Druidler daha ziyade eski türklerdeki samanları andırıyorlar benzer özellikleri çok fazla ama druid denmesi konusunda size katılıyorum saman denirse de kafa karışıklığı olacaktir
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
43. Bölüm Kurnaz Sihirbaz
‘Bu eşya +1!’
Hala az bulunur olarak nitelenen bir eşya olsa da, Faenin’de bir eşyayı efsunlayabilecek çok fazla insan yoktu!
Maven kendini mutlu hissetti. Elinde Yalıçapkını Yeşim Hançer’i tutarken, kendine engel olamadı ve elinde birkaç kere çevirdi, ağzı kulaklarına varmıştı.
[Yalıçapkını Yeşim Hançer (+1)]
Kalite : Az Bulunur
Saldırı : 6-9
Etki : Zırh Kırma +5
Efsun (+1) : Savuşturma +5
…
Bu hançer refakatçi tarafından kendini korumak için kullanılmış gibi görünüyordu. Zırh kırma ve savuşturma özellikleri tamamen farklı amaçlara hizmet ediyordu.
“Savuşturmaya ekstra puan ekleyen bir hançer, buda ne böyle…”
Maven bu hançeri efsunlayıp o özelliği ekleyen kişiyle dalga geçmeden edemedi. Ancak, bir süre düşündükten sonra, o gereksiz savuşturma puanı bile aslında duruma göre işe yarayabilirdi.
Maven’in bir hırsız olmadığı gerçeği göz önünde bulundurulsa bile, harika saldırı ve esneklik kabiliyetini kullanmaya devam edebilecek olsa da, bir elinde eğimli hançer diğer elinde de bu hançer olduğu taktirde bu onun çift silahla dövüşme yeteneğinin gücünü zayıflatacaktı.
Sonuç olarak, Maven sadece bu hançeri üçüncü silah olarak kullanabilirdi.
Belindeki kınlardan birinde duran sıradan hançeri yalıçapkını yeşim hançerle değiştirdi.
Kritik bir zamanda, eğimli hançerini başka bir amaç için kullanıp bu hançeri eline alarak saldırabilir ya da savunma yapabilirdi.
Bu ekstra seçenek ona daha geniş bir saldırı yelpazesi sunuyordu.
Tek talihsiz şey, bu hazine sandığından eğimli bir hançer çıkmamasıydı.
Eğer bu çıkan hançer eğimli bir hançer olsaydı, Maven’in savaş gücü bir rütbe yükselebilirdi!
‘Bölgemdeki problemlerle ilgilendikten sonra, kendime birinci kalite eğimli hançerler almalıyım.’ Maven yapacaklarına bir yenisini daha ekledi.
Çift silah kullanan korucular, hayatlarını bıçaklarıyla kazanırlardı. Elinde sadece bir çift sıradan hançer olması, utanılacak bir şey değil miydi?
…
Şişe ve hançerin haricinde, sandığın içinde bir zarfta vardı.
O zarf bal mumu ile mühürlenmişti. Nasılsa refakatçi ölüydü değil mi… Zarfı inceleyip üzerinde herhangi bir lanet ya da tuzak olmadığını teyit ettikten sonra, zarfı açtı.
Refakatçilerin özel koduyla yazılmış bir mektup vardı içinde.
Maven kendi Soylu dil uzmanlığını kontrol etti ama maalesef, refakatçilerin özel kodunu okuyamadığını gördü.
Bu pek şaşırtıcı bir şey değildi.
Refakatçi Organizasyonu, Salgın Tanrısı takipçileri ve Kıyametin İkiz Yılanları tarikatı, bunlar Faenin Kıtası’ndaki şeytani oluşumlardı. Her birinin özel bir sistemi vardı ve kendi içlerindeki iletişimi gizli bir şekilde sağlayabilmek için özel kodlar geliştirmişlerdi. Ve doğal olarak kendisi bir refakatçi olmayan herkes bu kodu çözerek mektupta yazılanları okumakta büyük zorluk yaşardı.
Onların ezeli düşmanları kuzeyin [Göçebe Kuş Konseyi]’ydi. Bu elinde büyük gücü bulunduran kuvvet, içlerinde efsanevi druidler* de olan druidler tarafından kurulmuştu.
Refakatçiler her yere çok zehirli bitkilerin tohumlarını ekiyorlardı, bu tohumlar yaşayan canlılar için tehlike oluşturuyorlardı. Bu durum druidleri oldukça kızdırıyordu.
Doğanın uyumunu sürdürmekle görevli olan kişiler olarak druidler, refakatçileri ortadan kaldırmak için var güçleriyle uğraşıyorlardı.
Belki de druidler refakatçilerin özel kodunu çözebilirlerdi.
…
Ganimetle ilgilendikten sonra Maven’in, madenin içinde daha fazla kalmasına gerek yoktu.
Etrafı her ihtimale karşı bir kez daha kontrol ettikten ve hiçbir şeyi gözden kaçırmadığından emin olduktan sonra, tekrardan madenin girişine doğru yola çıktı.
Bu sefer karşısına hiç toprak cini çıkmadı.
Kampa ulaştığında fark etti ki herkes uyanmış ve savaş için tamamen hazırlanmış bir şekilde bekliyordu!
Maceracıların bir çoğu madenin girişine yakın duvarlarındaki açıklıklarda ya da kamp alanında kurdukları tahkimatların arkasında saklanıyorlardı.
Sadece Beyaz Nehir Vadisi garnizonu tüneldeki ana tahkimatın arkasında dim dik ayakta durmuş bir şekilde saldırıyı bekliyorlardı.
Karanlığın içinde uzak bir noktada bir meşale yandı. Meşalenin aydınlattığı yerdeki gnollerin kırmızı gözleri görülebiliyordu.
Gnoller gelmişlerdi!
…
‘Çok hızlı geldiler!’
‘Buraya varmaları öğleden sonrayı bulur diye düşünüyordum. Gnol Sihirbaz’ın bu kadar kararlı olacağını beklemezdim. Şafaktan önce geldiler.’
Maven sessizce ve gizlice Anna’nın yanına doğru yürüdü. Durumu anlayabilmek için gözlerini etrafta iyice gezdirdi.
Gnol sürüsü madenin içine doğru ilerliyordu ve daha yeni gelmişlerdi.
Neyse ki o sırada ileri uçtaki nöbet bölgesinde iki korucu vardı ve bir tanesi Joey adında bir okçuydu.
Joey’de bir korucuydu ancak ona miras kalmış bir özelliği vardı, [Uzak Görüş].
Gözleri çok keskindi. O karanlıkta gizlenen gnol gözcülerini bile saptayabilmişti.
O herifin sahip olduğu müthiş güç sayesinde, gizli bir saldırıdan sakınabilmişlerdi.
Anna’ya kamplarına gizlice yaklaşan dört gnol olduğu bildirilmişti.
Ama Joey durumu bildirdikten sonra desteği beklememiş ve o gnolleri avlamıştı!
Bu hareket Maven’in o adama karşı yeni bir saygı çerçevesinden bakmasını sağladı.
Bu herifte kesinlikle bazı yetenekler vardı.
“[Altı Saçılan Ok Atışı] kullandı ve onlardan dört tanesi hedeflerini vurdu.” Anna fısıldayarak konuştu, “Bu tür bir nişancılık saf kan elfler arasında bile nadir görülüyor.”
Maven onayladı.
Anna’nın ona açıklamasına ihtiyacı yoktu, o da bu gözlerinin önünde sergilenmiş olan yeteneğin sıra dışı olduğunu biliyordu.
[Uzak Görüş]’ün yanında Joey bir de başka bir inanılmaz kişisel özelliğe daha sahip olmalıydı yoksa böyle bir şeyi yapamazdı.
‘Bu kadar yetenekli bir kişi demek…’ Maven’in kendi düşünceleri vardı.
“Şimdi ne yapıyoruz? Gnollerin gizli saldırısı başarısız olduğuna göre, dikkatli olmayı seçecekler ve tekrar saldırmayacaklardır.” Anna fısıldayarak sordu.
Maceracıların gnollerin göremeyecekleri yerlerde, tünellerin içinde saklanmalarını sağlamıştı.
Bu yüzden gnollere açık bir şekilde gösterdikleri güçleri garnizon üyeleri ve Joey’le sınırlıydı.
Bu gerçekten akıllıca bir hamleydi.
“Kabaca bir tahminle kaç tane gnol olabilir?” Maven sordu.
Dışarıda hiç ay ışığı yoktu o yüzden görüş mesafesi sıfıra yakındı. Madenin girişinde kaç tane gnol olduğunu görememesi normaldi.
“Bilmiyorum.” Anna usulca başını sağa sola salladı.
Grupları sadece insanlardan oluşuyordu ve hiç birinde karanlıkta görüş yoktu.
Joey sadece kendi algılamasına güvenerek o gözcüleri fark edebilmişti, başka bir şey değil. Karşılarında kaç tane gnol olduğunu söyleyemezdi.
“Önemli değil, bekleyebiliriz. Yakında şafak sökecek. Eğer yanılmıyorsam, bu gnol sürüsü şafaktan önce saldırmayacaklardır!”
“Orijinal plana sadık kalıyoruz.” Maven bir süre daha düşündükten sonra kararını verdi.
Bunu söyledikten sonra kendine bir sığınak buldu ve düzgün bir şekilde dinlenebilmek için gözlerini kapattı.
…
Neden gnoller şafaktan sonra saldıracaklardı?
Bu çok basitti. Gözleri, kurtların gözleriyle benzerlik gösteriyordu. Gecenin karanlığında zayıf yeşil bir ışıkla parlıyorlardı.
Ve insanlarsa, karanlıkta tamamen kendilerini saklayabiliyorlardı.
Bu yüzden, eğer o karanlıkta saldırıya geçerlerse kendilerini canlı hedefler haline sokacaklardı. Kesinlikle insanlardan çok daha fazla kayıp vereceklerdi.
O gnol Sihirbaz bir aptal değildi. Aksine, elinde bir sürü olan bu Sihirbaz zekiydi.
Kesinlikle emrindekilerin hayatını boşa harcamayacaktı.
Şafak söktükten sonra saldırmaları en iyi alternatifti.
…
Her şey Maven’in beklediği gibi gitti. Gizli saldırılarının ortaya çıkarılmasından sonra, gnollerin saldırmaya niyetleri kalmamıştı.
Madenin dış kısmında dinleniyor ve yeniden organize oluyorlardı. Arada sırada birkaç evrimleşmiş yeleli sırtlanın uluması dışında pek ses yoktu, gnol sürüsünün geri kalanı bekliyorlardı.
Bu tarz bir durumun yaşanıyor olması çok sık görülen bir şey değildi.
Çünkü bu gnollerin karakteristikleri ile örtüşmüyordu.
Maven aslında oldukça mutluydu, normalde kural tanımaz olan gnollerin bu şekilde organize davranışlar sergilemesinin tek bir anlamı olabilirdi.
Gnol Sihirbaz o grubun içinde bir yerlerdeydi.
‘O herif gelmiş demek. Buradan canlı ayrılmayı düşünme bile!’
Maven oldukça heyecanlıydı, şu anda kestiriyor olmasına rağmen.
Rütbe 1 Korucu olarak, Rütbe 2 Sihirbaz’ı öldürmek epey zorlayıcı olacaktı, bunu bir de kaotik bir savaş alanının içinde yapması gerekiyordu.
Bunu düşünmek bile kanının kaynamasına neden oluyordu. Maven sahip olduğu güce ve tecrübeye rağmen, biraz da şansa ihtiyaç duyuyordu.
Ama eğer gerçekten başarısız olsa bile, Maven’in başka bir çıkış yolu vardı.
Becerilerine ve gücüne inancı vardı ama beynine her şeyden fazla güveniyordu.
Maven’in düşüncesi, ‘gerçek bir uzman savaşırken asla tereddüt etmez’di.
Aksine, ciddiyetle silahını kullanırken, birkaç hamle ötesini hesaplardı.
Maven kesinlikle bu tarz bir insandı.
…
Zaman yavaşça akıp geçti ve şafağın sökmesi için zaman neredeyse geldi.
Garnizon üyeleri birer ikişer silahlarını ellerine almaya ve savaş hazırlıkları yapmaya başladılar. Onlar çoğunlukla ön saflarda durmak ve gnolleri karşılamakla yükümlüydüler. Aralarında sadece iki tane okçu vardı.
Sonuçta okçuların eğitimi yüksek maliyetliydi ve bir de bu işe yetenekli doğmaları gerekiyordu. Ekstra harcamalar konusu ise… Oklar oldukça pahalıydılar.
Neyse ki Joey de bir okçuydu. Etkileyici atış tekniklerinin yanı sıra, etkili bir destek sağlayacağının da garantisi vardı.
Uzak mesafedeki gnoller hareketlenmeye başladılar.
Aniden altı yeleli sırtlan gnol formasyonundan ayrılarak, madenin içine doğru koşmaya başladılar.
“Kesinlikle aç gözlü biri!”
“Gerçekten de yeleli sırtlanları kullanarak bizim ön saflarımızı dağıtmayı, savunmamızı tek bir seferde yıkmayı planlıyor.”
Maven’in aklına bir fikir geldi.
Tabi ki evrimleşmiş yeleli sırtlanların hücum gücü dudak uçuklatan cinstendi ama Maven buna karşılık vermek için bir yol düşünmüştü bile!
Aniden bir depara kalktı ve bu sırada da Joey’e seslendi, “Bana sürünün arasında saklanan Sihirbazı bulmamda yardım et!”
Druidler doğayı her şeyin üzerinde tutarlar, güçlerini doğanın kendisinden, doğa ilahından alırlar. Kendilerini doğanın iradesi olarak görürler ve doğa ya zarar verecek her türlü oluşuma karşı direk olarak karşı dururlar. Doğayla uyum içinde yaşarlar, hiçbir şeyi ziyan etmezler ve taraf olarak kesinlikle iyi taraftadırlar. Ruhsal bir hayvanla eşleşerek, eşleştikleri hayvana dönüşebilme özelliği kazanırlar. Daha uzatmakta mümkün ama bu kadar yeter.
Sizin de fark ettiğiniz üzere bir çok canavarın ya da yaratığın ya da sınıfın isimlerini olduğu gibi bırakıyorum çünkü Türkçe de gerçek bir karşılıkları yok. Mümkün olduğu kadar Türkçeleştirmek için uğraşsam da olmayan uymayan şeyler olduğu zaman olduğu gibi bırakıyorum. En azından merak eden arkadaşlar ‘google’ dan yardım alarak ne olduklarını bulabilsinler diye.
Örneğin gnol iki ayaklı sırtlanımsı düşük zekalı bir yaratık ama ben sırtlan adam demek istemiyorum çünkü öyle değil tam olarak. Neyse bu konuya da açıklık getirmiş oldum.
Keyifli okumalar,
Harami.
Magnec