Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

86. Bölüm Bai Susu

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Lu De’nin gözlerinden saçılan muazzam baskı Wei Suo ile diğerlerini anında geri çekilmeye zorladı ve hiçbirisi Zu An’ın yanında daha fazla kalmaya cüret edemedi.

Bu piçler sadakat nedir bilmiyor. Zu An düşündü. Ardından sakince bakışlarını Lu De’ye çevirdi, “İlk sorun çıkartan Yang Wei’ydi. Bu iddiayı öneren de oydu. Ona uydum diye sorun çıkaran neden ben oluyorum?”

“Akademi kurallarımızı unuttun mu? En çok önem verdiğimiz konu öğretmenlere saygıdır. Ne kadar nitelikli olursan ol eğer büyüklerine en temel saygıyı bile gösteremiyorsan akademiden çıktığında eninde sonunda dünyaya yalnızca sorun çıkartan birisini göndermiş oluruz!” Lu De sertçe azarladı.

“Korkarım ki sözlerinizi anlamıyorum. Bir öğrencinin öğretmenine saygı duyması öğretmenin de iyi bir örnek göstermesi koşuluna bağlıdır. Ancak Yang Wei şahsi nedenlerden dolayı öğrencilerine bilerek sorun çıkartıyordu. Böyle birisi öğretmen olarak saygı duyulmayı hak ediyor mu?” Zu An kaşlarını çatarak karşı bir soru sordu.

“Ama yine de o senin öğretmenin! Sorunları olsa bile konuyu akademiye aktarman gerekir. Senin gibi bir öğrenci nasıl olur da kendi başına halletmeye çalışabilir?” Zu An’ın hâlâ karşı çıktığını gören Lu De daha da öfkelendi.

“Kendi başıma halletmeye çalıştım derken ne kastediyorsunuz? İddiamız açık ve adildi. Buradaki herkes onaylayabilir.” Zu An etrafındaki öğrencileri işaret ederken konuşmaya devam etti, “Shang Hoca’yı buraya şahitlik yapması için getirdik ki hiçbir sorun olmasın.”

Shang Liuyu kafa salladı, “Evet. Yang Hoca da kabul etti.”

“Shang Hoca, bu serseri sizi kandırmasın!” Lu De, Shang Liuyu’ya gülümsedikten sonra ciddi ifadesiyle Zu An’a döndü, “Gerçekten de için dışın kumarbaz ha? Akademimizin on temel kuralından birisi kumarı yasaklar ama açık açık Gümüşkanca Kumarhanesi’nde kumar oynamaya gidip büyük olay çıkardın. Akademimizde ne denli kötü bir örnek ve etki oluşturduğunun farkında mısın? Daha onun cezasını bile almadan şimdi de akademide bir öğretmene karşı kumar oynuyorsun ha? Hmph, akademimizde senin gibi birisine ihtiyacımız yok. Chu Konağı’na dönmelisin!”

Bu sözler büyük bir kargaşa yarattı. Kimse Lu De’nin böyle ağır bir ceza verip Zu An’ı direkt okuldan atacağını beklemiyordu.

Lu De’nin gücü ve akademideki konumu düşünülürse kimse bunu yapacak otoritesi olduğundan şüphe duymazdı.

Kalabalığın arkasında saklanan Hong Xingying soğukça sırıttı. Küstahça davranmayı seviyorsun huh? Bak, nihayet cezan seni buldu! Akademiden atılmak büyük bir aşağılama olmalı. Chu Klanı’nın şöhretini ne kadar önemsediğini biliyor musun? Madam ve Efendi’nin kolay kolay peşini bırakmayacağına emin olabilirsin kodumun yavşağı!

Babası daha iki gün önce kendisini kontrol etmesi konusunda uyarmıştı. Babasını zor duruma düşürmemek için de zekice bir karar alıp Zu An’la uğraşmayı bırakmış ve bunun yerine gelişime odaklanmıştı.

Bugün meditasyonun ortasındayken aniden bir gürültü duymuştu. Dolayısıyla bir göz atmak için kalabalığı takip etmiş ama Zu An’ın spot ışıklarını üstüne çektiğini görmüştü. Bu sanki bok yemiş gibi ağzında kötü bir tat bırakmıştı.

Daha fazla izlemek istemediğinden tam gitmek üzereydi ki bu dramatik değişime tanık olmuştu. Heyecandan havalara uçuyordu ve kutlamak için öğle yemeğine iki tabak daha eklemeye karar verdi.

Hong Xingying’le aynı duyguları taşıyan bir başkası da Yuan Wendong idi. Akademide her zaman gururlu ve görkemli, bir sürü kişinin saygı duyduğu birisiydi. Beşinci kademeye atılımını büyük bir olayla patlatmayı umut ediyordu ama Zu An planlarını bozmuştu.

Bir uzmana kaybetseydi bu kadar kötü olmazdı ama onca insan arasından kaybettiği kişi çıka çıka bunca süredir çöp diye küçümsediği Zu Hovardası olmuştu! Aşağılanma hissi birkaç kat katlanmıştı; öyle ki bunun yerine öldürülmeyi tercih ederdi!

Geldiğinde Zu An’ın bacak bacak üstüne atarak görkemle oturduğunu görmüş, bu da anında öne çıkıp bu sikiğe bir ders vermek istemesine neden olmuştu. Ancak çok geçmeden Pei Mianman’ın da kalabalığın arasında olduğunu fark etmişti. Önceki yenilgisinin deneyimi anında motivasyonunu söndürmüştü. Harekete geçmeye çalıştığı an Zu An’ın utanmadan haremini çağıracağını tahmin edebiliyordu, dolayısıyla kendisini tuttu.

Tam tüm hisleri onu boğuyorken Lu De’nin gelişi beklenmedik bir değişim sunmuş ve içine oturan öküzü kaldırmıştı.

Bu sırada Zu An da Hong Xingying ve Yuan Wendong’un getirdiği öfke puanlarını fark etti. Bu iki sokuk gerçekten de hamam böceği kadar takıntılı. Ancak şu anda onlarla uğraşma sırası değildi. Tam Lu De’ye yanıt vermek üzereydi ki Chu Huanzhao aniden öne çıktı.

“Disiplin Başkanı Lu, gerçekten de çok ileri gidiyorsunuz. Nasıl eniştemi bu şekilde atabilirsiniz? Sonuçta akademide kumar oynamadı. Üstelik aritmetik öğretmeniyle girdiği iddia kumar sayılabilir mi? Öncelikle bu iddiayı sunan Yang Wei’ydi, neden onu cezalandırmıyorsunuz?” Chu Huanzhao kıpkırmızı kesilmiş bir suratla homurdandı.

Zu An ona bir ‘beğeni’ yolladı. Görünüşe göre her zaman eniştesini gerçekten önemseyen baldız olurmuş. En azından boşuna kırbaçlanmadım.

Lu De öfkeli Chu Huanzhao’ya sakince yanıtladı, “Yang Wei akademide öğretmen olmasına rağmen bir öğrenciyle bahse girdiğinden, şu andan itibaren Ayruşen Akademisi’nden kovulmuştur. Başka diyeceğin bir şey var mı?”

Bu bomba haberin ani duyurusu sınıfta bir kere daha büyük bir kargaşa yarattı. İddianın şartlarından birisi Yang Wei’nin istifası olsa da bu sonuçta sadece bir sözdü. Eğer Yang Wei yeterince utanmazsa akademiye gelmeye devam edebilirdi.

Ancak akademiden resmi olarak atıldığına göre, artık işler değişmişti. Yang Wei artık dönemezdi ve muhtemelen hiçbir akademi de onu öğretmen olarak görevlendirmeye cesaret edemezdi.

Chu Huanzhao karşı çıkmak istiyordu ama Lu De bir bakış attı ve devam etti, “İkinci Hanım aklıma gelmişken, kısa bir süre önce akademinin girişinde beni kandırmak için bu serseriyle birlik oldun. Daha onun cezasını vermedim.”

Lu De’nin keskin bakışları altında Chu Huanzhao ürkerek geriledi. Henüz genç olduğundan Lu De’nin kalibresinde birisine karşı koyması zordu.

Zu An da nihayet anladı. Ben de bu siktiğimin keltoşu neden bana sorun çıkartıyor diyorum. Demek geçen ki olay yüzündenmiş! Yine de biraz fazla cimrilik yapmıyor musun kardeş?

Shang Liuyu da soğuk bir ifadeyle araya girdi, “Disiplin Başkanı Lu’nun sözlerine göre iddialarının şahidi olarak benim de cezalandırılmam gerekmez mi?”

“Shang Hoca, benim niyetim bu değil. İyi niyetinizden dolayı burada adil olmaya çalıştınız, yani cezalandırılmanız uygun kaçmaz.” Lu De, Shang Liuyu’nun sorusuna yanıtlarken en yakışıklı gülümsemesini takındı. Sadece kelliği karizmasını bozuyordu.

“Tsk!” Herkes anında dilini şaklattı.

Ama tabii ki kimse gerçekten de Lu De’nin hareketlerini eleştirmeye cesaret edemedi. Tabii bir kişi hariç.

“Ayyy, Disiplin Başkanı Lu. Burada iki yüzlülük neymiş tam da onu gösteriyorsunuz.”

Zu An şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bu ses tatlı ve hoştu, yani mantıken bakılırsa güzel bir kadına ait olmalıydı. Ama istemsizce bir terslik olduğunu hissetti.

Keskin gözleri bu sese tepki olarak Lu De’nin yanaklarının biraz titrediğini yakaladı. Sadece bu da değil, bir sürü erkek öğrenci de korkuyla yutkundu. Bazısı istemsizce titriyordu.

Onlara kıyasla kız öğrenciler daha normal davranıyordu.

Rüzgârın yanı sıra parfüm kokusu geldi ve sınıfa rayihalı bir koku yayıldı. Zu An bu koku ünlü bir markadan mı geliyor diye merak etmeden edemedi.

Bunu takiben Zu An’ın görüşüne ince bir figür girdi. Beyaz cübbe, uzun saç, şekilli kaşlar, erik çiçeği gözler ve tatlı yüz hatları… eğer bu kişi erkek olmasaydı kesinlikle sayısız kişi peşinden koşardı.

Görünüş açısından Zu An ona sadece Xie Xiu’nun denk olabileceğini düşündü. Ancak Xie Xiu tatlı, kadınsı bir görünüşe sahip olsa da hareketleri ve tavrı erkeksiydi, dolayısıyla cinsiyetini karıştırmak imkansızdı.

Ancak önündeki adamın kadınsı tavırları gerçekten de erkek mi kadın mı olduğunu anlamayı zorlaştırıyordu. Doğal bir şekilde kollarını göğsünde kavuşturması ya da yürürken kıçını sallaması; buram buram kadınsılık kokuyordu be!

“Bu kim?”

Zu An ne de olsa bilgi çağından gelip geçmiş birisiydi. İnternette her türlü tanrıvari varlıklar görmüştü ve onlara kıyasla bu adam tamamen normaldi. En azından oldukça güzeldi yani en azından çok itici değildi.

Aksine adamın kim olduğunu daha çok merak ediyordu.

Ne yazık ki Wei Suo çoktan bir köşeye kaçmıştı, yani Zu An’a bilgi sağlayamazdı. Onun yerine Shang Liuyu gizlice fısıldadı, “O Bai Susu, akademide gelişim konularından sorumlu öğretmen. Sarı sınıfın çok az gelişim dersleri olduğundan ve daha birkaç gün önce geldiğinden onu tanımaman normal.”

“Bai Susu…” Zu An bu ismin bir adama takılmasını garipsemeden edemedi.

“Ayyyy!” Lu De az önce Bai Susu’nun kullandığı aynı kadınsı tonu taklit edip aşağılamayla tükürdü, “Bir erkek olarak bu kadar tiksinç olmayı keser misin? Gerçekten de tüylerim diken diken oldu!”

“Küçük kardeş Shang’a o kadar kibar davranırken bana gelince böyle kabalaşıyor musun?” Bai Susu cilveli cilveli homurdandı, “Küçük kardeş Shang’dan ne eksiğim var? Yeterince güzel değil miyim?”

“Uveh~”

Çevredeki kalabalık daha fazla dayanamadı ve çabucak dağıldı.

Shang Liuyu’nun kaygısız gülümsemesi bile o anda donuk duruyordu. Belli ki bu kıyaslanma onu biraz iç çatışmaya sokmuştu.

Lu De’nin ifadesi karardı, “Bai Susu, seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokma. Defol!”

“Vaaaay! Şuna da bak neler dermiş!” Bai Susu zarifçe elini kaldırdı. Elinde bir mendil olsaydı gerçekten de kerhanelerdeki müşteri çekmeye çalışan emekçileri andırırdı, “Onlar benim de öğrencilerim, nasıl beni ilgilendirmeyebilir?”

Zu An’ın gözleri kocaman açıldı. Bai Susu’nun Lu De’yle aralarının bozuk olduğu anlaşılmıştı. Görünüşe göre gelecekte bu hanım ablaya sıkıca yapışması lazımdı.

Ancak Bai Susu’nun tavrını düşünmesi bile yutkunmasına neden oldu. Bu ablamız erkeklerden hoşlanıyor olabilir mi? Ya şu karizmatik, yakışıklı, dünyalar güzeli yüzüm şehvetini uyandırırsa? O zaman ne bok yerim lan ben?