Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

40. Bölüm Kader'in Seçimi

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

Bir zamanlar Wilde’ın iki öğrencisi vardı. O vakitler henüz bir Kasırga-seviye kara büyücüydü ve ‘Yüzsüz Kara-pullu Adam’ unvanını bile almamıştı.

Bir kara büyücü gücünü dilden aldığı için ustası olmadan kendini yetiştirebilen kara büyücülere pek rastlanmazdı. Özünde, neredeyse bütün kara büyücülerin öğretmenleri vardı.

Dil haliyle konuşarak ve irtibat kurarak aktarılırdı. Sözcüklerin doğru şekilde telaffuz edilmesi hem büyünün gücünü hem de eterle yapılan yankıyı etkilerdi. Bu, aynı zamanda kara büyücüler arasındaki yetenek alışverişlerinin ciddi ölçüde irtibata bel bağladığı anlamına geliyordu.

İnsana el uzatacak ve yüz yüze ders verecek sorumluluk sahibi bir öğretmen olmadan, kara büyücüler ancak ‘Kayan Yer’ ya da ‘Mum Söndürme’ gibi basit büyüler öğrenebilirdi. Kim bu acınası büyülerin gerçek formunun ‘Çürüten Bataklık’ ve ‘Yelbağlayan Mühür’ gibi büyük büyüler olduğunu düşünürdü ki?

Dahası, beyaz büyücülerin yazı ve mühür yeteneklerine kıyasla olağanüstü varlıklar arasında öğrenmesi en basit olan alan kara büyücülerin dilleriydi. Çünkü tek yapmaları gereken şey ‘bir ses çıkarmak’ idi.

Bu yüzden düşük kademeli sayısız kara büyücü vardı. Tamu’nun Kilisesi’nin sırf fakir oldukları için kara büyücülerin ‘kara listeye’ almasına şaşırmamak lazımdı.

Kademe sahibi olmayan ama başka oluşumlar adına ufak tefek iş yapan çok kara büyücü vardı.

Ancak, kara büyücülerin arasında ‘miras’ geleneği olduğundan, gerçek bir öğretmen ve öğrencisi arasındaki bağ da oldukça yakındı. Çoğu zaman öğretmen ve öğrenci arasındaki güven, akrabalıktan da öteydi.

Wilde’ın da bir öğretmeni vardı.

Gerçeğin Birliği’nin listesindeki üç Nihai-seviye kara büyücüden biriydi. ‘Kutsal Melodi’nin Antik Kralı’, ‘Kara İmparator’, ‘Ejder Dilüstadı’, ‘Devlerin Son Direği’ – Slater Augustus.

Bu efsanevi büyücünün bugüne dek kaç öğrenci yetiştirdiğine akıl sır erdirmek imkansızdı ama bir şey kesindi ki yetiştirdiği bütün kara büyücüler günün birinde itibar sahibi, önemli kişiler olmayı başarmıştı.

Wilde kendi aciz şahsının böyle yüce bir öğretmenin kanatları altına girebilmesine her zaman minnet duyardı. Mezun olmak için yaptığı son parça, Lin Jie’ye hediye olarak verdiği taş gargoyldu.

Wilde yıllar önce, son işini öğretmenine sunmak için giderken ne kadar muazzam bir minnet duygusuna kapıldığını hatırlıyordu.

Augustus’un cılız vücudu artık tahtıyla bir olmuştu – O taht gerçek evinin, Dev Krallığı’nın son bölgesini temsil ediyordu.

Kara büyücü taştan gargoyla uzanmış ve onu bir süre inceledikten sonra nezaketle ve minnetle gülümseyerek şunları söylemişti, “Kader kararını verdi. Sevgili öğrencim, artık mezun oldun.”

Genç Wilde o zamanlar bu sözlere çok takılmayıp sadece öğretmeninin takdirini kazandığı için mutlu olmuştu.

Öğretmeni taştan gargoyl için ‘neredeyse bir şaheser’ dediğinde Wilde heyecandan birkaç gün uyuyamamış ve mezun olmak için gereken son formalite icabı işleri zar zor tamamlamıştı.

Pek önme vermediği ilk sözleri aklının bir kenarına atmıştı. Ceset Yutan Tarikat, Gelenekler ve Törenler kitabını okurken ise eski öğretmeninin o sözlerini bir kez daha anımsamıştı.

“Belki Öğretmenim kaderimde Bay Lin’in rehberliğini alacağımı ve gargoylu ona vereceğimi görmüştü. Belki onu asıl memnun eden şey buydu,” diye mırıldandı Wilde, ayağa kalkarken ve masaya saçılmış notlara baktı. Aniden birini eline aldı ve mırıldandı, “Yan.”

Vhoosh!

Bir ateş hayata büründü ve kağıdı yavaş yavaş yaktı.

Karanlık odada, ateşe çekilen bir güve kaşla göz arasında kül oldu. Wilde uçlarından yanan ve tıpkı güve gibi küllere dönüşen kağıdı izlerken uzaklara bakıyordu.

Eskiden oğulları kadar yakın gördüğü iki öğrencisi vardı.

Wilde mezun olduktan sonra büyüdüğü yetimhaneye dönmüş ve ona çok benzeyen bir çocuğu, karanlık bir köşede tek başına yapayalnız duran bir ufaklığı yanına almıştı.

O çocuğun ismi Charles’tı ve Charles, Wilde’ın ilk öğrencisiydi.

Ne yazık ki, belki de Wilde’ın ona duyduğu bu sevgi bir kara büyücü için olmazsa olmaz olan ‘temkin’’i Charles’a yeterince aşılayamamasına sebep olmuştu.

Nihayetinde Charles, Wilde’ın bir düşmanına kurban gitmişti.

Sonraları Wilde öğrencisinin intikamını almışsa da, Charles’in cesedini ve ruhunu hiç bulamamıştı. Onlar olmadan, Agustus’un yardımını alsa bile öğrencisini diriltmesi imkansızdı.

Wilde kalbine gömdüğü bu düşünceleri kimseyle paylaşmamış ve hatta içinde, Charles’in ölmediğine ve belki de sadece kaçıp gittiğine dair ufak bir umut kırıntısı taşımayı hiç bırakmamıştı.

“Şimdi düşününce, bir öğrenci değil de, hakkında sürekli endişelenip duracağım bir evlat edinmişim,” diye mırıldandı Wilde.

Sonra külleri temizledi, yağ lambasını yaktı ve iç geçirdi, “Acaba o zamanlar aklımdan neler geçiyordu.”

Tak tak.

Kapı çaldı.

Duran Wilde, başını çevirdi ve bir saptama büyüsü yaptı. Şu anda kaldığı yerin bodrumundaydı ve ilk kattaki kapı çalıyordu. Norzin’de tuttuğu bu apartman en gizli ve güvenli saklanma yeriydi. Şu anda burayı kimse bilmiyordu.

Uri’nin ihanetinden sonra bile bu ev ifşa olmamıştı. Çünkü, bu evi sadece iki kişi biliyordu. Wilde ve… Charles.

Eterle oluşturduğu bir dalga, Wilde’a kapıdaki figürün bir görüntüsünü yansıttı.

Wilde’ın gözleri sonuna kadar açıldı.

Bu… nasıl olur?!

“Öğretmenim, benim. Döndüm!” dedi kapının ardından bir ses. “Benim, Charles. Orada mısınız?”

…

Wilde bir hışımla masadan kalkınca sandalye yere devrildi.

Dışarıda, ağır yağmur ve rüzgar hız kesmeden devam ederken, Wilde bodrumun basamaklarını tırmandı. Bu esnada Charles sesleniyordu, “Öğretmenim, üç yıl oldu… Bunca zamandır aklımdan hiç çıkmadınız. Kara büyücü Fred’in beni öldürerek sizden intikam almak istediğini şimdiye öğrenmiş olmalısınız. Ancak ölmedim ve beni rüya diyarındaki bir yarığa attı.

“Daha önce bana okumam için verdiğiniz Rüya Diyarı Rehberi’ni hatırladım. Hayatımı ona borçluyum! Yoksa buraya dönemezdim!”

Sesi, yorgun düşmüş gibi kesik kesik gelmeye başladı. “Orada mısınız? Burada sizi bekleyeceğim, beni yetimhaneden aldığınız o gün gibi…”

Wilde kapıyı açtı. Yerde, hatıralarındakine tıpatıp benzeyen genç öğrencisi yatıyordu ama vücudunda çok sayıda kesik ve yara vardı. Baygın düşmüştü.

Wilde’ın bir kilometreyi saran eteri çevrede herhangi bir anormalliğin olmadığını gösteriyordu. Korkunç ve buz gibi suratında karmaşık bir ifade vardı.

“Evine hoş geldin, Charles.”

…..