Kafam karıştı biraz. Ana karakter bulunduğu dünya konusunda kelimenin tam anlamıyla bir cahil, o belli. Ayrıca insanları anlama konusunda da düşündüğü kadar yetenekli değil gibi gözüküyor :D Karşısındaki adamın sıradan bir yaşlı adam olduğunu sanıyor. İnsanlara verdiği kitapların içeriklerinden de haberdar değil galiba. Bu ilginç işte, belki de verdiği kitapların içerikleri o kişilerin ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde değişiyordur. Neyse, göreceğizz
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
5. Bölüm Dünyaları Değişen
Evet, Lin Jie Dünya’dan buraya, Azir olarak bilinen bu büyük diyara gelmiş, dünyaları değişen bir adamdı.
Engin evrende elbet sayısız dünyaları değişen vardı ama bazı açılardan, Lin Jie özel sayılırdı çünkü bunu öyle ya da böyle, kendi istediği için yapmış sayılırdı.
Her şey Lin Hoca’nın hobisiyle başladı.
Bugünlerde gençlerin garip sorunlara ve özelliklere sahip olduğunu bilmeyen yoktur; obsesif bozukluklardan klostrofobiye, bir şampuan şişesinin üstündeki bütün yazıları okuma gereksinimine kadar değişen çeşit çeşit sıkıntılardır bunlar.
İşte Lin Jie de öyle bir adamdı ama takıntısı kitap koleksiyonu yapmaktı. En büyük dileği dünyadaki bütün baskı kitapları toplamaktı. Hepsini okuyup okuyamayacağı bir yana, sırf bütün basılmış kitapların nizami bir şekilde raflara dizildiğini hayal etmek bile onu heyecanlandırıyordu…
Tabii ki bunu tek başına başaramayacağını biliyordu. Sadece Çin’de bile her altı ayda neredeyse doksan bin kitap basılıyordu ve bir kitabın 45 RMB olduğu düşünülürse sırf onları almak bile 4 milyon RMB’ye patlardı! Bırakın bütün dünyadaki kitapları, Çin’deki kitapları satın alması dahi imkansızdı.
Ve para, bu sorunun sadece bir kısmıydı.
Artık basılmayan ya da yasaklanmış kitaplar da vardı. Bütün bunları araştırmak, bulmak ve keşfetmek mümkünse bile, olağanüstü bir zamana ve efora mal olacağına şüphe yoktu.
Diğer bir deyişle, bu arzu Lin Jie için bir rüya, bir hayal olmaktan öteye geçemezdi; ta ki bir gün, Lin Jie bir kestirme yol bulana dek. Bedelini ödediği sürece herhangi bir dileğini yerine getirecek bir ritüeldi bu!
İlk başta, herkes gibi Lin Jie de buna şüpheyle yaklaşmış ama merakına yenik düşerek ve biraz da, dileğinin gerçekleşmesini çok arzuladığından, ritüeli yerine getirmişti.
Dileğini tuttuğu anda anlayamadığı, naif bir mırıltı duymuştu ve gözlerini kapatıp açtığında işte burada, hiç bilmediği bir dünyada, bu boş kitap dükkanının önündeydi.
İçinde öyle tarifi olmayan bir ses vardı ki, bu dükkana girdiği takdirde bütün kitapları toplama hayalini yerine getirebileceğini söylüyordu ama bunun karşılığında ödeyeceği bedel ağırdı: Bir daha Dünya’ya dönemeyecekti.
Lin Jie bu tercihi yaparken zorlanmadı. Tek başına, yapayalnız, kitap dükkanının kapısını araladı ve hiç tereddüt etmeden içeri girdi.
O günden bu yana üç yıl geçmişti ve Lin Jie Norzin Şehri’ndeki yaşamına alışmıştı.
Bu yeni dünyaya alışması zor olmamıştı zira burası teknolojik anlamda Dünya’nın 80’lerine ya da 90’larına benzer bir seviyedeydi. Dil konusu da sorun teşkil etmemişti çünkü burada, bazı tarihi sebeplerden, hem İngilizce hem de Çince konuşuluyordu.
Elbette garip isimler ve çılgın saç renkleri gibi bazı farklılıklar vardı. Bunların dışında, Lin Jie bu dünyada ‘içsel dünya’ ve ‘olağanüstü varlıklar’ olduğuna dair söylentiler de bulmuştu ama bugüne dek öyle bir şeyle karşılaşmış değildi.
Şimdi bile, henüz dileği için gereken bedeli gerçek anlamda ödediğini düşünmüyordu.
Ve doğrusu, bütün bunlar onun için bir anlam ifade etmiyordu çünkü hayatından çok memnundu. Kitap rafları her gün yenileniyordu ve isterse onları kendi başına değiştirerek araştırabiliyordu. Okuyacak sayısız kitap ve onu eğlendirecek müşteriler… daha doğrusu ruhlarına şifa verebileceği yardıma muhtaç insanlar varken başka bir şeye ihtiyacı yoktu.
“Son zamanlarda araştırmamda bir engele takıldım,” dedi Wilde, hırıltılı sesiyle. “İki yıl önce buradan aldığım Şeytan’ın Dili sayesinde kendime yeni bir yol buldum ama bunun için benzer dilde yazılmış ipuçlarına ve belgelere ihtiyacım var.”
Kitaba Şeytan’ı Dili dedi… acaba bu akademisyenler arasında özel bir şaka falan mı?, diye düşünürken Lin Jie tezgaha geçti ve defterdeki sütunlardan birine ‘Geri Getirildi’ yazdı.
“Benzer bir kitap istiyorsun yani?” diye sordu, kalemiyle masaya tıklatırken.
“Bana verdiğiniz kitap çok derindi. Büyük bir bütün ufak bir parçası gibiydi. Daha detaylı bir şey… belki dilin içeriğine yönelik bir kitap varsa çok iyi olur. Kitabı okurken diğer dillere ve türlü türlü geleneklere yapılan atıflar aklımı çok karıştırdı. Bunların manasını anlamak için daha derinlere inmem gerekiyor,” dedi Wilde.
İki yılın ardından, o kitapta yasaklı lanetlere dair ipuçları bulmuştu. Bu pekala Nihai-kademeye yükselmek için aradığı fırsat olabilirdi!
Büyücüler dillerin ve karakterlerin gücüyle büyü oluşturmakta uzman kimselerdi. Kara büyücüler lanet şeklinde söylenen dillere odaklanırdı ve onlara karşın beyaz büyücüler, karakterleri kullanarak mühürler çizerlerdi.
Üst düzey bir kara büyücü olan Wilde, basit büyü sözlerinin çoğunu ezberlemişti. Şimdi yapması gereken şey içsel ruhunun potansiyelini dürterek sınırlarını aşmaktı. Diğer bir deyişle, kendi ruhunun sesini bulması gerekiyordu.
Bir kara büyücü için doruk noktası, tamamen kendine özgü bir dil oluşturmaktı!
Nihai-kademeye çıkan kapının anahtarı buydu.
“Demek öyle… Biraz beklersen uygun bir şey bulabilirim,” dedi Lin Jie.
Wilde başını salladı ve arkasındaki raflara daldı.
Mantıklı bir istek. Bu dünyadaki diller Dünya’dakilere benziyor ama aradaki kültür ve gelenek farkını azımsamamak lazım. Çin kültürünü tam olarak anlaması pek kolay değil. Ona daha genel bağlamda bir kitap versem iyi olacak.
Lin Jie parmağıyla kitap rafını tararken aniden durdu.
O bir kitap seçerken, Wilde gözlerini camın ardında yağmaya devam eden yağmura dikmiş, geçmişi düşünüyordu.
İki yıl önce, Joseph onu yendikten sonra kaçmaya çalışırken bu dükkana rastlamış ve Lin Jie ile tanışmıştı. Lin Jie ona rehberliğini sunmakla kalmamış, yepyeni bir yolun kapılarını da aralamıştı.
Bugün bile şeytanların dilini içeren, içi türlü türlü mistik ve kudret dolu şeylerle dolu o kitabı düşündüğünde kalbi dört dala koşmaya başlar, bütün tüyleri diken diken olurdu.
İlk görüşte aşk gibiydi!
Bir öğrenciyken gerçek bir büyücünün gücünü gördüğü zamanı anımsatmıştı ona.
“Geber.”
Yaşlı öğretmenin önünde duran güzeller güzeli kuşu yok etmek için tek söylediği şey buydu.
Ne olağanüstü, ne inanılmaz bir olaydı ama!
Wilde işte o anda ne yapmak istediğine karar vermişti!
Bugünkü hali, yıllar önceki egoist kimliğinden epey uzaktı ve bu değişimi özverili, her şeyi bilen kitapçıya borçluydu.
Wilde ona ne geçmişini ne de kimliğini sormuştu ama içten içe cevabı biliyordu.
Gerçeğin Birliği’nin inzivaya çekilmiş bir bilgini, buna şüphe yok!
Hatta Lin Jie’nin Gerçeğin Tapınağı’na açılan kapının anahtarını taşıyan, o ünlü Nihai-kademe büyük bilge olduğundan bile şüpheleniyordu… Ama bu tahminin kesinliğini öğrenmek için bir yolu yoktu ve bugüne dek Lin Jie’den gelen eterde hiçbir değişim hissetmemişti.
Wilde genç adamın raflardan bir kitap çıkardığını görünce düşüncelerini bir kenara bıraktı. “Buldunuz mu?”
Lin Jie boğazını temizledi ve gülümseyerek kitabı uzattı. “Biraz cüretkar olabilir ama içimden bir ses, bu kitabın sana uygun olduğunu söylüyor ve doğrusu, bu alandaki araştırmalarıma epey güvenirim…”
“?”
Lin Jie’nin biraz utanarak ona baktığını görünce Wilde kaşlarını kaldırdı. Kitabı ondan alır almaz kapağına baktı. Lin Jie de kapakta yazan kitabın ismine ve yazarın ismine bakıyordu.
Törenler ve Gelenekler
Yazan: Lin Jie
…..
Magnec