Eğlenceli haftasonu toplulari bu seriye gelse fena olmaz
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
24. Bölüm Astral Boşluk
“Ee, çölde daha ne kadar ilerleyeceğiz?” diye sordu Jason. “Çarpıcı bir güzelliği olmadığını söyleyemem ama güneş ışıklarının bile aktif olarak beni öldürmeye çalışmadığı bir yere gitmeyi yeğlerim.”
Öğle vakti, Jason hala çağırma ritüelinin etkisiyle baygınken malikaneden ayrılmışlardı. Akşam olup hareketi kestiklerinde Jason, araçla taşlı çölde ilerledikleri yarım günlük yolculuktan bitap düşmüş durumdaydı. Farrah’ın büyülü sandığına attığı çadırlarda kamp yapmış, sabah olduğunda yeniden yola koyulmuşlardı.
Aracın az kullanılan yollardaki ilerleyişi ağır ama istikrarlıydı; yalnızca ara ara araçtaki bir varilden heidellere su içirmek için mola veriyorlardı. Yaratıklar kurak havayla yeterince iyi başa çıkabilseler de sudan tamamen feragat etmeleri mümkün değildi. Dördü aracı çekecek şekilde Rufus’un iplerine bir düzine heidel bağlıydı. Rufus, Anisa’nın itirazlarını dinlemeyerek onları terk edilen malikanenin ahırında açlıktan ölmeye bırakmayı reddetmişti.
Malikanenin lordu kaçarken daha rahat araçları alıp birkaç üstü açık aracı geride bıraktığı için ellerine bir araç geçirebilmişlerdi. Arka tarafta uyanan Jason, manzarayı izleyebilmek için şoför koltuğundaki Gary’ye katılmıştı. Neyse ki pek yapılı biri değildi de Gary’nin koca cüssesinin çoğunu kapladığı alana sığabilmişti.
“Memleketimdeki bazı bölgeleri andırıyor aslında,” dedi Jason. “Biz oralara uzak taşralar deriz.”
“Neyden uzak?” diye sordu Gary. “Her şeyden uzak,” dedi Jason.
“Bu öğleden sonra bir köye ulaşacağız,” dedi Gary. “Orada ne kadar kalacağımız kesin değil. Bizi oyuna getiren adam o köyde yaşıyor.”
“Ona ufak bir ziyaret gerçekleştireceğiz,” dedi Farrah.
“Sonrasında nehir vadisine yaklaşık iki günlük yolumuz kalacak. Oradan da sahile doğru güzel bir tekne yolculuğu yapacağız. Bu da birkaç gün sürecek ve sonunda doğruca şehre ulaşacağız.”
“Bizi o yamyamlara yem eden kalleşle birkaç gün geçirmek isterim,” dedi Farrah.
“O adamla ilgilenme işini kiliseme bırakacağız,” dedi Anisa. “Tanrıma ettiği ihanet, size ettiği ihanetten daha büyüktü.”
“Yiyecekleri kişi senin tanrın değildi ama,” dedi Farrah. “Biz o kalleşi elma gibi soyacağız.”
“Aa, bu dünyada da mı elma var?” dedi Jason, neşeyle. “Elmaya bayılırım.” “Ben de,” dedi Gary, mutlu mesut.
“Onu öldürmememiz gerektiğini unutmayın,” diye seslendi Rufus, aracın yanından. “Yanıtlaması gereken sorular var.”
“Oh, o konuda hiç endişe etme,” dedi Farrah. “Ağır ağır, usul usul ilerleyeceğim.”
“Başıma güneş mi geçti,” diye sordu Jason, “yoksa o dağ yeşil mi?”
O ana dek gördükleri dağ ve tepeler büyük oranda çoraktı, sadece çarpık çurpuk birkaç ağaç vardı. Bu yolsa onları koyu yeşil bir dağa doğru götürüyordu. Alt kesimlerde bitki örtüsü yoğundu, çölün diğer bölgelerine kıyasla yemyeşildi. Zirveye doğruysa yine yeşil renkte çıplak taşlar görünüyordu.
“Yeşil mermer bu bölgeye özgü bir şeydir,” diye açıkladı Farrah. “Büyük bir kısmı gitmekte olduğumuz liman şehrinden ihraç edilir. Şehre bile Yeşiltaş ismini vermişler.”
“Dağın arka tarafında bir köy var,” dedi Gary. “Biz de oraya gidiyoruz.”
“Köy geçimini taşocaklarından sağlıyor,” dedi Farrah. “Taşları buradan nehre götürüp sahil boyunca taşıdıkları için bu noktadan sonra trafik daha yoğun olacak.”
Yol, dağ eteği boyunca kıvrıldıkça gelişiyordu. Genişleyip pürüzsüzleşişi aracın daha az sallanmasını sağlıyordu. Araç dağda ilerledikçe Jason, giderek artan yaşam belirtilerini tespit ediyordu. Ara ara denk geldikleri sarı çimenler yoğunlaşıyor, daha nadir, dikenli ağaçlar beliriyordu.
Birkaç taşocağını arkalarında bırakmalarının ardından köy görüş alanlarına girdi. Bu noktada izledikleri patika adamakıllı bir yola dönüşmüş, yeni araçlar belirmişti. Jason, büyünün el emeğiyle birleşiminin beklediğinden daha modern bir operasyonla sonuçlandığını fark etti. Maden arabalarının gideceği tarzda, büyüyle ışıldayan rayların üzerinde süzülen devasa taş kütleleri bile görünüyordu.
Köy tamamen gözler önüne serildiği anda Jason’ın içi coşkuyla doldu. Yüksek bir yamaçtan, dağdaki bir delikten fışkıran suların yüzlerce metre aşağıdaki bir havuza harikulade bir şelale misali ışıldayarak dökülüşünü görebiliyordu. Havuz, eni bir kilometreye yakın, geniş bir kanal boyunca akarak ufak bir gölü besliyordu. Gölün kıyısına bir köy kurulmuştu. Gölün etrafı palmiyeye benzer ağaçlar ve yeşil, yoğun çimenlerle çevrelenmişti. Köydeki evler de gür yeşillikler, beyaz sıvalı taş binalar ve canlı yeşil mermerlerden oluşan yapıların arasına yerleşmişti.
“Buraya gelecek turistlerden bayağı döviz kaldırılırdı,” dedi Jason.
“Çok hoş, değil mi?” dedi Farrah. Dışarıya bakmak için Jason ve Gary’nin arkasına geçmişti.
Jason’ın bakışları dağdan dökülen şelaleye kaydı. “Suyun kaynağını kazmaktan korkmuyorlar mı?” diye sordu. “Bu çöldeki hemen hemen her vahanın bir büyülü su kaynağı vardır,” dedi Gary. “Dağı yerle bir etseler bile su gökyüzünden akmaya devam eder.”
“O nasıl oluyor ki?” diye sordu Jason.
“Bu çöle bağlı bir astral boşluk var,” dedi Farrah. “Onun ne olduğuna dair bir fikrin olmadığını varsayıyorum.”
“İsmine bakılırsa boyutlar arası bir cep herhalde,” dedi Jason.
“Umm, aslına bakarsan evet,” dedi Farrah. “Çölün çeşitli noktalarına bağlı ve bol miktarda su, dolayısıyla da vaha üretiyor.”
“Bu kulağa harika geliyor,” dedi Jason. “Oraya yakından bakabilir miyim acaba?”
“Astral boşluklar çok yaygındır,” dedi Farrah, “ama genelde mühürlü olurlar ve birinin izini sürüp içine girmek büyü gerektirir. Kendiliğinden açık olanına, özellikle de bu denli bir açıklığa nadir rastlanır. İneceğimiz nehir de en büyüğünden çıkma.”
“Mütemadiyen yeni su sağlanmaz ki,” dedi Jason. “Uzun sürse de er ya da geç iklimi bozmaya başlar.”
“Hayır,” dedi Farrah, “astral boşluktan gelen su, yüksek seviyeli bir büyünün eseri. Çok fazla biriktiğinde su timsaline dönüşüyorlar. Bu durumda da büyüyle aşılanmış bol miktarda su, ufak bir kristal şeklinde yoğunlaşıyor.”
“O kristal acayip ağır olmuyor mu?” diye sordu Jason. “Yoo,” dedi Farrah. “Neden olsun ki?”
“Kütlenin korunumu,” dedi Jason. “Ya da enerjinin falan işte. Fizik benim alanım değil.”
Gary ve Farrah ikilisi bakışarak omuz silkti. Jason’ın neden bahsettiği hakkında hiçbir fikirlerinin olmayışına giderek alışıyorlardı.
Farrah, küçük gölün içerisindeki balıkçı teknesi görünümlü şeyleri işaret etti. “Hepsi de gölün dibini tarayan insanlar,” diye açıkladı. “Timsaller arasında su çok yaygındır. Aynı zamanda en faydalılarından biridir.”
“Özellikle de çöldeysen,” diye ekledi Gary. “Sağlam bir kaynak bulmak parayı kırmak demektir.”
“Aynen,” diye katıldı Farrah. “Kıyı boyunca nehir sularının denize karıştığı noktalardan su timsali bulmaya adanmış pek çok köy var. İşin komiği, bu çöl dünya çapındaki en sağlam su timsali kaynaklarından biri.”
Araç giderek köye yaklaşıyordu. Köye ulaşmadan hemen önce de mermer ihracatı yapılıyormuş gibi görünen bir alandan geçtiler. Rufus o noktada heidellerin geceyi geçirebileceği bir ahır arayışıyla gruptan ayrıldı. Kalacakları hanın dışında aracı çekenlere yetecek alan olabilirdi ama o alan, fazlalıklara yetmezdi.
Köy, gölün tamamını çevreleyen, ten rengi döşemelerden oluşan tek bir dairesel sokaktan oluşuyordu. Döşemeler kumtaşını andırsa da Jason’ın bildiği kadarıyla tuhaf bir büyü taşı olma ihtimalleri de vardı. Sarıya o kadar yakın bir taştı ki daire şeklinde dönmeseydi sonunda şaibeli, sahte bir büyücü bulmayı bekleyebilirdiniz.
“Gerçek bir büyücü de olabilirdi tabii,” dedi Jason, kendi kendine. “Ben sayılır mıyım acaba?”
Yolun her iki tarafında da binalar vardı; göl tarafındakiler daha geniş ve daha güzeldi. Küçük binalar, yolla aynı taştan yapılmaydı. Büyük olanlarsa beyaz sıvayla sıvanmış, yeşil mermerlerle süslenmişti.
Binalar, gölün etrafında büyüyen çalı ve ağaçların arasına hoş bir şekilde yerleştirilmişti. Bu manzara, çorak toprağı ve dikenli çalılarıyla çölle tam bir tezat oluşturuyordu. Küçük binaların davetkar bir yuva havasıyla kendilerine has bir çekicilikleri vardı. Sokak insanlarla tıklım tıklım doluydu ama ne araçların ne de yayaların rahatsız olacağı genişlikteydi. Jason’ın görebildiği kadarıyla herkes halinden memnundu.
Gary, aracı bir hanın önüne çekti ve herkes indi. Engebeli zeminde saatler süren yolculuğun sonunda Jason’ın her yeri tutulmuştu ve ağrıyordu. Gölün nemiyle ağırlaşan derin bir nefes aldı. Açık çöldeki ısı ve tozlardan sonra bu nefes bal gibiydi.
“Araçtaki sarsıntıların yol açtığı katılığı atmak için bir yürüyüşe çıkabilirim,” dedi Jason. “Bu yamyamlarla dolu olmayan bir medeniyetle ilk karşılaşmam olacak. Umarım öyle olur yani.”
“Bildiğimiz kadarıyla burada yamyam yok,” dedi Farrah, gülerek. “İyi bari,” dedi Jason. “Ben biraz dolaşacağım sanırım.”
“Kulağa hoş geliyor,” dedi Gary. “Ben de bize birkaç oda tutup şu heidelleri çözeyim.”
“Öyleyse Anisa ve ben de küçük dostumuzun izini süreriz,” dedi Farrah. “Bizi fark edip kaçmasını istemeyiz.”
Anisa başını sallayarak onay verdi.
“Sizi sattıktan sonra şehirden ayrılmamış mıdır?” diye sordu Jason.
“Sanmam,” dedi Farrah. “Bizim geri dönmemizi beklemiyordu sonuçta.” “Para lazım mı?” diye sordu Gary, Jason’a.
“Birkaç altın ruh param kaldı,” dedi Jason. “Geri kalanlar düşük kademe ama onlardan da bolca var. Yeterli olur mu?”
Gary ve Farrah gülmeye başlarken Anisa bile neşeli bir ifadeye büründü.
“Jason,” dedi Gary, “Bir altın ruh parasıyla bu köydeki en güzel binayı satın alabilirsin, sana para üstü verecek kadar birikimleri olduğundan bile şüpheliyim. Büyülü nesneler ya da toplu ticari mal almayacağın sürece genelde düşük kademe, olsa olsa demir kademe para kullanılır.”
“Para birimleri arasındaki kur nasıl peki?” diye sordu Jason. “Ya da neyse, kendim öğrenirim. Yeni bir yere gelmenin eğlencesi de burada zaten, öyle değil mi?”
“İşte bu be!” dedi Gary.
Magnec