Abla kardeş kapışmasına döndü olaylar ;)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
375. Bölüm Öz Kardeş?
''Eh, bir ziyarete geleyim dedim.'' Zend gülümseyerek cevap vermesinin ardından iki saniye boyunca sessiz kalmış, daha sonra da devam etmişti normal bir şekilde. ''Sonuçta burası benim asıl evim olması gereken yer, değil mi?''
''Elbette.'' Aena yüzündeki sakin ifadeyi devam ettiriyordu, farklı bir şey hissediyormuş gibi görünmüyordu şu anda. Geçen sefer farklıydı yüz ifadesi, Zend ile konuştukları zaman genellikle gülüp şaşırıyordu, ancak şimdi böyle bir şey yokmuş gibi görünüyordu ortada. Belki de, yaptığı çeşitli şeylerden dolayı Zend'e sinirlenmişti. Normaldi bu, çünkü genç adam da kendisine farklı farklı kişilerin öfkelenebilmesini sağlayacak şeyleri fazlasıyla yapmıştı arkasında bıraktığı o kısa zaman diliminde. ''Ancak bu erken oldu, biraz daha Pounz'da kalacağını düşünmüştüm.''
''Arkadaşlarımla yeterince vakit geçirdim.'' dedi Zend, Aena'nın aksine gülümsemeye devam etmekteydi kendisi de. ''Aynı yerde çok fazla vakit geçirmek pek tarzım değil, bunu zaten Chibui'de yeterince yapmıştım.''
''Oh, anlıyorum.'' dedi Aena. ''Hoş geldin, Kardeş Zend.'' diyerek devam etti, hâlâ mesafeli ve saygılı davranıyordu, Zend'e hitap ediş şekli bile sesindeki soğukluğu göstermekteydi.
''Kardeşim Zend diyecektin herhalde, hehehe, biz kardeşmişiz. Hem de öz!'' Konuşmasının sonuna doğru sesini, onu yalnızca Aena'nın duyabileceği bir şekilde alçaltmış olan genç adam, omuzlarını silkmişti yavaşça. Fungyuo Kralı muhtemelen Kraliyet Ailesi'ne bundan bahsetmişti, ancak diğer insanlara Zend'in onun oğlu olduğunu söylememiş olabilirdi. Böyle kalabalık bir yerde de sesli, her yerden duyulabilecek bir şekilde konuşması garip olurdu. Tabii, Aena'nın duyabilmesi için yine biraz sesli konuşmak zorunda kalmıştı. Eğer onlara yakın olan, Kral Modu'nu aktifleştirmiş nitelikli bir savaşçı varsa, biraz önce genç adamın söylediğini duymuş olmalıydı. Elbette bunu pek fazla önemsemiyordu Zend, sonuçta biraz araştırma yaparsa bir kişi, bu olayı öğrenebilirdi. Pek fazla gizlenebilecek bir şey değildi çünkü, halktan bunu saklayabilirdiniz, ancak gerçekten de öğrenmek isteyen birisinden bu bilgiyi gizlemeniz pek kolay olmazdı... Aslında, bunun kabul edilmesi de pek kolay olmazdı. Çünkü Zend Aena'nın tamamen zıttı olarak samimi ve sıcaktı, etraftaki, şu an bu diyaloğu duyuyor olan insanlar, muhtemelen Zend ve Aena'nın öz kardeş olduklarına kesinlikle inanamazdı, sanki bambaşka dünyalardan gelmiş olan iki kişiye benziyorlardı...
''Evet, öyleymiş.'' dedi Aena. ''Ama bunu burada konuşmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum, etrafımız çok kalabalık.''
''Bunu ben de fark ettim, prensesler çok ilgi görüyor olmalı, Fungyuo içerisindeyken.'' Zend hızla cevap verdi. ''Öyleyse beni nereye davet ederek büyük bir nezaket örneği gösteriyorsunuz?''
'Nasıl da sinir bozucu bir gülümseme...' Aena yavaşça konuştu içinden. Zend'e sıcak davranmak istememişti, çünkü bunu en son yaptığında onun tarafından iyi bir kandırılmıştı ve bunun tekrar olmasını istemiyordu, Zend'in, kendisinin başa çıkamayacağı birisi olduğunun farkındaydı. Bu yüzzden onunla çok yakın olamazdı. Şu anda bile, onun gerçekte hissettiği şeyleri sakladığını biliyordu. Yüzündeki o can sıkıcı gülümsemeyi herhangi bir şekilde kesintiye uğramadan deva ettirebilmesinin başka nasıl bir nedeni olabilirdi ki? Bu, Zend tarafından kendi yüzüne bilinçli olarak yerleştirilmiş bir şeydi ve muhtemelen, Aena'nın söylediği şeyleri geç, yalnızca kıpırdattığı bir kaş bile Zend için oldukça anlamlı olacaktı. Genç adam, Aena'nın yaptığı herhangi bir şeyden onlarca bilgi çıkarabilecek bir kapasiteye sahipti, onun tüm gücünü kafasında kurduğu zaman bunu da anlamıştı Aena. Bu yüzden ona bir şey göstermek istememekteydi genç kız da. Yüzündeki tekdüze ifadenin nedeni de buydu zaten.
''Öyleyse buyurun, Kraliyet Sarayı'na gelin. Normalde babamın sizi davet etmesine izin vermemin daha doğru olacağını düşünmüştüm, ancak görünüşe göre sizi şimdi ağırlamamız sorun olmaz, babam bir şey demeyecektir.'' dedi, kendisi arkasını dönmüş ve arabasına doğru ilerlemeye başlamıştı. ''Bizim arabaları takip edebilirsiniz.''
''Oh, çok teşekkür ederim.'' dedi Zend nazikçe. ''Yua, sen gir bizim arabaya.'' diyerek Yua'ya son derece kısık bir sesle seslenmiş ve beklemeye başlamıştı genç adam. Daha sonra arkasına doğru dönüyormuş gibi yapmış, Aena'nın kendi arabasının içine girmesini beklemiş ve bunu göz ucuyla doğrulamasının ardından, genç kızın girdiği arabanın içine doğru Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile ilerlemiş, içeri girdikten sonra da kapıyı arkasından kapatmış ve bir eli başının arkasında, diğer eli selam veriyor pozisyondayken yavaşça konuşmuştu. ''Selam!''
''Niye bu arabaya girdin?'' Aena, oturduğu yerde Zend'in arabanın içine bir anda daldığını görünce sormuştu. ''Burası benim arabam. Kendi arabanda yolculuk etmeni tavsiye ederim.''
''Yok artık, kardeşini arabasına almayan abla dünyanın neresinde görülmüş?'' Zend kaşlarını kaldırdı şaşkın bir şekilde, Aena'nın bunu diyeceğini hiç beklemiyormuş gibiydi. ''Bu nasıl acımasızlıktır...''
''...'' Aena Zend'in konuşmasına yalnızca gözlerini devirerek karşılık vermişti. Konuşmamıştı bile...
Zend, bunun iyi olduğunu tahmin etmekteydi aynı zamanda. Aena onu terslememişti, yani zamanla alışacaktı genç adamın varlığına. Şu anda gözlerini devirmesinin buna işaret ettiğini düşünüyordu.
''Bir dakika, küs falan mıyız?''
''Yok canım, bunu da nereden çıkardın?..'' Aena soğukça cevap verdi Zend'e. Mesafeli olduğunu Zend'in de fark ettiğini biliyordu zaten, bu en doğal şeydi.
''Bilemiyorum, bana karşı olan tavrın bunu düşünmeme neden oluyor.'' Zend dürüst bir şekilde konuştu ve Aena'nın oturduğu yerin karşısındaki koltuğa oturarak, ellerini bacaklarının üstünde birleştirdi, sırtını koltuğa yaslamıştı. ''Çok soğuksun yani, onu söylüyorum. Normalde insanların birbirlerine böyle davranmaması gerekiyor, değil mi? Yoksa ben mi yanlış biliyorum? Üstelik bizim gibi kardeşlerin birbirlerine ısınması gerekli, ben şimdiye kadar bir kardeşe sahip olmadığım için şu anda heyecanlı olduğumu söyleyebilirim, bunu daha önce çok duymuştum ve merak ediyordum tabii, ancak elime hiç böyle bir fırsat geçmemişti... Sen de heyecanlı mısın peki?'' dedi, sesini masumlaştırmıştı.
''Senin benim kardeşim olduğunu düşünmüyorum.'' Aena net bir şekilde cevap vermişti. Bu Zend'i biraz bile üzmemişti tabii, ancak yüzünün birazcık düşmesine yol açmıştı Zend, Aena'nın cevabının ardından. ''Senin babanın, benimkine göre farklı olduğunu biliyorsun, değil mi? Aynı şekilde, annelerimiz de farklı. Yani seni doğuran kişi ile beni doğuran kişi de aynı değil, senin baban olan kişiyle benimki de... Bu yüzden, benim kardeşimmiş gibi davranmayı bırakabilirsin. Bir kan bağına dahi sahip değiliz.''
''Ama sen de benim anneme zamanında ''anne'' diye hitap etmemiş miydin? Sadece bu yeterli olmaz mı?'' Zend umutla dolu bakışlarıyla birlikte Aena'ya yöneltmişti gözlerini.
''Hayır.'' Aena yine soğukça cevaplamıştı onu. Bu biraz umut kırıcı olsa da, Zend'in pes etmeye niyeti yoktu. Bir şekilde Aena'nın dostluğunu kazanmayı başarması gerekiyordu onun. Bu yüzden de, ısrarcılığına devam etmişti.
''Oh, lütfen ama, ben birkaç kardeşe sahip olmak istiyorum. Ben sokakta büyüdüm, biliyorsun. Orada kardeşler genellikle birbirlerine destek çıkardı ve ben de bir kardeşe bu yüzden sahip olmak isterdim, ancak ne yazık ki başaramadım, elimden bir şey gelmemişti ve yalnız başıma kalmaya devam etmek zorunda kaldım. Ama en azından, şimdi bir kardeşe sahip olmak güzel olur, geç olsun da güç olmasın derler, değil mi?..''
Aena'nın gözleri yavaşça Zend'inkilere doğru kaymıştı. 'Lanet... Bu gözlerin içinde tamamen farklı şeyler var, biliyorum ancak söyledikleriyle birlikte, istemsizce onu sevimli bulmamı sağlıyor.' diye geçirdi içinden, daha sonra da bıkkın bir şekilde nefes vermiş, konuşmaya başlamıştı. ''Benim sana ablalık yapmama ihtiyacın var mı ki?'' diye sordu daha sonra da, kafasını yavaşça pencereye doğru çevirmiş ve dışarıdaki gökyüzüne gözlerini kaçırmıştı.
Tabii, hiç beklemeyeceği bir cevabı alacağının farkında değildi...
''Tabii, sana zerre kadar bile ihtiyacım yok, şimdiye kadar olmadı yani, eğer doğru adımları atarsam da gelecekte de olmaz.'' Zend, biraz önceki masumluğunu bir kenara bırakmış ve Aena'nın, devamlı olarak onu aşağıda bırakılabilecek birisi olarak görmemesi için hafifçe ciddileşmişti. Arada bir insanlara kim olduğunu bu şekilde hatırlatması gerekiyordu, bu herkesin yapması gereken bir şeydi. Zend'in sesinin bir anda donuklaştığını gören Aena da şaşkına dönmüştü zaten, şimdi kendisi biraz geri adım atmıştı ancak bu sefer de, Zend ona doğru gelmemişti. Hatta resmen onu gereksiz bulmuştu! ''Kardeşliğini bugüne kadar almadım, bana daha önce destek olmadın ve ben, şu anda rahat bir şekilde başımın çaresine bakabilecek bir seviyeye gelmiş bulunmaktayım. Zaman geçtikçe buna alıştım, yalnız başıma ayakta kalmak artık beni zorlayabilecek bir şey değil.'' diyerek devam etti, biraz öncekinin aksine yüzünde net ve ciddi bir ifade vardı, sakinliğini kazanmıştı bir anda.
''Öyleyse sorun ne?..'' dedi Aena, kaşları büzüşmüştü biraz, ne olduğuna anlam verememiş gibi görünüyordu. ''Özür dilememi falan mı istiyorsun? Senden benim de haberim yoktu, eğer senin için bir sorun yoksa benim için de yok, kardeş gibi davranmamıza hiç gerek yok.'' diyerek devam etti, Zend'in neyi elde etmeye çalıştığını anlayamamış olmalıydı ki, kafasındaki karmaşıklığı yüz ifadesine bile geçirmişti. Elbette, o henüz bunun farkında değildi... Başka bir yere aklı çekildiği anda, yüz ifadesini korumaya devam etmesi konusundaki düşünceleri arka plana atılmış, duygu kontrolü de yarım kalmıştı.
''Hayır, istediğim şey yüzünü görmekti ve bunu başardım, hehehehehe...'' dedi Zend gülerek, Aena'nın yüzünü işaret etmişti.
''Seni...'' Aena, Zend'in konuşmasının ardından biraz önceki yüz ifadesini koruyamamış olduğunu fark etmiş ve bir hayli utanmıştı, yüzünün bir anda kızarmasının nedeni de buydu zaten. Bir şeyi deneyip de eline yüzüne bulaştırmak dünyanın en büyük utançlarından birisiydi, üstelik bunu sadece Zend'in birkaç cümlesiyle birlikte yaptığı için utanç üstüne utanç yaşamıştı genç kız. ''Haksızlık yapıyorsun!'' dedi, kızmıştı biraz.
''Evet evet, böyle ol işte, kızdığın zaman göstermen en iyisidir.'' dedi Zend, bir kahkaha daha patlatmıştı tabii Aena'nın ona kızmasıyla birlikte.
''...'' Aena'nın dişlerinin gıcırtısı Zend'in kulağını doldursa da, genç kız sadece yumruklarını sıkarak beklemeyi tercih etmişti, eğer devam ederse Zend'e saldırabilirdi bile çünkü... ''Hmph, neyse.'' dedi, kafasını sallamıştı yavaşça. ''Eğer gerçekten de bir kardeşe ihtiyacın yoksa, benimle pek fazla muhatap olmana da gerek yoktur.''
''Ben bir kardeşe ihtiyacım olmadığını söyledim, evet,'' Zend konuşmaya başlamıştı hızla, Aena'nın yumuşadığını gördüğü anda. ''ancak elde etmek istediğimiz her şey ihtiyacımız olacak diye bir şey yok, ben bir kardeş istiyorum, hem kim bilir, belki gelecekte ihtiyacım olabilir bile. Bu yüzden benim ablam olabilirsin, değil mi? Senden yüzünü gizlememeni istediğim için, şu anda ben de aynısını yapıyorum. Tamamen hissettiklerimi izliyorsun.'' dedi Zend, bunları söylemesiyle birlikte Aena'nın daha da fazla yumuşayacağını tahmin ediyordu. İnsanları bu şekilde kandırmak kolaydı, karşıdaki kişinin yumuşaması eğer hızlı olan bir şeyse, kişinin tek yapması gereken konuşmayı biraz daha uzatmaya çalışmaktı. Bu şekilde, gerekenleri rahat bir şekilde elde edebilirdiniz... Örneğin, Zend şimdi saf hislerini gösterdiğini söylemesine rağmen aslında onları gizliyor olabilirdi, ancak Aena, karşısındaki gencin bunu yapıyor olma ihtimalini düşünmüyordu bile, muhtemelen. Yüz ifadesinden bu anlaşılıyordu çünkü, bu, bir insanın yapıp yapabileceği en büyük hatalardan birisiydi. İlk defa görüştüğünüz ya da bir yıldan fazla bir süre boyunca yan yana olmadığınız birisinin sözlerine kesinkes güvenemezdiniz, eğer bunu yaparsanız, sırtınızdan bıçaklanabilirdiniz... Zaten çeşitli krallıklardaki casusluklar da bu şekilde olmaktaydı, insanlar krallıktaki birisinin kandırılabilecek kadar saf olduğunu gördüğü anda, harekete geçmeye başlıyorlardı. Bu da krallığın çökmesini sağlıyor denebilirdi, Zend, hiçbir zaman sözlere direkt inanan biri olmayacaktı.
''Bu yaştan sonra gerçekten de bir kardeş istiyor musun?'' Aena, hafifçe kızgın bir şekilde Zend'e bakmaya devam ediyor olsa da genç adamın söylediği birkaç şeyle birlikte, yavaş yavaş ona karşı sıcaklaşmaya başlamıştı. Ona karşı soğuk kalmak için bir nedeni vardı aslında, Zend onu kandırmış ve Aena'nın kendisini savunmasına yol açmıştı, suçlu olduğu halde hem de! Bu, genç kız için affedilemeyecek bir şeydi. Ancak içinden bir şeyler, Zend'i affetmesini söylemekteydi... Küçüklükten gelen bir kardeş sevgisi vardı sanki içinde, Zend'in doğduğunu duyduğu gün onun başına bir şey gelmemesi için Tanrı'ya yolladığı saf dilekleri hala içinde bir yerlerde gömülüydü de, bir anda yukarıya doğru ilerlemeye başlayarak Zend'e bir sevgi beslemesini sağlıyorlardı... Tam olarak anlayamamıştı Aena, ancak o da Zend'in hayatı boyunca insanları içine çektiği havasının içinde sürüklenmeye başlamıştı yavaş bir şekilde...
***
1771
Magnec