Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

80. Bölüm Bilerek

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

“Bütün yüksek kademe gelişimciler tek bakışta durumumu görebiliyor mu?” Zu An sormadan edemedi. Eğer gerçekten böyleyse insan içine çıkmaya bile cesaret edemezdi.

Hâlâ kıkırdayan Jiang Luofu kafasını iki yana salladı ve yanıtladı, “Endişelenme, başka bir kaynaktan öğrendim. Fark edileceğinden korkmana gerek yok.”

Zu An ilk önce rahat bir nefes vardı ardından alev alev yanan bir öfke benliğini tüketti.

O siktiğimin Ji Dengtu’su söylemiş olmalı! Birisiyle flört ederken sırrımı açığa çıkarmıştır. Bu ne sikindirik iş lan! Doktorların takip etmesi gereken bir etik yok mu anasını satayım?

“Öhö öhö, görünüşe göre konudan saptık.” Zu An havadaki garipliği dağıtmak uğruna çabucak konuyu değiştirdi ve buradaki amacına döndü, “Fahri öğretmen olarak bir maaş ya da elle tutulur çıkar beklemiyorum. Ders de vermeyeceğim. Tek gereken resmi olarak tanınan bir kimlik.”

Jiang Luofu biraz düşündü ama nihayetinde kafasını iki yana salladı, “İyi bir şöhreti olan güçlü bir gelişimci 7.500.000 gümüş tael bağışlasaydı deneyebilirdim. Ancak insanların seni nasıl gördüğünü biliyor olmalısın. Eğer gerçekten sana fahri öğretmen unvanı verirsem muhtemelen insanlar beni tükürüklerinde boğar. Ayruşen Akademisi de ülkenin dalga konusu olur. Bu riski alamam.”

Bir an duraksadıktan sonra çaresiz bir gülümsemeyle ekledi, “Yıllarca hovardalık yapmanı kim söyledi? Sadece kendi önünü kapadın.”

Aslında Zu An da bu sonuca çok şaşırmadı. Jiang Luofu’nun isteğini reddetmesi beklentileri arasındaydı ve ancak bu sayede asıl niyetini ortaya çıkartabilirdi, “Eğer fahri öğretmen olamayacaksam, o halde bana zindana girmek için bir yer vermeni istiyorum.” 

7.500.000 gümüş taeli zindana girme şansı için harcamak büyük bir kayıptı ama borç notunda yazan meblağı muhtemelen alamayacağı ve Hanımzade’nin Zevk Yumağı’nın etkisiz kaldığı düşünülürse yine zar zor kabul edebilirdi.

Kendi nitelikleriyle seçimlere katılmayı seçerse, elindeki tüm kozları açığa çıkartarak iyi bir şansı olabilirdi ama kesin kazanabileceğine emin değildi. Eğer diğer akademilerden canavar gibi yetenekli bir dahiyle karşılaşırsa her şey biterdi.

Bu mesele küçük Zu An’ın iyiliğini ve mutluluğunu ilgilendiriyordu; garantiye ihtiyacı vardı. Bir nevi en kötü durum için hazırlık yapmak gibiydi. Üstelik Ayruşen Akademisi’nin yönetim takımının iyi niyetini kazanabilecekse borç notunu vermeye değerdi. Bu dünyaya geleli daha çok olmamıştı ama halihazırda akademilerin inanılmaz yüksek konumda olduğunu anlamıştı.

Jiang Luofu’nun ifadesi karardı, “Zindanların sadece birkaç yılda bir açıldığını bilmiyor musun? Girmek isteyen çok kişi var ama girebilecekler sınırlı; her akademi yalnızca en iyi öğrencilerini zindana gönderir. Yani dehalar girme şansını kazanmak uğruna bir turnuvaya girmek zorundadır. Nasıl kolayca girmeni sağlayabilirim?”

Zu An omuz silkti, “Akademinin başkanı olarak en azından bu kadarcık otoritenin olmadığına inanmıyorum. Burada 7.500.000 gümüş taelden bahsediyoruz. Doğal olarak karşılıksız veremem değil mi?”

Jiang Luofu tüm yalanlarının ardını görebilecek gibi duran keskin bir bakış attı, “Zindanda ne yapma peşindesin?”

“Tabii ki hazine arayacak ve yeterince şanslı mıyım ona bakacağım!” Zu An yanıtladı.

Başına gereksiz bela çekmemek için Fani Nilüfer’den bahsetmedi.

Jiang Luofu onayladı, “Amacını anlayabiliyorum. Zindanlar bir sürü gelişimciyi cezbeden fırsatlara sahip. Gel gör ki kimlerin gireceğini izleyen bir sürü kişi olacak ve Tören Bakanlığı da seçimleri dikkatle gözlemliyor. Öylece girmeni sağlayamam.”

Zu An anında sabrını yitirdi ama daha konuşamadan Jiang Luofu bir elini kaldırdı ve devam etti, “Sakinleş ve önce sözlerimi bitirmemi bekle. Sana direkt girme şansı veremesem de arka plandan birkaç bağlantı kullanarak karşına nispeten zayıf rakipler çıkartabilirim. Böylece niteliğini hakkınla kazanabilirsin ve akademi de baskıdan kurtulur.”

“O zaman savaşmak zorunda olmaz mıyım?” Zu An bu konuda biraz tereddütlüydü. Mümkün olduğunca kozlarını açığa çıkarmak istemiyordu. Bunun yerine karanlıktan hareket eden olmayı tercih ederdi.

Jiang Luofu doğruldu ve konuştu, “Bunca yıldır neden savsaklık ediyordun bilmiyorum ama burası güçlünün saygı gördüğü bir dünya. Değerini kanıtladığın sürece yüksek konum ve değerli gelişim kaynakları alabilirsin. Yani diğerlerinin arkasında kalmaya devam edersen nihayetinde herkes seni geçer. Aradaki boşluk gittikçe artar ve yetişmekte zorlanırsın.”

“Dürüst olacağım; düşüncelerinin ardındaki mantık ne gerçekten anlamıyorum. Geçmişte bazı kısıtlamaların olabilir ama artık akademimin bir öğrencisi olduğunu unutmamalısın. Düşmanlarının karşısında artık korkmak ya da kaçmak zorunda değilsin. Korumamız altında yeteneklerini özgürce açığa çıkartabilirsin ve ancak o zaman sana daha fazla gelişim kaynağı sağlayabilirim.”

Jiang Luofu’nun sözleri Zu An’ı etkiledi. Gerçekten de yürekten konuştuğunu hissedebiliyordu. Ancak bu konu biraz karmaşıktı.

Nihayetinde rastgele bir yanıtla konuyu değiştirdi, “Düşmanın İmparator olsa da beni koruyabilir misin?”

Jiang Luofu kan kaynatan konuşmasından sonra inanılmaz keyifliydi ki Zu An’ın sorusunu duydu ve tükürüğü boğazına kaçtı. Yüzü anında kıpkırmızı kesildi, “Öyleyse korkarım ki hiçbir şey yapamam. Ama İmparatoru kim sanıyorsun ki? Nasıl onu sinirlendirme niteliğin olabilir?”

“Şaka yapıyorum! Endişelenme. Sözlerini ciddiye alacağım ve ne gerekiyorsa yapacağım. Pekala, ben sınıfa kaçıyorum.” Zu An yanıtladı.

Jiang Luofu parmağını salladı, “Bir şey unutmuyor musun?”

Zu An içgüdüsel olarak öne eğildi, acaba elveda öpücüğü mü istiyordu? Cazibem gerçekten o kadar şahane mi yahu? Eh, böyle güzel yüze ufak bir buse kondurmaktan zarar gelmez.

Belki de istemsizdir ama Jiang Luofu aniden geriye çekilerek aralarına mesafe açtı, “Sözünü verdiğin 7.500.000 gümüş nerede?”

Zu An nihayet ne demek istediğini anladı. Koyun gibi gülümseyerek ayakkabısını çıkardı, borç notunu aldı ve masaya koydu.

“…”

Jiang Luofu aşağılama dolu ifadeyle bir fırça aldı ve ucuyla borç notunu açtı. İçeriğini gördüğünde kaşları çatıldı, “Borç notu mu?”

“Akademinin nüfuzu ve zekanızla, Erik Çiçeği Tarikatı’nı sağmanızın zor olmayacağını düşünüyorum.” Zu An yalandan güldü.

“Neden akademiye bu büyük meblağı bağışlayacak kadar cömertsin merak ediyordum ben de… Unut gitsin. Senden yararlanıyorum sanmıştım ama bu vicdanımı rahatlattı. Zindan konusunu halletmene yardım edeceğim. Sınıfa dön hadi.”

“Pekala! Güle güle, güzeller güzeli başkan!” Zu An elini sallayıp hızlı bir şekilde odadan fırladı.

Jiang Luofu’nun kiraz gibi dudakları hafifçe kıvrılırken mırıldandı, “Ne ilginç bir genç ama.”

Ancak ayakkabıdan yeni çıkan borç notuna döndüğünde gülümsemesi anında dondu. Aşağılamayla borç notunu başka yere kaldırıp fırçayı çöpe attı.

Zu An nihayet kalbine çöken kayanın kalkması nedeniyle keyifli keyifli sınıfa döndü. Gerçi hâlâ 7.500.000 gümüş taeli böyle harcamanın büyük israf olduğunu hissettiğini kabul etmeliydi.

Unut gitsin, şimdilik çeyiz olarak güzeller güzeli başkanın eline bırakayım. Gelecekte hem paramı hem de onu eve getireceğim!

Akademideki birisi düşüncelerini bilseydi şoktan kap krizi geçirirdi. Başkan Jiang’a düşkün bir sürü erkek vardı ama böyle düşünceler taşıma cüretini gösteren tek kişi oydu.

Zu An sınıfa döndüğünde çoktan dersin başladığını fark etti. Öğretmen saçları yağlı, cılız, orta yaşlı bir adamdı. Saçlarının arasındaki yarık derecesindeki boşluk onu kalabalığın arasında bile öne çıkartırdı.

Zu An gizlice sınıfa sızdı ve sırasına geçti ama birdenbire kürsüden bir patırtı koptu, “Sınıfa girmene kim izin verdi?”

Sertçe kürsüye vurması bir sürü uyuyan öğrenciyi sıçrattı. Hepsi çabucak Zu An’a döndü.

Zu An, herifin ansızın kendisine patlamasını biraz gülünç buldu, “Derse odaklandığınızdan bölmek istemedim. Bu yüzden sessizce geçtim.”

“Geç kalınca en azından geldiğini söyleyebilirsin ama beyefendiye bak; sanki seni hiç ilgilendirmiyormuş gibi keyfine göre takılıyorsun. Bu düpedüz büyüklerine saygısızlık etmektir!” Öğretmen homurdandı.

Zu An afalladı. Bu öğretmen nedensizce pireyi deve yapıyordu. Bu denyoyu tanımıyorum bile, neden bu kadar düşmanca davranıyor ki?

Sınıftaki çoğu öğrenci Zu An’ın azarlandığını görünce sevindi. Nihayetinde onun gibi bir adam onca güzel kadının ilgisini çekerken, onlarsa hâlâ sap olduklarından çaresizliğe kapılmışlardı. Bu manzara onları sevindirdi.

Ancak Zu An acele etmeden yanıtladı, “Başkan Jiang beni çağırdığından geç kaldım. Eğer bana inanmıyorsanız Başkan Jiang’a istediğiniz gibi sorabilirsiniz.”

Zu An’ın sözleri orta yaşlı adama diyeceklerini yutturdu. Bu velet başkanı konuya dahil ederek beni susturmaya mı çalışıyor?

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +44 Öfke! 

Zu An sistemdeki ismi görünce şaşırdı. Bu orta yaşlı adamın görüntüsü nihayet kafasında mantığa oturdu.

Yang Wei bu noktada dikkatle ilerlemesi gerektiğini hissetti.

Bu velet gerçekten Başkan Jiang’la bağlantılı mı? Daha önce hiçbir öğrencinin işlerine karıştığını görmemiştim. Sırf bu velet sıradan bir öğrenci ve halletmesi kolay olur diye tereddüt etmeden teklifi kabul ettim. Ancak görünüşe göre işler düşündüğümden daha karmaşıkmış.

Ama artık çok geç; kararımı değiştiremem.

“Neden Başkan Jiang seni çağırdı?” Yang Wei ilişkilerinin derinliğini anlama umuduyla sordu.

Zu An omuz silkti, “Okulun nasıl gittiğini ve okul hayatına alışıp alışmadığımı sordu.”

Yang Wei’nin kaşları daha da çatıldı, “Oturabilirsin.”

Ardından derse başladı ama Zu An ve Başkan Jiang arasındaki ilişkiyi düşünmeden edemedi. Tanıdığı Başkan Jiang bir öğrenciyle ilgilenecek birisi değildi.

Ama birdenbire Başkan Jiang’ın yıllardır yalnız olduğunu hatırladı. Başka sınıftaki bir çocuk dışında ne bir akrabası ne de bir arkadaşı vardı. Nasıl Zu An’la bağlantılı olabilirdi?

Büyük ihtimalle Ayruşen Dükü, Zu An’la ilgilenmesini istemiştir. Hmph! Az kalsın tongasına düşüyordum! 

Yang Wei’yi başarıyla trollediniz, +58 Öfke!

Zu An şaşırdı. Bu herifin ne derdi var? Gerçekten de bana karşı çıkma niyetinde mi?

Bu adamı daha önce sinirlendirdi mi diye merak etti ama aklına hiçbir şey gelmedi. Acaba karizmam çok fazla kadını cezbetti ve aralarından birisi de bu lavuğun sevgilisi miydi?

“Patron, yakıyorsun!” Wei Suo fısıldadı.

“Yaktığım bir sürü şey var. Hangisinden bahsediyorsun?” Zu An sordu.

Şu olağanüstü utanmazlığa bak be… tam da patrondan beklendiği gibi! “Tabii ki Gümüşkanca Kumarhanesi’nden kazandığın 7.500.000 gümüş taelden bahsediyorum. Olaylar çoktan tüm şehre yayıldı ve herkes nasıl başardığını merak ediyor!”

Zu An mütevazı bir tavırla güldü, “Doğal olarak eşsiz yapım sayesinde!”