Ne zaman bir şey kolay oldu ki şu kitaplarda :D bölüm için teşekkürlerr
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
76. Bölüm Fani Nilüfer
Zu An afalladı. Bu herif kaçıncı kademedeydi? Konuşma tarzına bakılırsa oldukça güçlü biri gibi duruyordu.
Gel gör ki ‘küçük Zu An’ meselesi şu an daha önemliydi. Dolayısıyla, zorlukla kalktı ve dolabını kurcaladı. Kıyafet yığının en altından ipek bir don çıkardı. Geçen gün Kartanesi’nin odasından ‘ödünç’ aldığı dondu bu.
Kartanesi hayatına teşebbüs ettiği için donunu bu sapık şifacıya vermekte bir sorun görmüyordu.
Diğer yandan Zu An’ın yataktan çıkacak gücü olduğunu gören İlahi Şifacı Ji şaşkınlıkla konuştu, “Oldukça eşsiz bir vücudun var. Ağır yaralanmana rağmen kendi kendine yürüyebiliyorsun. Bütün Chu Klanı’nı salak yerine koymayı başarmış gibisin.”
Zu An göz devirdi. Tabii kalkacaktı. Hayatımın yarısından bahsediyoruz ulan burada. Yürüyemesem bile gerekirse sürünürüm!
“Al, istediğin şeyi aldım. Artık beni tedavi edebilirsin, değil mi?”
İlahi Şifacı Ji istemsizce donu ama yakından baktıktan sonra kaşlarını çattı, “Kimin bu?”
“Qin Wanru’nun.” Zu An bu herifin saf olmadığının farkındaydı. Shang Liuyu ya da Qiu Honglei’ye ait derse kesinlikle ondan şüphe duyardı. Ne de olsa o ikilinin şahsi eşyalarını elde etmesi mümkün değildi. Tek şansı Qin Wanru’ydu.
Üzgünüm kayınvalide ama kızının mutluluğu uğruna bunu yapmak zorundayım.
İlahi Şifacı Ji şüpheyle gözlerini kıstı, “Beni kandırmak için bunu satın almadığına emin misin?”
Zu An’ın kalbi tekledi ama gerginliğinin yüzüne yansımasına izin vermedi. Kararlılığını törpüledi ve yalanını sürdürdü, “Malzemesine baksana. Bu kadar kaliteli bir şeyi kolayca elde edebilmem mümkün mü?”
İlahi Şifacı Ji elindeki donu dikkatle inceledikten sonra onayladı, “Galiba öyle. Malzemesi en yüksek kaliteden ve gerçekten de Chu Klanı’ndan gelme bir şey.”
Zu An afalladı. Bu herif hakikaten bir parça iç çamaşırının Chu Klanı’ndan gelip gelmediğini anlayabiliyor muydu? Amına koduğumun sapığı! Aradaki farkı anlayabildiğine göre, Chu Klanı’ndan kaç tane don çalmış olabilirsin lan?!
“İstediğini yaptım. Sözünü yerine getirme sırası sende.” Zu An beklentiyle İlahi Şifacı Ji’ye bakarken konuştu.
Bundan daha önemli bir konu yoktu.
İlahi Şifacı Ji donu iç cebine koyup konuştu, “Mührü kaldırmanın yolunu çoktan buldum ama ana bitkide eksiklik çekiyorum.”
Zu An’ın anında ifadesi düştü, “Benimle dalga mı geçiyorsun? İstediğini getirdim ama gelip bana daha hazır değil mi diyorsun?”
“Yüce Yinyang Nabız Durduran Avuç’la mühürlenen bir şeyi çözmenin kolay olduğunu mu sanıyorsun? Kabiliyetime rağmen sorunu çözecek düzgün bir yol bulana kadar yüzü aşkın kadim kitabı taramam gerekti. Mühür Kıran Ruh Kökü Hapı’nı yapmak için seksen bir nadir medikal bitki gerekiyor ve halihazırda seksenini buldum. Ancak birisini bulması sıkıntı.” İlahi Şifacı Ji yanıtladı.
Aslında meseleyi biraz abartmıştı. Çoğu malzeme kolayca alınabilen sıradan şeylerdi. Tedavinin anahtar noktası aslında formüldü; inanılmaz bir şey yaratmak için bu sıradan bitkilerin özünü akılalmaz bir tavırda birleştirmekti.
Zu An’ın işi bu kadar çabuk tamamlayabilmesini beklemiyordu ve hazırlıksız yakalandığından böyle söylemişti. Tabii ki ana malzeme eksikliği çektiği de doğruydu.
Mühür Kıran Ruh Kökü Hapı mı?
Bu isimle Zu An’ın gözleri titreşti. Vay anasını, ismi gerçekten de nokta atışı hah? “Eksikliğini çektiğin ana malzeme ne? Ne kadar pahalı olursa olsun satın alacağım!”
Şu anda üzerinde 150.000 gümüş tael ve de 7.500.000 değerinde bir borç notu vardı. Böyle bir servetle kodaman sayılabilirdi.
Ancak İlahi Şifacı Ji kafasını iki yana salladı ve konuştu, “Paran olsa bile satın alamazsın.”
“Buna ne deniliyor? Bu dünyada paranın başaramayacağı bir şey olduğuna inanmıyorum!” Zu An endişeyle haykırdı.
“Bu ana malzemeye Fani Nilüfer deniliyor. Sadece bin yılda bir açıyor ve söylentiye göre taçyaprakları kişinin gelişimini bir adım yükseltebiliyormuş. Bu kadar değerli bir şeyin parayla alınıp satılabileceğini düşünüyor musun?” İlahi Şifacı Ji, Zu An’a aşağılayan bir bakış attı.
“Dünyada böyle bir şey varmış ha?” Zu An sersemledi, “Kulağa pek mantıklı gelmiyor. Yüksek kademe bir gelişimcinin atılım yapması için gereken ki miktarıyla düşük kademe bir gelişimciye gereken miktar arasında fark olması lazım, değil mi?”
“Fani Nilüfer’i bu kadar mistik yapan da o zaten.” İlahi Şifacı Ji yanıtladı, “Sanki bir tür yasa bu işin içinde gibi. Taçyapraklarının etkisi bildiğimiz kurallara uymuyor. Kişi ister yüksek kademede ister düşük kademede olsun, bir taçyaprağı gerçekten de gelişimini bir adım yükseltebiliyor.”
“O zaman gelişimciler taçyaprağını güçlenene kadar bekletip öyle kullanamaz mı? Kimse böyle değerli bir hazineyi zayıfken boşa harcayacak kadar aptal olamaz.” Zu An sordu.
“Haklısın ama dünya her zaman o kadar nazik davranmıyor. Birçok gelişimci zirvesine ulaşamadan ölüyor ve taşıdığı eşyalar başkalarının eline geçiyor. Tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz ve gelişim yolunda bir sürü engel var. En önemli an hâlâ şu an.”
Zu An bu sözlere şaşırdı. Dünya gerçekten de o kadar tehlikeli miydi?
“Üstelik Fani Nilüfer yalnızca birkaç saatliğine açıyor. Bu zaman zarfı geçtiğinde nilüfer soluyor ve mucizevi etkisini kaybediyor. Dolayısıyla, elde eden herkes hemen tüketir. Gelecek için saklamazlar.” İlahi Şifacı Ji ekledi.
“Şunu en başından söyleyemez miydin be?” Zu An aşağılamayla homurdandı, “O zaman nerede bulabilirim bu bitkiyi? Yeterince ödeme yaptığın sürece her istediğini getiren tüccar birliği falan yok mu?”
Okuduğu gelişim novellerinde parasını ödediğin sürece her istediğini getiren gizemli tüccar loncaları her zaman olurdu. Bu gizemli loncalar genellikle inanılmaz güçlü olur, başka bir gücün baskısından korkmazdı.
“Gerçekten de böyle tüccar loncaları var.” İlahi Şifacı Ji yanıtladı. Gel gör ki çok geçmeden kafasını iki yana sallayıp devam etti, “Sorun şu ki Fani Nilüfer aşırı nadir. Sadece bin yılda bir açıyor. Ben bile yalnızca eski kayıtlarda gördüm; bizzat denk gelmedim. Muhtemelen o tüccar loncalarında da yoktur.”
Zu An bu sözleri duyunca hemen kaş çattı, “Bekle bir saniye, daha önce hiç görmedin mi? O zaman tedavinin işe yarayıp yaramayacağını nereden biliyorsun? Beni dolandırıyor musun? Fani Nilüfer bulmak için beni kullanıp gelişimini yükseltmeye mi çalışıyorsun?”
İlahi Şifacı Ji anında patladı, “Sokağa çık ve soruştur be! Ben, Ji Dengtu, profesyonelliğin vücut bulmuş haliyimdir! Öyle bir şey yapacak birisine benziyor muyum hiç?”
Zu An, İlahi Şifacı Ji’nin erotik kitapları nasıl okuduğunu hatırlamadan edemedi ve içgüdüsel olarak kafa salladı, “Evet.”
Bu sözler İlahi Şifacı Ji’nin laflarını boğazına tıktı. Nihayetinde kafasını çevirdi ve söylendi, “Xiaoxi yardım edeyim diye yalvarmasa uğraşmazdım bile! Dürüst olacağım, Mühür Kıran Ruh Kökü Hapı bir sürü eski kaydı taradıktan sonra bulduğum bir şey. Fani Nilüfer’i daha önce hiç görmemiş olabilirim ama gören başkaları var. Onların arkalarında bıraktıkları notları ve sahip olduğum keskin içgüdüleri kullanarak yarattığım bir formül bu.”
“Başka bir deyişle bu hap daha kanıtlanmadı, değil mi?” Zu An sivri diliyle sordu.
İlahi Şifacı Ji bu sefer gerçekten öfkelendi, “Kabiliyetime güvenmiyor musun? Öyleyse git güvendiğin birisini bul!”
Ardından döndü ve ayrıldı.
Bunu gören Zu An çabucak adamın kolunu tutup uysalca özür diledi, “Sadece boşboğazlık ediyordum. İlahi Şifacı Ji, nasıl size güvenmeyebilirim? Alın, sizin için hazırladığım ufak bir hediye. Lütfen sakinleşin.”
Bu sözleri söylerken gizlice ufak bir kitap uzattı.
“Bu ne?” İlahi Şifacı Ji kitaba aşağılayan bir bakış attı, çok ilgileniyor gibi durmuyordu.
Zu An gülümserken hafifçe dürtükledi, “Sadece bir bakın yahu.”
İlahi Şifacı Ji’nin erotik kitaplar okuduğunu gördüğünden gelecekte ihtiyacı olursa diye hemen bir tane hazırlamıştı. İlahi Şifacı Ji’yle yakın olmanın zararı yoktu, özellikle de küçük Zu’yu tedavi ettirmek için ona bel bağlarken.
İlahi Şifacı Ji ilgilenmeden kitabı açtı, ilk sayfada yazanları gördü: Herkesin kendi talihsizliği vardır…
Başlangıçta çok önemsemedi ama okumaya devam ettikçe nefes alışverişleri hızlanmaya başladı. Hızlıca kitabı cübbesine kaldırdı. Böyle güzel bir malzemeyi sabah okumak boşa harcamaktan farksızdı. Akşam dinlene dinlene tadını çıkarmalı ve övgümü sunmalıyım.
“Epey yeteneklisin velet!” İlahi Şifacı Ji onaylayan bir kafa sallamayla Zu An’ın omzuna vurdu.
Zu An rahat bir nefes verip bıyık altından sırıttı. Sırf bu kadarcık şeyle etkilendin mi? Kafamda devasa bir koleksiyon olduğunu bilsen altına sıçardın herhalde. Görünüşe göre bu dünyanın insanları eğlence konusunda gerçekten eksiklik çekiyor.
“Böyle güzel bir şeyi nereden buldun?” İlahi Şifacı Ji gizlice sordu.
“Seyahat eden bir keşişten aldım.” Zu An kendim yazdım demeye cüret edemedi. Eğer böyle bir şey yazdığı öğrenilirse sokakta kafasını kaldırmaya cesaret edemezdi.
“O keşiş gerçekten…” İlahi Şifacı Ji mest olmuş bir şekilde kafa salladı. Görünüşe göre keşişler boşa meditasyon yapmıyormuş. Onları küçümsemişim. “Bir an sen yazdın sandım. Şeyini kullanamadan böyle heyecanlı bir hikaye yazabilseydin gerçekten etkilenirdim.”
Zu An’ın ifadesi karardı. Eğer tedavi için sana ihtiyaç duymasaydım, bedenindeki her bir öfke puanını sağıp ‘şeyimi’ şap şap suratına vururdum. Pis sapık!
“Eğer Fani Nilüfer gerçekten de dediğiniz kadar nadirse çaresiz değil miyim?” Zu An çaresizlik çukuruna düştüğünü hissetti.
“Bu kadar hayal kırıklığına uğrama. Bana iyi bir şey sunduğuna göre sana bir ipucu vereceğim.” Ji Dengtu sakince keçi sakalını ovuşturdu, bir uzman havası takındı.
“Evet, eğer bana biraz tavsiye verebilirsen minnettar olurum.” Zu An’ın tavrı öyle uysaldı ki adam daha fazla dayanamadı.
“Son zamanlarda Yıldız Zindanı’nda bir Fani Nilüfer bulunduğuna dair bir söylenti duydum. Elde edip edememek sana kalmış.” Ji Dengtu yanıtladı.
“Yıldız Zindanı mı?” Zu An afalladı. Bunun ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.
Ji Dengtu kaşlarını çattı, “Ayruşen Akademisi’nden değil misin sen? Neden bilmiyorsun?”
“Sırf Ayruşen Akademisi’ndenim diye her şeyi bilmem mi lazım? Sadece iki gün önce oraya kaydoldum be!” Zu An karşı çıktı.
Sözlerinin mantıklı olduğunu gören Ji Dengtu nihayet açıklamaya başladı, “Tahmin edebileceğin gibi dünyada bir sürü heybetli gelişimci var. Bu gelişimciler zaman içerisinde yeni topraklar fethedip insan bölgelerini genişlettiler. Ancak dünya devasa ve hâlâ çözülmemiş bir sürü sırra sahip.”
“Her eyalette birkaç zindan vardır. Bu zindanların nereden geldiğini kimse bilmez ama varlıkları en eski insan kayıtlarına kadar takip edilebilir. Sanki dünyanın başlangıcından beri oradalarmış gibiler.” Konuştuğu esnada Ji Dengtu’nun yüzünde hevesli bir ifade vardı.
“Söylentilere göre, bu zindanlar kadim ilahların yarattığı küçük dünyalarmış. Bazı küçük dünyalar tıpkı bizim dünyamıza benziyor ama bazısı da tehlike ve bir sürü fırsatla dolu.”
Zu An kafa salladı. Yani oyunlardaki zindanlardan bir farkı yok, değil mi?
“Ancak zaman geçtikçe bu zindanların çoğu İmparatorluğun kontrolüne geçti ve onlar da bu zindanları kendilerine sadık gelişimcileri yetiştirmek için kullandı. Bir başka deyişle sadece resmi gelişim akademilerinin öğrencileri bu zindanlara girme hakkına sahip.” Ji Dengtu ekledi.
Magnec