Parlak simsiyah pelerin ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
16. Bölüm Yadigâr Öğrenciler
Müdür Yardımcısı Xia’nın sözleri Wen Ailesinin bütün üyelerinin yüreklerine su serpti.
Wen Xuanyu’nun önüne altı parşömen getirildi. Siyah elbiseli adam seçimi açtığında yüzünün rengi atmıştı. Seçilen parşömenin üstünde ‘Beden Bilimleri’ yazıyordu.
Eğitimci seçimi yapılan kâğıdı müdür yardımcısı ve altı profesörün eline verdi. “Beden Bilimleri Bölümü!”
Şapkalı orta yaşlı adamın gözleri bir saniyeliğine sevinç içinde ışıldadı. Meslektaşlarının ise git gide sinirleri bozulmuştu.
Lin Xi ise kendisine söylenen hakaretleri umursamamış gibiydi, kafası rahat davranıyordu. Profesörlerinin gözünde ağırbaşlılığı ile de büyük bir etki bırakmış gibiydi. Ama çoktan seçimler yapılmıştı, artık Savunma Sanatları Bölümü profesörü Deli Qin’in öğrencisiydi.
Müdür Yardımcısı Xia’nın gözleri yeşil elbiseli kıza döndü. “Gao Yanan, kader seçimini geleneklerimize göre yapmayı kabul ediyor musun, yoksa Wen Xuanyu ile aynı hakları mı tanınmayı tercih edersin?”
“Bana iki seçim tarzı da uyar. Zaten akademiye bir kere girdiğimizde, istediğimiz sürece diğer bölümlerin derslerine de katılabiliyoruz değil mi? Hatta eğer istersek sınıra bile gidebiliriz. Bu kadar tantana yapmaya ne gerek vardı?” Yeşil giyimli kızın yumuşak sözleri arkada izleyen grubun neredeyse büyük bir kısmına baygınlık geçirtmiş gibiydi.
Wen Xuanyu da bu bireyler arasında yer alıyordu. “Öyle mi?”
“Doğru.” Müdür yardımcısının yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. İşareti ile eğitimci kıza dört parşömen sundu.
Gao Yanan seçimini rastgele yaptı. Orta yaşlı şişman kadın memnun olmuş gibi duruyordu, kendi parşömenini tanımıştı. Çok geçmeden Gao Yanan’ın bölümü de ‘Tıp’ olarak belirlendi.
“Aynı bölümde değil miyiz?” Lin Xi bölümünün tıp olduğunu öğrendiğinde biraz üzülmeden edemedi.
“Ama ben de tıp bölümünün derslerine girebilirim...” Ama çok geçmeden yüzüne tekrar gülümseme geldi.
“Sınıra gitmek isteyen kardeşleriniz geliyor. Akademinin gelenekleri olarak gitmeden önce yeni gelen öğrenciler ile tanışacaklar.” Müdür konuşmaya devam etti.
Bütün adaylar adı geçen öğrencilere doğru yöneldi. Hepsinin gözlerinde izleyenleri korkutan bir bakış vardı.
Adaylar arasında elle sayılabilecek birkaç tane ‘altın kaşık’ harici kimse akademinin geleneklerini bilmiyordu. Ama sınırların ordularında yer almanın tehlikeli işler olduğu anlaşılabilir bir gerçek idi. Baktıkları yüzler arasından kim bilir kaç tanesi geri dönemeyecekti.
“Cennete bakan dünyayı Qilininin üstünde kutsal ördeği ile gezer, kimsenin daha önce gitmediği yerlere gider. Kestiği ordu komutanlarının başlarını şeytan başı çuvalına koyar. Kayan yıldız Gölündeki kudretine karşı durulmaz...”
Siyah giyinimli öğrenciler hep bir ağızdan yumuşakça şarkı söylemeye başladılar. Altı profesörlerinin ardında tek sıra halinde Dört Mevsim Ovası’na doğru ilerleyerek gözden kayboldular.
Li Kaiyun ve yanındakiler istemsizce göğüslerini germişlerdi. İzledikleri öğrenciler sınıflarını, sıralarını, kendi yerlerini yenilere bırakıyorlardı, sonunda onlar da aynısını yaparak hayatlarına atılacaklardı.
“Yungin İmparatorluğu’nun sınırları hep bu kadar gergin miydi?” Lin Xi kaşlarını çatarak düşündü.
Her ne kadar şimdiye kadar ilgisini çekmemiş ve alakası olmamışsa da bu kadar gösteriş ve törenden sonra kendisinin de sınır ordularının durumuna ve işleyişlerine bir göz atması gerektiğini anlamış gibiydi.
“Akademiye doğru ilerleyelim.” Müdür Xia öğrencilere işaret etti. Geride kalan bütün eğitmenler ile Yaz Ruhu Gölü’nün kuzeyine doğru ilerlemeye başlandı.
“Gidiyor muyuz?”
Lin Xi bir anda paniklemişti, ilerleyen aday grubunun en arkasına kadar koşarak faytonların park ettiği bölgeyi gözleri ile araştırmaya başladı.
Ama bir anda yüzündeki korkunun yerini sımsıcak bir gülümseme aldı.
Kendisini buralara kadar taşıyan kırık dökük faytonun üstünde amcasını görebiliyordu. Diğer faytonların başındakiler gibi o da akademinin yolunu tutmuş öğrencileri yolcu ediyordu.
Kasabasında ailesi hariç hiçbir arkadaşı olmamıştı. İçindeki gençler çok az şey biliyor, çok az şey anlıyorlardı. İletişim kurmaya çalışsa bile hepsi onu garipsemişti. Anca ona ‘İkinci Lin’ demeyi biliyorlardı. Yaptığı bir aylık yolculukta farkında olmadan Liu denen bu yaşlı adam en iyi dostlarından biri olmuştu. Şimdi ise çil yanaklı Meng Bai, Li Kaiyun, Zhang Ping ve Xiang Lin’i tanımıştı.
Grubun peşinde ilerlerken bütün öğrencilerinin yüzüne güzel bir gün ışığı indi. Lin Xi gözlerini kapatıp ‘Müdür Zhang’ denen figürü bir daha andı.
Bu efsanevi insan nasıl bir tipti acaba?
Neden akademinin bütün geleneklerini kırmıştı, nasıl bu kadar fazla yeni terimi içlerine empoze etmişti?
Yaşlı adamın da Meng Bai’nin grubunun da geldiği dünyayı anlayabileceğini sanmıyordu. Geçmişini anlatsa büyük ihtimalle sadece tuhaflanacaktı. Saçma sapan konuşma demeye başlayacaklardı. Köyden geçerken amcasına anlattığı hikâyenin yüzünde bıraktığı tepkiyi halen hissedebiliyordu. Saçma konuşmama sözünü çoktan vermişti.
Tıpkı bir gezginin kimseye yaşadığı deneyimleri tam olarak anlatamaması gibi, onun içinde de yalnızlık ve hüzünden oluşan bir parça saklıydı.
Böyle devam ederse Lin Xi geçmişini unutacağının farkındaydı. Her şeyin hastalığını geçirdiği dönemde gördüğü kötü bir rüya olduğunu düşünmeye başlayacak, sonunda o da saçma bir şey olduğunu düşünüp, unutup kaybedecekti.
“Eğer o da benim gibi ise, son birkaç dönemdir çok yanlızlık çekmiş olmalı, değil mi?”
Sınıra giden öğrencilerin tekrarladığı şarkı Lin Xi’nin aklında düşündüğü müdürün resmini tazelemişti. Orta yaşlı bir amca, kocaman, korkunç bir canavarın üstünde. Yanında ise garip bir portakal rengi ördeği ile bilinmeyen diyarlara ilerliyorlardı.
“Eğer o da benim gibi ise... Acaba güçleri de bana yakın mıdır?” Bir anda Lin Xi’nin gözleri parladı.
“Bir sorun mu var?” Meng Bai Lin Xi’nin tepkilerini fark etmiş gibiydi.
“Yok bir şey.” Lin Xi yalan söylemeyi de pek sevmezdi, “Sadece Müdür Zhang’ın neye benzediğini düşünüyordum da...”
“Oh.” Meng Bai Lin Xi’nin kulağına doğru fısıldadı, “Benim kafam neyle meşgul biliyor musun?”
Lin Xi kafasını salladı. “Hayır.”
Meng Bai’nin yüzü gülmüyordu. “Acaba büyük babam ile profesörün arasında ne geçti diye düşünüyorum. Akademiye girdiğimiz anda hakkımda bir sürü dedikodu çıkacak...”
“Pfft.” Lin Xi sırıttı.
…
“Akademi tam olarak nerede? Nereye doğru ilerliyoruz?” Yaz Ruhu Gölü’nü yarım gündür takip ediyorlardı, bir türlü sonuna varamamışlardı. Genç öğrencilerin fısıltıları saatler ilerledikçe gürültülü sohbetlere dönüşmüştü. Sonunda dayanamayan bir öğrenci soruyu ortaya attı.
Akademi yetkilileri sessizliği koruma çabalarında değillerdi. Katı duruşlarını sınav çadırlarında bırakmışlardı sanki. Sorunun cevabı siyah giyinimli bir eğitimciden geldi. “Akademi hemen şurada, yolumuzun üstünde.” Parmağı önlerindeki dağı işaret ediyordu.
Gösterilen dağın kocaman bir eteği vardı. Yarısının üstü tamamen buz ve kar ile kaplı idi. Zirvesini görmeyi engelleyen kocaman bir bulut ile de kaplıydı.
Cennet Sıradağları!
“Oraya kadar yürüyecek miyiz?” Yeni öğrenciler arasında bir can sıkıntısı baş gösterdi.
Akademinin dağlık bir alanda olduğu genel bir bilgiydi. Hiçbir şeyden haberi olmayan Lin Xi dahi Denizli dağlarından geçtikten sonra amcasının yaptığı açıklamaların da yardımı ile bir yerlere tırmanmaları gerekeceğini anlamıştı zaten. Sınavın yapıldığı Dört Mevsim Ovası iki sıradağ arasında adeta havza görevi görüyordu. Aralarındaki mesafe en az üç günlüktü.
Siyah giyinimli eğitmenin sesi değişmedi. “Hepiniz artık akademinin yeni öğrencilerisiniz. Eğitiminiz kabul edildiğiniz andan itibaren başlamıştır. Akademinin geleneklerine göre performansınız da kayıt altında olacaktır. Yüksek puana sahip öğrenciler ödüllendirilirken zayıflık gösterenler cezalandırılacaktır.”
Bütün öğrencilerin dilleri tutuldu.
Eğitimci bir saniye sonra devam etti, “Müdür Yardımcısı Xia’nın size bütün yolculuk boyunca eşlik etmesi ile gurur duymanız ve emin adımlarla ilerlemeniz önerilir.”
En öndeki eğitimciler durdu. Korkudan sersemlemiş öğrenciler birbirlerine çarparak durmayı başardılar.
“Herkese bir pelerin verilecek. Kişi başına bir tane.”
Uzun zamandır yanlarında ne taşıyor bunlar diye kendi kendine düşünen Lin Xi cevabını sonunda almıştı. Eğitmenlerin çantalarının içinden paket paket kıyafet çıkıyordu. Ne tahmin ettiği gibi sınavda kullanılan çadırlar ne de diploma gibi değişik şeyler.
Her çantadan pas parlak ve simsiyah pelerinler çıktı.
Magnec