Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

77. Bölüm Kayıt 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Tofu arkasını döner dönmez, arkasında ona aşağılama içerdiği son derece belli olan bir gülüş ile karşılaştı. Üç yıl önce Zend'e vurup onu aşağılayan kişi ile karşı karşıya gelmişti. Boyu eskisine göre daha çok uzamıştı ve eski çocuksu yüzü daha kadınsı olmuştu. Tofu gözlerinin önüne düşen birkaç tel saçını kulağının arkasına attı. Üç yıl önce olduğu gibi at kuyruğu modelini kullanıyordu, saçlarının ön kısımlarını birazcık uzun bırakıp arkasını uzatıyordu, sonra da saçlarını arkadan bağlıyordu. Saçlarının en iyi görünüşünü bu şekilde olduğunu düşünüyordu. Kızın mimikleri hiç değişmedi, Tofu onun üç yıl önceki gibi kibirli olduğunu düşünmeye başladı, o değişmemişti. 

''Naber çocuk?'' Yua üç yıl önce Zend'i korumaya çalışan, kahverengi saçlı, asil bir aileden gelen çocuğa baktı. Onun indiği arabayı görmüştü, çocuk, Kara Yaprak'a katılmıştı. Bu Yua'yı şaşırtmıştı, onun potansiyeli olduğunu girdiği fiziksel denemeden görmüştü, ama Kara Yaprak'a girebilmesini beklemiyordu. Sonuçta üç yıl önce karanlık elementine yatkınlığı olduğu ortaya çıkmamıştı, yine de şimdi gerçekten güçlü gibi görünüyordu. Tabii ki bir savaşçı olan Yua'dan daha güçlü olması imkansızdı. Büyücüler genellikle arka safta dururlardı. Büyülü yaratıklara karşı yapılan savaşlarda en büyük etkiyi büyücüler gösterirlerdi. Çünkü onlar genellikle çok yıkıcı ya da işlevsel yeteneklere sahip olurlardı. Arka saftan takımlarına yardım etmek, ya da arka saftan rakibe saldırı yapmak onlara uygundu. Genellikle bire bir dövüşlerde çok etkili değillerdi, tabii ki istisnalar vardı. Zaten büyücüler genellikle takımda sayı olarak en az bulunan kişilerdi. Çünkü, fiziksel özellikleri genellikle çok zayıf olurdu. Ortalama bir savaşçı hiç yorulmadan, şikayet etmeden çok uzun yollar alabilirdi. Ama bir büyücüye bakınca, çok kısa mesafeleri kat etmeleri bile onları çok yorardı. Yine de en etkili yıkım büyücülerde olduğu için el üstünde tutuldukları da genellikle görülebilirdi.

Tofu ona cevap vermeye gerek duymadı ve biraz önce arkasında, şimdi önünde duran Yua'nın yanından geçerek yavaşça dostlarına doğru yürümeye başladı.

''Hey, sana seslendim!'' Yua umursanmamaktan nefret ederdi, bu yüzden de bir sinirle elini Tofu'nun omzuna attı ve onu tuttu. Daha ne olduğunu anlayamadan karşısında kel, bir gözünün üzerinde çizgi şeklinde bir yara olan ve yara olan gözünü kapatmış olan siyah cübbeli bir adam, elini tuttu ve Tofu'nun omzunun üzerinden kaldırdı. ''Sen kime dokunduğunu sanıyorsun?'' adam konuştu, Yua onun konuşmasından gerçekten korktu. Söylediği şeylerden korkmadı, onun yüzünden ve sesinden korktu. Gerçekten garip bir görünüşü vardı. 

''Sakin sakin, sadece dokundum.'' Yua gülümsedi ve elini geri çekti. Ustası Tou kendini koruyabilecek de olsa, Kara Yaprak ile gereksiz bir tartışma Yua'nın isteyeceği bir şey değildi. 

Zend Tofu'yu görünce heyecanlandı ve hemen ona doğru hareketlendi, ama Fun da bunu gördü ve elini Zend'in önüne attı. ''Zend, nereye gidiyorsun?'' 

Zend'in o anda aklına, Beyaz Taç ile Kara Yaprak'ın büyük düşmanlar olduğu geldi. Tofu'nun Kara Yaprak'a katıldığını fark edince, bir anda üzülmeye başladı. Çünkü ilk arkadaşıyla düşman olmak istemiyordu. Tofu onu üç yıl önce hayatını öne koyarak savunan bir arkadaşıydı, ilk arkadaşıydı. Sırf düşman loncaların içindeler diye onunla aralarının kötü olması, Zend'in hiç istemediği bir şeydi. ''Fun, o kahverengi saçlı olan benim arkadaşım. Onunla konuşamaz mıyım?'' Zend konuştuğu sırada, üç yıl önce alım binasında olan bir kişiyi daha gördü. Yua. Ona vuran, onu aşağılayan kız. Zend daha ona tam olarak bakamamışken Fun araya girdi ve konuşmaya başladı. 

''Zend, tabii ki onunla konuşabilirsin. Ama yanında o adam varken, onunla konuşman pek doğru olmaz. O adamın ismini biliyor musun? Zyathmir Banganmor. O adam, Kara Yaprak'ın yardımcı lideri, geçen sene İmparator Seviye'ye ulaştı. Çok güçlü birisi ve Beyaz Taç'ı pek sevdiği söylenemez. Seni gördüğünde, sana kötü davranabilir.'' Fun öğüt verircesine Zend ile konuştu.

''Fun, sen onu yenebilir misin?'' Zend gayet güçlü biri olarak gördüğü Fun'un gücünün, o kel adama yetip yetmeyeceğini merak etti. Çünkü Tofu'yla konuşmak istiyordu ve o adam ona engel olursa, Fun onu koruyabilmeliydi. 

''Bire bir yapılacak bir savaşta tabii ki onu yenebilirim. Büyücüler genellikle savaşçılara göre teke tek dövüşlerde zayıf olurlar, ama bu, onunla savaşacağım anlamına gelmez. Böyle küçük bir savaştan bile büyük bir savaş doğabilir, bu da Beyaz Taç'ın içinde olan birçok kardeşimizin ölümü anlamına gelebilir. Düşüncesizce bir şey yapma, o adam elbet onun peşini bırakacaktır. Arkadaşınla daha sonra da konuşabilirsin.'' Fun konuşmasını bitirdi ve Zend'e güven verircesine, onun omzuna iki kere vurdu, sonra, Kara Yaprak'tan gelenlerin gitmelerini bekledi. Onları buraya getiren neydi? Neden böyle küçük bir turnuvaya katılmak istemişlerdi ki? Zend bu turnuvaya birini yenmek istediği için çok katılmak istiyordu ve bu yüzden Karkan onun katılmasına izin vermişti. Ama Fun, Karkan'ın Kara Yaprak'ın bu turnuvada olacağını düşünmediğinden kesinlikle emindi. Kara Yaprak'tan gelen, Zend'in arkadaşı olduğunu söylediği kahverengi saçlı, asil bir aileden geldiğini düşündüren çilli çocuğu incelemeye başladı. 

Zend Fun konuşmasını bitirince ona hak verdi ve tekrar Tofu'ya baktı, ama tekrar baktığında biraz önce onun yanında olan Yua'yı göremedi. Tofu da indiği arabaya doğru yürümekteydi, Zend'in düşüncesine göre kayıt olmuştu ve şimdi gidiyordu. Zend onunla konuşmak için sabırsızlanıyordu. 

''Hadi, sen de kayıt ol, ben de bu gece kalmak için bir hana bakayım.'' Fun çocuğa baktı ve yeşil gözlerini, yola doğru çevirdi. Gidip güzel bir pazarlık yapmalıydı. 

''Tamam.'' Zend ona cevap verdi ve 'TURNUVA BAŞVURULARI' yazan yere doğru ilerledi, adama baktı. ''Turnuvaya katılmak istiyorum.''

Adam gelen çocuğa baktı ve elini, tekrar soktuğu burnundan çıkardı. ''İsmin ne?'' ilgisizce konuştu. 

''Zend.'' Zend kısaca cevapladı. 

''İsmin ne derken, soy ismini de sordum.'' adam birazcık sinirlenmişcesine sesini yükseltti. 

''Soy ismim yok. Kusura bakmayın.'' Zend kibarca cevapladı ve adamın sıkılmış gözlerine baktı.

''ÖF!'' adam hafifçe bağırdı. ''Nereden geliyorsun peki, isminin yanına ne yazayım? Sadece isim yazılması yasaktır. Bir lakap da söyleyebilirsin.'' 

Zend soy ismi yerine ne yazılabileceğini düşündü. Ama aklına bir isim gelmedi. 'Lakabımın İnfazcı olduğunu söylesem nasıl olur? İnfazcı Zend... Bence güzel oldu. Acaba bu beni Tofu'ya komik gösterir mi? Ya da Yua'ya, rezil olmak istemiyorum.' Zend düşündü, ama yine aklına hiçbir şey gelmedi. 

''Hadi artık çocuk! Akşama kadar seni bekleyemem.'' adam konuştu. ''Zaten kazanmak gibi bir amacın olmasın, biraz önce Kara Yaprak'tan biri geldi ve kayıt oldu. Kimin kazanacağı çoktan belli, öylesine bir şey söylesen de olur.'' adam birkaç saniye bekledi. Zend'in bir tepki vermediğini görünce devam etti. ''Sanırım dilin uyuştu ve konuşamıyorsun, evet doğru, o Kara Yaprak. Karanlık Stili büyücülerin olduğu topluluk.''

''Beyaz Taç'tan geliyorum ama, aklıma bir isim gelmedi.'' Zend bir soyadı olmadığı için utandı, hafifçe kızararak söyledi. 

Adamın gözleri birazcık açıldı, sonra Zend'in görünüşünü inceledi, ona fark ettirmediğini düşünerek ve ona fark ettirmemeye çalışarak, Zend'in arkasına baktı. O çocuk tek başına gelmişti ve Beyaz Taç, yıllardır bu turnuvaya katılmamıştı. ''Çocuk, yalan söyleyenlerin başına ne gelir biliyor musun? Hayaller güzeldir, ben de Beyaz Taç'a katılmak isterdim ama isteyince olmuyor, bu yüzden dünyaya gel ve düzgün bir şeyler söyle. Yoksa ismini Yalancı Zend mi yapmalıyım? Son söylediğin şeyle gizlice bunu mu söylemek istemiştin?'' adam alaylı bir şekilde konuştu. Dişlerinden birkaçı dökülmüştü ve sırıttığında Zend bunu gördü, midesi bulandı. 

Zend elindeki yüzüğün üzerindeki simgeyi adama gösterdi ve tepkisini izledi. 

Adam, önündeki çocuğun elindeki yüzüğe baktı. Evet, sadece bakabildi. Başka bir şey yapamayacak kadar şok olmuştu çünkü, önündeki, on yaşlarında olan çocuğun elinde bir Beyaz Taç yüzüğü vardı! Adam kendine gelmek için dudağını ısırdı ve hareket etmeyi başardı, sonra kendine bir tokat attı ve uyuyor olup olmadığını kontrol etti. Hem Kara Yaprak, hem Beyaz Taç... Bu ne büyük bir lütuftu... Adam, kayıtlarını yaptığı turnuvaya Beyaz Taç'ın da, Kara Yaprak'ın da katılacağını hayal bile etmemişti. Hayalinde olan en iyi şey, burada başvuran bir çocuğun ailesinden güzel bir kadınla karşılaşmak ve çocuğa kıyak yaparak ona birkaç avantaj, tüyo vermek ve böylece ailesindeki kadınlarla güzel bir ilişki kurmak, ilerideki zamanlarda da bu ilişkiyi ilerletmekti. Aynı günde hem Kara Yaprak'tan biri, hem de Beyaz Taç'tan biri onunla konuşmuştu. Nasıl olur da mutlu olmazdı? Şimdi Beyaz Taç'tan gelen çocuğa yaranmaya çalışarak gelecekte kendini güvenceye alabilirdi, ama tam konuşmaya başlayacağında hayalleri yıkıldı. Biraz önce çocuğa kaba bir şekilde davranmıştı! Kendi kendine küfretti.

''İsmim ne olacak şimdi?'' Zend safça sordu, adamın kendi kendini lanetlediğini fark etmemişti.

Adam kendine gelerek konuşmaya çalıştı, ''E-Efendim, isminiz ne isterseniz o olabilir, ama isterseniz Beyaz Taç'tan gelen Zend olarak yazabilirim.'' o, şimdi çocukla ilişkilerini nasıl düzeltebileceğini düşünüyordu. Ona velet diye seslenmişti, bu ne büyük kabalıktı! Ama suç kesinlikle onda değildi, nasıl karşısındakinin Beyaz Taç'tan geldiğini tahmin edebilirdi ki?

''Ah, güzelmiş!'' Zend mutlu bir şekilde konuştu ve adamın söylediğini onayladı. ''İsmim o olsun.'' 

''Tamam efendim, özür dilerim, ama kaç yaşındasınız?'' adam tekrar konuştu.

''On yaşındayım.'' Zend gülümseyerek konuştu.

''Bu arada benim adım Fengamor, ben bir savaşçıyım, kendi eğitimhanem var, küçük çocuklara eğitim veriyorum. Tabii ki sizin gibi çocuklara eğitim vermem imkansız, hemen ileride, düşünüyordum ki belki de öğrencilerime biraz ilham vermek için zahmet edebilirsiniz... Hem de öğrenci--'' adam Zend'in saf bir çocuk olduğunu fark edince hemen ondan bir şeyler istemeye çalıştı, çünkü kendi eğitim hanesine Beyaz Taç'tan birilerinin geldiğinin duyulması inanılmaz büyük bir reklam olurdu ve bir hafta içinde bile en azından on tane öğrenci gelip kayıt olmak isterdi. Adam bunu yavaşça Zend'e aşılamaya çalışıyordu ki, önündeki çocuğun yanından yaklaşan, mor saçlı bir kız çocuğu konuşmasını böldü.

''Eminim Zend'in böyle bir şey için zamanı yoktur.'' 

Zend yanından gelip, elini tutmuş olan çocuğun yüzüne baktı. ''Ah, Maddle!'' 

***

1460