Feminist bir kadına yapilacak en iyi kışkırtma;)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
11. Bölüm Gösterişli Kahramanlar
Jason, ayak sesleri kesilir kesilmez temkinli bir şekilde kafasını kapıdan uzattı ama ortalıkta herhangi bir mürit göremedi. Odanın içerisinde de kimsecikler yoktu. Muhtemelen tünele koşturmayan her kim kaldıysa platformların üzerindeydi. Olabildiğince sessiz şekilde merdivenlerden çıkmaya başladı, ilk platforma ulaştığında tek bir mürit bile göremedi.
Pelerinini yok ederek aslan adamın kafesine yaklaştı. Kafes, Jason’ınkiyle aynı büyüklükteydi ve aynı kalınlıkta barlara sahipti ama Jason içeride hareket edebilirken aslan adam zar zor sığıyordu.
“Affedersin,” dedi Jason, envanterinden anahtarlığı çıkartırken. “Bugün kafama bayağı darbe aldım, o yüzden adını hatırlamıyorum.”
“Gary,” dedi aslan adam, kısık, hırıltılı bir tonlamayla. “Geri döneceğini düşünmemiştim.”
“İnan bana, ben de kendimi aksine ikna etmeye çalıştım.”
“Bir kahramanın içgüdüleri,” dedi Gary.
“Ben olsam uzlaşılmış bir karar derdim muhtemelen,” diye yanıtladı Jason. “Bugün birkaç kez bayıltıldım sonuçta.”
Bir yandan da anahtarları deniyordu.
“Bunlardan birinin işe yarayacağından bile emin değilim açıkçası,” dedi. “Bu işi sessizce halletmeyi umuyordum ama hala birkaç madeni param var… oh, işte oldu.”
Derken kilit açıldı ve Gary, devasa cüssesini kapıdan geçirdi. Kafesin içerisindeyken profesyonel bir güreşçiyi andırıyordu. Ama Jason’a tepeden bakan bu özgür haliyle daha ziyade profesyonel bir güreşçiyi yemiş gibi görünüyordu.
“O şeyde tasmam için de bir anahtar var mı?” diye sordu Gary. Boynunda kalın, demir bir halka vardı.
“Hiçbir fikrim yok,” dedi Jason.
“Ver de bir bakayım.”
Jason, anahtarlığı uzattı. İçinde gereğinden fazla anahtar vardı ve Gary, aralarında ihtiyacı olan şeyi aramaya başladı. Aslanı andıran kafasına rağmen elleri -devasa ve kıllı olmaları dışında- oldukça insancıldı. Gary bu işle meşgulken Jason etrafına bakındı. Ne merdivenlerden ne de tünelden gelen bir mürit görünüyordu. Onlar yerine bulduğu şey, kafesin üzerine yerleştirilmiş bir çeşit tören kasesi oldu. İçerisinde de son derece koyu kırmızı, yuvarlak bir kristal vardı. Kristali eline aldı.
---------------------------------------------------------
Öğe: [Ziyafet Uyanış Taşı] (kademelendirilmemiş, yaygın)
Tüketim gücünün kilidini açan bir uyanış taşı.
(Tüketilebilir, uyanış taşı)
Gereksinimler: Uyandırılmamış öz yeteneği.
Etki: Bir öz yeteneğini uyandırır.
3 adet uyandırılmamış öz yeteneğine sahipsiniz.
[Ziyafet Uyanış Taşı]’nı özümseyebilirsiniz. Özümsen mi, E/H?
---------------------------------------------------------
Jason taşı envanterine attı.
“Hiçbiri bu engelleyici tasmalara uygun değil,” dedi Gary. “Bu tasmaları bizzat bizim için yaptırmışlar, yani anahtarları her kimden aldıysan onun elinde bunların anahtarı yokmuş.”
“Aynen, ailenin biraz dışındaydı sanırım,” dedi Jason. “Kendi başının çaresine bakıyor gibiydi. Ee, bu tasma tam olarak ne işe yarıyor?”
“Tüm öz yeteneklerini baskılıyor,” dedi Gary. “Bazı ırksal güçleri de. Ama hepsini değil.”
“Senin insanların pestilini çıkartabilen devasa bir herif olmanı engelliyor mu peki?”
Deyişiyle Gary’nin aslansı yüzünde Jason’ın yalnızca ‘yırtıcı’ olarak tanımlayabileceği bir sırıtış belirdi.
“Hayır, engellemiyor.”
Böylece Gary öne geçti ve ikili, bir sonraki platforma doğru çıkmaya başladı ki orada da herhangi bir engelle karşılaşılmadı. Jason’ın öndeki barları gevşemiş kafesi boştu. Ölü mürit hala göğsünde bir delikle platformda yatmaktaydı. Gary adamı incelemek için çömelirken Jason kafesin üzerine baktı. Orada da bir tören kasesi vardı ama yerinden oynamıştı. Etrafına bakınan Jason, platformdan düşen ve kafesten çıkarken yanlışlıkla tekmelediği ikinci uyanış taşını buldu. Onu da envantere attı.
“Bu herife ne oldu?” diye sordu Gary.
Jason, hala kanlı olan yumruğunu sıktı. Gary ise önce Jason’ın eline, sonra cesede, sonra da parçalanan kafese baktı.
“Bana kalırsa bu noktada,” dedi Gary, “keşke o adamı serbest bıraksaydık diyor olabilirler. Hem sen bu işe nasıl bulaştın ki zaten?”
“Şimdi zamanı değil,” dedi Jason.
“Doğru. İyi iş çıkardın ama.”
“İyi bir iş değildi,” dedi Jason. “Birini öldürdüm.”
“Sence bizi ne diye o kafeslere soktular?” diye sordu Gary. “Eğlencelerinde dans edelim diye olmadığı kesin.”
“Onları öldürerek karşılık vermek bizi onlardan daha iyi kılmıyor.”
“Kılıyor tabii,” dedi Gary. “Öldürmekte daha iyiyiz en azından. Dikkat eet!”
Kafasını çeviren Jason, üç müridin merdivenlerden indiğini gördü. Gary onları karşılamak için öne çıktı ve ilk ikisini boğazlarından kavradı. Her ikisini de birer elinden sarkacakları şekilde havaya kaldırdı, platformun kıyısına ilerledi ve iki müridi de aşağıdaki kan havuzuna bıraktı. Gary ilerlerken Jason, hala merdivenlerde olan üçüncü müritle göz göze geldi.
Panikten gözleri büyüyen Jason, dizlerinin üzerine çökerek dua edercesine ellerini kaldırdı.
“Lütfen beni öldürme. Ölmek istemiyorum.”
Müridin şaşkınlığı bol cüppesi ve maskesine rağmen anlaşılabiliyordu. Jason da bu anı fırsat bilerek müridin kasığına yumruğunu indirdi. Maskenin ardından gergin bir inilti yükselirken ikinci ve üçüncü darbelerle müridi iki büklüm hale getirdi. Sonra da ayağa kalktı, adamı cüppesinden yakaladığı gibi merdivenlerden aşağı fırlattı.
- [Kan Müridi]'ni mağlup ettiniz.
“Az önce yalvardığını mı duydum?” dedi yanına gelen Gary. “Yalan söylemiyordum ki,” dedi Jason. “Gerçekten ölmek istemiyorum.”
Gary, kahkahalar eşliğinde artık boş kalan üçüncü platforma doğru başı çekti. O kattakiler ya aşağıdaki çukura uçmuş ya da Jason’ın peşinden tünele girmişti.
Böylece Gary ve Jason ikilisi Rufus’un olduğu kafese ilerledi. Jason artık kafesleri açan anahtarı tanıyordu, bu sayede hemen doğru anahtarı kullandı. Rufus da kapıdan çömelerek çıktı ve ayağa kalkarak Jason’ın kendisini ilk kez adamakıllı görebilmesini sağladı.
Rufus, koyu tenli, kel ve saçmalık derecesinde yakışıklı bir adamdı. Girdiği çetin sınavlar yüzünden hırpalanmış ve pislenmiş halde, üstesinden geldiği zorlukları ve alt ettiği düşmanları yansıtan erkeksi kir lekeleriyle üçüncü perdeye giriş yapan bir aksiyon kahramanı gibi görünüyordu.
“Bu hiç adil değil,” dedi Jason.
“Neymiş o adil olmayan?” dedi Rufus, bitter çikolata misali bir sesle. Jason da “Bir önemi yok,” diye mırıldandı. “Gidelim hadi.”
“Keşke bir silahım olsaydı,” diyen Rufus’u duyan Jason, şeytani malasını çıkarttı.
“Pek matah bir şey değil,” dedi Jason, “ama şüpheli biçimde keskin.”
“Bana uyar,” diyen Rufus, minnettarlıkla malayı alarak evirip çevirdi. “Sahiden de şüpheli biçimde keskin, öyle değil mi?”
Gary ve Rufus başı çekerken Jason, Rufus’un kafesinin üzerinden üçüncü uyanış taşını almak için oyalandı. Grup merdivenlerden çıkarken tek bir mürit gelişigüzel şekilde inerek önlerini kesti. Başlığını kaldıran ve maskesini çıkartan müridin uzun, koyu renk saçlara sahip genç bir kadın olduğu açığa çıktı. Ve kadın, cüppesinin içerisinden kısa bir kılıç çekti.
“Bu seferki bende,” diyen Rufus, Gary’yi ardında bıraktı. Ve malasını genç kadına doğru salladı.
“Alicia Vane, sanırım?” dedi.
“Meşhur Rufus Remore’la kılıç çarpıştıramayacağım için hayal kırıklığına uğramıştım,” dedi kadın, alaycı bir gülüş eşliğinde. “Anlaşılan şansım yaver gitti.”
Rufus karşılık vermek yerine öne atıldı. Ardından öylesine hızlı bir hareketlilik başladı ki Jason olanları belli belirsiz kavramaktan öteye gidemedi. İkili, merdivenlerin çizdiği sınırlar içerisinde sağa sola, ileri geri bir kaçınıp bir saldırıyordu. Kılıçla malanın çarpışması belli belirsiz gözler önüne seriliyordu. Ama aşağıda durmasına ve daha kötü bir silahı olmasına rağmen üstün gelen taraf Rufus’tu.
Yukarıdan, “Bu kadarı yeter, Alicia,” diyen bir ses geldi. Ve Jason, konuşanın mahzendeki kadın olduğunu anladı.
Alicia isteksiz görünerek Rufus’la olan mücadelesini sonlandırdı ve merdivenlerden çıkmaya başladı. O anda Rufus miskin miskin malayı fırlattı, Gary de ustalıkla yakalayıp güçlü kolunu savurduğu gibi yukarı yolladı. İkilinin aşina bir rahatlıkla gerçekleştirdiği bu ekip çalışması Alicia’yı gafil avladı; mala boğazına saplanmadan herhangi bir tepki vermeyi başaramadı.
“Bu yaptığın şey için acılar içerisinde can vereceksin, seni kıllı vahşi şey,” diyen hiddetli bir ses işitildi. Kadın bağırırken Alicia kılıcını düşürdü, boğazına saplanan malayı sıkıca tutarak dengesini yitirdi ve merdivenlerden yuvarlandı.
Rufus öne atılıp yere düşen kılıcı kaptı. Ve son platforma doğru ilerlemeye başladı. Son kafes de tıpkı diğerleri gibi içerisindeki kadınla birlikte duvara yaslanmıştı. Bu platform aşağıdakinden biraz daha uzundu ve ucunda bir çeşit ritüel sunağı vardı. Sunağın önünde iki kişi dikiliyordu. Rufus ve Gary platforma ilk ulaşanlar olurken arkalarındaki Jason, envanterinden bir altın ruh parası çıkartarak çaktırmadan avcuna sakladı.
O anda son iki mürit maske ve başlıklarını çıkarttı. Kadın, Jason’ın yetişkin çocukları olan birinden bekleyeceğinden çok daha genç görünüyordu. Ona kalırsa olsa olsa otuzlarının başlarındaydı, oğlu Landemere’den daha yaşlı olamazdı. Kızıyla aynı esmer tene ve koyu renk saçlara sahip, güzel bir kadındı. Yanındaki adamsa onunla tezat oluşturacak derecede sıradandı. Tören cüppesinin içerisinde, bir kostüm partisine mali müşavir olarak katılmış birini andırıyordu.
Ancak görünüşüne rağmen hafife alınamayacak bir güce sahip olduğunu göstermesi çok sürmedi. Kollarını uzatışıyla Rufus ve Gary’nin geriye savrularak duvara çarpmasını sağladı. Ardından taşlardan çıkan parlak zincirler uzuvlarına dolanarak ikiliyi yerlerine sabitledi. Artık geriye bir tek çaresiz haldeki ikiliyi gerginlikle izleyen Jason kalmıştı.
“Hala başımıza dert açmaya devam ediyorsun,” dedi kadın, Jason’a. “Önce oğlum, şimdi de kızım, öyle mi? Değersiz olabilirler ama sizin gibiler tarafından öldürülecek kadar da değil.”
“Buzdolabında pek fazla resim olmadığını varsayıyorum.”
“KAPA ÇENENİ!” diye kükredi adam. “Bugün yapacağım şeye engel olabileceğinizi mi zannediyorsunuz? Herhangi birinizin beni durdurabileceğini mi sanıyorsunuz?”
Sebep durumun absürtlüğü mü, beyin sarsıntısı mı yoksa saf adrenalin miydi bilinmez ama Jason, adamı ciddiye alamıyordu. Az önce sergilediği güce rağmen, görmezden gelinmekten nefret eden acınası, değersiz biriymiş gibi görünüyordu.
“Ahbap,” dedi Jason, “Daha önce söyleyen olmuş muydu bilmiyorum ama bu kadar melodram biraz fazla.”
Adamın yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.
“Darryl Caruthers’in büyüsü önünde eğilecek, benim ismime tapınacaks—”
Jason tek parmağını kaldırarak, “Hey, dur, dur bir saniye,” diye araya girdi. “İsmim Darryl Caruthers mi dedin?”
“Namımı duydun demek!”
“Hayır ahbap, üzgünüm. Darryl Caruthers bana şeytani bir başrahip havası vermedi, hepsi bu.”
“Ne?”
Ardından Jason, kadına döndü. “Şey, senin adın ne peki?”
“Ben Leydi Cressida Vane,” dedi kadın, küçümseyerek.
“Gördün mü, bu kaliteli bir başrahibe ismi işte,” dedi Jason. “Başrahibe Leydi Cressida Vane. Bir dinlesene; gaddarlığını tınısından anlayabiliyorsun neredeyse.”
“Dırdır etmeyi kes,” diye azarladı Darryl. “Bu hiç de—”
“Seni neden sorumlu yapmadılar ki?” Jason, Darryl’i duymazdan gelerek Cressida’ya bu soruyu yöneltti. Ve empati dolu bir bakış attı. “Başta bir kadın olmasını istemediler, değil mi?”
Darryl’in suratı öfkenin etkisiyle iyice kızarmaya başlıyordu. “Hiç alakası yok b—”
“Off, sessiz ol biraz, Darryl,” dedi Cressida. “İkimiz de işleri kimin yürütmesi gerektiğini biliyoruz ama Kırmızı Masada bir kadının oturmasına izin vermeyi reddettiler. Eğer—”
“Histerik davranmaya bir son ver, Cressida,” dedi Darryl.
“Histerik mi? Ben—”
Her ikisi de ne Jason’ın onları kışkırtmaya başladığı andan beri usul usul ilerlediğini ne de onları birbirine düşürürken altın parayı ağzına attığını fark etmişti. Jason’ın bedeni bir kez daha güçle dolup taşıyordu ama bu defa beraberinde kramp veren, zorlayıcı bir acı da vardı. Son parayı kullanmasının üzerinden yeterli vakit geçmemişti ve bunun bedelini bedeni ödüyordu. Jason, bu acıyla mücadele ederek didişen ikilinin arasına girdi. Ve her ikisi de şaşkınlıkla ona dönerken bir yumruğunu birine, bir yumruğunu diğerine indirdi.
Sonuçsa onları mancınıkla ateşlemek gibi oldu. Her ikisi de yerçekimi etkisiyle tek bir kavis bile oluşturmadan, yatay şekilde havalanarak odanın iki ucuna tosladı. Katıksız bir kuvvet onları sert zemine yapıştırınca da yuvarlana yuvarlana gözden kayboldular.
- [Kan Tarikatı Lideri]'ni mağlup ettiniz.
- [Kan Tarikatı Lideri]'ni mağlup ettiniz.
Magnec