Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

93. Bölüm Turnuva Tarihi İleri Alındı!

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 

Zu An serseme döndü. Köpek misin sen be? Nasıl kokusundan insanı ayırt edebiliyorsun?

İnanamayınca kolunu kaldırdı ve kendini kokladı ama hafif bir kokudan farklı bir şey bulamadı. Bütün kadınlar neredeyse aynı kokuları kullanmıyor mu? Hiçbir fark göremiyorum.

Chu Huanzhao tereddüt etmeden onun kulağına uzandı, “Konuş! Zheng Dan’la ne yaptın? Beni hayal kırıklığına… eee… ablamı hayal kırıklığına uğratacak bir şey yaptın mı?”

“Bırak bırak!” Canı o kadar yanıyordu ki Zu An’ın neredeyse gözyaşları akacaktı. Baldızının nazik ve dost canlısı olduğunu düşünmüştü ama görünüşe göre hâlâ kalbi bir t-rex’e aitti, “Hiçbir şey yapmadım! Kokusu muhtemelen sabahtan kalmıştır.”

Bu manzara geçen öğrencilerin dikkatini çekti ve kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar.

“Artık öğretmen oldu diye Zu An’ın en azından biraz daha iyi yaşamasını bekliyordum ama görünüşe göre ailenin en aşağılık üyesi hâlâ o gibi duruyor.”

“Evet, İkinci Hanım’ın önünde nasıl süt dökmüş kediye dönüşmüş baksana; karşı koymaya cesareti bile yok.”

“Eh, içgüveysi damatların hayatı bu. Sarkıntılık zor iş, biliyorsunuz.”

“Çok kötü durmuyor. Böyle güzel bir baldızın kulağını çekmesi oldukça zevkli olmalı.”

“Kışt, uzak dur lan benden! Ya fetişin bulaşıcıysa ne bok yerim?” 

… 

Etraftaki öğrencilerin fısıltıları duyulabiliyordu. Şöhretinin paramparça olduğunu hisseden Zu An ağlamak istedi.

“Emin misin?” Chu Huanzhao tereddütle elini çekti ama bir kere daha koklamak için eğildi. Gözlerindeki şüphe kaybolmayı reddetti, “Dünyada bu kadar uzun dayanan bir koku var mı?”

Zu An kuzu kuzu yanıtladı, “Bilmem.”

Chu Huanzhao bir süre daha düşünüp nihayet soğuk bir homurtuyla geri çekildi, “Hmph, bence acuzelerin kokusu kolay kolay geçmiyordur! Başka açıklaması olamaz!”

“…” Zu An kelime seçimlerine kaş çattı, “Cidden mi? Böyle kaba kelimeleri nereden öğreniyorsun bakayım? Böyle yaparsan şöhretin kalmaz.”

“Neden? Zheng Dan’ı aşağıladım diye kalbin mi acıdı?” Chu Huanzhao nazik baldızdan onu kırbaçlayan küçük şeytan formuna döndü, “Ablamın nadiren akademiye gelecek zamanı oluyor, yani gözümü üzerinde tutmam lazım ki onu hayal kırıklığına uğratacak bir şey yapma!”

“Gerçekten bir şey yapmadım! İftira atmayı bırakabilir misin?” Zu An hakikaten ağlamak istiyordu. Bir şey yapmak isteseydi bile şu anda yapamazdı ki! Ahhhhh, öyle ya da böyle Fani Nilüferi bulmam şart, bedeli ne olursa olsun benim olmalı! Yoksa boku yedim!

“Öyle olsa iyi olur!” Chu Huanzhao soğukça homurdandı, ardından da ifadesi yumuşadı, “Enişte, gerçekten olay çıkartmıyorum. Ablamın bir sürü erkeğin hayallerindeki kadın olduğunu biliyor olmalısın, dolayısıyla diğer kadınlar onu kıskanıyor. Zheng Dan da onlardan birisi. Görünüşüne kanma; sırf ablamın adamını çalarak üstünlüğünü kanıtlamak istediğinden sana yaklaşıyor.”

Zu An bu sözleri duymaktan pek memnun değildi, “Hey! Cazibeme kapılmış olamaz mı?”

Chu Huanzhao, Zu An’ı baştan aşağıya süzüp sonunda kafasını iki yana salladı. Yüzünde mükemmel bir içtenlikle yanıtladı, “Bu kesinlikle ama kesinlikle imkânsız.”

Şlaaak – Gururunuz kritik darbe aldı! Sıçtınız! Bu küçük şeytanı gerçekten pataklamak istiyorum. İyi hissedeyim diye en azından biraz yalan söyleyemez mi yahu?

“Eyy. Enişte, bu kadar kızmana gerek yok. En azından ablam senin. Bu kadarı yetmez mi?” Chu Huanzhao, Zu An’ın berbat ifadesini fark etti ve çabucak gülümseyerek teselli etti, “Akademide ne kadar çok kişinin seni kıskandığını bilmiyorsun. Ablamla evlenebilmek uğruna hayatlarından yirmi yıl feda ederler!”

Zu An göz devirdi, “Başkası bilmiyor olabilir ama sen ablanla aramda nasıl bir ilişki olduğunun farkındasın.”

Chu Huanzhao kuzu kuzu gülümsedi. Gerçekten de tuhaf ilişkilerini duymuştu, “Ablama biraz zaman tanımalısın. Gururlu birisi olduğunu biliyor olmalısın. Birdenbire sana alışamaması normal.”

Zu An’ın ifadesi daha da kasvetlendi, “Böyle teselli mi olur ya? Gerçekten de dediğin kadar kötü müyüm?”

Chu Huanzhao onayladı, “Geçmişte, ben bile sana ikinci kez bakma zahmetine girmezdim. Ancak seni tanıdıktan sonra söylentilerden ne kadar farklı olduğunu anladım. Epey güçlüsün. Ablam da seni tanıdıkça yavaş yavaş senden hoşlanmaya başlayacaktır.”

“Umarım.” Aslında Zu An bunu pek önemsemiyordu. Şu anda en önemli nokta Fani Nilüfer’i bulmaktı. Yoksa Chu Chuyan gerçekten ona âşık olsa bile nafileydi.

Zu An’ın keyifsiz ses tonu ve yıkılmış silueti Chu Huanzhao’nun kalbine bir kaya bindirdi. Eniştem ne kadar da acınası. Ablam onu sevmiyor; annemler azarlayıp duruyor; hizmetçiler bile saygı göstermiyor. Chu Konağı’nda epey zorlanıyor olmalı. Ona daha iyi davranmalıyım ki ailenin sıcaklığını hissedebilsin.

Böyle düşüncelerle yanına koştu ve tatlı tatlı seslendi, “Enişteee~”

Ani tatlılık Zu An’ı afallattı, “Ne?”

“Hiiiç. Sadece seslenmek istedim.” Chu Huanzhao’nun gözleri neşeyle kısılarak hilal şeklini aldı.

Zu An, Chu Huanzhao’nun garip davrandığını hissetti ama çok dikkat etmedi, zira kendi sorunlarına odaklanmıştı.

Akademiden çıktıklarında Cheng Shouping ve Chu Klanı’nın hizmetkarları girişte bekliyordu. Cheng Shouping, Chu Huanzhao’nun Zu An’ın etrafında kelebek gibi dolandığını görünce serseme döndü.

Genç Efendi gerçekten de muazzam. Hem İlk Hanım’la evlendi hem de güvenilmez İkinci Hanım’ın gönlünü kazanmayı başardı. Genç Efendi bana bir iki şey öğretse var ya öff. Bildiklerinin sadece birazını öğrensem bile ortamdan kaldıramayacağım karı olmaz! Aslanımsın be Shouping, yürü be olum!

Geri dönüş yolculuğu sessiz geçti. Konağa vardıktan kısa süre sonra Chu Zhongtian ikisini yemeğe çağırdı. Şaşırtıcıdır ki Chu Chuyan da yemekteydi.

Zu An’ın kafası karıştı. Ayruşen Akademisi’nin bir öğrencisi olarak Chu Chuyan’ın derslere katılması gerekiyordu ama gariptir ki ikisi akademide hiç karşılaşmamıştı. Chu Huanzhao’nun sözlerine bakılırsa son birkaç günde akademiye gitmemişti.

Zu An, neyle bu kadar meşgul olduğunu merak etti. Sanki devamlı başka yerlere gidiyor gibiydi. Cheng Shouping bir keresinde Chu Klanı’nın birçok işinin şu anda onun yönetiminde olduğunu ve bu yüzden de hep meşgul olduğunu söylemişti.

Chu Huanzhao, Chu Chuyan’ı görünce hemen neşeyle fırladı, “Baba, anne, abla, bugün akademide olanlara inanamazsınız. Zu An…”

Qin Wanru sözünü böldü, “Bundan sonra konuşabiliriz. Şimdi konuşmamız gereken daha önemli bir şey var.”

Chu Huanzhao, Zu An’a döndü ve çaresizce omuz silkti. Hareketleri gerçekten hayran olunasıydı.

Zu An içinde bir sıcaklık hissetti. Baldızı ona karşı çok iyiydi, gerçi aynı şey kayınvalidesi için söylenemezdi. Qin Wanru epey baskıcı bir kişiliğe sahipti ve hiçbir zaman onu küçümsediğini saklamakla uğraşmamıştı. Neyse ki kızları onun gibi değildi.

Gerçekten mi Ji Dengtu, yani cidden mi? Nasıl böyle bir kadını arzulayabilirsin? Garip fetişlerin mi var yoksa zihinsel engelli misin merak etmeden edemiyorum!

Qin Wanru, Zu An’ın düşüncelerini bilseydi kesinlikle bir volkan gibi patlardı.

“Chuyan, Yıldız Zindanı’nın erken açılması yüzünden Yuan Klanı’yla aramızdaki turnuva iki gün sonraya alındı. Hazırlıkların nasıl gidiyor?” Qin Wanru sordu.

“Turnuva mı?” Zu An’ın kalbi tekledi.

Bu bir süre önce konuştukları meseleydi. Chu Klanı ve Yuan Klanı silah ticaretiyle ilgileniyordu, dolayısıyla aralarında şiddetli bir mücadele vardı. Gel gör ki soylular olarak sıradan tüccarlar gibi el altından yöntemler kullanmak konumlarını küçük düşürürdü; iyi görünmezdi. Dolayısıyla pazar oranını belirlemek için genç nesillerini dövüştürüyorlardı.

İki klan arasında düşmanlık olmasını engellemek için dostça mücadeleler olması niyetiyle bu karar alınmıştı. Aynı zamanda rekabet de iki klanın yeni neslini gelişimine odaklamaya teşvik ediyordu.

Zu An Klanlar Turnuvası’nın bu kadar çabuk yapılmasını beklemiyordu.

“Sorun olmamalı. Chu Klanı’mızın küçüklerinin eğitimini kontrol ettim ve hepsi özenle çalışıyor. Önceki deneyimlerimize bakılırsa kendilerini koruyabileceklerini düşünüyorum.”

Chu Zhongtian kaşlarını çattı, “Önceki deneyimlere bakamayız. Yuan Klanı’nın ardında artık Wu Klanı var, yani gönderecekleri gelişimciler önceki yıllardan kat kat daha güçlü olacaktır.”

Bu sözleri duyan Chu Huanzhao sormadan edemedi, “Yuan Klanı başkalarından yardım alıyorsa neden biz de aynısını yapmıyoruz? Böyle dezavantaja düşmüyor muyuz?”

“Sen nereden bileceksin kızım?” Chu Zhongtian yanıt olarak homurdandı, “Eğer onlar gibi yardım istersem, bunun anlamı Chu Klanı’mızın gerçekten Wu Klanı’ndan korktuğu olmaz mı? Ayrıca, hayatımı gururumu koruyarak geçirdim. Böyle numaralar oynamam!”

Zu An içinden söylendi. Sırf gururu yüzünden acı çekecek birisinin mükemmel örneği değil mi bu? Gurur ile evdeki ödlek koca kelimelerini yan yana getirmekte ne kadar zorlanıyorum ah bir bilseniz!

Chu Chuyan yanıtladı, “Wu Klanı’nın yardımını alsalar bile bana karşı kazanmaları mümkün değil.”

Zu An bu sözlerle biraz sarsıldı. Karısının böyle görkemli kelimeler kullanacağını hiç düşünmemişti. Üstelik kimse sözlerini sorgulamadı. Sanki bu doğal bir durumdu.

Ayruşen Şehri’nin ünlü dehasıydı o; söylentilere göre de beşinci kademedeydi.

Zu An şimdiye kadar iki beşinci kademe gelişimciyle dövüşmüştü ve ikisinde de az kalsın hayatını kaybediyordu. Tabii muhtemelen beşinci kademe gelişimciler arasında da dikkate değer farklar vardı. Pei Mianman, Yuan Wendong’u kolayca yenebilmişti. O tuhaf siyah alevleri hakikaten insanı dehşete düşürüyordu.

Chu Chuyan mı yoksa Pei Mianman mı daha güçlü merak etmeden edemedi.

Şimdi Pei Mianman’ı düşününce istemsizce zihni ikisinin Chuyan’ın yatak odasında güreştiği geceye kayıverdi. O kadının figürü… inanılmaz ne kelime…

“Bir maç kazanabilirsin ama toplamda on maç olacak ve birisi garanti bozgun. Dürüst olursak bu sefer Klanlar Turnuvası’na pek inancım yok.” Qin Wanru, Zu An’a bir bakış atarken kafasını iki yana salladı.

Ana ailedeki yeni neslin de maçlara katılması katı kurallardan biriydi. Bunun yanı sıra diğerleri için kurallar o kadar katı değildi. İster yan ailelerden isterse de klanın hizmetkarlarından olsun, yeterince güçlü oldukları sürece maçlara katılabilirlerdi.

Chu Klanı’nın en büyük dezavantajı Zu An’dı. Kurallar turnuvaya katılmak zorunda olduğunu gösteriyordu ve bu kesin yenilgiydi.

Tsk, beni fena küçümsüyorsun. Zu An ne kadar keyifsiz olursa olsun sakinliğini korudu ve konuştu, “Endişelenmeyin, kesinlikle kazanacağım.”

Ne yazık ki sözlerini kimse ciddiye almadı. Genellikle onu destekleyen Chu Huanzhao bile kazanacağına inanmıyordu.

“Böyle gerçek dışı şeyler düşünme. Önceki planımıza uyarak seni Yuan Wendong’la eşleştirelim. Kaybetsen bile yine de Chu Klanı’na büyük katkı yapmış olursun. Yuan Wendong’un seni seçeceğini garantilemek için yarın seninle birlikte akademiye geleceğim. Onu öfkelendirmenin bir yolunu bul.” Chu Chuyan söylendi.