Bizzimki zamani geri alma skilini harcayacagi yer tam da buralar olmali sanki.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
45. Bölüm Kılıç Savurup Rüzgarda Saklanmak
Kılıç Savurup Rüzgarda Saklanmak
Pa!
Üstündeki kara zırhın inanılmaz sağlam olduğunu ve delinmesine imkan olmadığını bilse de Kara Çiçek Kargısı'nın ezici gücü Lin Xi'nin tüm bedenindeki kanı adeta çekmişti.
Mızrağın ucundan yayılan güç hızla göğsüne yayıldı. İnleyen Lin Xi istemsizce üç adım geri çekildi. Bedeni sarsıldı ve ağzını kan tadı doldurdu.
Kara Gül zırhlı Jiang Xiaoyi de iki adım geri çekildi. Gümüş Tilki sembollü rakibine karşı hafif bir hayranlık hissetmeden edememişti.
Jiang Xiaoyi, karşı tarafın katı hareketlerinden rakibinin, bir şehir denetmeni ailesinden gelen kendisinin aksine akademiye girmeden önce herhangi bir dövüş eğitimi almadığını anlayabiliyordu. Ancak saldırılarına dayandıktan sonra rakibinin tüm gücüyle ona bir karşı saldırı yapacak zihinsel gücü vardı; bu tarz bir cesaret ve sakinlik normal birisinin başarabileceği bir şey değildi.
Çevik hareketleri yüzünden Lin Xi'nin saldırısı yalnızca sol omzuna isabet etmiş olsa da acı yüzünden sol koluyla mızrağını kısa bir süre tutamamıştı.
"Hangi bölümdensin?" Tam o anda Jiang Xiaoyi beklemediği bir şekilde rakibinin öksürerek soru sorduğunu duydu; maske yüzünden sesi oldukça değişik çıkıyordu.
Karşı tarafa hissettiği saygı yüzünden biraz tereddüt ettikten sonra Jiang Xiaoyi ciddiyetle cevapladı. "Doğal Sanatlar."
Ancak onu şaşırtan şey, karşı tarafın cevabı beklemeden dönüp kaçması olmuştu. "Korkak."
...
Lin Xi siyah sınır ordusu kılıcını tuttu ve ormanda deli gibi koştu. Şiddetle nefes alıyor, sürekli olarak öksürüyordu.
Az önceki savaşta Jiang Xiaoyi'nin Kara Çiçek'i kullanmada usta olduğunu görmesine neden olmuştu, bu yüzden inanılmaz dezavantajda olduğunu hissedip kaçmıştı. Ancak kaçma sebebi Jiang Xiaoyi'nin düşündüğü gibi tamamen korkaklıktan değildi.
Ruh gücünün bedende belli bir yatıştırıcı etkisi vardı, o yüzden en azından nefesini toplayacak kadar vakit kazanmak istiyordu.
Buradaki en kritik nokta, rakibinin daha önceden en az bir savaşa girmiş olduğuydu, bu yüzden savaşları devam ederse ve iki taraf da ruh gücü harcarsa avantajlı olan Lin Xi olacaktı.
Ha?
Ancak biraz koştuktan sonra Lin Xi bazı şeylerin doğru olmadığını fark etti. Derin bir nefes aldı ve durdu.
Jiang Xiaoyi'nin arkasında olduğuna dair bir iz yoktu. O sırada... Jiang Xiaoyi "Korkak!" diye bağırdı ve hemen onun arkasından koşmaya başladı, beş rozetle savaş alanından çekilme şansını kaçırmasına imkan yoktu.
"Kaçabileceğini mi sandın?"
Lin Xi da bu kibirli bağırışı duydu. Kara mızraklı Jiang Xiaoyi sol taraftan çıkageldi.
Normalde Lin Xi inanılmaz alarma geçmeliydi, ama çok uzaklarda olmayan çalılıkları görünce heyecanlandı; tüm bedeni hafifçe titremişti.
Bir sürü küçük, kırmızı meyvelerin olduğu bir alıç ağacının üstünde siyah bir yay ve ok dolu bir sadak vardı.
"Başta biraz kaçmak istemiştim ama fikrimi değiştirdim." Jiang Xiaoyi'nin ormandan çıktığını gören Lin Xi gülümsedi.
Jiang Xiaoyi kaşlarını kaldırdı. Lin Xi'nin tuhaf tavırları yüzünden o da yayı ve sadakları fark etti. Ancak asıl anlamadığı şey bu çocuğun akademiye girmeden önce hiçbir dövüş eğitimi almadığıydı. Yoksa sırf yay yüzünden rakibini yenebileceğini mi düşünüyor?
Yay tutan herkesin rakibini vurabileceğini falan mı sanıyor cidden?
Ancak Lin Xi herhangi bir tereddüt göstermeden kılıcını direkt yere sapladı. İleri atılıp sol eliyle yayı tutup oldukça akıcı bir hamleyle kirişe bir ok yerleştirdi.
Bu yerel orduda en çok görülen kara boynuzlu yaydı. Bu yay boynuzu, taş kavağı odunu ve boğanın sırt kaslarından yapılan bir yaydı ve Lin Xi'nin eğitimde kullandığı kavak yayından çok daha ağırdı. Lin Xi aynı zamanda ilk defa bir savaşta yay kullanıyordu; ancak belki de tam da bu yüzden Lin Xi pek endişeli hissetmiyordu. Gözleri hedefine kitlendi ve yayı yerleştirip kirişi çekti ve ateş etti; her şey inanılmaz pürüzsüzdü.
Çoktan Lin Xi'ye doğru saldırıya geçen Jiang Xiaoyi birden zihninin soğuduğunu hissetti; tüm bedeni adeta uyuşmuştu.
Lin Xi'nin estetik hareketlerinden yetenek ve akıcılık akıyordu.
Şlank!
Kiriş hafifçe titredi. Kara ok yaydan çıktı.
Güm!
Zamanında tepki veremeden kara ok ağır bir darbeyle göğsüne çarptı. Jiang Xiaoyi şaşkınlıkla kendi göğsüne baktı ve yoğun acıdan dolayı adımları durdu.
Şlank!
Lin Xi'nin ikinci oku da fırladı.
Jiang Xiaoyi ile arasındaki mesafe elli adımdan daha azdı ve avantaj çoktan ondaydı. Bu yüzden ikinci okunda öyle fiyakalı şeyler denememişti, sadece güçlü ve hızlı bir ok fırlatmıştı.
Güm!
Yerel ordularda, sıradan askerlerin kara boynuz yayını gerebilmeleri için bile en az yarım sene eğitim alabilmeleri gerekirdi. Ancak çoktan bir gelişimci olmuş Lin Xi tarafından sadece iki parmakla gerildiğinde bile ok inanılmaz bir güç kazanmıştı. Kara zırhı delemese bile Jiang Xiaoyi'nin göğsüne çarpınca adeta bir patlama sesi çıkıyordu ve oklar anında kırılıyordu. Jiang Xiaoyi acı dolu bir inildiyle göğsünü tuttu ve bir adım geriledi.
Bu dünyadaki güçlü okçuluğun yalnızca avantajlı pozisyon alma değil, aynı zamanda güç gerektirdiğini de gören Lin Xi çok daha heyecanlandı. İnanılmaz doğal ve akıcı bir hareketle üçüncü oku da parmaklarının arasına alıp kirişe yerleştirdi ve ateş etti.
Huaaarrr!
Jiang Xiaoyi vahşice kükredi ve delirmiş bir kaplan gibi havaya atladı.
Ancak onu şaşırtan şey, Lin Xi'nin bundan hiç etkilenmeden yayını hala inanılmaz sabit bir halde tutmasıydı.
Şlank!
Hafif bir ayarlama yaptıktan sonra kara okunu tekrardan ateşledi ve tekrardan vahşice göğsüne çarptırdı.
Yoğun acı Jiang Xiaoyi'nin nefes almasına bile engel olmuştu. Nefes almayı bırakmaya karar verdi. Nefesini tutup duruşunu düzelterek aradaki mesafeyi kapatmaya çalıştı.
Ancak Lin Xi'nin isabetliliği ve hızı yüzünden çaresizdi.
Şlank!
Dördüncü ok da yan tarafından vurdu ve tüm bedenini sarstı.
Düşmanının ne kadar yenilmez olduğunu görünce Lin Xi daha da heyecanlandı. Şu anda tek gördüğü şey oklar ve rakibinin bedeniydi.
Şlank!
Şlank!
Şlank!
…
Oklar kara yumruklar gibi uçup Jiang Xiaoyi'nin bedenine çarptı ve kulakları acıtan patlama sesleri duyuldu. Çok uzaklarda olmayan, göğsünde bir Beyaz Ayı sembolü olan ve çifte kılıç taşıyan siyah zırhlı bir öğrenci yavaşça yaklaştı. Normalde durumu avantajına kullanıp iki yaralı öğrenciyi avlamak istemişti, ama Lin Xi'nin zarif yay kullanışını ve Jiang Xiaoyi'nin acıyla yerde yuvarlanışını görünce öğrencinin beti benzi atmıştı ve anında geri çekilip ormanda kaybolmuştu.
Kara oklar rüzgarda uçarken Lin Xi'nin ateşlediği okların sayısı da gitgide artıyordu.
Okların hedefini Jiang Xiaoyi'nin kollarına ve bacaklarına çevirmişti.
"Pes ediyorum!"
Jiang Xiaoyi direnmeyi tamamen bırakmıştı. Mızrağını yana attı ve acıyla yere yığıldı.
Bu Gümüş Tilki sembollü rakibi nasıl böylesine güçlü bir okçuydu?
Bu kadar güçlü bir okçuysa neden hiç savaş eğitimi almamıştı?
Tüm bedeni Lin Xi'nin okları yüzünden parçalanıyor gibi hissettiriyordu, özellikle de baldırları... Eğer böyle devam ederse koşup onu vadiden çıkartacak bir hoca bile bulamayacaktı, çünkü bacakları çalışmayacaktı!
"Pes mi ediyorsun?"
Şevkle Jiang Xiaoyi'ye ok sıkan Lin Xi biraz şaşırmıştı. Tepki bile veremeden Jiang Xiaoyi'nin beşgenlerinden birini söküp ona doğru fırlattığını gördü.
Yerdeki altın beşgeni görünce cidden pes ettiğini anladı ve kara boynuz yayı ile kalan ayrı sadak okunu indirip sırtına koydu. Kılıcını da aldıktan sonra Lin Xi yerdeki altın beşgeni aldı ve sol omzuna yapıştırarak arkasını döndü.
Jiang Xiaoyi inanılmaz bir irade göstererek vücudundaki tüm acılara rağmen yerde oturur duruma gelmeyi başardı. Beşgeni ondan almış olan Lin Xi'ye baktı ve şaşkınlıkla sordu. "Hangi bölümdensin?"
Elinde kılıç, sırtında yay olan Lin Xi sağ elindeki iki parmağını ovalıyordu. Jiang Xiaoyi'nin sözlerini duyunca bir anlık tereddüt etti. Yendiği birine bölümünü söylememeyi biraz fazla acımasızlık olarak görüyordu, ama Bian Linghan'a bir yelokuyucu olma sözünü hatırlayınca soruyu duymazdan gelip Jiang Xiaoyi'nin görüşünden uzaklaştı.
Sessizce ormanda ilerlerken sol omzundaki altın beşgene ve okları sıktığı sağ koluna bakıp gülümsedi.
Bu savaşın pek de kötü olmadığını düşünüyordu ve oklarının yarısını hala ateşlememişti. Bu durumda beş rozet deneyebilirdi, değil mi?
Etrafına baktıktan sonra kılıcı da bedeninde taşımak için bir sarmaşık buldu ve omzuna astı. Ardından kollarını ve bacaklarını kullanarak oldukça dallı ve yapraklı bir ağaca tırmanıp saklandı.
Orman anında rüzgâr dışında sessizliğe bürünmüştü.
Magnec