı anında öldürmek. Peki, üçüncü işimde benden ne isteyeceğini düşünüyorsun?”
[Bu konu hakkında düşünmek istemiyorum.]
[Bu seçenekler çok korkunç. Benim de sınıfım Ölüm Tanrısı kategorisinde ama üçüncü sınıfa geçerken bile böyle güç gereklilikleri hiç çıkmamıştı karşıma.]
Reta Kar’iha da konuştu. Böyle kişisel şeyler söylemiyordu ama gün geçtikçe düşünceleri daha güçlü ve anlaşılır hale geliyor ve gelişimini belli ediyordu.
Neden? Elbette Il Han bunun cevabını biliyordu; Il Han onun tek bir şey yapmasına izin vermişti.
Ölüm Koleksiyoncusu ile kazandığı hayat gücünden bir parça tüketmesiydi, izin verdiği şey. Normal bir insan için bu imkânsız olsa da Reta bir Ölüm Tanrısıydı.
Daha birikmiş yaşam gücünü kullanmayı gerektirecek yetenekler olmadığından ve Il Han çoktan bir sürü canavar avladığından Reta Kar’iha’nın tükettiği miktar bir fark oluşturmamıştı. Il Han da ona izin vermişti. Ama Reta Kar’iha’nın düşüncelerinin daha belirgin hale geldiğini fark edince gelecekte kendi başına inanılmaz bir şeyler yapabileceğini düşündü.
Tam isabet. Reta Il Han’ın düşüncelerini okuduğundan konuştu.
[Ben de Il Han-shi’ye yardım edebildiğim kadar etmek istiyorum.]
“Bunu diyeceğini biliyordum. Yaşam gücünü boşuna yemedin.”
[G-geleceği tahmin etme gücün mü var!?]
Reta Kar’iha şaşırmıştı. Il Han buna benzer bir şeye sahip olduğunu söyleyerek Reta’ya sordu.
“Ölüm Tanrısı gücümle mümkün olacak, değil mi?”
[Büyük ihtimalle üçüncü sınıfa ulaştığında mümkün olur. Yaşam gücünü kullanmanın çeşitli yöntemleri vardır ve övünmek gibi olmasın ama benim gibi düşünceleri berraklaştırmak dışında birçok kullanım alanı var.]
Erta iç çekti ama Il Han bir sırıtışla cevap verdi.
“Çok ilginç.”
[Oradaki kahrolası Orochi’den daha yararlı olacağı kesin.]
“Hey, şeytanın adını anma. Ah! Buraya geldi.”
[Kroaaaaar!]
Reta’dan Orochi’nin düşüncelerini ve de yaşam gücünü yemesini isteyecekti ama kendine engel oldu. Hayat gücünü içine çektiğinde düşüncelerin de gelmesi oldukça nadir bir durum olduğundan sadece sinir bozucu olduğu için Orochi’yi bir kenara atmanın bir kayıp olacağını düşündü. Üstelik Orochi dördüncü sınıf bir mutant canavardı. Bu konuda zaten düşündüğü bir şey vardı.
“Pekâlâ.”
Öngörülebilir bir gelecekte satılmaya yetecek kadar standart ekipman hazırladı. Üst seviyelilerse çantasındaydı.
Çoktan Yıldırım Tanrısı Klanı’ndan ailesinin korunmasını talep etmişti ve şu anda diğer dünyalarla veya Aşırı yüklenme ile ilgili bir haber yoktu. Kesinlikle bir şey olacaktı ama daha zamanı gelmemişti. Il Han yapabileceği her şeyi yapmıştı.
“Gidelim mi?”
Her seferinde olaylar yaşandıktan sonra harekete geçemezdi. Tereddüt içindeyken, ikinci Büyük Değişim gerçekleşmeden harekete geçmeye karar verdi.
Terkedilmiş Dünya Dareu, ejder türlerinin hükümdarlığındaki korkunç bir yerdi. Aynı zamanda Il Han’ın en hızlı seviye atlayabileceği yerdi.
Il Han tekrardan Büyük Kanyon’a gitti. Dünya eskiye oranla daha fazla dengede olduğundan Büyük Kanyon’da birçok turist vardı ama hiçbiri Il Han’ın farkına varmadı.
“Zindan bu tarafta mıydı?”
[Zindana giriş sınırı aşağı inmiyor. Bu zaten beklediğim bir sonuçtu. Kaos Duvarı’ndaki savaş gittikçe yoğunlaştığından bütün güçlerimiz oraya yoğunlaştı. ]
Dareu ile temas halinde olan Büyük Kanyon’un derinliklerindeki zindan Cennet’in gücüyle mühürlenmişti.
Mührü kıramadan içeri girecek olan Il Han için zindana girmenin yolu gizli bir yol ya da köpek kapısı gibi bir şeydi. Ama tabii ki bir köpek kapısı bir hevesle yapılabilecek bir şey değildi. Ancak öncelikli bir raporla haber verilerek izin alınınca yapılabilirdi.
“Dışarı çıkmak için ne yapacağız?”
[Nasıl girdiysek öyle yapacağız. Bir köpek kapısı açarak dışarı çıkacağız. Eğer bir ejder türü o kapıdan kaçarsa başka bir Zindan Yıkımı yaşanır. Yani hemen kapatmamız gerekir, anladın mı?]
Erta’nın endişeli sesinin aksine Il Han kendinden emin bir şekilde konuştu.
“Bunun bir problem olacağını düşünmüyorum. Hepsini öldüreceğimden dolayı çıkacak bir ejderha olmayacak.”
[Ejderhaları küçük mü görüyorsun? Bütün bir dünyayı yok ettiler.]
“Birini küçük gören sensin, Erta.”
Erta içini çekerek Il Han’a cevap verdi ama asıl iç çekmek isteyen Il Han’dı.
“Dünya’yı dolaşıp yaşadığımız bunca şeyden sonra hala anlamıyor musun? Bir kere girdikten sonra kolayca çıkabileceğimizi mi sanıyorsun?”
[Hayır.]
Erta o kadarını biliyordu. Şu ana kadar bir şey bile Il Han’ın planları doğrultusunda gitmemişti.
“Dinle.”
Erta’nın kabul etmesiyle birlikte Il Han, dağdan taşarak akan bir nehir gibi konuşmaya devam etti. Erta daha fazlasını düşünmediği için hafiften küçümser bir ifadeyle konuşuyordu.
“Şimdi oraya üçüncü sınıftan başlayarak canavarlarla karşılaşacağımızı düşünerek gidiyoruz ama yarı yolda bir şey yanlış gidecek ve sanki yemek yermiş gibi dördüncü sınıflarla savaşmak zorunda kalacağım. Elf büyüsünün kullanımında bir sorun olacak ya da ejderhalar olayı mahvedecek veya başka bir sorun olacak.”
[Mutlak büyü şeklinden mi bahsediyorsun?]
Reta Kar’iha bile Il Han’ın cesur tahminleri karşısında şaşırmıştı.
“Her neyse, Orochi ile karşılaştığım zamankinden daha güçlü olduğumdan bir şekilde dördüncü sınıfa karşı kazanmayı başaracağım. Her onları öldürdüğüm seferinde mahvolmuş bir şekilde oradan ayrılacağım ama en sonunda onlara karşı zafer kazanacağım.”
[Dareu’yu yok eden canavarları çabucak yeneceğini mi düşünüyorsun?]
“Evet, büyük ihtimalle bu sırada üçüncü sınıfa geçerim. Siz kızlarla aramızdaki arkadaşlık da güçlenebilir.”
[Il Han genelde böyledir.] (Erta)
Ama Il Han’ın sözleri burada bitmedi.
“Ama onları yendikten sonra rahatlamış bir şekilde dışarı çıkmak üzere olsam bile beşinci sınıf bir ejderha kendi türünün ölümleri üzerine öfkeden kudurmuş bir şekilde bir yerlerden çıkacak. Bu da final olacak.”
[Dur, çok mantıklı olduğu için korkunç!] (Erta)
[Yani gerçekten de kehanette bulunma gücün var!?] (Reta)
Melek ve bir düşünceyle yapılan bir konuşmadan sonra Il Han, bütün bu korkunç tahminlerde bulunan kendisi olmasına rağmen Büyük Kanyon’da dolaşarak zindanı arıyordu.
Kılı kırk yaran Erta yorgun bir sesle konuştu.
[O zaman neden bu kadar heyecanlı görünüyorsun?]
“Eğer beşinci sınıf bir canavar çıkarsa sadece kaçabilirim. Ona karşı ancak bütün Dünya ile birlikte sahip olduğumuz her şeyi ortaya koyarak savaşabiliriz.
[Sen sadece ikinci sınıfsın, eğer üçüncü sınıfa istediğin gibi ulaşsan da nasıl bir üstün varlıktan kaça- Ah, kaçabilirsin.]
Erta cevap verdiği sırada anlamıştı. Il Han artık manayı kullanabildiğinden bütün gücüyle gizlenme yeteneğini kullanırsa o bile Il Han’ı bulmakta kendisine güvenemezdi.
[Pekâlâ, eğer öyle diyorsan o zaman sadece içeri girerim! Ah, zindanın girişi şu an girmeye izin veriyor!]
“Güzel, işte ruh budur!”
[Bu insanların sorunu ne? Korkunçlar!] (Reta)
Aşırı kibirli Il Han ve arkadaşları(?) Dareu ile bağlantılı olan zindana hiç tereddüt etmeden girdiler.
Zavallı Erta gittikçe Il Han’a benzediğinin farkında değildi.
Magnec