Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

304. Bölüm Fao Fozre

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Yua, Ankoa Fozre Ailesi’nin malikanesinde bulundu, değil mi? Yanlış bir yere gitmiş olmasın yer değiştirme büyüsüyle?’’ Zend, aklındaki sorulardan birinin cevabını net bir şekilde almak istemişti.

 

‘’Evet, salonların birinde ortaya çıkmış bir anda, Lord Fao, onun geldiği anda göğsüne saplı bir hançerin olduğunu söylüyor. Daha sonra Ankoa hançeri çıkarmış ve kanamayı hızlandırmış iyice, üstelik hançer tam kalbine isabet ettiği için onu hızlıca öldürmüş, Lord Fao etraftakilere haber verip de insanların gelmesini sağladıktan sonra, Ankoa’nın çoktan cansız olduğu görülmüş, hızlıca gelen, Kral Dustin’in evin içine yerleştirdiği şifacılar bile yetişememiş, ancak Ankoa’nın cesediyle karşılaşabilmişler…’’ Yua Zend’e cevap vermişti hemen, gizlenerek konuşuyor gibi görünüyordu genç adamla.

 

‘’Anlıyorum…’’ Zend onayladı hafifçe başını sallarken. Tabii bunu yaptığı Yua’nın görebileceği bir şey değildi. ‘’Demek Lord Fao buldu onu… İlk gören oydu yani, değil mi?’’

 

‘’Aynen, Lord Fao’nun yalnız olduğu bir odada ortaya çıkmış Ankoa.’’ Yua cevap verdi tekrardan.

 

‘’Lord Fao… Fao Fozre, Vosu’nun kardeşlerinden biriydi yanlış hatırlamıyorsam.’’ Zend konuşmaya devam etti.

 

‘’Evet, kardeşlerin en küçüğü aynı zamanda, Vosu’ya göre hemen her şeyiyle farklı olan biri olarak görülür, genellikle kafaları uyuşmaz o ikisinin. Ancak onun üzerinde herhangi bir şüphe toplanmadı tabii, sonuçta Vosu’ya çoğu zaman karşı çıksa da böyle bir şey yapacak biri değil o, kardeşler yani. Ayrıca Ankoa belli bir süre geçtikten sonra Fozre’nin gelişmesine epey katkı sağlayacak isimlerden biriydi, onu öldürmesi garip olurdu. Herkes böyle düşünüyor yani, ustam da böyle söyledi. Bir de o hançer senin elindeydi gece, Ovaur’u öldüren kişinin Ankoa’yı da öldürmüş olması kimseye garip gelmedi. Üstüne üstlük bir de evdeki, şehir içinde kullanılabilen malikaneye dönüş için olan yer değiştirme büyülerinden birinin de kayıp olduğu öğrenilince, onu o kapüşonlu kişinin öldürdüğü garantilenmiş oldu, bu konuda düşünülmedi bile.’’ Yua konudan bahsetmeyi sürdürüyordu

 

‘’Fao Fozre’de mi diyorsun yani kısaca, o yüzük?’’

 

‘’Bunu bilemem, ama Ankoa’yı ilk gören kişi Lord Fao. Bu gerçeği aklından çıkarmadan yap yapacağını Zend.’’ dedi Yua. ‘’Benim şimdi iletişimi kesmem gerekiyor, seninle konuşmak için bir banyoya girdim biraz önce, burada fazla kalmam dikkat çeker. Ustamın gözüne batmak da istemiyorum zaten, Ankoa’yı gözden kaçırdığım konusunda onu bir şekilde ikna etmeyi başarmış olsam da tam olarak inanmış değil, ben gizlenme ve takip etme konularında ustamdan özel muamele gördüm, yani o giderken Ankoa’yı kaybetmemem gerekiyordu. Şimdi iyice ustamın şüphesini üstüme almamam daha iyi olur.’’ diyerek devam etti ve veda ederek görüşmeyi sonlandırdı.

 

Zend de elini büyülü parşömenden çekmesinin hemen ardından, arkasına dönüp kendisine soru soran gözlerle bakan ustasına ve Gri Engerek’e çevirdi gözlerini. ‘’İyi haberlerim var.’’ dedi hızlıca, biraz önceki konuşmasını o ikisi duymamıştı, yani şu anda Yua’nın Zend’e anlattıklarını bilmiyorlardı. ‘’Yani sanırım iyi sayılır.’’ diyerek devam etti ve gülümsedi tekrardan. ‘’Kimliğim açığa çıkmamış,’’ diyerek başladı, Fao Fozre’den ve Yua’nın ona söylediklerinden bahsetti daha sonra da. Hızlı bir özet geçmişti.

 

Büyük Maızk elini çenesine koymuş, gözlerini aşağıya doğru indirmiş ve kafasının içinde bir sürü şey dönüyormuşçasına yaptığı yüz ifadesiyle birlikte sessiz bir şekilde düşünmeye başlamıştı. Hollis de konuşmamıştı direkt, Zend konuşmasını bitirdiği zaman. Odadaki herkes olayı kavramaya çalışmış gibi görünüyordu bir süre boyunca, Zend de onların rahatça düşünmesine izin vererek sessizleşmişti.

 

Bir süre sonra sessizliği bozan kişi buranın en yaşlısı olmuştu. ‘’Fao Fozre demek… Yanlış hatırlamıyorsam Fao, Vosu’dan hiç hoşlanmayan bir Fozre Ailesi üyesiydi. Vosu yıllardır Fozre Ailesi’nin başında olmasına rağmen Fao ile arasındaki buzları eritemedi, bu onun en büyük hatalarından birisiydi. En basit mantıktır bu, ailenin, krallığın ya da bir topluluğun, bir şeyin başına geçtiysen herkesle aranı iyi tutmaya bakarsın.’’ dedi ve bir iç çekti. ‘’Görünüşe göre, Vosu hatasının bedelini ödemeye başlamış...  Fao eğer yüzüğü fark etmiş ve gizlemişse, aklında bir plan var demektir. Bu planın ne olduğunu öğrenmemiz gerek, eğer ben bir şeyler biliyorsam o herif, yüzüğün içerisindekileri kullanarak Zend’e istediği bir şeyleri yaptırmayı deneyecektir. Zend, Siyahlar’da on beşinci olmandan sonra seni bu şekilde kullanmak isteyenler epey arttı, sadece hakkındaki ilanlara bile bakarak, para karşılığı kendilerini korumanı, birini ya da birilerini öldürmeni, bir şeyi ele geçirmeni ve bunlar gibi pek çok görevi yapmayı isteyen yüzlerce kişinin olduğunu görebilirsin. Beyaz Taç’ı geç, Avcı Bıçağı’na bile bunun için bir sürü kişi başvurdu, Avcı Bıçağı ile hiç alakası olmayan Zend’e bir şeyler yaptırabilmek için, sırf benim temsilcimsin diye Avcı Bıçağı’na geliyorlar. Bir gün tekini öldüreceğim o olacak… Her neyse biraz sinir bozucu olabilir, ama bu görevlerden işine yarayacakları üstlenmek sana kâr sağlayacaktır Zend, bu arada söylemiş olayım. Birkaç çeşit iş kabul ederek hem gelişimini, deneyimini artırabilir hem de para kazanabilirsin. Başına bir milyonluk bir ödül konuldu daha geçenlerde, bir anda Pounz’daki sohbetlerin odağı haline geldin, kimse senin gibi birinin Pounz’da ortaya çıkacağını düşünmüyordu. Üstelik her şey birden oldu yani, aniden altmış beşinci oldun, sonra daha üzerinden bir gün bile geçmeden on beşinci oldun, bundan önce üç yüz bin altınlık olan ödülün bir anda bir milyona fırladı, üstelik yanındaki eklere de bakarsan, aslında bir buçuk milyona… Her görevi kabul et demiyorum, ancak boş zaman bulmayı başarabilirsen, hakkındaki isteklere bir göz atmayı unutma. Seni geliştirecek şeyler de bulabilirsin, bunların arasında.’’ Maızk elbette Zend’in on beşinci sırayı hak ederek kazanmadığını biliyordu ve bunu da göz önünde bulundurarak konuşuyordu. Sonuçta Hollis o gün olanları kendi gözleriyle görmüştü ve Gri Engerek’e de bahsetmişti, bunun ondan saklanmaması gereken bir şey olduğunun farkındaydı genç adam. ‘’Ancak senin seviyeni aşacak görevler de vardır, sonuçta on beşinci olan birinin yapabileceği görevlerin tamamını yapamayacak olman oldukça doğal, orada olanları Hollis’ten dinledim, bu yüzden seni zorlamayacak şeyler arasında düşün.’’ dedi ve karşısındaki genç adamın karanlık gözlerine ciddi bir şekilde baktı yaşlı adam.

 

Zend tüylerinin diken diken olduğunu fark etmişti. Gri Engerek o kadar güçlü ve baskıcı biriydi ki, onun sadece normal bir şekilde ciddileştiğini görmek bile Zend’in içten içe titremesine neden oluyordu kısa bir süre boyunca. O manyak adamda bunu görmemişti Zend, onun siyah gözleri, sıradan birinin gözleriymiş gibi görünüyordu hep, Zend’e bu konuda bir eğitim (!) vermemişti o. Elbette Zend, bunu tamamen kendisinin kontrol ettiğini de biliyordu, sonuçta o adam Ranon’a göre bile güçlü biriydi ve kendi gözlerinden hissedilecek şeyleri ayarlayabiliyor olmalıydı. Zend de bunu ayarlayabilirdi tabii, ancak bunu profesyonel bir şekilde yapamazdı. Ancak, hissettiğinden farklı bir şeyin gözlerinde parıldamasını epey iyi başarabilirdi. Bunda en büyük katkı, Zend kabul etmek istemese de o manyak adama ait olsa da Gri Engerek’in desteği de su götürmezdi. Zend’in gelişim ve hayatı onu ilgilendiriyordu, çünkü o kendisinin temsilcisiydi. Birini temsilcin yapmak bu demekti zaten, onunla ilgilenmeliydin, güçlendirmeli ve geliştirmeliydin, çünkü o seni, senden sonraki nesillerden birinde temsil edecek biri olacaktı!

 

Eğer güçsüz hatırlanmak istemiyorsan, temsilcinin güçlü olmasını sağlamalıydın. Ona bir nevi ustalık yapmış oluyordun. Hatta direkt olarak ustalık yapıp, temsilcisini öğrencisi yapan pek çok savaşçı ve büyücü vardı, ancak Zend’e böyle bir şeyin yaramayacağını düşünmüştü Gri Engerek. Çünkü o Ranon’a sahipti, şu ana kadar onun gelişimine çok karışmamış olmasının yegâne nedeni Ranon’a duyduğu saygı ve güvendi. O yaşlı varlık Zend için en iyisini zaten tahmin eder, uygulardı muhtemelen, Zend’i Gri Engerek’e göre çok daha iyi bir şekilde eğitip geliştirebilirdi. Bunu, Ranon’u gördüğü an anlamıştı Maızk, onunla küçük bir savaş yapmış ve mağlup gelmişti… Üstelik büyük bir savaşla mağlup gelmemişti, Ranon ona fazla dikkat etmemişti bile. Sadece irade ve enerjisini kullanmış, Gri Engerek’in iradesini ezmiş ve zafere ilerlemişti, o günden sonra da zaten Maızk, onu geliştirmek için, şimdilik Zend’e verebileceği en iyi şeyin temsilcilik olduğunu anlamıştı.

 

Derin bir nefes daha alarak, koyduğu ara bilgilendirmenin ardından asıl konuya geri döndü yaşlı adam. ‘’Neyse, meselemize geri dönelim… Onunla bir şekilde bir görüşme ayarlaman gerek Zend. Daha doğrusu onun senin ayağına gelmesine izin vermen gerek, çünkü o büyük ihtimalle şimdi seninle konuşmak için bir boşluk aramaya başlayacaktır. Eğer gerçekten de yüzük Fao’da ise, isteklerini dile getirmek için seni bulması lazım. Seni bulmasını sağlayabilirsin ya da ona bir şekilde ulaş. Bu aslında iyi oldu, Dustin’in isteyeceği şeylerden az olacaktır herhalde istekleri. Aklımda birkaç şey var, ama önce onu dinlemek daha iyi olur.’’

 

‘’Anladım.’’ Zend hızlıca kafasını sallamıştı, Gri Engerek’i pürdikkat dinliyordu. Onun söyleyeceği her şey Zend için önemliydi çünkü… ‘’Eğer benimle konuşmak isterse, durumu kendi çıkarıma kullanacağımdan emin olabilirsiniz. Ona rahatça baskı kurarım, konuşma yeteneğim yüksektir.’’ dedi Zend kendine güvenen bakışlarını odada açıkça sergilerken. Daha sonra da, ‘’Peki sonra ne yapmamız daha doğru olur?’’ diyerek, danışmaya devam etti karşısındaki, Zend’e göre oldukça deneyimli olan savaşçılara.

 

‘’Daha sonra ise… Aslında Fao’dan biz de bir şeyler isteyebiliriz, ama ek plan kurmak da zorunlu bir şey elbette… Bakalım, eğer kimliğimiz açığa çıkarsa direkt olarak gidip, Fozre Ailesi’ne sataşabiliriz. Burada bir sorun olmaz, Avcı Bıçağı ve Beyaz Taç’a karşı gelemez Fozre, işler ciddiye binerse. Güzel güzel öterler de, diğer kimlerin ödülle alakası olduğunu öğreniriz, görürüz, kimmiş bizim öğrenmemize engel olacak kadar değer verdikleri kişiler…’’ Yavaşça çenesini kaşımıştı Gri Engerek.

 

‘’Anladım… Peki açığa çıkmazsa?’’ Zend de ustası gibi Gri Engerek’e odaklanmıştı.

 

‘’Aslında o zaman da direkt Fozre’ye doğru harekete geçebiliriz, şimdi genç nesilden olan birkaç kişiyi kaybettikleri için düzgün düşünebilmekten iyice uzaklaşmışlardır. Bize net bir aile vermiş olman güzel Zend, eğer bu bilgileri ele geçirmiş olmasaydın hiçbir şey yapamazdık muhtemelen. Tabii bunları sadece bir iki gün içerisinde öğrenmiş olman da çok iyi, onu da unutmamak gerek.’’ dedi ve Zend’e bakarken gülümsedi Maızk. ‘’Kerata, nasıl da büyümüşsün sen!’’ diyerek devam etti ve Zend Chibui’deki anılarını anlatarak geçmişi hatırlarken, bir süreliğine mola vermenin gerekli olduğunu kabul etti ve burada, değer verdiği insanların içinde olan bu iki kişiyle sohbet etmeye başladı…

 

***

 

‘’Merhaba Lord Fao.’’ Zend, karşısındaki adama bakarken saygılı bir şekilde selam vermişti, insanların içerisinde olsa da dikkat çekmeden görüşebilecekleri bir yer belirlemişlerdi dün gece, Zend Yua’dan, Fao’nun gideceği bir yeri öğrenmesini istemiş ve adam gece vakti, Fozre Ailesi’nin borçlarından birini ödemek üzere bir yere giderken, onun karşısına çıkıvermişti. Tabii rastlantı izlenimi vermişti buna, orada tamamen tesadüfen karşılaşmışlardı sonuçta… Daha sonra da ertesi gün bir yerde buluşup konuşmak için Zend’i davet etmişti Fao Fozre, Zend de beklediği teklifin gelmesiyle birlikte bir gülümsemeyi yüzüne oturtmuş ve kabul etmişti. Böylece kısa bir süre içerisinde buraya varmışlardı…

 

‘’Merhaba genç dostum Zend,’’ Fao gülümseyerek Zend’in elini sıktı ve oturdu kendi sandalyesine. Zend’e karşı sempatik ve samimi görünmek istiyormuş gibiydi, Zend’in yüzünü göremiyordu maskeden dolayı, bu yüzden birazcık kararsız kalmıştı muhtemelen, selam verdikten sonra hızlıca otursa da bir süreliğine sessiz kalmıştı, Zend’in ne düşündüğünü tahmin edememişti yüzüne bakarak. ‘’seninle görüşmek için sabırsızlanıyordum. Sizin gibi, genç olmasına rağmen inanılmaz derecede güçlü olan bir dehayla karşılaştığım için heyecanlandığımı söylesem haksız olmam sanırım…’’

 

Zend de sıcak bir şekilde cevap verdi, adamın ilk bıraktığı izlenimden dolayı. ‘’Ah, çok naziksiniz, sabırsızlığınızın nedenini tahmin edebiliyorum…’’

 

***

 

1725