Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Kaçış

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

Jason'ın bilincini yeniden kazandığı koşullar tatsızdı. Dar bir alana sokulmuş, cenin pozisyonu almaya zorlanmıştı. Başı dönüyordu; içinde kazmayla dışarı çıkmaya çalışan küçük bir adam vardı adeta. Burnu bir avuç dolusu arı doluşmuşçasına tıkanmıştı ve tüm bunlar yetmezmiş gibi içinde bir kusma arzusu vardı. Evet, dertop olduğu o daracık alanda kendi üstüne kusuyordu. Kusması bir noktada azalınca sağlık siluetinin baş kısmının tedirgin edici bir turuncuya dönüşmüş olduğunu gördü.

“Haddinden fazla bayıltılıyorum,” derken bir erkek sesi işitti.

“Uyandı.”

Jason, şiş şiş olmalarına ve doğru düzgün görememelerine rağmen gözlerini odaklamaya çalıştı. Köpek kafesini andıran, gerinemeyeceği kadar ufak bir alandaydı. Yeni yeteneği olan karanlıkta görmeyi hala kullanabiliyordu, bu sayede kafesinin bir çeşit mahzenin pis zeminine yerleştirilmiş olduğunu fark etti. Tavan ve duvarlar kaba ahşaptandı ve her tarafa nemli toprak kokusu yayılmıştı. Mahzende onunki haricinde her biri birer kişi barındıran dört kafes daha vardı. Birinde siyahi bir erkek, ikisinde beyaz kızlar vardı. Son kafesse daha büyüktü ve barları daha kalındı. İçerisindeyse inanılmaz derecede kıllı, devasa bir adam vardı.

*“Bir Wookiee mi bu?” diye sayıkladı Jason. Kıllı adamsa, “Wookiee de neyin nesi?” diye homurdandı.

“Hey,” diye seslendi siyahi adam. “Sana tasma taktılar mı?”

“Ne…?”

Jason’ın düşünceleri düz bir çizgide ilerlemeyi reddediyordu.

“Odaklanmaya çalış,” dedi adam. “Sana bayağı sağlam vurmuşlar anlaşılan.”

Jason parmaklarını yüzünde dolaştırdı, tenine fena halde yapışan kurumuş kanları hissetti. Parmakları fazlasıyla hassas durumda olduğu anlaşılan burnuna ulaştığındaysa acıyla haykırdı.

“Sana tasma taktılar mı?” diye sordu adam, yeniden. Kafası karışan Jason’sa uzanıp boynunu yokladı.

“Hayır,” dedi boğuk bir sesle. “Hem ne diye tasma taksınlar ki?”

 “Öz yeteneklerini bastırmak için. Onları hala kullanabiliyor musun?”

Jason başıyla onay verdi ki bu hareketi kafasında kazmayla dolaşan adamın fazlasıyla canını sıktı.

“Off. Hı hı, kullanabiliyorum ama sadece iki yeteneğim var.”

“O kafesten çıkmanı sağlarlar mı?”

“Biri karanlıkta görebilmemi sağlıyor, diğeri de ışıldamamı, yani zannetmiyorum.”

 “Işıldamanı mı?”

“Sana gösterirdim ama tekrar kusma ihtimalim yüksek. Aslına bakarsan…”

Diyen Jason kusmaya başladı, ardından bir öksürük krizi geldi ve bir kez daha kendinden geçti.

Yarı baygın halde yatarken de iki kişinin konuşmasını işitti.

“Yeraltı ritüel odasında mıymış?” dedi bir kadın, kontrollü ve zarif bir sesle.

“Evet hanımım,” dedi kaba sesli bir erkek.

“Onu oldukça kötü bir duruma sokmuşsunuz.”

“Aslında, hanımım, onu bulduğumuz zamandan çok da bir farkı yok.”

“Ona tasma takmadınız mı?” diye sordu kadın.

“Bay Caruthers yalnızca dört tasma üretti, hanımım. Onlar da hakkında uyarıldığımız kişiler içindi.”

“Önemi yok,” dedi kadın. “Aurasının ne kadar güçsüz olduğuna baksana. En fazla iki üç yeteneği vardır, daha fazlasına ihtimal vermiyorum. Gerçekten Landemere’i onun öldürdüğünü mü düşünüyorsunuz?”

“Ben bu fikirdeyim, hanımım. Üzerinde kendi yaralarının sebep olamayacağı kadar çok kan vardı. Ayrıca genç efendinin cesedinin olduğu odada mahsur kalmıştı.”

“Böyle bir şeyi nasıl başarabilmiş ki?” diye sordu kadın. “Çok güçsüz.”

“Genç efendi kendi işini büyük oranda kendi bitirmiş anlaşılan, hanımım. Görünüşe göre çağırma büyüsünde bir terslik çıkmış.”

“Tüm o küçük canavarlar o yüzden mi etrafta dolaşıyor?”

“Öyle görünüyor, hanımım.”

---------------------------------------------------------

Görev: [Üst Yok, Ayakkabı Yok, Hizmet Yok]

Tamamlanan Görev: Düşük seviye canavarların bölgeyi istila etme sebebini öğrenin. 1/1

[Basit Üst] envanterinize eklendi.

Görev tamamlandı.

100 [Demir Ruh Parası] envanterinize eklendi.

---------------------------------------------------------

Jason çığlığını bastırdı. Bilinçsiz numarası yaparken önünde pasparlak, mavi bir ekran belirdi ve tüm bedeni kaskatı kesildi. Ancak ikili, hiçbir şey olmamışçasına konuşmaya devam ediyordu.

“Yani bu kişi kimin nesiyse yalnızca şansı yaver gitti ve en savunmasız anında oğlumu öldürdü, öyle mi?”

“O kadar da şanslı değilmiş, hanımım. Benim karşıma çıktı.”

“Haklısın, Dougall,” dedi kadın. “Landemere’in neyi çağırmaya çalıştığını biliyor muyuz peki?”

“Notlarını birazcık kurcaladım, hanımım. Boşluğun ötesindeki varlıklardan biriymiş.”

Jason, kadının iç çektiğini işitti.

“Astral varlıklar,” diye mırıldandı kadın, tatsızca. “O oğlana ölümün bu yüzden olacak demiştim. Biz geleneksel, iyi bir kan tarikatı hanesiyiz. Dışsal gerçekliklerden gelen ağza alınamaz uygarlıklara dair bu saçmalıklarla bir yere varamayız. Ee, Landemere’in bedenini ne yaptınız?”

“Gübre, hanımım.”

“Oğlumu gübreye mi dönüştürdünüz?”

“Şey, henüz gübreye dönüşmedi, hanımım. Kompostlama pek hızlı bir süreç değil. İsterseniz bedenini yığının içerisinden çıkartabilirim ama lordumun hoşuna gitmeyecektir. Cesedinin kullanılışı konusunda son derece spesifik konuşmuştu.”

“Aptal kocamın ne düşündüğü umurumda bile değil; o bu aileye evlilik yoluyla katıldı. Burası benim malikanem, bunlar benim ailem ve biz işleri geleneksel şekilde yürütürüz. Gübre yığınına daldıktan sonra zavallı Landemere’in tadı nasıl olacaktır, kim bilir!”

“Mutfağa getirmeden önce özene bezene, güzelce yıkarım, hanımım.”

“Teşekkürler, Dougall. Her zamanki gibi harikasın. Ee, bu adamın nereden geldiğini biliyor muyuz?”

“Hiçbir fikrimiz yok, hanımım. Sizin de dile getirdiğiniz gibi bir maceracı olamayacak kadar güçsüz, pek donanımlı olduğu da söylenemez. Elinde sağlam bir bıçak vardı gerçi. Genç efendiden alıp almadığına emin olamadığım için diğerlerinden topladığımız ekipmanların yanına koydum.”

“Onlarla birlikte olduğunu düşünmüyorsun yani?”

“Zannetmiyorum, hanımım. O kadar iyi durumda değil.”

“Herhangi bir şey söyledi mi peki?”

“Sanırım bir şeyler söylemek üzereydi, hanımım, ama tam da o anda küreğime tosladı.”

“Gömleğini neden çıkarttınız?”

“Gömleği yoktu ki, hanımım. Yeniden üstüme üstüme gelince sormaya fırsatım da olmadı. Onu da mutfağa göndermemi ister misiniz?”

“Hayır. Gerçekten oğlumu öldürdüyse ruhu sağlam şekilde ölüme gitmesini istemem. Onu da diğerleriyle birlikte kan şölenine dahil edin.”

“Emredersiniz hanımım, biraz fazla kaçabilir gerçi.”

“Ekstra kanın sorun yaratacağını sanmıyorum.”

“Ben başrahibi düşünüyordum, hanımım. Nasıl biri olduğunu biliyorsunuz.”

“Doğru, çok haklısın, Dougall. Aferin. Öyleyse içlerinden hoşuna giden birini seçip kendine saklayabilirsin.”

“Çok cömertsiniz, hanımım. Bir itirazınız olmazsa elfi almak isterim.”

“Emin misin, Dougall? Elfler çok lifli oluyor.”

“Derrick bir elfi denemeye can atıyor, hanımım. Tabii ki ben de onu uyardım ama gençler nasıldır bilirsiniz.”

“Ah, evet,” dedi kadın. “Sonuçlarına bizzat katlanıncaya dek size hayatta inanmazlar. Landemere’in geldiği noktaya baksana, kızımın durumu da pek iyi sayılmaz. Aaah, tarikat uğruna olmasaydı hayatta çocuk doğurmazdım yemin ederim. Hadi git de elfi almadan önce şu aptal oğlumun cesedini kaldır. Halihazırda olduğundan daha aromatik hale gelmesini istemem.”

“Nasıl isterseniz, hanımım.”

Böylece ikili oradan uzaklaştı ve Jason rahat bir nefes aldı. Onların kim olduğunu bilmiyordu ama cehennem olup gitmek isteyeceği kadarını işitmişti. Kaldıraç gücü sağlamak için hamle yaptı ve kapıyı bacaklarıyla zorlamaya çalıştı ama ne kadar güç uygularsa uygulasın kapı zerre kadar kımıldamadı.

“İşe yaramayacak,” dedi siyahi adam.

“Bir adın var mı?” diye sordu Jason. “Ben Jason ve seni siyahi adam olarak düşünmek bile beni rahatsız ediyor.”

“Rufus,” yanıtı geldi.

“İyi günler,” dedi Jason. “Daha iyi bir fikrin varsa dinlemeye açığım.”

“Maalesef yok,” dedi Rufus. “O pantolonlara birkaç ruh parası tıkıştırmadıysan o kapıyı açamazsın.”

“Ruh parası mı?” diye sordu Jason. “Evet, biraz param var ama bunun ne yardımı dokunur ki? Bu kafeslerin parayla çalıştığını sanmıyorum.”

“Bu çocuk salağın teki,” dedi kızlardan biri.

“Yardımcı olmuyorsun,” dedi Rufus, sıkılı dişlerinin ardından. “Jason, elinde gümüş ya da altın para yoktur herhalde, değil mi?”

“Dur bir saniye,” diyen Jason envanterini kontrol etti. Hepsini Landemere Vane’in cesedinden topladığı 16 gümüş, 4 de altın parası vardı. Gümüşlerden birini çıkarttı.

---------------------------------------------------------

Öğe: [Gümüş Ruh Parası] (gümüş kademe, yaygın)

Damıtılmış ham büyü (üretim materyali, para birimi).

Etki: Gümüş kademe büyülü nesneleri beslemek için ya da bir ritüel bileşeni olarak kullanılır.

Etki: Tüm nitelikleri kısa bir süreliğine gümüş kademesine yükseltmek için tüketilebilir.

---------------------------------------------------------

“Oh,” dedi Jason. Daha önce düşük seviye ruh paralarını incelemişti ama onların nitelik arttırma gibi bir etkisi yoktu. Acaba bir kuvvet niteliği var mıydı diye beynini yokladı.

“Niteliklerimi arttırmak için bunu tüketiyorum yani?” diye sordu Jason. “Tüketmek derken, yemek anlamında mı?”

“Evet, Jason, son derece kolay,” dedi Rufus. “Parayı ağzına koyman yeterli. Bunu yaptığında kafesi güç kullanarak açmak için çok az vaktin olacak.”

“Eee, bu niteliklerden,” dedi Jason, “birinin kuvvet olduğunu varsayıyorum?”

“Güç niteliği kuvveti arttırıyor,” dedi Rufus. “Para tüm nitelikleri arttıracak ama etkisi çok kısa sürecek.”

Jason parayı kararsızca dilinin üzerine yerleştirdi ve madeni para, çözünebilir bir tablet gibi eriyiverdi. O saniyede Jason’ın bedeni bir karıncalanma hissiyle doldu ve Jason, muazzam bir güç hissetti. Duyuları keskinleşti. Halihazırda karanlıkta görebilen gözleri her şeyi ilk defa görüyormuşçasına algılıyor, kulakları daha önce işitemediği ortam seslerini yakalıyordu. Ancak kısacık bir anın sonunda dünya tekrar normale döndü, yavan ve donuk gelmeye başladı.

“Ah, Jason?” dedi Rufus. “Evet, Rufus?”

“Parayı kullandın mı?”

 “Evet, kullandım.”

“Seni germek istemem ama, acaba, bir ihtimal kafesi açmayı unutmuş olabilir misin?”

“Pardon,” dedi Jason. “Dikkatim dağıldı da.”

Az önceki kadın bu kez de “Bizi kurtarması için buna mı bel bağlıyoruz yani?” dedi.

“Hala yardımcı olmuyorsun, Anisa,” diye karşılık verdi Rufus.

Ardından Jason, ikinci gümüş parayı alıp ağzına koydu. Bu kez güç hissini tadar tatmaz ayağını kafesin kapısına yerleştirdi, sıkı barlara kolayca tutundu. Geçici bir güç dalgasıyla tabanlarını itti, kafes kapısının menteşeleri eğrildi. Biraz daha sağlam bastırdı, derken tam da gücünün tükendiği saniyede kapıyı devirmeyi başardı.

Sürünerek kafesten çıktı, ayağa kalktı. Bir sersemlik dalgasının etkisiyle ayakta kalabilmek için kafese tutundu. Bedeni ilk uyandığı andan bile yorgun durumdaydı.

“Bunlar paranın yan etkileri mi?” diye sordu.

“Bedeninin üstesinden gelebileceğinden daha fazla güç barındıran bir para kullandın,” dedi Rufus. “Ama toparlanırsın. Art arda iki para kullandığın için biraz yavaş olur tabii.”

Jason diğer kafeslere bakarken önünde bir ekran belirdi.

---------------------------------------------------------

Yeni Görev: [Kaçış!]

Kan tarikatı tarafından bir mahzene kapatıldınız ve kaçmanız gerekiyor.

Amaç: Yakalanmadan Vane Malikanesi sınırlarından uzaklaşın. 0/1.

Ödül: Öz.

Opsiyonel Amaç: Mahkum yoldaşlarınızı da kurtarın. 0/4.

Ödül: Uyanış taşı.

---------------------------------------------------------

“İyi iş,” dedi Rufus. “Şimdi bizi de buradan çıkartacak bir şeyler bulmalısın. Elinde daha fazlası varsa gümüş paralar iş görür. Gary’nin kafesi için yeterli olmaz gerçi. Sen toparlanıncaya dek daha fazla para kullanmamalısın.”

Jason büyük anahtarlığını çıkarttı. “Bunun işimizi göreceğini düşünüyorum,” dedi. “Kafesin içindeyken kilide ulaşamamıştım.”

“Daha da iyi,” dedi Rufus. “Buradan kurtulmaya çalışırken para kullanmanın yan etkilerine maruz kalmak zorunda olmamayı yeğlerim.”

Ardından büyük kafesteki iriyarı, kıllı adamı işaret etti. “Önce o,” dedi.

Jason da büyük kafesin önüne geçerek içerisindeki kişiyi daha yakından inceledi. Profesyonel bir güreşçi bedenine sahip bu kişinin kıyafetle örtülmeyen her zerresi kılla kaplıydı. Kafası görkemli bir yeleyle tamamlanan bir aslanı andırıyordu.  

“Demek ismin Gary?” dedi Jason. Ve çömelerek kilitte çeşitli anahtarlar denemeye başladı.

“Aynen,” dedi iri adam. Sesinde derin, hırıltılı bir tını vardı. “Ben de Jason,” dedi Jason. “Bir zamanlar yayınlanan Güzel ve Çirkin’deki Ron Perlman’e benziyorsun.”

“Ne kastettiğin hakkında hiçbir fikrim yok,” dedi Gary.

“Tanıştığımıza memnun oldum derdim,” dedi anahtarları denemeye devam eden Jason, “ama şartlar pek hoş değil.”

“Basıp gitmediğin için teşekkürler,” dedi Gary.

“Kafa mı buluyorsun? Her ne cehennemdeysek beni buradan çıkartmanız için size çok ihtiyacım var.”

“Bir depo mahzenindeyiz.”

“O kadarını görebiliyorum,” dedi Jason. “Genel olarak bu mekandan bahsediyordum. Nerede olduğumuza dair hiçbir fikrim yok.”

“Bilmiyor musun?” diye sordu Gary. “Seni kaçırdılar mı?” “Birileri kaçırdı, evet,” dedi Jason. “Çalı labirentinin ortasında uyandım.” Aslan adam Gary’nin sesi doğuştan hırıltılıymış gibiydi. O anda Rufus, “Dikkat eeet!” diye seslendi ve Jason kafasını çevirdi.

Mahzenin başka bir kesimine açılıyormuş gibi görünen bir aralıkta, elinde küreğiyle Dougall belirmişti.

“Seni arsız ufaklık,” dedi Dougall.

Jason hızlı düşünmeye çalışa da kafasının şu an için harika çalıştığı söylenemezdi. Anahtarları envanterine tıktığı gibi ayaklandı ama ani bir baş dönmesiyle dengesini kaybetti. Ve küreğin alçalışıyla dünya bir kez daha karardı.

 

Çevirmen notu
*Bilmeyen varsa Wookiee, Star Wars serisindeki bir canlı türü, en bilinen örneği de sevgili kıllı dostumuz Chewbacca :)