İlerde zendin gerçek ebeveynlerinin durumunu öğrenenilirmiyiz
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
380. Bölüm Vanras Fungyuo
Sarayın kapısına geldikten sonra, kısa bir yürüyüşün ardından Fungyuo Kralı'nın yanına gelmişlerdi. Zend bunu, önüne doğru ilerleyip durmaya başladıkları kapının görünüşünden anlamıştı, şu anda önemli birisinin kapısına geldikleri belliydi, kapının üzerindeki süs ve işlemeler, direkt olarak o odanın içeriğini anlatıyordu çünkü. Kapının açılması ile birlikte içeri girdiklerinde de, tahminin doğru olduğunu anlamıştı genç adam. Kralın karşısına çıkıyorlardı şu anda.
''Güzel salon...'' diye mırıldandı sessizce Zend, odanın içine adım atması, içerideki pek çok şeyi hızlı bir şekilde gözleriyle taramasına neden olmuştu. Büyük ve geniş bir odaydı burası, tavan oldukça yüksekti ve kral, yaklaşık on beş metre ilerilerinde bir tahtta oturmaktaydı. Etraftaki sütunların üzerinde hava karardığı zaman yakılması için meşaleler, kılıç ve mızraklar, farklı savaş aletleri, yani silahlar ve pek çok süsleme bulunmaktaydı. Yerde ise çeşitli şeylerin resimleri vardı, Zend etkilendiğini söylemeliydi.
''Baba, biz geldik.'' Aena ilk olarak ileriye doğru çıktı, on adım kadar gitti ve öne doğru eğildi hızlı bir şekilde, daha sonra da konuştu ve babasını, yani Fungyuo Kralı'nı selamladı. ''Şehir merkezinde Zend ile karşılaştık ve onu da getirdik, bunu yapabileceğimizi söylemiştiniz, bu yüzden şu anda Zend de burada.'' diyerek devam etti, bu sırada onların arkasından gelerek kralın yanına varmış olan diğer askerler ise bir dizlerinin üzerine çökmüş, kralı Aena'dan farklı bir şekilde selamlaya başlamışlardı. Ablasından sonra Yinza da krala doğru birkaç adım ilerlemiş ve Aena gibi eğilmişti. Zend de bunu yapması gerektiğini fark etti, o da Aena ve Yinza gibi ilerleyerek saygısını belli etmek üzere eğildi hafifçe. Daha sonra kafasını kaldırdı ve kral ile göz göze geldi, içten içe bu adamı öldürmek istiyor olsa da şu anda herhangi bir şeyi belli etmesi mümkün değildi. Ancak gün gelecekti, Zend'in elinden ölümü bulacaktı Fungyuo Kralı, şu anda bunu bilmiyordu ama sonunda böyle olacaktı, emindi Zend...
Tabii, ne kadar bastırıyor olsa da içindeki öfke bir anda yok edilebilecek cinsten değildi. Şu anda Yaşlı Dilenci'nin ona gösterdiği görüntüler aniden gelmişti aklına, annesinin öldüğü anı, sanki dün izlemiş gibi hatırlıyordu Zend... Kralın ise neredeyse hiç değişmemiş olması, öfkesine öfke katmıştı. Fungyuo Kraliçesi'ne kılıcını indirdiği anki gibi bir yüz ifadesi olmasa da, çok mutlu göründüğü söylenemezdi. Zend'in burada olmasından kesinlikle hoşnut değildi, sonuçta kendisi bizzat onun öldürülmesini istemişti Dustin ve Vosu ile anlaşarak, hatta orada bir kişi daha vardı, Zend şu an onun ismini hatırlayamamıştı ancak Hırsız Çağı'nın lideri ile bağlantılı birisiydi o adam da, aklında bu kalmıştı. Biraz kendisini zorlarsa ismi de çıkarabilirdi.
Öldürülmesini istediği birisinin öldürülmediğini, üstelik kendisinin huzurlarına kadar gelerek ona selam verdiğini gören Fungyuo Kralı'nın içinden, Dustin'e savurduğu lanetler geçiyor olmalıydı. Dustin hızlı bir şekilde kaldırmıştı ödülü, Zend'in Pounz'a katılmasının hemen ardından. Genç adam bir Kraliyet Askeri olduğu anda ödül kaldırılmıştı, Dustin'in bu konuda Fungyuo Kralı'na yüz çevirmiş olduğu da söylenebilirdi tabii...
Ancak şöyle bir şey de vardı, ödül kaldırıldı diye; kral Zend'in öldürülmesi konusunda olan isteğinden vazgeçecek değildi... Her ne kadar Zend Fungyuo'ya da yararlı birisi olabilecek olsa da, onu bir leke olarak görüyordu büyük ihtimalle o adam. Yani bir şekilde onu öldürmeye çalışacaktı eline fırsat geçtiğinde, ama Zend, bu konuda Yua ve diğer Pounz askerlerinin onunla birlikte geldiği için rahattı. Sonuçta onlar varken kolay kolay kimse Zend'e saldıramazdı, çünkü bu Dustin'in kulağına gidecekti ve onun Zend'e, onu sevmese de değer verdiği apaçık ortadaydı, onun öldürülmesi ise kesinlikle Dustin'in hoşuna gitmeyecekti, Vosu'yu bu uğurda kaybetmişti zaten... Bir de Zend'i kaybetmeyi kaldıramazdı, bu yüzden ona verdiği korumalar da epey yüksek seviyeliydi, Zend onları yolda hissetmeye çalışsa da başarısız olmuştu. Era ise, onların varlığını çok silik bir şekilde hissetmişti. Zend'e söylediği şeylerde, onları takip edenlerin kendilerini gizlemekte gerçekten iyi olduğu da vardı.
Dustin bu konuda çok hassas olmalıydı, hatta belki de gerekirse Fungyuo'yu bile karşısına alabilirdi. Zaten ödülü kaldırırken de bunu göstermişti, eğer olur da Fungyuo Kralı Zend'i açıktan öldürmeye çalışır da, bunu Dustin'e kanıtlı bir şekilde belli ederse, Dustin şüphesiz sessiz kalmazdı. Zend bir Kraliyet Askeri olurken bunları da göz önünde bulundurmuştu doğal olarak, bunu yapmasının en büyük nedeni, kendi düşmanının onun en büyük koruyucularından birisi olacak olmasıydı...
Bu, hemen hemen kimsenin başarabileceği bir şey değildi. Dustin Zend'e göre bir düşmandı, ancak Zend öyle hamleler yapmıştı ki, şimdi düşmanı onu korumaktaydı... Bir düşmanını ötekine karşı kullanıyordu yani genç adam aslında, Dustin'in arkasında olmasıyla birlikte, inanılmaz olan da zaten buydu. Düşmanının kendisinin en büyük koruyucusu olmasını kim sağlayabilirdi ki?
Ancak, Zend'in aklında bir plan daha vardı. Fungyuo Kralı'nın, onu el altından bile öldürmeyi deneyememesini sağlayacaktı, daha doğrusu bunu deneyemeyecek değildi, o, bunu istemeyecekti bile! Uzun zamandır yapacağı şeylerin listesi aklındaydı ve bunlardan birisi de buydu, yapacağı şeyle birlikte, Fungyuo Kralı, yani başına ödül koyup onun öldürülmesini istemiş olanlardan birisi olan kişi dahi onu öldürmeye çalışamayacaktı artık...
''Hoş geldiniz.'' Fungyuo Kralı ayağa kalkarak cevapladı Aena'yı, tahtından kalkmış ve onlara doğru yürümeye başlamıştı.
Zend, kralın o tarafa doğru geldiğini görmesiyle birlikte gözlerini, tahtın yan taraflarındaki iki korumadan çekti ve ona doğru çevirdi, biraz önce, o iki korumayı incelemekteydi. Onların seviyesini hissedememişti, yani o ikisinin epey güçlü olduğunu söyleyebilirdi genç adam, bunu görünüşlerinden bile anlaması mümkündü. Odaya girdiğinde Zend'e birkaç saniyeliğine bakmış, onu süzmüş ve dikkat çekmemek için gözlerini hemen farklı yerlere doğru kaydırmışlardı, ancak Zend'e kendilerini fark ettirmemek konusunda biraz başarısız olmuşlardı. Gözlerini çekmekte geç kalmışlardı çünkü, Zend odanın içerisindeki sütunlara ve yerdeki işlemelere bakıyormuş gibi yaparken, aynı zamanda gözlerinin ucuyla kralın yanındaki kişilere de bakmıştı. Kralın birincil korumaları olmalılardı, Zend'e bakışları ise oldukça kötüydü, onu öldürmek bile istiyorlarmış gibiydi... Yani Zend, düşüncelerinin tamamında haklıydı. Bunu hızlı bir şekilde anlaması mümkün olmuştu, kral, olayı o ikisine anlatmış olmalıydı.
'İleride onlarla da savaşmak gerekecek galiba...' diye geçirirken içinden Zend, bakışlarını çoktan krala doğru çevirmişti bile.
''İyi yapmışsın Aena, iyi yapmışsın.'' dedi, Zend'e doğru döndü. ''Ben de uzun süredir Zend'i bekliyordum zaten, onun Fungyuo'ya doğru yola çıktığını gördüğüm anda heyecanlandım, kan olarak bağımız olmasa bile onu oğlum olarak görüyorum çünkü...'' diyerek devam etti, ''Sonuçta, o ikinci kraliçenin bana bıraktığı en büyük hediyelerden birisiydi.''
'Demek öyle...' Zend kendi kendine konuşmuştu hızlıca. 'Onu öldürdüğünü diğerlerine söylememiş olmalı, muhtemelen benim de bundan haberdar olmadığımı düşünüyor. Chibui'ye giderken onun yanına uğramış olmamdan kaynaklı olmalı, onu babası olarak gören saf çocuğun, kendi annesinin kimin tarafından öldürüldüğünü bilmediğini düşünüyordur doğal olarak, eğer bunu bilseydim onun yanına gitmeyi istemek gibi bir şey yapmazdım, onun açısından baktığımda aslında bu doğru bir düşünce. Chibui'de Qouen ile karşılaştığım aklına gelmemiştir...'
''Evet, bunu biliyorum baba.'' Aena cevapladı babasını. ''Onu gerçekten de görmek istiyordunuz, değil mi?'' dedi daha sonra da, babasına karşı olsa bile oldukça resmi bir şekilde konuşmaktaydı, bunun çok da şaşırtıcı olmadığını düşünmüştü Zend, sonuçta bu ailede resmiyetin hüküm sürdüğü apaçık ortadaydı...
''Tabii, onu birkaç yıl önce çok az bir süreliğine görme imkanı tanıdım, o güne kadar ondan haber almaya çalışmış olsam da ne yazık ki başarısız olmuştum, tüm dünya genelinde aramalarımı sürdürdüm ancak uğraşmama rağmen, Zend'e ulaşamadım... Zaten onun Chibui'ye gittiğini öğrendiğimde onunla birlikte en azından iki yüz ya da üç yüz adam göndermek istemiştim, ancak kendisi bunu kabul etmedi...'' diyerek, şefkatli bir şekilde konuştu Fungyuo Kralı. Yüzünde bir gülümseme vardı ve kızıl saçları alnının birkaç santimine düşüyordu, gözleri Zend'inkilerin üzerinde dolaşmaktaydı. ''O zaman konuşmuştuk oğlum,'' diyerek Zend'e döndü tam olarak, kızlarından çekmişti yüzünü. ''ama üzerinden yıllar geçti, sana kendimi bir kere daha tanıtmama izin ver, sonuçta senin baban olmama rağmen bugüne kadar bu görevimi pek başarabilmiş değilim, bu, benim en büyük utançlarımdan birisi... Benim hakkımda bir şey bilmiyor olman doğal.'' dedikten sonra derin bir nefes aldı.
''Ben, otuz yıldır Fungyuo'nun hükümdarı olan, tahtı öz babamdan, yani Panras Fungyuo'dan o Fungyuo'nun toprak bütünlüğünü korumak için başlattığı Büyük Göl Savaşı'nda öldüğü zaman almış Vanras Fungyuo'yum, senin baban olduğumu söyleyebilirim ancak maalesef, uzun süredir senden ayrıyım, bazı sebeplerden ötürü... Ancak, bu sebepler bir şekilde son buldu ve artık yan yanayız, biraz geç olmuş olsa da, beni affedip oğlum olmaya devam edebilmeni umuyorum... Sokakta büyüdüğünü duymuştum, bu, seni bulamamın başındaki en büyük neden. Eğer herhangi bir yetimhaneye ya da bir krallık okuluna bırakılmış olsaydın, sana ulaşmam en fazla yarım yılımı alırdı. Ama dediğim gibi, işler büyük aksiliklerden dolayı farklı bir şekilde ilerledi ve bugünlere geldik. Bunun benim başarısızlığım olduğunu söylemek zorundayım Zend, senin sokakta sefalet içinde büyümüş olman, benim ihmalkarlığımın bir sonucu. Artık hatamı telafi etmeme izin verecek misin?'' diye duygulu bir konuşma yaparak, direkt olarak konuya girmişti adam. Zend içten içe bu konuşmaya soğuk kahkahalar atıyor olsa da, yüzüne duygulu bir ifade yerleştirmiş ve onun söylediklerine inanıyormuş gibi yapmaya başlamıştı. ''Eğer Fungyuo Ailesi'ne girmeyi reddedersen bunu anlarım, sonuçta bugüne kadar ayrı yaşadık ve ayrı yaşamaya devam etmeyi isteyebilirsin. Eğer bunu tercih edersen de sana bir mülk veririm ve hayatının sonuna kadar, çalışmadan istediğin gibi yaşayabilirsin. Bizzat krallığın koruma ve sorumluluğunda olacaksın, söz veriyorum.''
Zend, kendisinden de duygulu bir konuşma beklendiğinin farkına varmıştı o anda. Vanras'ın oldukça iyi bir rol yapma yeteneği olduğunu itiraf etmeliydi, eğer gerçekleri bilmiyor olsaydı, genç adam şu anda ona kesinlikle inanmış olurdu. Yüz ifadesinden tut mimiklerine, adam tam bir rol yapma üstadıydı. Kendi istek ve düşüncelerini gizlemekte Zend kadar iyiydi anlaşılan, onun güçlü olduğunu biliyordu Zend, bu yüzden bunları başarabiliyor olması aslında çok da büyük bir şaşkınlık oluşmasını sağlamamıştı kendisinde.
''Fungyuo Kralı, Vanras Fungyuo.'' dedi Zend ilk olarak. ''Elinizde olmayan nedenlerden dolayı benim sokakta büyüdüğümü pek çok kişiden dinledim, bunlardan birisi de Pounz Krallığı'nın hükümdarı Kral Dustin'dir, ben de ona gerçekten güvenen birisi olarak, haliyle söylediklerine inanırım. Yani üzülmenize gerek yok, ben sizi zaten affettim, aynı şekilde bir Fungyuo Ailesi üyesi olmayı da kabul ediyorum, benim merak ettiğim kısım buna kabul edilip edilmeyeceğimdi hatta, bu konuşmayı yapmış olmanız içime su serperek, oldukça rahatlamama neden oldu...'' diyerek, saygılı bir şekilde devam etti. ''Bugüne kadar bir babam olmamış olabilir, ancak eminim ki bundan sonra Vanras Fungyuo, benim gerçek babam olarak yaşamıma girecek ve Aena ile Yinza da, kardeşlerim olarak hayatımda bir yer alacaklar...'' dedi Zend, her şey, hiçbir sorun olmadan kurduğu plana uygun ilerlemekteydi şu an... Dışından böyle söylemiş olsa da, içinden geçirdiği cümle şu şekildeydi...
''Bugüne kadar bir babam olmamıştı, bundan sonra da böyle devam edecek. Sen ise, Vanras, yakın bir zamanda kimseye babalık yapamıyor bir konuma geleceksin...''
*
1670
Magnec