Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Ölçülü Bir Yağmalama

Çevirmen: Clumsy / Editor: Clumsy

“Sen bizi kafesten çıkartmaya çalışan ama sonunda kafasına sopayı yiyen kişi değil misin?” dedi Jason’a ikinci kez bakan Anisa.

“Ta kendisi,” dedi Jason.

Jason da kafese tıkıldıkları zamandan Anisa’nın sesini hatırlıyordu. Anımsadığı kadarıyla kız o anda bile Jason’dan pek hazzetmemişti. Şu anki bakışları da fikrinin değişmemiş olduğunu gösteriyordu.

“Karşısına çıktığınız için şanslıymış,” dedi Anisa, yoldaşlarına. “Sizi yavaşlatmasına izin vermemişsinizdir umarım.”

“Aslına bakarsan o bizi kurtardı,” dedi Rufus. “Buna inanmakta zorlanıyorum nedense,” diye karşılık verdi Anisa.

“Görülmeye değer bir manzaraydı,” dedi Gary. “Kafasına biraz fazla darbe aldı gerçi. Ona iksir verip dursak da çölde geçirdiği birkaç saatte viraneye döndü. Ona bir şifa büyüsü yapma ihtimalin var mı?”

Anisa gözlerini Jason’a dikti. Ve isteksizce yüzünü buruşturarak elini Jason’ın suratına doğru kaldırıp kısa bir büyü mırıldandı.

“Solmuş olan hayat tamamen çiçek açsın.”

“‘Solmuş’ biraz ağır oldu sanki,” dedi Jason.

O anda teninin altında hafif bir ışık parıldamaya başladı. Başındaki geçmek bilmeyen ağrı -tükettiği iksirlerden çok daha hafif olsa da- artık aşina olduğu büyülü bir iyileşme hissiyatıyla keskinleşti.

- [Yenilenme] etkisi altındasınız. Sağlığınız zamanla onarılacak.

Jason’ın görüş alanında büyünün kalan süresini gösteren bir simge belirdi. Yaralanma göstergesi hala sarı ve turuncuydu ama büyünün yarım dakikalık süreci sona erdiğinde sağlık silueti tamamen sağlıklı bir yeşile evrildi. Jason’ın başı patlamasına ramak kalmış şişkin bir balonken şifa büyüsü adeta havasını söndürerek onu büyük ölçüde rahatlattı. Ve Jason, çimenlerin üzerine oturur pozisyonda çökerek uzun, tatminkar bir nefes aldı.

“Çok teşekkür ederim,” dedi, kendisini sırtüstü bırakıp kollarını iki yana açtı. “Bir anda acayip uykum geldi. Baygınlığın pek de dinlendirici olduğunu zannetmiyorum.”

“Şurayı bir temizleyelim, sonrasında uyursun,” diyen Rufus, Jason’ın önüne geçti. Elini uzattı, Jason da isteksizce Rufus’un elini tutarak onun kendisini kaldırmasına müsaade etti.

“Ekipmanlarımızı buldun herhalde,” dedi Gary, Anisa’ya dönerek.

Rufus, Farrah ve Gary üçlüsü kıyafet değiştirmiş olsa da kirli ve terliydiler, Anisa’ysa hem yepyeni hem de tertemiz şeyler giyinmişti. Tabii en beter durumdaki Jason’dı. Tişörtü ter içinde ve toza bulanmıştı, pantolonuysa yalnızca paçavra şeklinde tanımlanabilirdi.

“Malikanenin altındaki kilerde bir depoları var,” dedi Anisa. “Ekipmanlarımızın çoğu orda ama bir kısmını çoktan götürmüşler. Buna boyutsal çantalar da dahil ki onları yanımda getirmeme sebebim de bu.” “Oradan başlayalım öyleyse,” dedi Rufus. “Botlarımı almamışlar, değil mi?”

“Botların hala orada,” diyen Anisa, Rufus’un yüzüne bir rahatlama gelmesini sağladı. “Çağırma zamanı mı?” diye sordu Gary.

“Hadi,” dedi Rufus.

“Olmaz,” diye karşı çıktı Anisa. “İkinizin çağrıları da fazla yıkıcı. Kilisem bu malikaneye el koyacak, o yüzden burayı yıkmanıza izin vermem.”

“Müsaade et de çağrılarımız araziyi araştırsın,” dedi Rufus. “Gizlenen müritleri bu yolla bulamazsak başka bir şekilde hayatta bulamayız.”

“Araziyi mahvederler,” dedi Anisa.

“Rahibe,” dedi Rufus, Anisa’ya, “bu sözleşmeyi bize sen getirdin, o yüzden sana uyum sağlamaya hazırım ama bir yere kadar. Yaşadığımız onca şeyden sonra kilisenizi bir peyzaj mimarını işe almaktan kurtarmak için bu takımın yeteneklerinden ödün vermeyeceğim. Anlaşıldı mı?”

Anisa’nın yüzü tam bir isteksizlik timsali olsa da razı gelerek başını salladı.

“Benim babam peyzaj mimarı,” dedi Jason. “Onu buraya getirebileceğimizi sanmıyorum gerçi.”

“Tamamdır,” dedi Gary. “Önce şu çağrıları yapalım, sonra da malikaneyi yağmalayalım.”

“Bunu yapmayacaksınız,” diye buyurdu Anisa.

 “Hadi ama, Rufus,” diyen Gary’nin, elfi cezbetmekle hiç işi yoktu. “Azıcık yağma yapamayacaksak maceracı olmamızın ne anlamı var ki?”

Rufus kaşlarını çattı.

“Bulduğunuz tüm şahsi eşyaları alabilirsiniz,” dedi Rufus. “Malikanenin bir parçası olan şeylerse olduğu gibi kalacak. Mobilya, sanat eserleri, dekorasyon vb. Ayrıca gereksiz hasar yok.”

Derken parmağı Gary ve Farrah arasında gidip geldi. “Bunu özellikle siz ikinize söylüyorum,” dedi.

Anisa’ysa bir ağız dolusu limon yemiş gibi görünse de herhangi bir itirazda bulunmadı.

“İyi,” dedi Gary. “Ölçülü bir yağmalama olacak.”

“Yardımcı olmuyorsun,” dedi Rufus, dişlerini sıkarak. “Gary, Farrah, siz burada kalıyorsunuz. Olası başıboş müritlerden kurtulmak için çağrılarınızı kullanın.”

“Ama ya ganimetler,” dedi Gary.

“Belki bir dahaki sefere o koca ağzını açmadan önce şöyle bir düşünürsün,” dedi Rufus. “Ben ağzımı açmamıştım,” diye sitem eden Farrah’sa Rufus’un azarlayıcı bakışlarıyla karşılandı.

“İyi,” dedi Farrah.

“Hala arazide olan müritleri bulun ve kaçanları yakalayın,” dedi Rufus. “Anisa ve ben de malikaneyi temizleyeceğiz, dolayısıyla dışarıya kaçanlar olabilir.”

“Peki ya benim ekipmanlarım?” diye sordu Gary.

“Şurayı bir temizleyelim, sonra gelip alırsın. Tasma çıkmışken çekicine gerek var mı ki gerçekten?”

Gary, zırhının eldiven kısmıyla metale bürünmüş olan yumruğunu kaldırdı. Ve isteksizce, “Yok,” diye kabullendi.

Gary’nin hüznü Anisa’yı bir şekilde yumuşatmış gibi görünüyordu. Gary gruptan uzaklaşarak daha önce Farrah’tan aldığı kemerdeki keseyi çıkarttı. Ve kapak görevi gören küçük bölgeyi açıp kesenin içerisinden yere çember şeklinde gri bir toz dökmeye başladı.

“Demir tozu mu o?” diye sordu Jason.

“Evet,” dedi Farrah. “Çağırma, çoğu öz yeteneğinden daha kapsamlıdır ve aracı rolü oynayacak bir şey gerektirir. En yaygın olanı tuz çemberidir ama çoğu kişi farklı şeyler de kullanır. Gary’nin yeteneğine uyan şey de demir tozu.”

Derken kendi belindeki keseye hafifçe vurdu.

“Benimkiyse obsidiyen tozu. Her ikisinden de büyülü sandığımda bolca tutuyoruz.”

Gary demir tozlarını çember halinde dökmeyi tamamlayarak keseyi yeniden kemerine taktı. Ardından çömelip ellerini uzattı ki bu hareketiyle ansızın alevlere bürünüşü Jason’ı irkiltti. Hiç endişe duymayan Gary ise uzanarak çembere dokundu. Parmağının dokunduğu demir saniyesinde kırmızıya dönüp erimeye başladı, çimenlerin yanan demirle buluştuğu alandan dumanlar yükseldi. Alevler bir fitilin yanışı gibi yayılarak tüm çemberi sarmaladı.

Parıldayan metal çember tamamlandığında içerisinde karmaşık büyülü desenler belirmeye başladı. Bu desenlerden yerin dibinden gelirmişçesine bir şey yükseliyor ama zeminde herhangi bir bozulma olmuyordu. Beliren şey, çirkin, siyah demirden kabaca yontulmuş insansı bir figürdü. Beraberinde güçlü bir ozon kokusu da gelmişti.

Yaklaşık üç metrelik, devasa bir şeydi. Arta kalan pik demir levhalarından dövülmüş gibi, hantal ve tehditkar görünüyordu. Eklemlerinin arasında erimiş metal parıltıları seçiliyordu. Kafa kısmı düz ve boştu. Gövdenin merkezi birbirine bastırılmış iki ayrı parçayı andırıyordu, kenarlarıysa birbirine kenetlenmiş dişler gibi çıkıntılıydı. Jason’ın bakışları altında gövdesinin iğrenç bir ağız misali açılışıyla da içindeki erimiş metal havuzu gözler önüne serildi, yeniden kapanıncaya dek gruba ısı yaydı.

Jason’a, “Etkilendin mi?” diye soran Gary’nin keyfi çoktan yerine gelmişti. “Bayağı,” dedi Jason. “Bu şey de neyin nesi?”

“Bir döküm golem,” dedi Gary, gururla. Ve golemden düşen bir erimiş metal damlası yere ulaşarak cızırdadı.

“Anisa’nın bunu evde istememe sebebini anlayabiliyorum,” dedi Jason. “Sen de mi ya?” diye sordu Gary, üzüntüyle.

Anisa da Jason’a tatsız bir bakış attı.

“Sen,” dedi küfredercesine, “bana Rahibe şeklinde hitap edebilirsin.”

Kendisine ayakkabının altına yapışmış bir pislik gibi davranılmasını hiç umursamayan Jason’sa küstah bir sırıtış eşliğinde, “Öyleyse sen de,” dedi, “bana Yürek Yakan Yakışıklı Jason diyebilirsin.”

“Pardon?” diyen Anisa, kulaklarına inanmakta zorlanıyordu.

“Özrün kabul edildi,” diyen Jason, görkemli bir edayla uzaklara baktı. “Bir daha olmasın ama.”

Anisa’nın gözleri faltaşı gibi açıldı. Tam öfkeyle öne atılacakken Rufus araya girdi.

“Jason, sen Gary ve Farrah’la kalsan daha iyi olur herhalde,” dedi Rufus.

Bir yaratık çağırma sırası Farrah’taydı. Gary’den kalma kavruk toprak çemberinin yanına kendi çemberini çizdi. Tozun akkor bir çembere dönüşüşüne dek aynı süreci izledi. Ama onun çemberinden Gary’ninki gibi bir golem yerine kolları olan kırmızı siyah bir magma yığını çıktı.

“Kafamdan daha büyük bir yumruk indirebilen bir lav,” dedi Jason. “Ben yalnızca karanlıkta görebilirken ona niye böyle bir şey düşer ki?”

“Şey,” dedi Gary, “sen hangi özü kullanmıştın?” “Karanlık özü.”

“Eh, onun gücü volkan özünden geliyor, sonuç ortada.”

“Volkan özü de mi var? Kulağa kesinlikle benimkinden daha iyi geliyor.”

“Değişir,” dedi Gary. “Söz konusu gizlilik olunca Farrah’ın gücü pek harika gelmiyor.”

“E kızda volkan gücü var,” dedi Jason. “Gizli işleri yapmak da size düşer.”

Gary bir müddet düşündü.

“Sağlam bir noktaya parmak bastın,” dedi.

Rufus ve Anisa eve yönelirken Gary ve Farrah ikilisi de araziye doğru ilerlemeye başladı.

“Bizi dışarıda beklettiklerine inanamıyorum,” dedi Gary. Onlar yürürken iki canavarımsı figür de peşleri sıra ilerliyordu. Her ikisi de ısı yaydığı için onları çok yakınlarında tutmuyorlardı.

“Ben inanabiliyorum,” dedi Farrah, Gary’ye. “Belki birkaç mürit yakalarız,” dedi Jason.

“İyi olurdu,” dedi Gary.

“Bu çağrılar ne kadar dayanacak?” diye sordu Jason.

“Güç seviyesine göre değişiyor,” dedi Farrah. “Gary ve benimkiler birkaç saat dayanıyor.”

Yaklaşık bir saatin sonunda Rufus, diğerlerini bulmaya geldi. Ve çalı labirentini boydan boya kesen kavrulmuş kemerlere bakakaldı.

“Onlardan kurtulun dedin,” dedi Gary, savunmaya geçerek. “Nasıl yapacağımızı da belirtmedin,” diye ekledi Farrah.

“Şey,” dedi Jason, “sizi işaret edip ‘gereksiz hasar yok, bunu özellikle siz ikinize söylüyorum’ da demişti ama.’”

“Sen kimin tarafındasın?” diye sordu Gary. “Adaletin.”

Farrah bir kahkaha attı.

“Birine rastladınız mı bari?” diye sordu Rufus.

“Depo gibi bir yerde bir adam vardı,” dedi Gary. “Ondan herhangi bir şey aldınız mı?” diye sordu Rufus.

“Şey, depo da içindeki adamla birlikte yandı gibi,” dedi Gary. Rufus’sa kafasını salladı.

“Bir yük arabasının eksik olduğu bir hangar bulduk,” dedi Jason. “Aceleyle kaçmışlar galiba. Birisi değerli eşyaları çalmış ama düşürdüklerini toplamak için bile durmadan basıp gitmiş gibi görünüyor.”

“Korkaklar,” dedi Gary.

“Korkak olamazlar,” dedi Jason. “Aracı çekmek için o korkunç canavarlara ihtiyaçları varmış sonuçta.”

“Canavar mı?” diye sordu Rufus.

“Onlar canavar değil,” dedi Gary. “Heideller yalnızca sıradan hayvanlar.” Jason, ahırları bulduklarında heidellerle ilk karşılaşmasını gerçekleştirmişti.

Bir at boyunda ve büyüklüğünde olsalar da tüy yerine pullarla kaplıydılar ve iki başlarının da alın kısımlarından birer boynuz çıkıyordu. Jason’a bir ışınlanma makinesine iki tek boynuzlu at ve bir kertenkele koymuşlar da makineden böyle bir şey çıkmış izlenimi vermişlerdi.

“Korkunçlar bir kere.”

“Onlara korkunç diyorsan,” dedi Farrah, “gerçek bir canavar gördüğünde işin zor.”

“Ee, siz ne buldunuz?” diye sordu Gary, Rufus’a.

“Kaçışan birkaç kişiye denk geldik. O müritler geri dönünce malikanenin lordu kasayı boşaltmış, personeli ardında bırakıp basıp gitmiş.”

“Lord o başrahip değil miymiş?” diye sordu Gary. “Değilmiş anlaşılan,” dedi Farrah.

“Yakaladığınız müritleri ne yaptınız peki?” diye sordu Jason.

Rufus duygusuzca, “Önce sorguladık, sonra da öldürdük,” diye yanıtladı.

“Mahkumları idam mı ettiniz yani?”

“Bunun nesi yanlış ki?” diye sordu Farrah.

Jason’sa enerjisi tükenmiş halde bir elini yüzüne götürdü. “Of, lanet olsun.”