Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Bana Emanet Edebilirsin

Çevirmen: Zorakil / Editor: T4icho

“Teşekkür ederim,” dedi Joseph ve bunlar, gerçekten kalbinden gelen sözlerdi. Şüpheleri henüz geçmemişti ve hala temkinliydi ama bütün samimiyetiyle ona minnet duyuyordu.

Doğruldu; ağır vücudu eski sandalyenin tahtalarını gıcırdattı. Baktı ki sandalye daha fazla dayanmayacak, ayağa kalkmaya karar verdi.

Dükkan sahibi elini bu önemsiz bir şeymiş gibi salladı, “Müşterilere yardım etmek boynumun borcudur. Nasıl hissediyorsunuz?”

Joseph biraz bacaklarını salladı, sonra yumruğunu sıkınca sonuna kadar çekilmiş bir yay misali eklemleri kıtırdadı. Derin bir nefes aldığında zihni tamamen sakinleşti. Halüsinasyonların işkence ettiği zihni, şimdi hiç olmadığı kadar berraktı. Kendini en son ne zaman bu kadar rahat hissettiğini hatırlamıyordu.

Orada bir yerde, Candela’nın yaşadığı duyguların izleri kalmıştı.

Sükunet, rahatlama, huzur…

Joseph, yüzüne bir gülümsemenin yayıldığını fark etmişe benzemiyordu. İki yılın ardından, nihayet gücünün zirvesinde olduğu zamanlara dönmüştü.

Bir yanda onu izleyen Lin Jie’nin dudakları titredi. Amca o yumrukla bir adam bile öldürebilir. Bu düşüncenin doğruluğuna dair bir şüphesi yoktu. Şu duruşa bakılırsa kesin bir asker… Yüzündeki ciddiyet ve vücudunu saran aura insanın tüylerini diken diken ediyor.

“Gayet iyiyim. Hiç bu kadar iyi hissetmemiştim,” Joseph başını sallarken yumruğunu açtı ve normal bir duruşa geçti. İçten içe, dükkan sahibinin söylediklerini düşünüyordu. Boynumun borcudur dedi… Yani taraf tutmuyor ve gelen herkese, kim olursa olsun, yardım edeceğini mi söylüyor?

Wilde gibi kurnaz ve acımasız bir kara büyücüden benim gibi intikama kafayı takmış yarım bir şövalyeye kadar herkese… Hayır, bana kalırsa bu, çarpık bir nezaket anlayışı. Dükkana adım atan kim olursa olsun ona yardım edecek.

Joseph, insan aklını zorlayan bu uç davranışları daha önce sadece bir toplulukta görmüştü: Elfler.

Eski zamanlardan bu yana hala varlığını sürdüren ama şimdilerde bir azınlıktan ibaret olan elfler uzun yaşayan, zarafetle dolu ve pek çok sanatta usta kimselerdi. Bu dükkan sahibi onlara çok benziyordu.

Kişi, ancak yeterince uzun yaşadığı takdirde iyi ve kötü arasındaki sınırların anlamsız olduğuna inanıp yeni arzuların peşine düşebilirdi.

Dükkan sahibi gelen herkese nazik yaklaşıyordu ve kendine has bir zarafete sahipti. Ayrıca, kitaplara duyduğu bu aşk, elflerin sanatlarına ne kadar bağlı olduğunun bir başka örneğiydi. Çoğu insan kitaplara bu kadar ilgi duymazdı.

Tesadüfe bakın ki, iblis kılıcı Candela’nın ilk sahibi de Candela isimli bir elfti. Üstelik, uzun zaman önce tarihe karışmış efsanelerde, Candela’nın antik bir elf krallığının prensi olduğu ve sonraları ay elflerinin krallık tahtına çıktığı söylenirdi. Bunun dışında, insanların arasında ‘büyük taunun kaynağı’ ve ‘ilk çılgın’ olarak da bilinirdi.

Çılgınlığa geçişi tarihin unutulmuş sayfalarından yalnızca biriydi ama herkes Candela’nın canını kendi kılıcıyla aldığını hatırlardı.

Kılıç, intihar için kullandığı araçtı.

Böylece ruhu bir lanete dönüşmüş, kılıç bir iblis kılıcı olagelmişti. Kılıç ve prensin aynı ismi paylaşmasının nedeni buydu.

O gün bugündür, iblis kılıcını kullanma talihsizliğine düşen herkesin sonu çılgınlık olmuştu.

Doğrusu, bugün yaşananlardan önce, Joseph de sona yaklaştığını hissedebiliyordu. Ancak şimdi her şey farklıydı!

Elindeki kitap iblis kılıcı Candela’yı yatıştırabiliyordu! Dolayısıyla, şimdi düşününce, dükkan sahibinin bir elf olma ihtimali gözüne daha yüksek görünüyordu…

Bu varsayımlar doğrultusunda, havadaki eterde hiçbir bozulmanın olmaması gayet mantıklıydı. Antik zamanlardan bu yana yaşamını sürdüren bir elf, kendi ömrünü uzatmak dışında gücünü kullanmaya kadir olamazdı.

Şimdi, Joseph dükkan sahibinin söylediklerini hatırlayınca, her şeyi anlamaya başladı. Elinde kitap, ona yakından baktı ve mırıldandı, “Bunun tek kopya olduğunu ve okumayı sevdiğini söylemiştin… Ödünç alabilir miyim?”

Lin Jie gözlerini kapayıp açtı, sonra güldü, “Elbette, öyle olmasa kitabı çıkarmazdım,” dedi ve boğazını temizleyerek devam etti. “Aslında, görür görmez kitabın size uyacağını anlamıştım.

“Kalbine gömdüğü kederle ve pişmanlıkla mücadele eden, çoğu zaman buna karşı koymakta zorlanan pek çok insan var. Nihayetinde bu aciz ruhlar, kendilerinden şüpheye düştükleri için adım adım akıllarını kaybetmeye başlıyorlar.”

Lin Jie savaş görmüş çok adamla tanışmıştı. Bunlar, genelde savaş alanında yaptıkları hataları ve yaşadıkları tecrübeleri hiç unutamayan, bu hatıralarda yavaş yavaş kaybolup giden zavallı insanlardı. Çünkü savaşta yapılan ufacık bir hatanın nelere yol açacağını söylemek zordu.

“Ama onları alt eden şey hiçbir zaman acının kendisi değil, içlerindeki kırılgan nezakettir.”

Joseph şoke oldu ve mırıldandı, “Nezaket mi?”

Daha önce iblis kılıcını kullanan iki kişiyle tanışmıştı; bunlar, kendi dönemlerinde nam salmış Büyük Parlayan Şövalyeler’di. İkisi de büyük işler başarmış, prensiplerini kusursuza yakın bir adanmışlıkla uygulamıştı.

Ancak nihayetinde, hiçbir istisna olmaksızın, kılıç onları yozlaştırmıştı. En büyük pişmanlıkları, bu kılıcı kontrol edemeyecek kadar güçsüz olmalarıydı!

Lin Jie başını iki yana sallarken derin gözlerini Joseph’ten ayırmadı ve tezgaha döndü. Kollarını birleştirerek konuştu, “Nezaket bir erdemdir ama buradaki anahtar kelime kırılganlık.”

“Böyle insanların beklentileri, kendi erdemleri ve sorumluluk hissiyatlarıyla desteklendiği için arşa çıkar. Başkalarına yardım etmek ve onlara inanç aşılamak için, bu insanlar dünya alemde onları alt edecek hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya meyillidir ama esasında, sergiledikleri bu sahte görüntü oldukça kırılgandır.”

“Ruhu çöken bir insanın tenine nüfuz edebilecek şeylerin bir sınırı ya da koşulu yoktur. Mevzu bahis nezaket elbet başkalarının kurtuluşuna yol açabilir ama çoğu zaman insanın kendini güçsüz ve aciz kılar.

“Ve boşluğa yeterince baktığında insan, boşluk da ona bakar – Bazen her şeye kadir bir kahraman değil de, sıradan bir varlıksındır. Doğru zamanda kendini tutmak ve geri çekilmek acizliğin bir göstergesi değil, tam aksine büyük bir cesarettir.”

Ruha bir kaşık dolusu şifa çorbası! Bundan etkilenmemiş olmasına imkan yok. Lin Jie o profesyonel gülümsemesini takındı.

Lin Hoca’nın klasik bir reklam tekniğiydi bu; müşteriyi kendine bağlamak ve aynı zamanda malı, ona layık bir üslupla pazarlamak.

Joseph bu sözleri derin derin düşündü ve aydınlandığını hissetti.

Demek öyle…

İblis kılıcını zihnini tek gecede ele geçirmemişti. Şövalyeler demirden bir iradeye sahip kimselerdi ama demir bile zamanla paslanırdı.

Dolayısıyla herkes, kılıçtaki lanetin haddinden kudretli bir lanet olduğunu düşünürdü. Ancak bugüne kadar kimse bu lanetin altında yatan asıl şeyi keşfedememişti. Meğer kılıç, onu tutan kişinin kalbindeki ‘şeytanları’ kullanmanın bir yolunu buluyordu!

Yanılmışız! Kahretsin!

“Ama onu yatıştırmak uzun vadede bir çözüm olacak mı?” Joseph yüzü ekşiyerek sordu.

Hmm?

“Elbette hayır,” dedi Lin Jie ama çabucak gülümsedi. “Ancak isterseniz, bunu bana emanet ederek uzun vadede kalıcı bir çözüm elde edebilirsiniz.”

Hehehe, duygusal sorunlarını çözmek isteyen daimi bir müşteriye hiç hayır der miyim?

…..