Ekiple avlanma bölümleri yakındır
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
51. Bölüm Bölüm 51
“Şimdi düşündüm de, henüz doğru düzgün tanışmadık.”
Emily’nin yardımıyla yürüyen Tim, önlerinden giden Sungyoon’a seslendi.
“İsmim Tim Ross. O da benim küçük kardeşim Emily Ross.”
Sungyoon isimlerini biliyordu ama ilk kez soyadlarını duyuyordu. Sungyoon başını hafifçe çevirerek konuştu:
“Ben de Woo Sungyoon.”
İkili ismi pek anlayamamış gibiydi, Sungyoon onlar için ismini heceledi.
“Nerelisiniz?”
“Koreliyim.”
Koreli isimlerine pek aşina değil gibiydiler, bu yüzden telaffuz etmeyi denediler.
“Biz Kanadalıyız.”
“Anladım.”
En başından beri İngilizce konuşuyorlardı, bu yüzden Sungyoon onların İngilizce konuşulan bir ülkeden olduklarını varsaymıştı. Ancak bu bilgiyle pek ilgilenmiyordu.
“Neden labirente geri döndüğünüzü sormamda bir sakınca var mı?”
Tim nazik ve neşeli biriydi. Sungyoon’la konuşurken onu geçiştirmiyordu.
“Para için mi?”
“Bu da sebeplerden biri.”
Sungyoon kısa bir cevap verdi.
Tim bir an sustu. Düşüncelere daldı. Labirentte sadece üç Bağlayıcı’nın ayak sesleri yankılanıyordu. Ama Tim yeniden konuştu. Bir karara varmış gibiydi.
“Biz Büyük Labirent’i hedefliyoruz.”
Sungyoon o zamana kadar Tim’e yarım yamalak cevaplar veriyordu ama onu duyunca gözleri kısıldı. O da Büyük Labirent’i hedefliyordu ve artık Tim’i daha dikkatli dinleyebilirdi.
“Henüz yalnızca Başlangıç Labirenti’ndeyiz ama yine de kötü bir durumdayız. Böyle konuşmam biraz komik gelebilir.”
Yüzündeki gülümsemeden kendini küçümsediği anlaşılıyordu. İlk bakışta biraz utandığını anlamak mümkündü ancak Sungyoon başını iki yana salladı, artık yarım yamalak karşılık vermeyecekti. Sesi de eskisi gibi ruhsuz değildi. Kesin bir edayla konuştu:
“Koca Ayak’ın ortaya çıkması tamamen tesadüf. Hepimiz acemiyiz ve acemi Bağlayıcılar böylesine üstün bir canavarla karşılaştıklarında ölürler. Kendinizden şüphe etmenize gerek yok. Bugünkü deneyime dayanarak ileride Büyük Labirent’e baskın yapmanın zor olacağını söylememelisiniz. Buna gerek yok.”
Her şeyden önce Tim’in sözlerine katılamazdı. O da onlar gibi neredeyse ölüyordu. Birinci Nesil Bağlayıcı’ydı ama yine de Büyük Labirent’i o da hedefliyordu. Bu durumda Tim ve Emily gülünecek kişilerse, Sungyoon daha büyük bir maskaraydı.
Sungyoon’a bakan Tim’in yüzünde garip bir ifade vardı.
Sungyoon, Tim’in Büyük Labirent’i hedeflemesiyle dalga geçmiyor, aksine ona yapıcı bir öneri veriyordu. Tim buna şaşırmıştı.
“Büyük Labirent’i hedeflemenin aptalca bir çaba olduğunu düşünmüyor musunuz?”
“Neden öyle düşüneyim?”
Sungyoon, Tim’in neden bahsettiğini anlamıyormuş gibi cevap verdi. Bunu duyan Tim afalladı, ne diyeceğini şaşırdı.
“E, elbette gelirin artar ama orası çok tehlikeli bir yer. Yalnız Kişisel Labirent’e baskın yapsa bile insan rahat bir yaşam için yeterince para kazanabilir. Çoğu Bağlayıcı Büyük Labirent’e gitmez. Yalnızca Kişisel Labirentlerde ay taşı toplarlar. Ayrıca çoğu Bağlayıcı Büyük Labirent’e gitmenin aptalca olduğunu düşünüyor.”
Sungyoon’la konuşan Tim’in sesinde hem endişe hem de biraz mutluluk vardı. Karmaşık duyguları sesine yansıyordu. Sungyoon Tim’in böyle konuşma nedenini anlamadı. Daha az önce hedefinin Büyük Labirent olduğunu söylemişti, şimdi niye olumsuz yanlarını sayıyordu?
Yine de bu meseleyi irdeleme gereği duymadı. Her şey kişiye göre değişirdi. Sungyoon’un hayatı bir dizi olsaydı muhtemelen yüzde ellinin üstünde reyting alırdı. Büyük Labirent’e gitmek için kendince sebepleri vardı, o zaman neden başkalarının da iyi nedenleri olmayacaktı ki?
Bu yüzden şunu demeye karar verdi:
“Ama oraya gitmeyi düşünüyorsunuz.”
“Evet.”
“O zaman neden başkalarının ne diyeceğini umursuyorsunuz?”
Sungyoon zaten bir kez dibi görmüştü, bu yüzden insanların neler söyleyeceğini umursamıyordu. Yüzlerce insan bir araya gelip ona gülse bile ona kişisel olarak zarar vermedikleri sürece hiçbirine aldırmazdı.
“Bağlayıcıların Büyük Labirent için canlarını hiçe saymalarının birçok nedeni var. Ün, merak, kibir gibi saçma sapan nedenler olduğu gibi…”
Tim devam etmeden önce tereddüt yaşadı.
“Oraya bir hayal uğruna gidenler de var.”
O anda tuhaf şekilde Tim’in kendine pek güveni yoktu.
“Bunun aptalca olduğunu düşünmüyor musunuz?”
“Hayır. Aptalca bir nedenden olsa bile, sizin için önemliyse mesele yoktur. Başkaları sizinle aptal diye dalga geçince bu sizin için daha mı az önemli olacak?”
Aynı şey Sungyoon için de geçerliydi. Bir sözleşmeye uymaya çok önem veriyordu. Çoğu insan önemli bile olsa bir sözleşme için canını tehlikeye atmazdı. Ancak o, küçük sözleşmelere bile canından çok kıymet veriyordu. Tıpkı Tim’in dediği gibiydi. İnsanlar onun böyle bir değer sistemi olmasıyla alay edebilirdi ancak Sungyoon onları önemsemiyordu.
Tim, Sungyoon’u duyunca sustu. Bakışlarından, düşüncelere daldığı belli oluyordu.
Tim’in daha çok soruyla gelmesi uzun sürmedi.
“Peki ya siz, Bay Woo? Siz de mi Büyük Labirent’i hedefliyorsunuz?”
“Evet.”
Benzer hedeflere sahip bir yoldaşla tanıştığı için midir bilinmez ama Tim’in resmen yüzü aydınlanmıştı.
“Büyük Labirent’e gitme sebeplerinizi… sormamda bir sakınca var mı?”
“Sözleşme ve takıntı. Bunlar.”
Bilmece gibi konuşmuştu ama bu Tim’i heyecanlandırmaya yetti.
“Biraz daha açıklar mısınız?”
“Hayır.”
Sungyoon sorguyu kestirip attı.
Bu hikaye yalnızca onun hikayesi değildi. Başkan Jimin’in geçmişi de onun hedefinin bir parçasıydı. Sungyoon Büyük Labirent için uğraşıyordu çünkü Jimin ile “sözleşme” imzalamıştı. Jimin’in babası ve onu içine yutan Büyük Labirent vardı. Jimin’in “takıntısı” buydu. Konuşulmayacak bir konu değildi ama böylesi bir şeyi yabancılara anlatması için bir sebep yoktu. Sonuçta bu Jimin’in kişisel meselesiydi.
“An… anladım.”
Tim hayal kırıklığına uğramış gibiydi, omuzları çöktü.
“Tek söyleyebileceğim şu: Başkaları benim sebeplerime aptalca der."
Jimin tüm servetini babasından geriye bir iz bulmak için harcıyordu. O bile davranışlarının aptalca olduğunun bilincindeydi.
“Ama başkaları ne kadar gülerse gülsün, bu ‘aptalca hedef’i başarmak için çalışacağım.”
Sungyoon zamanında dibi görmüştü. Bu aptalca hedef onun kaderini değiştirmişti. Bu, başkalarının alaylarına kulak asmaması için yeterliydi.
Sungyoon’un cevabı Tim’i çok etkiledi.
Daha fazla soru sormadı. Sungyoon yollarına çıkan canavarları öldürürken belli aralıklarla Emily ona destek büyüsü yapıyordu. Bu süreçteki tüm ay taşları Ross kardeşler tarafından Sungyoon’a verildi.
Ne kadar zaman geçmişti? Sonunda labirentin girişindeki ışığı gördüler. Üçü de rahat bir nefes aldı. Çok geçmeden Başlangıç Labirenti’nden çıkarak şehre döndüler.
“Geldik.”
Labirentten çıktıkları için Sungyoon’un onlara eşlik etmesine gerek yoktu. Sungyoon mızrağını gönderdi ve onlara veda etti.
“Bir kere daha teşekkür etmek istiyoruz.”
Tim elini kaldırdı, Sungyoon’la hafifçe tokalaştılar. Ellerine bulaşan canavar kanları kurumuştu ama umursamadılar.
“Ç, çok teşekkürler.”
Tim’in yanındaki Emily kısaca teşekkür etti. Sungyoon başını yukarı aşağı salladı ve arkasını döndü.
“Tabii…”
Hareketleri havalı mıydı yoksa çok mu soğuk davranıyordu? Hareketlerine bakarak hüküm verilecek olsa, Sungyoon ölüm kalım olayları yaşadığı insanlarla ilgilenmiyor gibiydi. Bu kadar kayıtsız olması Tim ve Emily’yi şaşkına uğrattı.
“L, lütfen bekleyin!”
Tim umutsuzca ona seslendi. Onlara arkasını dönerken çok soğuktu ama neyse ki onu durdurmak zor olmadı. Sungyoon onlara baktı.
“Benimle başka işiniz mi var?”
“Müsait misiniz? Size bir ara yemek ısmarlamak isterim.”
Sokaklardan kadın tavlamaya çalışan adamlar gibi konuşmuştu. Tim söyledikleri yüzünden biraz utandı ama geri alacak değildi. Başka bir tarzla devam etti.
“Size hayatımızı borçluyuz.”
“Ben sadece anlaşmamızı yerine getirdim. Ayrıca Koca Ayak’tan düşen ay taşını ve Cihaz’ı aldım. Bu kadarı bana yeter.”
Sungyoon bu konuyu kapatmaya çalıştıysa da Tim ısrarcıydı.
“Yine de hayatlarımızı kurtarmanızla kıyaslanamaz. Üstelik zaten ilk etapta Koca Ayak’ı ayağınıza getirerek size zarar verdik. Bir de yemekte sizinle konuşmak istediğim bir şey var.”
Sungyoon’un kafası karıştı. Hayatlarını kurtardıysa bile bunu anlaşmanın bir parçası olarak yapmıştı. Zaten söz verilen karşılığı almıştı. Şu anda onlarla yollarını ayırmak istiyordu. Bilanço sıfır olduğundan Tim Sungyoon’a zarar verdiğini düşünse de bir şey fark etmezdi. Yine de düşünme tarzı anlaşılabilirdi. Yaşam önemliydi. O anda Tim, Sungyoon’un kararını belirleyecek bir şey söyledi.
“Zaten birkaç günlüğüne ne siz ne de biz labirente girebiliriz.”
‘Bunu unutmuşum.’
Sungyoon bilezik tipi Cihaz’ına baktı. Kalkan için olan haç şeklindeki Mor Mücevher artık yuvasında değildi. Üstelik yeni kazandığı Mavi Mücevher’i yakında kullanamayacaktı. Labirente kalkansız girmesi çok tehlikeli olurdu. Mavi Mücevher rengini geri kazanana kadar birkaç gün dinlenmeliydi.
“Pekala, ne zaman buluşalım?”
Tim’in yüzü aydınlandı.
“Yarından sonra olur mu? Yaralarım o zamana iyileşir.”
“Tamam öyleyse.”
Tarih ve yer belirlendikten sonra Sungyoon kardeşlerden ayrıldı. Hafifçe sallanıyordu. Bugün çok yorulmuştu ve giysilerini değiştirip dinlenmek istiyordu.
Sungyoon gittikten sonra Tim ve Emily pansiyonlarına yürümeye başladılar.
“Neden öyle dedin?”
Emily onu sorguladı. Belirsiz bir soruydu ve neden bahsettiğini anlamak zordu. Ancak Tim, ne demek istediğini hemen anladı.
“Büyük Labirent’i mi diyorsun?”
“Evet.”
Tim cana yakın biri olsa da bu yabancı birinin önünde aniden açılacak türden bir konu değildi.
‘Üzerinde pek düşünmeden konuşmuş olabilir.’
Biraz haksızlık olabilirdi ancak Emily onun bu cana yakın karakterinin bazen aşırıya kaçtığını düşünüyordu. Umursamaz ve gevşek karakteri daha önce başına sıkıntı açmıştı. Ancak bu kez davranışlarının arkasında açık bir neden vardı.
“Onunla ilgili ne düşünüyorsun?”
“Sungyoon’u mu soruyorsun?”
Emily yavaşça olan bitenleri düşündü. Sungyoon’a dair pek bir şey düşünmediğini fark etti çünkü Tim’in yaraları onu daha çok endişelendirmişti.
Öne çıkan ilk duygu suçluluktu. Kazayla olsa bile Sungyoon’u olayın içine çekmeleri onların suçuydu. Sonraki his ise gücenmeydi. Hatalı değildi ama bir insan nasıl yalnızca neyin doğru neyin yanlış olduğunu seçebilirdi? Sungyoon onları geride bırakmak konusunda hiç tereddüt etmemişti ve Emily bu kadar soğuk biri olmasına bozulmuştu. Bir sonraki his ise sevinçti. Sungyoon bir karşılık belirtmişti ama silahını onlar için çıkardığında Emily mutlu olmuştu. Hatta öyle ki bu hayatında yaşadığı en mutlu beş andan biriydi. Son olarak Sungyoon onu kurtarmıştı ve Tim yaralıyken Koca Ayak’ı tek başına yenmişti.
‘Ha?’
Birden yüzü kızardı.
“İ… iyi birine benziyor?”
Sıcak basmış ve bunalmış gibi hissediyordu, yüzünü eliyle yelpazeledi. İlk kez böyle bir şey hissettiğinden bu hissi tanımlayamıyordu. Yüzü kızardı. Doğal davranmadığı açıktı ama Tim bunu fark edemeyecek kadar düşüncelere dalmıştı.
“Başta bu konuda konuştum çünkü acı acı kendime gülüyordum. Büyük Labirent’e baskın yapmak istediğimi söyleyerek gevezelik ettiğimin farkındayım ama biliyorsun işte… Şirketimizin bize nasıl davrandığını biliyorsun.”
Emily sustu, yüzünde nahoş bir duygu belirmişti.
“Buna olmaması gereken bir hayal dediler. Bize, canlarını hiçe sayan aptal insanlarmışız gibi muamele ettiler.”
Emily rahatsız olduğunu gizlemiyordu. Her şeyi serbest bıraktı. Tim güldü.
“Evet, bize öyle davrandılar ve bu çok sinir bozucu ama önemli değil. Büyük Labirent’e baskın yapmak bizim ve…”
Tim’in gözleri daldı.
“… Annemizin hayali.”
Magnec