ellerine sağlık büyücüler yavaş yavaş ayıklanıyor. Maven de bir süikastçı grubuna girse
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
28. Bölüm Bir Efsanenin Ölümü
Anna onayladı.
Maven’in yaptığı ayarlamaların kontrolünde, bütün muhafızları küçük gruplar halinde Nehir Kıyısı Şehri’nden tahliye edilmişlerdi.
Nehir Kıyısı Şehri’nin savunması oldukça sıkıydı ama aynı zamanda oldukça gevşekti. Her zaman, farklı insanlara ait olan ortaya çıkarılmamış gizli geçitleri bulmak mümkündü.
Aslında Maven o gizli kaçış yolunun bilgisini yaşlı goblinin yerinde almıştı, devriyeler liman bölgesine acilen çıkartma yapmadan hemen önce.
Şehrin kuzey yakasındaki kanalizasyonu istila eden yaratıkları temizledikten sonra, devriyeler o bölgeye daha az dikkat eder hale gelmişlerdi.
Sonuç olarak o bölgedeki kanalizasyonda yetişkin bir adamın şehre girip çıkabileceği kadar geniş bir tünel vardı.
Bane’in Siyah Pençe Ticaret Odası o yolu kontrol ediyordu. Goblin ve Maven birlikte çalışıyorlardı bu yüzden Maven muhafızlarını Nehir Kıyısı Şehri’nden çıkartmakta pek zorlanmamıştı.
Yanlarında taşıması kolay olan ama paha açısından değerleri yüksek olan şeylerle birlikte Yeşil Köy’e ve diğer yerlere geri döndüler.
Maven ve Anna onların sadakatlerini sorgulamıyorlardı, özellikle de Andre’nin liderliğini. Muhafızlar o değerli eşyalara yan gözle bakmayacak adamlardı.
…
“Bu şekilde hareket etmek çok tehlikeli!” Anna Maven’i azarladı, “Ondan nefret ettiğini biliyorum. O Eski Lord’u öldürdü ve başına geleni hak etti, peki ama bir büyücü olayı incelerse ne olacak?”
Yarı elf kahya çok endişeliydi. O kişisel olarak Miro’nun kızını evine teslim etmişti. Daha sonrasında da şehirdeki bütün büyük loncalar Maskelenmiş İkiz Kılıçlar üzerine para ödülü koymuşlardı. Bunun arkasında kim olduğu apaçık ortadaydı.
Bunu tecrübe ettikten sonra, şehir konağının ailelerini koruyan kişilerin sayısı arttırılmıştı.
“Pek mümkün değil.” Maven zayıfça gülümsedi.
Daha fazla açıklama yapmadı.
Bu çağdaki insanlar hala büyücüleri övüyorlardı.
Sonuçta onlar bu çağdaki dünyaya hükmeden topluluktu.
Nehir Kıyısı Şehri bu yüzden sağlam bir halk güvenliğine sahipti. Ama bu çoktan geçmişte kalmıştı.
Maven net bir şekilde hatırlıyordu, bütün kahinler Büyük Felaket’ten altı ay önce yeteneklerini kaybetmişlerdi.
Bu bir işaretti ama büyücüler bunu umursamamışlardı. Zaten keşif, sezme ve kehanet her zaman biraz alengirliydi.
Bunun gerçek nedeni ise, güçlü zaman tanrısı Evrenin Büyü Havuzu’ndan yasak büyü gücünün bir kısmını almıştı. Bu parça da kehanet büyüleriyle ilişkiliydi.
Tanrılar çoktan harekete geçmişlerdi bile.
İşte bu yüzden Maven bu kadar cüretkar davranıyordu. Kahinlerin onu bulamayacağını biliyordu.
İşte bu var olan gerçekti.
Şehir konağının yüksek görevlisi Miro’ysa, kişisel olarak ortaya çıkıp Maven’i teşhis edemezdi. Muhafızlar onun el yazısının ve imzasının bulunduğu emirle harekete geçmişlerdi. Görevlerini kötüye kullandığını kabul edip, kendine zarar verecek şekilde ortaya çıkmazdı.
En fazla yapabileceği şey, el altından birkaç kişiyi harekete geçmeye zorlayarak Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın başına ödül koydurtmaktı.
Öğle saatlerinde bilgi almak için bulunduğu bir tavernada duyduğu şey onu biraz şaşırtmıştı. Devriyelerin gerçekten de liman bölgesinde bir şeytani tarikatın birkaç takipçisini yakaladığını duymuştu.
‘Görünüşe göre gerçekten de gizliden gizliye [Salgın Tanrısı]’na kurban veriyorlarmış ve o devriyelerle karşılaşmışlar. O heriflerin gerçekten şansları hiç yerinde değilmiş.’
Tabi ki, devriyeleri limana göndermek Maven’in planının bir parçasıydı. Ama kim tahmin ederdi ki gerçekten de o devriyeler birkaç kişiyi bulsun?
Ama bu Maven’e tekrar hatırlattı.
[Kıyametin İkiz Yılanları] ya da [Salgın Tanrısı] kimin inananları olursa olsun, şeytani güçler güneyde aktivitelerine başlamışlardı.
Bunun anlamı en kaotik çağın başlamanın eşiğinde olduğuydu!
Ara verecek zamanı yoktu. Çabucak Beyaz Nehir Vadisi’ni geri almalıydı!
Ama bundan önce, ailedeki ‘kurban’ı oynamaya devam etmeliydi.
Sonuçta Miller’ın da ölümüyle birlikte, Maven ailede ona kan bağıyla bağlı olan tek kişiydi. Bunun anlamı Miller’ın mal varlığını miras alabilecek olmasıydı.
Ama Maven biliyordu, şehir konağı ona bilgilendirmeyi gönderse bile, o mirastan ona kalacak olan şeylerin zaten büyük bir çoğunluğu onlar tarafından yağmalanmıştı ve o sadece arta kalanları alabilirdi.
‘Şehir konağındakiler kendi çıkarlarına göre davranacaklardır. Basit bir özür uydurarak Miller’ın evinin hırsızlar tarafından tamamen yağmalandığını söyleyerek bana birkaç kutu kül vereceklerdir.’
…
Akşam üstüne doğru , Maven kıyafetlerini soylu takımıyla değiştirdi. O zayıf ve beceriksiz genç soylu zamanına geri dönmüş gibi görünüyordu.
Anna’yla birlikte şehir konağına gittiler.
Beklendiği gibi miras formaliteleri konusunda yetkili olan görevli ona sadece bir tapu verdi, Miller’ın zenginler bölgesinde satın almış olduğu malikanenin bulunduğu arsa 31’in tapusu.
İncilerin ve geride kalan diğer değerli eşyaların hiç biri ortada yoktu.
“Sör Maven, kaybınız için çok üzgünüm.” Görevli içten olmayan bir şekilde konuştu.
Maven yapmacık bir zayıflıkla sordu, “Şimdi amcam da öldü, benim geride kalan tek akrabam öldü. Ne zaman Nehir Kıyısı Şehri birliklerini gönderip bana o gnoll sürüsünü temizlememde yardım edecek? Bölgemi geri almam gerek.”
Görevli yine samimiyetten yoksun bir sesle konuşmaya devam etti, “Bu… Oldukça zor. Sör Maven, sizin de görebileceğiniz üzere şeytani tarikat takipçileri ve sizin amcanızı öldüren, Maskelenmiş İkiz Kılıçlar gibi acımasız katiller Nehir Kıyısı Şehri’nde kol geziyorlar… Ciddi derecede adam eksiğimiz var. Bence şehrin içinde bir süre daha sabırla beklemeniz oldukça iyi olacaktır.”
Maven’in ifadesi hayal kırıklığını yansıtıyordu.
İçten içe biraz da korkmuştu.
Miller’ın ölümünden sonra, o rüşvetle satın alınmış görevlilerin artık birlikleri gönderip gnolleri temizlememeleri için hiç bir neden kalmadığını söylemek doğru olurdu.
Her şeyden önce, Nehir Kıyısı Şehri ve Beyaz Nehir Vadisi birbirlerine uzak değillerdi ve bir gnoll sürüsünün o bölgeyi işgal etmiş olması Nehir Kıyısı Şehri için de bir tehditti.
Ama bu görevliler hala o işi halletmekten kaçınıyorlardı.
‘Sadece Miller değil de başka biri daha Beyaz Nehir Vadisi’ne gözünü dikmiş olabilir mi?’
Maven zekiydi ve bu durumun arkasındaki nedeni yaklaşık olarak tahmin edebiliyordu.
Ama onun planında Nehir Kıyısı Şehri’nin göndereceği birliklere güvenmek yoktu. İlk olarak, bu şekilde bir yardım talep etmek yapılabilecek en akla yatkın şeydi ve ikinci olarak, bir izleme yoluydu.
Hala Nehir Kıyısı Şehri’nde, Beyaz Nehir Vadisi’ne karşı çeşitli niyetleri olan insanlar var demekti.
Maven görev menüsüne hızlı bir bakış attı ve Ana Görev’in değişmediğini gördü, hala [Bölgeni Geri Al]’dı.
Ama onun geriye 18 günü kalmıştı.
…
Şehir konağından ayrıldı ve hemen akabinde bir sonraki adımını planlamaya başladı.
Dün geceki cinayet ve kundaklamadan sonra yaptıkları yağma sayesinde Maven, Miller’ın evinden oldukça sağlam bir servet kaldırmıştı. Oradan götürdükleri şeylerin ortalama değeri 100.000 gümüşten daha fazlaydı!
Maven’in garnizonu kolay taşınabilen şeyleri yanlarında götürmüşlerdi ve bu da yaklaşık olarak toplam miktarın üçte biri kadardı.
Geriye kalanları, Maskelenmiş İkiz Kılıçlar kimliğini kullanarak düşük fiyattan Siyah Pençe’den Bane’e satmıştı.
O yaşlı goblin oldukça kurnazdı. Kimi kışkırtıp edip kiminle iş birliği yapması gerektiğini çok iyi biliyordu, Maven’e aslında çok iyi bir fiyat vermişti.
Ayrıca dün gece, Maven’in iki yardımcısının da çok güçlü suikastçılar olduğunu görmüştü.
Onların işleri bir noktada çok açık bir hal alıyordu; asla bir suikastçıyı kışkırtma.
Yaşlı goblin, başına konmuş yüksek miktardaki ödüle rağmen, Maskelenmiş İkiz Kılıçlar’ın önemli bir iş ortağı olduğunu coşkulu bir şekilde dile getirmişti.
Maven’in şu anda yaklaşık olarak 50 altını vardı, gümüş olarak değeri ise yaklaşık olarak 50.000 gümüştü.
Bu miktar ona bir grup maceracı kiralaması için yeter de artardı!
“Al, 30.000 gümüş.”
Maven Anna’ya bir kese verdi ve ciddiyetle devam etti, “Maceracılar Loncası’na git ve birkaç maceracı seç. Resmi sınıfları olmalı. Savaş tecrübesi olanlara, liderlik tecrübesi olanlara öncelik ver ve savaşçılar için kendi zırhları ve silahları olması gerekiyor. Yirmi kişi civarında ayarla. Para ödülü konusunda da, sana nasıl uygun geliyorsa o şekilde ayarla.”
Yarı elf onayladı.
Maven, Anna’nın yeteneklerine oldukça güveniyordu. Maceracıları kiralama işini de iyi bir şekilde halledecekti.
Beyaz Nehir Vadisi’ni geri almak istiyordu ve bunun için bir birliğe ihtiyacı vardı. Kendi garnizonuna güvenerek bu işi başaramazdı.
“Genç Efendi Maven, peki ya sen?” Anna sordu.
“Ben?” Maven gülümsedi, “Ben gidip Beyaz Nehir Vadisi’ni kontrol edeceğim. Birinin gözcülük yapmasına ihtiyacımız yok mu?”
…
Batan güneş Doğu Yakası Kutsal Işık Kulesi’nin tepesini aydınlatıyordu.
En yüksek platformda kambur yaşlı adamın hemen yanında bir ceset duruyordu.
Efsanevi büyücünün sağlığı iyi olmasa da yine de oldukça güçlüydü. Tahmin edilmesi oldukça zor bir sinsi saldırıyla karşı karşıya kalmış ve ölümün eşiğinde olsa bile, İkiz Yılanlar Tarikatı tarafından kontrol edilen öğrencisini öldürmeyi başarmıştı.
Ama durum buydu, o da ölümün eşiğindeydi.
Gölge Prens zayıf bir tanrı olsa da, tanrılık mertebesine erişmeden önce çok güçlü efsanevi bir suikastçıydı.
Anthony gözlerini kapattı, yüzü morluklarla doluydu.
Parlak Güneşin Gözü’nden gelen sesler sanki bir şey konuşmaya müdahale ediyor gibi karman çormandı. O bölgedeki diğer efsanevi büyücülerle iletişim kurmayı denemişti ama tarif edilemez bir güç alanı bunu engelliyordu.
Bu bir komploydu.
Anthony platformun köşesine doğru sendeleyerek ilerledi. Onun bakış açısından, kuzeyde Yelkenli Tekne Şehri’ni ya da güneyde Mücevher Koyu’nu görebilmesi için sadece kafasını çevirmesi yeterliydi.
‘Ne kadar güzel bir manzara.’
Yaşlı adam orada durdu ve büyü sözlerini okumaya başladı.
30 saniye sonra, bedeni platformdan düştü.
Kapkara bulutlar hızlıca gökyüzünde oluştular.
Yarım saniye sonra Doğu Yakası’ndaki bütün iyi kalpli yaratıklar kalplerinde ani bir acı hissettiler.
Zayıf irade gücüne sahip bir kadın kendini kontrol edemedi ve ağlamaya başladı.
Herkes doğuya doğru bakıyordu, gözlerinden yaşadıkları şok belli oluyordu.
Bir efsane ölmüştü!
Magnec