Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

62. Bölüm Büyü Aktarımı 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Yatağından sıçradı ve korkuyla etrafına baktı. Çok hızlı nefes alıyordu, yorganını kendine çekti ve alnındaki teri sildi. Şu an geceydi, karanlık onu iliklerine kadar korkutuyordu, ürkekçe konuştu. "Qouen, hey, Qouen!"

Ranzanın üstünden bir kıpırdanma duyuldu. "N'oldu Gfandor?" henüz on yaşındaki bir çocuk olan Qouen, başını alttaki kan kardeşine sarkıttı.

"Qouen, yine kâbus gördüm, yine karanlık ailemi yuttu. Çok korkunçtu!" küçük başını yorganına bastırdı.

Qouen çevik bir hareketle hemen alttaki yatağa indi. "Gfandor, korkmana gerek yok, baksana, yanında ben varım. Işık hep yanımızda."

Gfandor kafasını ürkekçe kaldırdı ve kan kardeşinin gülümseyen yüzünü, onun elindeki beyaz küreyi gördü. Hayranlık dolu bir inilti çıkardı, o ışığı her görüşünde biraz daha şaşırıyordu.

"Ama ışık her zaman senin yanında, benim yanıma hiç gelmiyor!" Gfandor üzüntüyle sitem etti. Kan kardeşindeki ışık onda yoktu.

"Ama ben de senin yanındayım, böylece ışık hep senin de yanında Gfandor. Sana kaç kere söyledim bunu." Qouen elini onun başına attı. "Her zaman gizli silahımızı unutuyorsun, unutmazsan hiç karanlıktan korkmazsın."

Gfandor başını kaldırdı. "Gizli silah mı?"

"Evet, yoksa unuttun mu?" Qouen parmaklarıyla, çocuğun ağzının iki yan kenarınu tuttu. "Gülümse! O zaman karanlık senden korkar ve uzaklaşır."

Gfandor onun dediğini yaptı ve kendini gülümsemeye zorladı. Birkaç saniye sonra, gerçekten korkmuyordu; içindeki korku gitmişti ve mutluluk içini doldurmaya başladı.

"Gördün mü, artık korkmuyorsun." Qouen kıkırdadı. 

***

''Nasılsın Qouen, kardeşim?'' gri saçlı, orta yaşlı bir adam, oturup bir şeyler içmekte olan diğer adamın yanına oturdu ve anlamlı bir şekilde içkileri veren yaşlı adama baktı. Yaşlı adam, gri saçlı adamın göz işaretiyle istediği içkiyi anladı ve hemen ona da çıkardı. Üzerindeki simsiyah cübbe, hemen kendini belli ediyordu. Aslında kendini belli etmemesi için tasarlanmıştı, ama artık herkes o cübbenin anlamını beyinlerine kazımıştı ve anında bir adım geri atıyorlardı. O ölümcül biriydi, Kara Yaprak'ın şu anki lideriydi. 

Oturmakta olan adam, hafifçe beyazlaşmış saçlarıyla kafasını yana çevirdi. Üzerindeki sarıyla karışık beyaz cübbesi, tıpkı yanındaki adamınki gibi dikkat çekmekteydi. "İyiyim kardeşim, sen nasılsın?" yanındaki adama gülümsedi.

"Vay canına, çocukluğumuzdaki gibi güleryüzlüsün Qouen, bu huyun hiç değişmedi." gri saçlı adam geçmişi gözünde canlandırdı, yetimhanedeki en yakın dostu, kendinden bir yaş büyük olan ve öz abisi gibi olan Qouen ile geçirdiği mükemmel günleri ve maceralarını hatırladı, özlemle gülümsedi.

Qouen cevap verdi. "Yoksa sen artık gülümsemiyor musun Gfandor?"

Gri saçlı adamın yüzündeki gülümseme yok oldu. "Kardeşim, karanlık artık ben gülümseyince gitmiyor." adam içini çekti. ''Okula gitmek için başvuru yaptığımızda, benim elementime en güçlü, seninkine de en zayıf demişlerdi, hiç hasar gücü olmadığını düşünüp onu değersiz olarak görmüşerdi, hatırlıyor musun?'' 

Qouen başını salladı. 

''Hah! Senin zayıf elementin, bu çocuğun karanlık elementine kıyasla bir kaplanın önündeki karınca gibi! Onunki bir lütuf, ilerde Kara Yaprak'a katılmaya hak kazanabilir, senin değersiz elementin ise sana hiçbir şey kazandırmayacak!'' Gfandor konuştu ve biraz sessiz kaldı. ''Bu sözler ilk gündeki gibi aklımda. Ama şimdi gerçeği anlayabiliyorum. Kimin elementi bir lütuf, kiminki bir lanet.'' 

Qouen Gfandor'a doğru iyice döndü ve kaşlarını çattı. Alnındaki kırışıklıklar kendilerini belli etmişti. ''Kardeşim, senin elementine sahip olmak için ölecek insanlar tanıyorum. Hem de senin gibi, karanlık elementini imparator seviyeye çıkarmış birinin yerine geçmek için, tüm soylarının ruhunu hediye edebilecek insanlar bile eminim vardır! Sen çok güçlendin, ama hala kendi elementini kötü görüyorsun. Bunu hala bırakmadın mı? Kara Yaprak'ın lideri olduktan sonra bile!'' 

''Haklısın kardeşim, benim yerime geçmek isteyen çok kişi vardır. Ama o kişiler, gün doğumundan gün batımına kadar bile dayanamazlar, iddiaya girerim. Bilemezsin Qouen. Bu lanet her gün beni yiyip bitiriyor. Güçlü oldum, evet. Ama artık yaptığım her saldırı, benim ruhuma gidiyor Qouen! Ruhuma! Bu beni yiyip bitiriyor, kişiliğim değişiyor, yaptıklarım değişiyor, öfke duyuyorum, saldırmak, yok etmek istiyorum! Bu karanlık artık bırakmıyor Qouen, içimde onu bastırabilecek bir ışık kalmadı!'' 

Qouen üzüntüyle içini çekti. ''Ne yapabiliriz ki? Bu senin doğanda var, yapacak hiçbir şeyimiz yok! Büyü kullanıcısının büyüden kurtulmasının tek yolu, enerji damarlarını parçalamasıdır.'' 

''Denemedim mi sanıyorsun?'' Gfandor hızlıca konuştu. ''Aslında yapacak bir şey var Qouen. Bugün seni bunun için buraya çağırdım.'' Gfandor cübbesinin cebinden bir parşömen çıkardı ve masaya serdi. 

''Bir kişinin elementini başka birine geçirmek mümkün!'' Gfandor heyecanla konuştu, bu konuşulanları biri duysaydı, Gfandor'un kesinlikle çıldırdığını düşünebilirdi. Karanlık elementinden kurtulmaya çalışmak da ne demekti? Bu akla hayale sığar mıydı? Bunu kim isterdi ki? Hiçbiri bilemezdi, ama imparator seviyesine çıkmış bir karanlık elementi kullanıcısının tek isteği, bu lanetten kurtulmak olurdu. Genellikle çoğu imparator seviyesine çıkınca hiç karanlığa direnememişti ve ruhları tamamen siyaha boyanmıştı, bu yüzden kimse böyle bir tehlikeyi bilmiyordu. 

''Gfandor! Bunu kendin de söyledin, başkası senin yerinde bir gün dayanamaz! Senin gücünü bir başkasına vermek, sadece onu yok eder! Bunu birine yaparsan onu kurban etmiş olursun!'' Qouen yumruğunu masaya vurdu.

''Biliyorum! O yüzden senin yanına geldim Qouen. Senin içindeki ışık çok fazla. Çok ama çok fazla. Yani bu karanlığı bastırabilir, eğer gücümü sana verirsem senin için bir sıkıntı olmayacaktır! Senin iraden çok güçlü! Yani buna dayanabilirsin kardeşim! Kara Yaprak için yeni bir lider seçtim bile!'' Gfandor konuştu, ama son cümlesinden sonra Qouen'in yüzünün garip bir şekle girdiğini fark etti. ''Hayır hayır, ölmeyeceğim, sen de ölmeyeceksin, sadece elementim olmazsa Kara Yaprak'ın başında duramayacağım için yeni bir lider seçtim, başka bir sebebi yok!''

Qouen'in anında kafası karıştı. Buna gerçekten dayanabilir miydi? İmparator seviyesindeki karanlık elementi. Bunu kaldırabilir miydi? Düşünmeye başladı, bunu gerçekten yapabilir miydi? Biliyordu. Karanlığın sonunda kardeşini yutacağını biliyordu. Ama bu olayın olabildiğince geç olması için sadece dua edebilirdi, yapacak başka bir şeyi yoktu. İmparator seviyesinde bir ışık büyücüsü olsa da, buna karışamazdı. Bu bir döngüydü, kaderin döngüsüydü, buna kimse karışamazdı. Onu durduramazdı, ama şimdi kardeşini kurtarmanın bir yolunu bulmuştu. Bunu nasıl kabul etmezdi, düşünmesine gerek yoktu. 

''Nasıl olacak bu iş?'' Qouen hararetini dindirdi ve şefkatle kardeşine baktı. Gfandor, savaşlar kazanmıştı, tek başına ordularla savaşmıştı, ama gözünde hala karanlıktan korkan dokuz yaşındaki çocuktu. Onu hala öz kardeşi gibi seviyordu. 

''Çok kolay, işte bak, parşömeni oku. Bunu denizlerin altından, bir kütüphaneden aldım.'' Gfandor konuştu. 

''Denizlerin altındaki bir kütüphane mi?!'' Qouen hızlı bir şekilde cevap verdi. 

''Evet, o kütüphane. Tanrıların Kütüphanesi. Ama korkmana gerek yok, bunu almama izin verildi.'' Gfandor ağabeyini sakinleştirmek için konuştu, ama yine de Qouen tam olarak sakinleşmemişti. 

''Ama eğer yanlış bir şey yapars--'' Qouen tam konuşacaktı, ama Gfandor onu susturdu. 

''Sakin ol ağabey, bana güven, bir sorun çıkmayacak. Hadi, parşömeni oku.'' 

Qouen tam olarak olmasa da ikna oldu ve parşömene baktı. Bu aslında yazılı bir metin değildi, resimliydi. Her bölümde teker teker yapmaları gereken şeyleri gösteriyordu. Yapılması gereken bir iksir vardı. Bu iksir yapıldıktan sonra iki kişi iksiri tam olarak ikiye bölüp bir dakika içinde içeceklerdi, sonra da içenlerin biri, diğerine tüm büyü gücünü aktarıp bir mühürle mühürleyebilecekti. En azından parşömende böyle gösteriliyordu. 

Bir ay sonra. 

''İksir hazır.'' Gfandor konuştu, son bir aydır bu iksiri tamamlamak için uğraşmışlardı. Bu iksir için üç tane imparator seviyesi hayvanın özsuyu gerekmişti, ama aşırı güçlü iki büyücü olan Qouen ve Gfandor için bu pek sıkıntı oluşturmamıştı. Kolayca yapmışlardı. Ama eğer satın almak isteselerdi, bir tane bile imparator seviyesi büyülü yaratığın özsuyu en azından on milyon altın sikke ederdi. Bundansa avlamak, daha kolaydı. Kimsenin onları rahatsız etmemesi için bir mağaraya girmişlerdi, içerideki dünya seviyesindeki bir yaratığı kovup iksiri hazırlamışlardı.

''Tam olarak ortadan ikiye böl, sıkıntı olmasın.'' Qouen konuştu, içinde biraz kuşku vardı. Sorun çıkmadan bu olayı bitirmeyi umuyordu. 

''Böldüm kardeşim.'' Gfandor iki ayrı bardağa iksiri ayırdı ve bardakların birini kardeşine verdi. 

Birbirlerine baktılar ve iksiri kafalarına diktiler. Qouen'in vücudu, yanmaya başladı. Şimdiye kadar, kardeşinin ışık elementini ondan çalmayı istemesi ihtimalini hiç düşünmemişti, çünkü ona çok güveniyordu. Ama güvendiği kişi, güvendiği ruh, çoktan karanlık tarafından ele geçirilmişti. 

''HAHAHA!!'' Gfandor kükredi. ''AĞABEY, GERÇEKTEN DE BANA KOŞULSUZ GÜVENECEK KADAR SALAKSIN! ESKİ GFANDOR ARTIK YOK, ÇOKTAN BENİ TUTAN İNSANİ DUYGULARDAN AYRILDIM VE KARANLIKLA BİRLEŞTİM. ARTIK SENDEN DAHA GÜÇLÜYÜM!'' 

Qouen'in içini korku kapladı. Bunu nasıl düşünmemişti?! Ama iş işten geçmişti, artık büyü çoktan başlamıştı ve biri, diğerinin elementinin tamamını alacaktı. Qouen'in kardeşini kurtarma arzusu, daha da güçlendi. Eğer ondan elementini alırsa, ruhu da temizlenecekti. Kardeşi için, eski kardeşi için, bunu yapmalıydı.

''Gfandor, kendine gel! Bu sen değilsin!'' Qouen ona seslenmeye çalıştı, belki eski kardeşini birazcık da olsun uyandırabilirdi, bu da şimdi karşısında olan kardeşinin sersemlemesini sağlayabilirdi. Böyle olursa, Qouen büyük avantaj elde ederdi. 

''SANA SÖYLEDİM AĞABEY, O ARTIK YOK! ARTIK GÜÇLÜ, KORUMANA İHTİYACI OLMAYAN GFANDOR VAR!'' Gfandor tekrar bağırdı ve büyüsünü kullanmaya başladı. 

''AÇIĞA ÇIK!'' Ellerini kaldırdı ve etraftaki karanlığı elinde topladı, ama karanlık elinde toplanınca azalmamıştı, aksine çoğalmıştı. 

''Hayır, seninle savaşmak istemiyorum kardeşim!'' Qouen bir kalkan oluşturdu ve bağırdı.

''NEDEN?! BENİ YENEMEYECEĞİNİ BİLDİĞİN İÇİN Mİ?! SENİN EZİK IŞIĞIN BENİM KARANLIĞIMA ETKİ EDEMEZ, SENDEN GÜÇLÜYÜM QOUEN! SENİN LANET BÜYÜN, DAHA SADECE ON KİŞİDE OLDUĞU ZAMAN BİLE KUTSAL ÜLKELER TARAFINDAN İSTENDİ! BENİM ASİL VE KUDRETLİ ELEMENTİME GELİNCE, ÇENELERİNİ KAPADILAR! SADECE POUNZ'A LAYIK OLDUĞUMU SÖYLEDİLER, KENDİLERİ İÇİN FAZLA GÜÇSÜZMÜŞÜM!'' Gfandor ellerindeki karanlığı birleştirerek iki tane ip yaptı ve Qouen'e doğru hızlıca koştu. 

''Hayır, karanlık elementinin güçsüz olduğunu söyleyenler şüphesiz aptallardır, onları dinlemen bile saçma! Neden böyle bir şeyi bana söylemedin, güçlerimizi kardeşce ölçebilirdik! Ayrıca ben onların teklifini senin için reddettim, bunu düşünemedin mi?! Işığın hep senin yanında olması için Pounz'da kaldım, neden açgözlülük yapıyorsun?!'' Qouen hala onunla savaşmak istemiyordu, çünkü o, hala çocukluğundan beri tanıdığı kardeşiydi. Ona nasıl zarar verirdi?!

''FAZLA SÖZE GEREK YOK!'' Gfandor saldırdı, ellerindeki kırbaçlarını savurdu ve Qouen'i karşı duvara fırlattı. 

Qouen sırtını çarptığı soğuk duvarı hissetti, duvar hafifçe çatlamıştı ve oluşturduğu kalkan kırılmıştı. ''Son kez söylüyorum kardeşim, yapma!'' 

Gfandor hırladı ve ona tekrar saldırdı, ona tekrar tekrar vurdu, sürekli duvarlara çarptı ve bilincini kaybedene kadar onu dövdü. Öldürmemişti, çünkü böyle olursa onun gücünü alamazdı. 

Qouen bir anda kendine geldi ve nefes almayı başardı. Kaburgasında en az on kırık vardı, sol kolu kırılmıştı, başı son derece ağrıyordu ve her yer karanlıktı. 

''Senden güçlü olduğumu biliyordum, ama bu kadar zayıf olduğunu bilmiyordum kardeşim. Ama merak etme, ölmeyeceksin. Sadece elementini bana vereceksin, ben de kurduğun lanet loncanı kapatacağım! Tek güçlü benim Kara Yaprak'ım olacak!'' Gfandar öfkeyle kükredi. 

''Kardeşim, içimden alacağın ışık elementinin senin karanlığını bastıracağını düşünemedin mi? Yoksa bunu düşünüp de, sonradan unuttun mu?'' Qouen kıkırdadı, ama gülmek bile karnını acıtmıştı. Gfandar bu ihtimal düşünmeye başladı, bunu gerçekten daha önce düşünmemişti. 

''Kardeşim, sanırım unuttun. Gülümse! O zaman karanlık senden korkar ve uzaklaşır. Hatırladın mı?'' Qouen gülümsedi ve bir büyü için kendini hazırladı. 

Gfandor, Qouen'in söylediği şeye daha çok sinirlendi. ''Hayır! Lanet olası gülümseme benim karanlığıma etki edemez! O sadece küçükken beni rahatlatmak için söylediğin bir şeydi!'' 

''Gfandor, sen körleşmişsin. O, asla seni rahatlatmak için söylediğim bir şey değildi. Sen bilmiyorsun, gülümsediğin zaman her zaman bir şekilde işler yolunda gidiyor. O gerçekti, bak şimdi, nasıl işe yarıyor.'' Qouen yüzünü belli edecek bir şekilde gülümsedi. ''Ayrıca unutma kardeşim, ben Tanrı'nın Şefkati olarak anılan Büyük Qouen'im! Kolay kolay yenilmeyeceğimi bilmeliydin! Benim  büyüm, senin büyünü yutacak kadar güçlü, seni ondan kurtarmalıyım. Kendinde olsaydın, belki beni yenebilirdin. Ama sen asıl gücü unutmuşsun kardeşim.'' 

Qouen kırılan yerlerinin tamamını iyileştirdi ve ellerini birleştirerek bir küre oluşturdu. ''Tanrı'nın şefkati olduğum gibi, Tanrı'nın Öfkesi de olabilirim!'' bu sefer kaşlarını çatmıştı. 

''Cennetin Gazabı!'' Qouen elindeki küreyi kaldırdı, ışık genişleyerek büyüdü ve karanlığın üzerine gitmeye başladı. ''Gülümse.'' kardeşinin gözlerine baktı, ama şimdi kardeşinin gözlerinde, biraz önce olmayan bir şey vardı; korku. O korkuyordu, belliydi. Eski Gfandor'un gelmesinden korkuyordu, ışığın, karanlıktan daha güçlü olduğunu görmekten korkuyordu, daha da çok korktuğu şey ise, bunu kabullenmekti. 

Qouen gürledi. ''Yayıl!''

*** 

Ama düşündüğü gibi olmadı. Qouen her gün karanlığa doğru çekiliyordu. Büyü yapsa da yapmasa da sürekli ışığı azalıyordu, karanlık inanılmaz güçlüydü ve bir kez yakalanırsa, kaçması kardeşi gibi imkansızdı. 

***

Bir sokak köşesi, Zend üç yaşında. 

Qouen çocuğun enerji damarlarına göz atıyordu. Onun vücudunda ne var ne yok bunu görmeliydi. 

''Bu da ne?'' Qouen'in gözleri açıldı, anında fark etti.

''Bu damarlar çok garip! Bu damarlarda, iki zıt enerji, bir arada değil!'' Qouen bunun ne demek olduğunu gayet iyi biliyordu. Bu çok açıktı ki, çocuk büyü kullanamayacaktı. Bu da büyük bir şeyi işaret ediyordu; hiç zarar görmeden imparator seviyesindeki karanlık elementinin enerjisini taşıyabilirdi. 

''Vay canına, bu mükemmel bir taşıyıcı.'' Qouen, son zamanlarda kendini sürekli sıkıştıran karanlık elementini atacak bir yer arıyordu, çünkü kardeşine olduğu gibi karanlık elementi onu da kıstırmaya başlamıştı. Büyüye hakimiyet sağlayan herkes için, karanlık elementi ölümcüldü. Ama Zend için bu başkaydı, çünkü o bunu kullanamazdı. Bunu ilk görüşte anlamıştı. 

Üç ay geçti. Qouen iksiri tekrar hazırlamak için birkaç yaratık avlamayı başarmıştı, yaşlandığı için bu biraz zor oluyordu. Bu yıl çoktan üç yüz otuz iki yaşına basmıştı. Bu imparator seviyesindeki bir büyücü için kısa bir ömürdü, ama Qouen erken yaşlanmıştı. 

''Ona bunu bardakla veremem, yoksa zamanında içemeyebilir. Ona iğneyle bunu içirmeliyim.'' Qouen gülümsedi, kolundaki siyah mühre baktı. Bir doğum lekesi gibiydi, Zend vücudunda imparator seviyesinde bir karanlık elementi olduğunu anlamayacaktı bile. Bu tamamen güvenliydi. Zaten güvenli olmasaydı, Zend'in üzerinde bunu kullanmazdı. Bunun yerine ölmek onun için daha iyiydi, Zend'in hayatını tehlikeye atmaktansa ölmeyi yeğlerdi. 

''Çocuk, gel buraya.'' Qouen Zend'i çağırdı ve iğneyi çıkardı. Bu büyük bir iğneydi, bir dakika içinde ancak büyük bir iğneyle onun vücuduna bu sıvıyı sokabilirdi. 

''Yaşlı Dilenci, Bu da nedir?'' Zend eliyle iğneyi işaret etti, küçük vücudu o iğneyi görünce ürpermişti. 

Qouen sırıttı. ''Bu mu? Bu sadece ilaç, ama bu ilaçtan korkarsan eğer, gülümsemeyi dene. O zaman korkular senden kaçacaktır, böylece rahat olabilirsin.'' 

Zend adamın dediklerini aklına kazıdı. 

***

2082