bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
82. Bölüm Şaşkınlık
Zend bir anda onun kim olduğunu merak etti. Sadece aura ile bir insanı bayıltabilmek kolay bir iş değildi. Adamın aşağı doğru çektiği kapüşonu, onun bırakmasıyla hafifçe yukarı doğru kalktı. Ama yüzü hala siyahtı. Zend sadece, siyah oldukları halde parlayan iki tane göz bebeğibi görebildi. Sonra nedensiz bir baskı hissetti ve içinde önüne dönme isteği doğdu. "Ranon, onun seviyesi kaç?" Zend Ranon'a seslendi.
Birkaç saniye sonra Ranon'dan cevap geldi. "Onun seviyesi... Yedi."
"Yedi mi?" Zend içinden cevap verdi. Ranon'un söyledikleri onu şaşırtmıştı, sonuçta o adam biraz önce aurası ile bir insanı bayıltmayı başarmıştı. Yanındaki adam bir savaşçı ya da büyücü olmasa bile, düşük bir hayat enerjisi olsa bile, onu bayıltmak büyük güç isteyen bir eylemdi.
Zend o adamın yanında rahat hissedemedi. Biraz önce ondan sadece sevgi ve şefkat hissetmiş olsa da, o adamda yanlış bir şey olduğunu bağırıyordu beyni. Ayağa kalktı ve koltuk aralarından geçerek yukarı çıktı, oturacak başka bir yer yoktu. Mecburen ayakta kaldı. Ama bu durum çok uzun sürmedi, Zend birkaç saniye beklemişti ki, bir büyüyle sesini yükseltmiş olan sunucunun konuşması duyuldu.
"Bir sonraki maç, Beyaz Taç'tan gelen Zend ve Hanf Lanmor arasında olacak! Maç on dakika sonra başlıyor."
Adamın bağırışıyla izleyiciler coştu. Beyaz Taç'tan gelen birinin nasıl dövüşeceğini görmek istiyorlardı. Bir Beyaz Taç kardeşinin dövüşü her zaman görülmezdi. Özellikle bu turnuvada neredeyse hiç görülmezdi, Beyaz Taç'tan gelip de turnuvaya katılan en son kişinin üzerinden yıllar geçmişti. Kalabalık coşkuyla beklemeye başladı. Zend de gitmesi gerektiğini düşündü ve hızlıca aşağı indi, yarışmacıların dövüşten önce girdikleri kulübelerden, üzerinde Beyaz Taç'tan gelen Zend yazılı bir kağıt yapıştırılmış olana hızlıca girdi. Çünkü ilginin üzerinde olması onu utandırıyordu. Seyirciler, hızlıca kulübesine giren kişiyi yeterince izleyip görünüşünü inceleyemediklderi için hayal kırıklığına uğradılar. Heyecan içinde bekliyorlardı ki, aynı kulübeye hiç beklemedikleri biri daha girdi.
Zend içeri girdiğinde kulübenin içini incelemeye başladı. Kulübenin eski olduğu belliydi. Sabah gelirken yolda, konuşan iki kişinin konuşmasına kulak misafiri olmuştu. Biri diğerine vu kulübelerden bahsediyordu. Yarışmacıların dövüştüğü yuvarlak arenanın iki yerine, birbirlerine bakacak şekilde iki kulübe konulmuştu. Bu kulübeler, arena ilk yapıldığı, aynı zamanda ilk turnuva yapıldığı zaman inşa edilmişlerdi ve yıllardır değiştirilmemişlerdi. İnsanlar, buraya giren her yarışmacının arenaya girmeden önce hissettiği duygularından bir parçayı buraya bıraktıkları gibi bir inanışa kapılmışlardı. Bu yüzden kulübe boyanma ve temizlenme dışında bir şey görmemişti. Hala ilk yapıldığı gün olduğu gibi duruyordu.
Zend dikkatli bir şekilde, zaten küçük olan kulübenin içinde ilerledi. Yerdeki kilim dahil her şey çok eskiydi, hepsinin bir manevi değeri olmalıydı. Yalnız başına kaldığında, o adamı düşünmeye başladı. Kapüşonlu adamı. O kimdi? Neden kendine sevgi dolu bir aura göndermişti? Onu daha önceden tanıyor muydu Zend? Zend Arkasındaki kapının açılmasıyla irkildi ve hızlıca incelediği eski koltuğu bırakıp arka tarafında olan kapıya döndü. Gördüğü ilk şey, ilk arkadaşının yeşil gözleri ve çilli yüzüydü.
"Merhaba." Tofu Zend'e seslendi.
Zend şaşırmıştı, ama pek belli etmemeye çalıştı ve o da Tofu'ya cevap verdi. "Merhaba."
Zend aslında başka şeyler de söylemek istiyordu, ama şu anlık heyecanlıydı ve şu an gayet havalı görünen Tofu'ya, her ne kadar çocuk olsa da çocuksu hareketler yaparak onun gözünde olgunlaşmamış olmak istemedi.
"Nasılsın? Üç yıldır görüşmedik." Tofu nezaketen, klasik bir şekilde hal hatır sordu.
Zend yine normal görünmeye çalışarak onu cevapladı. Önce sempatik bir görünüm oluşturmak için kafasının arkasını kaşıyarak güldü, sonra da konuştu. "İyiyim Tofu, sen nasılsın? Üç yılda çok güçlenmiş gibisin."
'Bana hala Tofu diyor. Hehe.' Tofu düşündü. Tofu Zend'in üç yıl önceki gibi olduğunu, hala saf kaldığını görünce içinden sevindi. Çünkü o üç yıl önceki Zend'i seviyordu, şimdi gördü ki Zend hala karşısındakinin ne düşündüğünü anlayamayan tatlı ve küçük çocuktu. Bu güzel bir şeydi, çünkü Tofu üç yıl önce olduğu gibi saf kalamamıştı. "Beni bırak. Sen üç yılda, benden çok güçlenmiş gibisin. Beyaz Taç'a bile katılmışsın. Üç yıl önce daha savaşçı ne demek bilmeyen bir çocuktun kardeşim, eminim şimdi dünyayı ezberlemişsindir."
Zend Tofu'nun söyledikleriyle biraz utandı. Çünkü Tofu'nun da üç yılda çok güçlendiği açıktı, yine de o alçak gönüllü davranıp Zend'in, kendinden daha fazla güçlendiğini söylemişti. "Birazcık..." Zend konuşmaya başladı, ama aklına önemli olduğunu düşündüğü bir şey geldi. "Tofu, Beyaz Taç'a katılmış olmam seni rahatsız etmiyor mu? Sonuçta benim içinde olduğum Beyaz Taç ve senin içinde olduğun Kara Yaprak düşman loncalar." Zend bunu önceden de düşünmüştü, onların içinde oldukları yerler geçmişte birbiriyle çok savaş yapmıştı ve Tofu, doğal olarak dostlarının kanını akıtan insanların dostu olan Zend'i eskisi gibi sever miydi, Zend bunu bilmiyordu.
"Hayır, ben rahatsız olmuyorum. Aksine, senin Beyaz Taç gibi güçlü bir loncaya girebilmen artık kendini koruyabileceğine işaret. Eskisi gibi yardıma muhtaç olmaman, güçlü olman beni sevindirdi." Tofu dürüstçe konuştu. Üç yıl önce, bildiği tek yıldırım büyüsü ile yenemeyeceğini bildiği Yua'ya saldırmasının tek nedeni Zend'in kendisini savunamayacak kadar güçsüz olmasıydı. Zend kişilik açısından değişmemiş olsa da, Tofu onun güç olarak çok yükseldiğinden emindi. Sonuçta Beyaz Taç'a girmesi bile, artık çok daha ileride olduğunun kesin bir kanıtıydı.
Zend Tofu'nun dediklerine çok sevindi. İlk arkadaşı olan Tofu ile, düşman loncalarda olduğu için bir daha konuşamayacak olsaydı çok üzülürdü. Tofu söylediği diğer şeylerde de haklıydı. Zend, artık eskisi gibi yardıma muhtaç olan birisi değildi. "Öyleyse güzel, tekrar arkadaş olabileceğiz." Zend Tofu'ya gülümsedi.
"Sanırım evet." Tofu da gülümsedi. "Neyse, maçın başlamak üzere. Senin gibi, Beyaz Taç'a girmeyi başarmış biri için bu turnuva çocuk oyuncağı olmalı. Burada sana uygun bir rakip bulabileceğinden şüpheliyim." Tofu yavaşça döndü ve kapı koluna elini uzattı.
"Haha, bence sen bana gayet uygun bir rakipsin." Zend hafifçe kıkırdadı.
Tofu, çıkmadan önce Zend'e bir şey sormak istedi. "Zend, Yua'yı hala yenmek istiyor musun? Üç yıl önce Tou'ya dediğin şeyler, o an duyduğun öfkeden doğdu. Ancak şimdi öfkeli olduğunu sanmıyorum. Şu anda okula girmeye çalışan bir çocuk değilsin. Oldukça tatmin edici bir yerdesin ve artık Yua ile savaşman için bir sebep yok."
Zend o günü düşündü. Gerçekten de söyledikleri, anlık bir öfkeden doğmuştu. Şu an kimseye öfke duymuyordu. Bu yüzden Tofu'nun dediği gibi Yua'yla dövüşmek için bir nedeni de yoktu. Ama Zend bir kere söz vermişti, şu an Yua'ya sevgi duysaydı bile gidip onunla savaşırdı. Sonuçta sözü kesin ve kalıcıydı, onu değiştiremezdi.
"Evet, hala onunla dövüşüp onu yenmek istiyorum." Zend cevapladı. Sırf artık öfke duymuyor diye dövüşten çekilmek söz konusu olamazdı.
"Anladım. O halde dövüşünü ilgiyle izleyeceğim." Tofu da Zend'e cevap verdi ve kapıyı açıp çıktı. Tahminine göre maç bir dakika sonra başlayacaktı.
Zend Tofu çıktıktan sonra bir şey hatırladı. "Ona kaçıncı seviye olduğunu sormayı unuttum!" kendi kendine sinirlendi. Ama Zend'in, Tofu'nun seviyesini sorabileceği tek kişi Tofu değildi. "Ranon, Tofu'nun seviyesi kaçtı?"
Zend tam sorduktan sonra, bir büyü ile sesini yükseltmiş sunucunun sesini duydu.
"Evet, hepimizin beklediği Zend'in maçı başlamak üzere! Uzun zamandır Beyaz Taç'tan gelen biri arenamızı şereflendirmemişti, zahmet edip de turnuvamıza katıldığı için Zend'e minnettarız!" adam coşkuyla bağırdı ve seyircilerin bağırışları, onun büyüyle yükseltilmiş sesini bile bastırmaya başladı. Durum böyle olunca adam sustu ve ellerini, kaldırdı, "Sessiz olalım biraz!" diye bağırdı. "Beyaz Taç, en son turnuvaya katıldığında, turnuvaya zorunlu bir kural ekledi! Bu kural, Beyaz Taç kardeşlerinin Kral Modu'nu diledikleri gibi kullanmasını sağlamaktı! Normalde gerek olmuyordu ama, hem can kaybı yaşanmaması, hem de Beyaz Taç kardeşlerinin istedikleri gibi savaşmasını sağladığı için, bu büyülü sinekleri kullanacağız! Zend, dövişte Kral Modu'nu aktifleştirip dilediği gibi savaşabilir, sadece yapması gereken dövüşten sonra bu sineklerden birini öldürmek! Tabii ki, bu sineklerin Kral Modu'nu kapatmak için işe yarayacağı garantili değil. Bunun için, Zend'den mümkünse her dövüşte Kral Modu'nu açmamasını istiyoruz!"
Sunucu konuşmaya devam ettikçe seyircilerin sabrı azalıyordu. "Sizin de çok heyecanlı olduğunuzu biliyorum, öyleyse, hadi maç başlasın!" adam bağırmasına devam etti.
Ranon, Zend'e dikkati dağılmaması için cevap vermedi. Maçtan sonra konuşabilirlerdi, şimdi Zend'in dikkatini toplaması lazımdı. Rakipten üstün olsa bile rakibini küçümsememesi gerekiyordu.
Zend de adamı duyunca Ranon'a sorduğu şeyi unuttu ve aceleyle kulübeden çıktı, arenaya doğru yürümeye başladı.
Rakibi de aynısını yaparak arenaya girdi ve birbirlerine doğru yürümeye başladılar. İki dövüşçü arasında iki metre kadar mesafe kalmıştı ki, ikisi de durdu. Zend onun ne yapacağını anlamıştı, çocuk Güç İspatı yapacaktı. Bu eski çağlarda daha insanlar enerjilerini kullanıp büyülü yaratıklara karşı savaşamazken birbirleri arasında sadece vücut güçlerini kullanarak yaptıkları, rakibini küçük görmediğini ve ona saygı duyduğunu belirten bir hareketti. Rakibe güçlü biri olduğunu, ama onu da güçlü gördüğünü söylerdi. Hala bazı dövüşlerde yapılıyordu, Zend bunu savaş tarihinde dinlemişti. O da rakibin küçümsemediğini belirtmek için aynısını yapmaya karar verdi. İki elini önce avuçları karşıya bakacak şekilde uzattı, sonra dirseklerini geriye çekti ve ellerini yakınlaştırdı. Daha sonra ellerini avuç içleri birbirlerine bakacak şekilde çevirdi ve onları yumruk yaptı. Karşısındaki çocuk ile aynı zamanda dikkat ediyordu bunları. Devamında yumruğunu açtı ve bir eli ile diğer elini birleştirip göğsü ile aralarında iki karış mesafe olacak şekile sabitledi. Rakibi de bire bir aynısını yapmıştı.
Herkes bunu hayranlıkla izledi ve savaşın başlangıcını heyecanla bekledi.
Zend doğal olarak ilk atağı rakibinden bekledi. Ama bu onu küçümsediği için değildi, Zend'in tarzı buydu. Hatta onu küçümsemediğini belli etmek için Kral Modu'nu aktifleştirmişti. Artık her şeyi uzun süreli duyuyor, örneğin bir kuşun kanat çırpışını yavaş bir şekilde izliyor ve sesini yavaş bir şekilde duyuyordu. Gözlerini kapattı Zend. Alnına düşen ışığın sıcaklığını hissetti, dövüşü kazanacağından neredeyse emin olduğu halde altında olduğu baskıdan dolayı alnından akan ter damlasının genişliğini hissetti, rüzgarın sanki ona bir şeyler söylermişcesine çıkardığı uğultusunu duydu. Kalbinin atışlarını dinledi, damarlarında akan kanı hissediyordu. Burnundan geçen havanın sıcaklığını hissetti. Arenada bağıran seyircilerin hayat enerjilerini, sıcaklıklarını hissetti. Elini istediği yere salladığında, elinin odaya gidiş süresini bile tahmin edebiliyordu şu an. İşte buydu, Zend bunu çok seviyordu. Kral Modu buydu. Sineklerle onu kapatabileceğinden emindi de.Zend için sorun olmazdı.
Rakibi Zend'e karşı atağa geçti. Zend de onun enerjisinin dalgalandığını hissetti ve gözlerini açtı. "Gel!"
Çocuk da, yeni başlamış olmasına rağmen kendini dövüşün heyecanına kaptırmıştı. "İşte bu!" diyordu içinden. "İşte bu, savaşmak bu!" rakibi kendinden güçlü olabilirdi, umrunda değildi. "Her an ölümün yanında olmak, her an ince bir çizgide yürümek! Kalbinde pompalanan fazla miktarda, kaynamaya başlamış kanı hisset!"
Zend kendine yukarıdan gelen saldırıyı ellerini başının üstünde bir koruma yaparak engelledi, bunun üstüne tüm hızının ve gücünün yarısıyla çocuğun karın bölgesine saldırdı. Çocuk hemen geri çekildi ve Zend'in başının üstünde olan elini çekti, rakibinin saldırdığı bölge olan karın bölgesi dahil olmk üzere vücudundaki bütün kasları kastı ve çocuğun kolunun yan tarafına attı kendini. Bunu sevmişti, o çocuk boş değildi. Beyaz Taç Kardeşi unvanını hak ediyordu.
Zend saldırısının boşa gittiğini görünce hızlıca elini geri çekti ve ikinci bir saldırı yapmak için kafası aşağı tarafa doğru bakacak şekilde zıpladı. Havadayken normalde zaman birkaç saniye olurdu, ama bu süre Zend'e en az on saniye gibi gelmişti. Havadayken de iki ters taraftan olmak üzere elleriyle iki saldırı yaptı, çocuk ikisini de seri hareketlerle savuşturdu.
Çocuk Zend yere düşünce hızlıca yanına yaklaştı ve diz kapağıyla alt taraftan Zend'in çenesine bir saldırı daha yolladı.
Zend aşağıdan gelen dizi, daha inmeden öğrendiği çeviklik tekniği sayesinde sezdi ve kafasını, daha gözleri aşağıya inmeden geri çekti. Çocuk buna şaşırmış gibiydi. "İki oldu!" Zend içinden konuştu.
Çocuğun dizi ile saldırı düzenlediği ayağı daha yere inmeden Zend hemen kendini düzeltti ve çocuğun ayağı hala havadayken, gövdesini geriye doğru itti ve ayağıyla çocuğun diğer ayağına vurdu. Gücünün yarısını kullanmıştı.
Ayağına son derece sert bir darbe yiyen çocuk, panikledi ve diğer ayağını aşağı indirdi. Ayağı yere değmeden ona eğimli bir şekil verdi ve ayağı yere yaklaşır yaklaşmaz, sertçe yere vurdu. Yerin verdiği tepkiyle bir buçuk metre kadar geriye savrulan çocuk, uyuşmuş olan bacağına baktı. Bacağının uyuşuk yerleri ile normal yerleri arasında kalmış alan son derece acıyordu, ama bu acı onun canını sıkmadı. Çünkü çok eğleniyordu!
Zend rakibine nefeslenmesi için biraz süre tanıdı. Ama bu dövüşü çok uzatmak da istemiyordu. Beş saniye kadar bekledikten sonra çocuğa doğru ilerledi. Çocuk biraz sonra üçüncü saldırısını yapacaktı.
Zend hızlıca ona yaklaştı. Darbe almamış bacağını havaya kaldırdı ve rakibinin gelmesini bekledi. Zend onun yanına düşüncesizce yaklaştı, yumruğunu hazırladı ve rakibin karın bölgesine yolladı.
"Hata!" çocuk sevinçle konuştu. Zend bacağının hemen altındaydı ve ona vurmaya geliyordu ama onun bacağı, Zend'e, Zend'in yumruğunun, kendi vücuduna olduğundan daha yakındı. Bu sefer vuran kişi Zend olmayacaktı onun düşüncesine göre.
Bacağı aşağı doğru inerken, bir anda şok oldu. Zend havada yer değiştiriyordu! Artık ayağının altında değildi ve yumruğu kendine son derece yaklaşmıştı.
"Hangi hata?" Zend ona seslendi ve yumruğunu onun karaciğer kısmına yolladı. Yine gücünün yarısını kullanmıştı. Zend, rakibin saldırısını tahmin eden yeteneği aktifleştiğinde, rakibin seviyesinin kendisininkinden düşük olduğunu anladı. O halde üç vuruştan birini otomatik olarak savuşturan yeteneği de çalışmış olmalıydı. O üçüncü saldırıyı zaten hiç almayacaktı.
Çocuk gövdesine aldığı darbeden sonra ayağa kalkamadı ve iki kere yere vurarak pes etti. Zend bunu görünce hemen sineklerin olduğu yere gitti ve bağlı olan küçük sineklerden birini ezdi.
Yerde yatan çocuğa dostça bir bakış attı ve seyircilere baktı. Elini kaldırdı, herkes aşırı derecede coşkulu bir şekilde bağırıyordu. Kimse Zend'in o vuruştan kaçabileceğini düşünmüyordu. Bir Beyaz Taç Kardeşi'nin dövüşü gerçekten başka oluyordu.
Tüm seyircilerden Zend'in ilk takılan kişi, Tofu oldu. Yanındaki kel adam ve siyah saçlı bir kız ile oturmuştu, Zend'e bakıyordu. Zend ona başıyla selam verdi. İlk arkadaşı, bu dövüşten sonra onun artık zayıf olmadığını anlamış olmalıydı. Rakibini darbe almadan yenmişti.
Tofu'yu görünce aklına önemli bir şey geldi Zend'in. "Ah! Ranon, Tofu'ya onun kaç seviye olduğunu sormayı unuttum." Zend geçirdiği güzel dövüşten sonra, dövüşe çıkarken aslında bunu Ranon'a sorduğunu unutmuştu.
"Bana sormuştun Zend. Ama maça çıkmak üzereydin ve ben senin dikkatini dağıtmamak için sana söylemedim. Pek ilgimi çekmiyor ama, merak ediyorsan, o çocuk on ikinci seviyenin zirvesinde. Birazcık yetenekli gibi."
"NE?!" Zend kafadan vurulmuşa döndü. "Ne demek on ikinci seviyenin zirvesinde?!"
"Basitçe on ikinci seviyenin zirvesinde işte." Ranon konuştu. "Çok mu şaşırdın?"
"Tabii ki çok şaşırdım! Ben Tofu ile eşit olduğumu sanıyordum ama o beni geçmiş. Sadece geçmemiş, bana fark atmış ve beni ezmiş. On yaşında on ikinci seviyede olmak mümkün müydü ki?" Zend Ranon'a sitem etti. Ustası bile on birinci seviyedeydi. Nasıl olur da Tofu ustasını geçebilirdi?
"Tabii ki mümkün. Zend, neden bu kadar şaşırdın ki?" Ranon konuştu.
Zend burada daha da şaşırdı.Ranon sanki o seviye bir hiçmiş gibi konuşuyordu. "Ranon, beni bırak, sen neden şaşırmadın? Birazcık yetenekli de ne demek? O resmen tarihteki en büyük dahi olabilir!" Zend hafifçe bağırdı. Şu an arenada olsa da duydukları onu bu dünyadan koparmıştı.
"Dediğim gibi, neden şaşırayım? Senin enerjini mühür için emmeseydim, çoktan on beşinci seviyenin zirvesinde olurdun."
***
2315
Magnec