Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

303. Bölüm Yüzük Kimde?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Gri Engerek!’’ Zend de lakabıyla seslendiği büyüğüne bakarken, mutlu bir şekilde gülümsemişti.

 

‘’Gel içeri, gel içeri.’’ dedi Maızk hızlıca, Zend’in dışarıda rahat edemeyeceğinin farkındaydı. Başındaki, Pounz’da arananların arasında birinci sırada olmasını sağlayan ödülden dolayı zaten dışarıda normal bir şekilde dolaşamıyormuş gibi bile görünüyordu.

 

‘’Ne zamandır yoksun ortalıkta, Pounz’a döndüğünden beri daha görüşemedik bile Zend, insan bi’ ziyaret eder beni.’’ Gri Engerek Zend’i içeri almasının ardından, genç adam yüzündeki kumaş parçasıyla birlikte kapüşonunu çıkarırken konuşmuştu.

 

Zend de üstündekileri yüzüğüne koymasının ardından Maızk’a dönmüştü, ilerledi ve sarıldı yaşlı adama. Tabii o da aynı şekilde karşılık vermişti.

 

‘’Bak sen, sokakta görsem tanıyamayacağım, nasıl değişmişsin böyle!’’ Gri Engerek neşeli bir şekilde Zend’e sarıldıktan sonra, onu omuzlarından tutmuş ve birazcık ileri doğru itmiş, ardından da gözlerini genişletirken söylemişti.

 

‘’Eh, herhalde büyüyeceğim!’’ Zend’in ağzı kulaklarındaydı şu anda, ustasını son ve yılların ardından ilk defa gördüğü zaman yaşadığı mutluluğun büyük bir benzerini hissediyordu. ‘’Sonuçta son görüşmemizin ardından altı yıla yakın bir zaman geçti, o zamanlar küçücüktüm.’’ dedi genç adam hızlıca, biraz önceki hayal kırıklıklarıyla birlikte olan huzursuzluğu üzerinden uçmuş gitmişti, bu yaşlı adamı gördüğü zaman. Ankoa tarafından kaydedilmiş ve muhtemelen açığa çıkarılmış olmak, birkaç saniye önce Zend’in kafasında olan tek şeydi ve dışarıdan belli etmemeye çalışsa da buna epey morali bozulmuştu, yaptığı her şey ters gitmeye başlamıştı çünkü son zamanlarda. Ancak Gri Engerek’i tekrar görmek, onun hislerinin büyük bir kısmını değiştirmişti. ‘Aslında dokuz yıla yakın bir zaman geçti tabii, ama bundan Gri Engerek’e daha sonra bahsedebilirim, şimdi önemli değil.’ diye geçirdi içinden.

 

‘’Ayrıca Büyük Maızk, senin yanına gelmek istedim ancak ben Pounz’a vardığımda sen burada değildin, Avcı Bıçağı’na uğrayıp seni sormuştum. Daha sonra ne zaman geldiğini de bilmiyordum zaten, bir de son günlerim epey yoğun geçti, Fozre’yle falan işlerim oldu ve henüz yeni zaman bulabildim sana bir ziyarette bulunmak için.’’ diyerek devam etti Zend. ‘’Yoksa ben de gelmek isterdim tabii hemen yanına, ama şu ödülü kaldırmayı denerken insan, keyfi için bir yerlere gidecek kadar boş vakit bulamıyor.’’ dedi ve güldü daha sonra da.

 

‘’Evet evet, biliyorum.’’ Maızk da gülerek cevap vermişti. ‘’Öylesine söyledim zaten, ben de yeni boş vakit bulabildim, tam zamanında geldin aslında. Daha birkaç saat öncesine kadar bile birkaç şey hakkında yapmaya çalıştığım eylemler vardı. Biraz daha erken gelsen seni bekletmem gerekebilirdi bile, hahahaha…’’

 

‘’Ah, bir de beni suçlarsın Büyük Maızk. O kadar süredir görmediğin birini nasıl erteleyebilirsin, ayıp değil mi?’’ Zend alaylı bir şekilde konuşmuştu, ustasının sesini duymasından hemen önce.

 

‘’Zend, seni hayırsız!’’ Hollis bir anda içerideki odaların birinden fırladı ve koşarak Zend’in üstüne atladı, daha sonra da kafasını kollarının arasına aldı ve yere düşürdüğü gence ufak işkencelerinden birini yapmaya başladı. ‘’Fozre Ailesi’nin evine baskına gidiyorsun da beni çağırmıyor musun? Boşuna mı ustan olduk senin?!’’

 

Zend canının yandığını belli edecek şekilde bağırdı yavaşça, ama bu bağırışı etkileyen, içinden gelen bir gülme isteği vardı. Bu yüzden Hollis onu ciddiye almamıştı tabii.

 

‘’Usta, normalde gizli bir şekilde gidecektim, yalnızca Era’yı almıştım yanıma, o da büyülü yaratık ortağım olduğu için. Bir de gizlenme ve kendini saklayarak hareket etme konularında çok iyi olduğu için, aksi halde tek başıma daha güvende hissettiğim için oraya yalnız giderdim. Yani usta, yanımda ne kadar fazla kişi olursa o kadar riske atardım kendimi. Sanzirna’yı ise bir yer değiştirme büyüsüyle getiriverdim, evin içine girdikten sonra. Senin güçlü olduğunu biliyorum, ama sen bire bir savaşlarda iyi olan birisin usta, bir suikastçi misali. Ancak Sanzirna tek başına onlarca kişiyle mücadele edebilir, gücünü tek bir kişiye odaklamayı bırakıp, birçok kişiye dağıtmayı başarabiliyor. Bu yüzden onu tercih ettim.’’ Zend ustası kafasını tutarken, derin bir nefes alıp Hollis’i çağırmama nedenini anlattı. Büyüsünden bahsetmemişti, çünkü şimdilik bunun gerekli olduğunu düşünmüyordu. Ustasına güveniyordu, Maızk’a da güveniyordu ancak kendisinin bile bilmediği bir şeyi, onların bilmesine gerek olmadığını düşünüyordu.

 

‘’Eh…’’ Hollis kafasını salladı ve Zend’i bıraktı, bir nefes verişini tamamladıktan sonra. ‘’Peki aradığın şeyleri bulabildin mi?’’

 

Zend, ustasının sorusunun ardından biraz bekledi. ‘’Ne yazık ki hayır. O gün sabah Dustin’le karşılaşmıştık ve ona Yua’nın nerede olduğunu sormuştum, o da Tou’yla birlikte Yua’nın da Fungyuo’da onu temsil etmek üzere kaldığını söylemişti, bu yüzden akşam bir sorun yaşamayacağımı, Sanzirna’yı engelleyecek birinin olmadığını düşündüm. Ancak Dustin bana yalan söylemiş, tahmin edememiştim ilk başta. Gece birden Tou geldi, önüme çıktı.’’ dedi genç adam, başını iki yana sallamıştı. ‘’Ancak Fozre Ailesi’nin, başımdaki ödülle kesin olarak ilgisinin olduğunu gördüm, gece kanıtları aradım ve tam buldum derken, bir anda Yua fırladı bir köşeden, bir sürü askerle birlikte beni engelledi. Ben de Fozre Ailesi’nin ödülle olan ilişkisini kendime kanıtladığım için buna göre hareket ettim, zaten bugün de bu yüzden Ankoa Fozre’yi bire bir bir savaşa davet etmemni nedeni buydu. Geldi de, onu yenip; Fozre Ailesi’nin dışında benim başımdaki ödüle katkı sağlamış olan ailelerin ismini öğrenecektim. Ancak Yua bir anda işimi bozdu…’’ diyerek devam eden Zend, Ankoa’nın eve nasıl gittiğini anlatmıştı hızlıca. ‘’Kötü yanı ise Dustin’in, benim eve baskın yapan ve Ovaur’u öldüren o kapüşonlu kişi olduğumu öğrendi sanırım, bugünden itibaren. Ranon’un söylediğine göre, Ankoa benimle yaptığı savaşta olanların tamamını kaydetmiş, söylediklerim de dahil… O bir anda büyüyle gidince, yalnızca bıçağımı, Ankoa’nın kalbini hedefleyerek fırlatmak için vaktim oldu. Epey batırdım yani...’’

 

‘’Yuh be oğlum!’’ Hollis’in gözleri açılmıştı Zend’in anlattıklarıyla birlikte. ‘’Epey değil, tamamen batırmışsın! Rakibinin üzerindeki büyülü eşyaya bakmalıydın, bu büyük bir acemilik.’’ dedi ve olumsuzca kafasını salladı bu sefer. ‘’Neyse yapacak bir şey yok, olan olmuş sonuçta… Ancak yaptıklarına bakarsak, birkaç hata yapmasaydın tek başına Fozre Ailesi’ni alt edebilecek kadar iş yapmış olacakmışsın. Yüz yılı aşkın bir geçmişi olan, Kraliyet Ailesi’nin yakınlarında bulunan bir aileye karşı tek başına ayakta durmak, pek çok kişinin yapamayacağı bir iş. Özellikle Dustin’in müdahalesi yüzünden istediğini yapamamış olman, biraz şanssızlık olsa da senin niteliklerini iyice kanıtlamış. Eğer Dustin karışmamış olsaydı, aradığın şeyleri bulacaktın değil mi? Kanıtları yani… Bu da aslında tüm aileye karşı tek başına kazanabilmiş olduğunu gösteriyor.’’ Genç adam öğrencisini teselli etmek istiyormuş gibi görünüyordu, gülümseyerek konuşmuştu hızlıca.

 

‘’Aslında tam olarak öyle değil usta.’’ dedi Zend, kendisini hayal kırıklığından çıkarmak istiyormuşçasına konuşan Hollis’e bakarken. ‘’Fozre Ailesi’ndeki yüksek seviyeli kişiler, nedenini bilmediğim bir işten dolayı Pounz’un dışına çıkmış, bu yüzden karşımdakiler eksikti diyebiliriz.’’

 

‘’Evet, Fozre Ailesi seneyeki Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası’na girmeyi başaramadı bu sefer, özel olarak izin istemek için gitmişlerdi, ben de duymuştum.’’ Gri Engerek, konuşmaya girmişti. Elbette çoktan bir odaya geçmişlerdi Zend durumu anlatırken, koltuklardan birine rahat bir şekilde oturmuştu genç adam, Maızk’ı dinlerken de. Bir yandan da ustasına bakıyordu tabii. ‘’Eh, elbette artık bu turnuvadan bir bilete ihtiyaçları kalmadı.’’ diyerek devam ederken gülmüştü keyifli bir şekilde.

 

‘’Çünkü Fozre’nin, genç nesilden, turnuvaya katılacak kadar nitelikli olan bir çocuğu kalmadı, değil mi?’’ Hollis de, üvey babası olan Gri Engerek’in ardından konuştu ve Zend’e baktı. ‘’Zend, Ankoa’yı öldürdüğünü söyledin, değil mi? Ovaur’u da öldürmüştün, yani artık Fozre’nin Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası’nda öne süreceği kadar nitelikli bir çocuğu kalmadı, uygun yaş aralığında olan. Ovaur birincil adaylarıydı, ancak ölüverdi… Ankoa da onun peşinden geliyordu, Fozre Ailesi yıllardır turnuvalarda ileri gitmeyi başaramaz zaten, ancak en azından belirli bir sırayı korumayı başarabiliyorlardı. Artık onu da yapamayacaklar, ilk bine girebilecek kadar nitelikli bir adayları kalmadı.’’

 

‘’Oh, biliyordunuz değil mi?’’ dedi Zend, ustasını dinledikten sonra. ‘’Ovaur’u öldürdüğümü yani…’’ diyerek devam etti, biraz önce Fozre Ailesi’nin evine saldırdığını söylemişti tabii, ancak halk arasındaki söylentilere bu sabah göz attığı zaman, saldırganların eşkâlini bilmiyordu kimse, bu yüzden aradaki bağlantıyı çözememişlerdi. Zend de ustasının böyle düşünme ihtimalinin olduğunu tahmin etmişti.

 

‘’Elbette biliyorduk, senin bir Ağır Kılıç’ın vardı değil mi? Beyaz Taç’ın ana binasındayken göstermiştin. Ovaur’un cesedini görme imkanım da olmuştu, onu o hale getirebilecek tek şey, bir Ağır Kılıç olabilirdi. Bir de o gün sen oradaydın, üstelik onunla bir savaş falan yapmışsınız. Karşılık vermemişsin, basitçe onun tekniklerini yoklamışsın yani, anlayabildim hızlı bir şekilde. Onu senden başka kim o hale getirebilirdi ki?’’

 

‘’Hehehe…’’ Zend birazcık mahcup olsa da belli etmeden gülmüştü direkt .

‘’Ancak Dustin kimliğini öğrendiyse sıkıntı büyük…’’ Gri Engerek Zend’e baktı. ‘’Elbette tahmin edebiliyordur, saldıranın sen olduğunu. Ama bunu kanıtlayamıyordu, bu yüzden bir sorun yaşamazdın bu konuda. Eğer şimdi elinde bir kanıt varsa karşılık isteyebilir, tazminat ve çeşitli şeyleri arzu edebilir. Üstelik dikkatlerinin tamamını senin üzerinde toplar ve seni gözetlemesi için, yakın çevrene birilerini koyabilir. Buna itiraz da edemezsin. Beyaz Taç ya da Avcı Bıçağı da edemez, çünkü haklı sebepleri var bu konuda. Eğer kimliğin öğrenilmemiş olsa işimiz çok daha kolay olurdu…’’ diyerek, sonlara doğru mırıldanmaya geçiş yapmıştı yaşlı adam. Tam o anda da, Zend’in kulaklarına başka bir ses gelmişti, aniden.

 

‘’Zend, Zend! Beni duyuyor musun?’’ Yua, Zend’e seslenmiş gibi görünüyordu Fozre Malikanesi’nin içerisinden.

 

Zend cevap verebilmek için yüzüğünden, Yua’nın, ayrılmadan önce ona verdiği parşömeni çıkardı ve elini oradaki yazıların üzerine basıp büyünün aktifleştiğini belirten enerji değişimlerini hissetmesiyle birlikte konuşmaya başladı, Hollis ve Gri Engerek’e bir süreliğine beklemelerini söylemişti hızlı bir şekilde.

 

‘’Evet Yua, duyuyorum. Ne oldu? Durum çok mu kötü, Dustin çoktan peşime düşmüş mü?’’ diye sordu vakit kaybetmeden.

 

‘’Zend, kısa bir süre önce Fozre Malikanesi’ne vardım ve yolda, Ankoa’yı takip ederken onun beni ektiğini söyledim, kabul ettirdim bir şekilde. Daha sonra ise Ankoa’nın ölümü ile ilgili birkaç şey öğrenmeye çalıştım ve senin söylediğin yüzüğü soruşturdum… Nasıl olduğunu bilmiyorum ancak öyle bir yüzüğün varlığından kimsenin haberi yokmuş gibi görünüyor, ustama öyle bir yüzüğü görmüş gibi olduğumu söyledim ve onunla ilgili birkaç şey sordum, bana öyle bir yüzüğün Ankoa’nın üzerinden çıkmadığını söyledi, ben de yanlış görmüş olduğumu düşündüğümü söyleyerek bu konunun üzerinde durmadım pek. Ayrıca kimsenin ağzından senin ismin çıkmadı ben geldiğimden beri, gerçekten de öyle bir yüzük var mıydı ki Ankoa’nın üzerinde? Bundan emin misin, nasıl öğrendin?’’ Yua hızlı bir şekilde konuşmuştu.

 

‘’Gerçekten mi?’’ Zend şaşkın ve mutlu bir şekilde sormuştu, aynı zamanda Ranon’a da seslenmişti.

 

‘’Ranon,’’ diyerek cümlesine başlar başlamaz, Ranon cevap verdi genç adama.

 

‘’Evet, kesinlikle eminim Zend.’’ dedi Ranon, Zend’in aklını okumuşçasına. ‘’Senin enerji merkezindeyim ben, enerjini kullanarak yaptığın her şeyden benim de haberim oluyor, yani Yua’nın sana anlattığı her şeyi ben de duydum. O yüzüğün orada olduğundan ve o gencin son anlarında yaşadığı her şeyi kaydettiğinden tamamen eminim, yani eğer duyulmamışsa bu, orada bunun olmasını engelleyen biri var demektir.’’ diyerek devam etti yaşlı varlık. ‘’Şimdi, daha da çok dikkatli olman gerekiyor… Çünkü eğer birisi bunu gizli tuttuysa, karşılığında senden bir şeyler isteyebilir, bu istekler de epey bencilce olabilir, tehdit edilmenin seni etkilemeyeceği konusunda emin olman gerek.’’

 

Zend yutkundu Ranon’un konuşmasının ardından, sessiz bir şekilde. Böyle bir yüzük gerçekten de varsa, kim, neden onun Fozre Ailesi’nin eline geçmesini engellemişti? Fozre Malikanesi’nin içerisinde bulunmuştu Ankoa, değil mi? Öyleyse bulan kişi de Fozre Ailesi’nden ya da aileye yakın olan biri olmalıydı, neden gizli tutmuştu bunu?.. Amacı neydi?..

 

Sorular Zend’in kafasında dolaşmaya başlamışken tekrar, son günlerde devamlı olarak olduğu gibi, genç adam derin bir nefes aldı. ‘’O yüzük kimde ki acaba?’’

 

***

 

1765