bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
72. Bölüm Kağıt
Zend kanının yüzünden çekildiğini hissetti, şu an bembeyaz olduğunu tahmin etmesi için karşısında duran aynaya bakması gerekmiyordu. Rüzgar durdu, kağıt rüzgarın bitmesiyle yapıştığı camdan tekrar masanın üzerine doğru süzüldü.
Zend kalkıp ona bakma konusunda kararsızlığa düştü. Terliyordu, gerilmişti ve korkmuştu. Yorganını üzerinden kaldırıp da ona bakmak yerine, sıcacık yatağında yorganını üzerine çekip yastığına sarılarak uyumak onun için daha kolaydı. Ama yine de merakı baskın geldi ve usulca doğrulup masanın üzerine duran kağıdı eline aldı.
Kağıdın üzerine 'YIRT' yazısı hala duruyordu. Büyük harflerle ve çirkin bir şekilde yazılmıştı, kağıt biraz yıpranmıştı ve üzerinde küçük kırışıklıklar vardı. Bu kağıt hiç süphesiz Zend'in rüyasında gördüğü kağıttı. Zend onun kalınlığının garip olduğunu fark etti ve kağıdı baş ve işaret parmaklarının arasına alarak ters yönde itti, kağıdın bir kısmı bollaştı ve geriye doğru gitmeye başladı. Kağıt aslında katlı bir kağıttı, ama dışarıdan belli olmuyordu.
Zend'in merakı artmaya başladı ve elindeki kağıdın katlı olan kısmını hemen okumaya başladı. Daha doğrusu okumaya çalıştı. Çünkü kağıdın üzerinde garip şekiller ve işaretler vardı, aynı zamanda bunların yazı olduğu da belliydi. Zend bu çıkarımı bir işaretin, bir işaret topluluğunda, yani kendi diline göre bir kelimede, birkaç kez kullanılmasından ve düzgün boşluklarla yazılmış olmalarından yaptı. Şekiller kelimeleri oluşturuyordu, Zend bunu gözlemleyebilmişti.
''Ranon! İşte bu, bak, eminim bu kağıt rüyamdaki, beni öldüren adamın bana gösterdiği kağıt!'' Zend elindeki kağıdı havaya kaldırdı ve coşkulu bir şekilde bağırdı.
Ranon çok şaşırdı. ''Zend, onu bana yolla.'' Zend'e talimatı verdi. Zend daha önce birçok kez Ranon'a bir şeyleri nasıl gönderebileceğini Ranon'dan dinlemişti, bu yüzden bu sefer hiç sormadan, tişörtünü kaldırdı .Hafifçe olsa da yaşıtlarına göre fazlalaşmış kaslarıyla tekrar karşılaştı, göbek deliğinin birkaç parmak altındaki doğum lekesine baktı. Ama bu sefer bir farklılık gördü, doğum lekesi eskiden siyah bir lekeydi. Ama şimdi, sanki bükülmüş, yaşlanmış ve eğrilmiş yamuk bir ağaç gibiydi. Kökleri belli oluyordu. ''Ranon, doğum lekem şekil değiştirmiş!'' Zend heyecanla konuştu, biraz önceki korkusunu üzerinden atmayı başarmıştı.
''Bu beklendik bir şey. Buradaki bir arkadaşımla beraber bunu yapmaya çalışıyorduk. Neyse, acele et ve o kağıdı bana gönder.'' Ranon Zend'in elindeki kağıdın gerçekten onun rüyasından gelmiş olma ihtimalini, çok küçük bir ihtimal olmasa da düşünüyordu. Ona fark ettirmeden bir şeyler yapabilecek olan, tek bir kişi vardı. Çünkü sadece tek bir kişi, Ranon'dan beş seviye yüksek olabilirdi. Ama bu ihtimal onun yüreğini hoplatıyordu, eğer bu gerçekten doğruysa, Zend... Çok farklı biriydi.
Zend Ranon'un dediklerine uydu ve elindeki kağıdı hızlıca göbeğine yolladı. ''İşte bak, sana gerçek demiştim. O rüya değildi!'' Zend Ranon'a sertçe çıkıştı.
Ranon siyah, uzun pençelerinin önüne düşen beyaz, buruşmuş kağıda baktı. Kağıdın üzerinde, bütün dünyada genel olarak konuşulan dil ile çirkin bir şekilde büyük harflerle 'YIRT' yazılmıştı. Ranon kağıdın içini açtı, dünyada kendini şaşırtabilecek olan, bir elin parmaklarını geçemeyecek olan şeylerden biriyle, hatta bu şeyleri şaşırtma sırasına göre sıralayacak olsa birinci olacak bir durumla karşılaştı. Doğal olarak bu onun yüreğini hoplattı ve korkuttu. Evet, Ranon'u korkuttu. Bu kağıdın içinde, büyü diliyle yazılmış harfler ve kelimeler vardı. Ama büyü dilini nadir de olsa bilen insanlar oluyordu, bu yüzden bu onu son derece şaşırtmamıştı. Onu son derece şaşırtan şey, elinde, daha doğrusu pençesinde olan kağıtta bir çağırma büyüsü vardı! Hem de Kutsal Seviye bir çağırma büyüsüydü!
Ranon sonuna kadar açılmış gözleriyle kağıdın tamamını inceledi. Şu an korkuyordu. Çağırılacak olan kişinin, sadece bir kereliğine çağırılabileceği ve çağırıldığında, düşman ölene kadar devam edeceği, kendisini çağıran kişiye itaat edeceği yazılıydı. Ranon kağıdın enerjisini sezdi, dinledi. Bu kağıdın içerisinde gerçekten de Kutsal Seviye'nin bile üstüne çıkmış olan büyük bir enerji vardı. Onu en çok şaşırtan şeylerden bir diğeri de, normalde yüzlerce sayfa tutacak büyük, kadim bir büyünün, sadece iki sayfa olan bir kağıda sığdırılmış ve mükemmel bir şekilde enerjinin içine mühürlenmiş olmasıydı. Bunu, Ranon bile başaramazdı. Tanıdığı kimse de başaramazdı, ama bir kişinin başarabileceğini biliyordu. O kişi, aynı zamanda Zend'in rüyasına Ranon'a hissettirmeden girebilecek tek kişiydi. Hayır, o kişi Zend'in rüyasına girmek gibi yorucu bir şey yapmazdı. Zend'in bir boyut değiştirmesini sağlamış bile olabilirdi, ama asıl soru, bunu neden yaptığıydı. Zend'e neden bu kağıdı vermişti? ''Zend, o adam sana başka ne söyledi?'' Ranon hızlı bir şekilde konuştu.
Bu sırada Üstün de olanları duymuş ve son derece korkmuştu. Bu sefer korktuğu şey Ranon değildi. Üstün, Ranon ile yaptığı tartışma sırasında Ranon ile bir daha tartışmamaya ya da kavga etmemeye, onu sinirlendirmemeye yemin etmişti. Ranon, İmparator Seviye'de olan kendisine göre bile çok yüksekte olan biriydi. Öyle ki, daha enerjisini bile kullanamadan sefil bir şekilde yenilmişti, Ranon sadece kükremesiyle bile onu korkutmayı başarmış, geri çekilmesini sağlamıştı. Üstün İmparator Seviye bir karanlık büyüsüydü. Doğal olarak İmparator Seviye bir karanlık büyücüsüyle aynı güçteydi, ayrıca İlah Seviyesi'nden sadece iki seviye uzaktaydı. Yani aşırı güçlüydü, yapacağı tek bir büyü kolayca bir köyü yok edebilirdi. Ama Ranon onu kolayca bastırmıştı, Üstün İlah Seviyesi'nde olan birine bile o kadar kolay yenileceğini düşünmemişti. Ki Ranon, bir ejderha gibi görünüyordu ve Üstün onun bir büyülü yaratık olduğunu düşünmüştü. Tabii ki o kolay yenilgisinden sonra onun görünüşüne güvenmiyordu, o, Üstün'ü rahatça kandırabilecek yapay bir görüntü oluşturmuş olabilirdi. Bu yüzden Üstün'ün son derece korkmasını sağlayan şey, Ranon'u bile korkutacak birisinin var olmasıydı! Ranon'un bir tanrı bile olabileceğini düşünüyordu, ama olmasa bile şüphesiz bir Tanrı'nın gücündeydi. Ama o bile birinden dolayı korkup şaşırmıştı! Bu kim olabilirdi?! Ranon'u korkutabilecek kim olabilirdi?!
Zend rüyasını gözünün önüne getirince tekrar korktu. Rüyanın şokunu hala üzerinden atamamıştı, hala gözlerini kapattığında o adamın simsiyah gözlerini görebiliyordu. Bunları kafasından attı ve adamın tüm söylediği şeyleri aklına getirmeye çalıştı. Aklına adamın ağzından çıkan ilk şey geldi. "G-GEL BURAYA, SENİ ÖLDÜRÜRSEM EĞE---" adam bunu söyledikten birkaç saniye sonra da bağırmaya devam etmişti. "H-HAYIR! S-SENİ KESİNLİKLE ÖLDÜRMELİYİM!!"
Zend bunları duyunca korkup hemen kral moduna geçmişti, ama sonu hüsran olmuştu. ''Ranon, o bana önce tam olarak şunu söyledi; gel buraya, seni öldürürsem... Ama bunu söylerken bağırdı, sonra da bağırmaya şu şekilde devam etti. ''H-Hayır! S-Seni kesinlikle öldürmeliyim!'' Zend sesini o adamınkine benzetmeye çalıştı ve hafifçe bağırdı. Dışarıdan gören biri bunu komik bulabilirdi. ''Arkamı dönmek istedim, kral moduna geçtim ve arkaya dönüp ona baktım.'' Zend tam buraya kadar konuştuğunda Ranon heyecanlı bir şekilde araya girdi.
''O... O Neye benziyordu Zend? Nasıl biriydi, görünüşü nasıldı? Sana kim olduğunu söyledi mi?'' Ranon telaşlı gibiydi, Zend onun telaşlanmış ya da şaşırmış olabileceğini hayatı boyunca görebileceğini düşünmüyordu ama, bu gece görmüştü. Zend biraz sessiz kaldı. ''Hayır, arkamı döndüğümde sadece simsiyah olan iki tane göz gördüm ve sonra da kafamın üzerine aşırı hızlı bir şekilde getirdiği, elindeki kocaman kılıçla kafama vurdu ve tüm kemiklerimi kırdı, kum dolu bir çuval gibi yere yığıldım ve hareket edemedim. Öyle büyük bir acı hissettim ki, hayatım boyunca duyduğum bütün acılar o yarım saniyelik acının tırnağı bile değildi. Elindeki kılıç o kadar güçlü ve heybetliydi ki, o acıya rağmen hayranlık duygum acıya baskın geldi ve o kılıcın nasıl bir kılıç olduğunu düşündüm. Sonra yanıma geldi ve elindeki kılıcı bana gösterdi, sonra da bana "Bu, bir ağır kılıcın ezici gücü." dedi. Ne demek istediğini tam olarak anlayamadım, kılıcı düşündüğümü nereden bildi, onu da anlayamadım. Tam böyle düşündüğümde de bana dediği şey "Çünkü ben de merak etmiştim." oldu. Biraz önce deli gibi bağırmasına rağmen o an çok sessiz ve sakindi, garip bir hasta ya da deli bir insan gibiydi, sanırım psikopat kelimesi bile onu anlatmaz. Kişiliği anında değişti ve gülmeye başladı, halbuki ortada komik olan hiçbir şey yoktu. Sonra da gözümün önünden o kağıdı geçirdi, biraz daha sırıttı ve ''En az kutsal.'' dedi. O bana ne demek istedi Ranon? Kimdi o? Bana kendisiyle ilgili hiçbir şey söylemedi.''
''Bu bir çağırma kağıdı Zend. İçine büyü diliyle bir büyü yazılmış ve Kutsal Seviye'de olan bir büyülü yaratığı çağırmaya yarıyor.'' Ranon konuştu, ama Zend hemen araya girdi.
''Büyü dili mi?! Ranon, Beyaz Taç'ın içinde bile büyü dilini bilen sadece bir kişi var ve bu kişi de en güçlü on kişinin arasında! Hatta onların da üstünde! Bu dili bilen biri bu kıta üzerinde bir elin parmaklarını geçmez! Fun anlatmıştı, büyü dili kullanarak yapılan büyüler normalden bin kat daha güçlü ve sağlam oluyorlarmış! Üstelik Kutsal Seviye'de olan bir büyülü yaratığı çağırmak... Bu Kral Dustin için bile çok zor olan bir şey! Bu nasıl benim elime geçmiş olabilir?!'' Zend korkuyla, coşkuyla ve heyecanla bağırdı.
Ranon onu hiç duymamış gibi devam etti. ''Kullanılması için yırtılması gerekiyor. Kullanıldığında çağrılan büyülü yaratık onu çağıran kişiye itaat ediyor, itaat ettiği kişinin ona hedef olarak gösterdiği her şeye saldırıyor ve hedefleri yok olmadan büyü bitmiyor. Ancak Zend, senin de dediğin gibi bu kolay bir şey değil. Kutsal Seviye bir büyülü yaratıktan bahsediyoruz. Bu en güçlü büyülü yaratık seviyesidir, yani gördüğün tüm büyülü yaratıklardan daha güçlü olan bir büyülü yaratık bu kağıdın içine hapsedilmiş ve çağrılmayı bekliyor. Kutsal Seviye büyülü yaratıklar aşırı nadir bulunurlar Zend. Aşırı nadir. Sen daha Dünya Seviyesi'nin üzerinde olan bir insan ya da büyülü yaratık görmedin değil mi? İşte bunun içinde, senin hayatın boyunca görmediğin kadar güçlü bir şey yatıyor. Tek eliyle bir köyü yok edebilecek bir şey, şu an bu kağıdın içinde. Ciddiyeti anlıyor musun? Ayrıca bu kağıt en azından bir milyar altın sikke değerinde! Maliyeti bundan da fazla!''
Zend'in nutku tutuldu. 'Bir milyar altın sikke!' bu para Zend'in hayatında gördüğü bütün insanların, bütün hayatlarında gördükleri bütün paranın on katı bile olabilirdi! Zend o adamın bir hiçmiş gibi bu kağıdı kendine neden verdiğini düşündü. Önce ona vurup onu öldürmüş, sonra da ona bu kağıdı vermişti. Bu nasıl mümkün olabilirdi? O adamın düşüncesi neydi? Ne istiyordu? Bir planı mı vardı, yoksa sadece bir deli miydi? Yoksa Zend mi deliydi? O kağıdı sadece uydurmuş muydu? Belki de Ranon hiç yoktu, belki de şimdi Yaşlı Dilenci'nin yanında uyanacaktı ve dilencilik hayatına devam edecekti. Biraz önce duydukları Zend'e bu ihtimalleri bile düşündürmüştü. Normalde böyle bir şeyi aklının ucundan bile geçirmezdi, daha doğrusu, geçirmek istemezdi. Çünkü şu anki hayatı, eski hayatında düşünmeyi bile umamayacağı bir yerdeydi. Zend konuşmak istedi ama, Ranon'un dedikleri karşısında konuşamadı.
''Zend, yalnızca bu da değil. Bu kağıdın içindeki enerji Kutsal Seviye'nin bile üzerinde. Bu da demek oluyor ki, büyü dili kullanarak yazılsa bile en azından yüz sayfa tutacak bir büyü. Ama sadece iki sayfaya yazılmış!'' Ranon da heyecanına hakim olamadı ve sesini biraz yükseltti. Yanında duran ve Zend ile iletişimini sağlayan Üstün, bu son cümleden sonra bayılmıştı ve Ranon'un Zend ile olan iletişimi kesilmişti. Zend ve Ranon'un iletişimini sağlamak Üstün'ün göreviydi, o bayılınca bağlantı da kopmuştu.
Ranon kendi kendine söylendi. ''Zend'in dediği şeyler... 'Çünkü ben de merak etmiştim.' eğer bu cümle düşündüğüm gibiyse, Zend... Zend...'' Ranon'un aklında yüzlerce soru vardı. O kişi neden Zend'i öldürmek isterdi? Eğer Zend'i öldürmek isteseydi, bunu neden bu şekilde bağırarak Zend'e söylemişti? Ranon durumu anlayamadı. Zaten o kişi de ona tek bir şey söylemişti, Ranon ve kardeşleri bunu çok uzun süre düşünmüştü ve hiçbiri hiçbir şey anlamamıştı, onların bir soru sormasına izin vermeden çekip gitmişti. ''Bana bir Argenta bulun.''
***
1753
Magnec