Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

300. Bölüm Delil

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’...’’ Yua yine Zend’in söylediklerinin ardından sessiz kalmayı tercih etmişti.

 

‘’Ne o, buraya girip işime karışabileceğini, daha sonra da hiçbir şey olmamış gibi gidebileceğini falan mı düşündün?’’ Zend Yua’ya bakarak sakin bir şekilde konuşmayı sürdürüyordu.

 

‘’Doğrusu… Ankoa’nın buraya yalnız geleceğini düşünmemiştim, bu yüzden seninle baş başa kalacağımı düşünmüyordum, bir sorun olursa bana destek olacak kişilerin de burada bizimle olacağını tahmin etmiştim. Ama görünüşe göre gerçekten de yalnız geldi, üstüne ben de biraz önce onun öleceğini gördüm ve bunu engellemek için, devamında ne olacağını düşünmeden harekete geçtim.’’ dedi ve yavaşça başını eğdi. ‘’Beni öldürmezsin herhalde…’’ diyerek de mırıldandı devamında.

 

‘’Yani şimdi, gerçekten de hiçbir şey yapmamışsın gibi gidebileceğini düşündün, haksız mıyım?’’

 

‘’...’’ Yuna yine sessiz kalmıştı çünkü Zend’in ne yapacağını bilmiyordu şu anda, istediği şeyi yapmak ona kalmıştı tabii ama bunu tekrar söyleyip de bunu iyice Zend’in gözüne sokmaması gerekiyordu, en azından onun düşüncesi bu yöndeydi.

 

‘’Eh, doğru düşünmüşsün o zaman.’’ dedi Zend, girişe doğru ilerlemeye başladıktan sonra.

 

‘’Hey hey, Zend, gerçekten de hiçbir şey yapmayacak mısın ona?’’ Era Zend’in söyledikleriyle birlikte şaşkınca konuşmuş ve arka tarafında kalmış olan çıkış yoluna doğru ilerlemeye başlamış Zend’e bakmıştı. ‘’Resmen bilgi kaynağımızı yok etti o! En azından bir ceza almalı!’’

 

‘’Ne ceza vereceğim Era?’’ Zend göz ucuyla büyülü yaratık ortağına baktı. ‘’Onu öldüremem, gelecekte işime yarayabilir, sonuçta Tou ile o kadar vakit geçirdi, ona yakındır. Tou da krala yakın, yani Yua ile aramı iyi tutmam kral ile ilgili bir sürü şeyde, bana ek şans tanıyacak. Ona zarar vermek de bir seçenek değil yani, ne yapabilirim bunların dışında?’’

 

Era, Zend’in cevabının ardından biraz beklemiş ve arkasına dönüp, Yua’ya bakarak soğuk bir şekilde, ‘’Çocuk, bir daha işimize karışacak olursan seni yerim. Gerçek anlamda.’’ demiş ve daha sonra da küçülerek Zend’in yanına ilerlemiş ve genç adamın omzuna atlayarak, ileriye doğru seyahat etmeye başlamıştı.

 

Zend ise o sırada Fozre Ailesi’ni düşünüyordu. Şimdi ne yapacaktı? Yua, onun yapmaya çalıştığı şeyi tamamen bozmuştu biraz önceki hareketiyle, Zend’in Ankoa’yı sorgulamasını engellemişti… Bu, bir nevi Fozre Ailesi’nin dışındaki Zend’in başında olan ödülle alakalı ailelerin, Zend tarafından öğrenilmesini engellemişti. Bu da Zend’in kurduğu planı yok ediyordu, yeni bir plan yapmalıydı genç adam… Artık Fozre Ailesi’nden birini yakalaması neredeyse imkansızdı, çünkü Ankoa’nın da öldürülmesinin ardından, Fozre Ailesi’ndekiler adeta son seviye bir dikkate sahip olacaktı. Hatta Kral Dustin, bunun ardından Fozre Ailesi’nin malikanesinde kalmaya bile karar verebilirdi belki, onun ne yapacağı belli olmazdı… Peki ne yapacaktı Zend? Nasıl bir yol izlemesi gerekiyordu? Kimi kullanabilirdi?

 

Düşünceler aklından geçmeye devam ederken, Yua’nın ona seslendiğini duymuştu.

 

‘’Gerçekten de hiçbir şey yapmadan gidecek misin?’’ Genç kız da Zend’in kararına epey şaşırmış olacaktı ki, sesi bile titremişti sorarken.

 

‘’Evet, ne yapmamı istiyorsun?’’ Zend ona kısaca cevap vermişti soğuk bir şekilde tekrardan. Eğer onunla ilgili düşünmeye devam ederse kararını değiştirip de, ona işkence etmeye karar verebilirdi…

 

‘’Bir şey yapmanı istediğimden değil… Sadece benimle ilgili bir şeyler yapacağını düşünmüştüm, burada yalnızız, yani sana müdahale edecek kimse yok, üstelik senin yapmaya çalıştığın bir şeyde başarısız olmanı sağladım, değil mi? Bana karşı bir öfke beslememiş olman gerçekten garip geliyor…’’ diyerek devam etti kız, gergin görünüyordu, alnından birkaç damla ter aksa da konuşmayı bırakmamıştı. Zend’in neden böyle yaptığını gerçekten merak ediyor olmalıydı, aksi halde onun aleyhine sonuçlanması muhtemelen olan bir şeyi bu şekilde başlatmazdı. Korkardı en azından… Diğer hiçbir şeyden endişe etmese, canından endişe ederdi.

 

‘’Sana öfkeliyim, öfkeli olmadığımı niye düşünüyorsun? Önemli olan öfkelenmek ya da öfkelenmemek değil, öfkeni bastırabilmektir.’’ Ciddi bir şekilde konuşmaya devam etmişti.

 

‘’Sen…’’ Yua dudaklarını ısırmıştı tekrardan, Zend, söylediği her şeyde Yua ile arasında olan farkı devamlı olarak açıyordu… Bu da Yua’nın onun altında daha da fazla ezilmesine neden oluyordu tabii, öfkeyi bastırmak mı? Bu derecede mi? Onun yüzünün ufak bir zerresinde bile bir öfke belirtisi yoktu, bu nasıl bir duygu kontrolüydü böyle? ‘’Ayrıca, Ankoa’ya o gece saldıranın sen olmadığını söyledin, ama o hançeri geçen gece karşımdaki kişinin elinde gördüğümden eminim. Yine mi yalan söyledin yoksa?’’ diyerek devam ederken iğneleyici bir söyleyişe başvurmuştu Yua, bu sabah Zend’in söylediklerinin tamamının yalan olduğunu fark etmesiyle kırılsa da, şu an daha önemli bir meselenin içerisinde olduğunu anlamış ve bu konuyu açmamıştı. Yine de bu, konuşurken istemsizce bu konuya doğru da ilerlemesini engelleyememişti.

 

‘’Kazanmak için yalan söylemek normaldir, düşmanlarının doğruları bilmesine gerek yok. Eğer gece saldıranın ben olduğumu bilse korkup büyüyü tetikleyebilirdi, böylece elimden kaçmış olurdu. Malum, gece kaçarak savaştım ama son anda Tou’ya bir saldırı yaptığımdan, bir de saldırmadan önce diğer askerlerin oluşturduğu bir topluluğa karşı tek başıma savaştığımdan beni yenemeyeceği bir seviyede görebilirdi. Bunu göze alamazdım.’’ Zend dürüstçe cevap vermişti bu sefer.

 

‘’Ben düşmanın mıyım peki? Bana da yalan söylemiştin, hatırlıyorsan.’’ Yua, kırgınlığı hafifçe anlaşılabilecek bir şekilde konuştu.

 

‘’Bak bak, Ağır Kılıç’ı vuracağım kafasına az sonra o olacak, daha da konuşuyor, hem suçlu hem güçlü arkadaş!’’ Zend Era’ya sitem etmişti, ama dışarıdan belli etmiyordu tabii…

 

‘’Düşmanlarımla işbirliği yapan birisi ile yan yanasın diyelim, açıklayıcı oluyor mu? Düşmanımın dostu düşmanımdır, basit bir mantık.’’

 

‘’Düşmanlarınla işbirliği yapan biri mi? O kim peki?’’ Yua, birazcık sesini yükseltmişti.

 

‘’Kral Dustin.’’ Zend gülümsedi yapmacık bir şekilde. ‘’Fozre Ailesi ile işbirliğini kim yapacak ondan başka?’’

 

‘’Kral Dustin mi?’’ Yua şaşkın bir şekilde sormuştu. ‘’Doğru…’’ diyerek de fısıldamıştı kendi kendine sessizce. ‘Zend Chibui’de Fozre Ailesi’nden iki çocuğu öldürmüştü ve şimdi başındaki ödülün de Fozre Ailesi’nin elinden çıktığını düşünüyordu, aklıma geldi şimdi…’ diye içinden geçirirken kararsız bir şekilde Zend’e bakmıştı. Ona gerçekten de kızmalı mıydı kendi kendine? Yoksa hakkını aradığını mı düşünmeliydi? Böylesine bir ödülle dolaşmak zor olmalıydı tabii…

 

‘’Evet, Kral Dustin. Başımdaki ödülü biliyorsun değil mi? Bu ödülün koyulmasında Fozre Ailesi’nin büyük bir payı vardı, ben de bunu kanıtlamaya çalışıyorum kaç gündür. Geçen sefer girdiğimde Kral Dustin sayesinde amacımdan olmuştum, şimdi de senin sayende aynı şeyi yaşadım, kendinle gurur duyabilirsin. Eğer Ankoa’yı konuşturmam mümkün olsaydı rahat bir şekilde ödülde başka hangi ailelerin parmağının olduğunu da öğrenebilecektim, aynı zamanda onu kullanarak Fozre’ye Ankoa’nın karşılığında benim için kanıt oluşturabilecek bir şeyleri isteyebilirdim. Ama tabii sen kafanın basmayacağı şeylere müdahale etmekte pek iyi çıktın, ne yapalım…’’ Bu sefer Zend iğneleyici bir şekilde devam etmiştim. ‘’Kralının da kafası pek çalışmıyor gibi gerçi, ben ona Kraliyet Askerleri’nden biri olacağımı söyledim ama o, daha benim işlerimi bozmaya çalışıyor… Amaç nedir arkadaş, sen de mi benimle savaşmak istiyorsun? Anlamadım gitti… Neden beni engellemeye çalıştığını bilmiyorum ama muhtemelen, beni bu ödülü kullanarak krallığa bağlamayı deneyecek. Beni o kadar basit biri sanıyor yani, senin zeka küpü kralın… Sonunda kim gülecek bakalım…’’

 

Kafasını aşağıya doğru eğmişti yavaşça Yua. Zend’in işini bozmasa daha iyi şeyler olabilirdi belki de, gerçekten. Ama olmuş bitmişti bir kere, ona verilen görev buydu ve o da görevini yerine getirmek için gerekenleri yapmıştı… Ama Zend’in ona epey kızdığını da fark etmemiş değildi, o belli etmiyordu ama ciddi anlamda öfkeliydi şu anda, zaten Yua’ya böyle soğuk davranmasının nedeni de buydu muhtemelen… Bu Zend ile karşılaşmak istemiyordu Yua hiçbir zaman, bu yüzden, çekinerek de olsa, ‘’Peki bundan sonra hep bu soğuk Zend’i mi göreceğim? Sabahki gibi sıcak olacak mısın tekrar?’’ diye sordu, Zend bunu görünce adeta hayret etmişti, çünkü bunları söyleyen biraz önce onun planına büyük bir darbe vurmuş olan kişiydi!

 

İnsanda biraz utanma olurdu yahu, böyle bir şey söyleyecekse de en azından bir iki gün beklerdi. Belki de karşısındaki ona öfkesini kusardı çünkü, eğer böyle bir şey olursa da Yua, Zend’in öfkesine karşı muhtemelen ayakta kalamazdı, Zend bir şekilde öldürüverirdi onu… Kalıcı hasar bırakmakla da yetinebilirdi elbette. Ama böyle bir anda, böyle bir şey söylemek gerçekten hayrete düşürücüydü…Görünüşe göre Yua, bu konularda hala eskisi gibi vurdumduymazdı. Ama bunu avantajına çevirme imkanı vardı Zend’in, biraz önce düşündüğü şeylere, şimdi yanıt bulmuş gibiydi.

 

Kimi kullanacaktı?

 

Elbette, şu an kendisine karşı mahcup bir duruma düşmüş olan Yua’yı... Tou’nun öğrencisiydi o, düşmanına bu kadar yakın olan başka birini bulabilir miydi ki? Rahatça evin içinde dolaşıp, Fozre’de bir yerlere ulaşabilirdi. Üstelik Yua’yı uzun zamandır tanıdığı için, onun son altı yıldır falan kendisine hayran olduğunun farkındaydı. Yani onun üzerinde rahat bir şekilde otorite kurabilirdi, hem Yua’nın, bu sabah onun Kraliyet Askerleri’nden biri olacağını duyduğu zaman nasıl mutlu olduğunu kendi gözleriyle görmüştü. Eğer bu işte kendisine yardım ederse krallığa bağlı olacağını söylerse, Yua ona kesin her şeyiyle yardım ederdi.

 

‘’Yua, eğer tekrar sıcak davranmamı istiyorsan yapman gereken bir şey var.’’ dedi yavaşça, gülümsemişti.

 

‘’Yapmam gereken bir şey mi var? Nedir?’’ Yua kafasını kaldırmıştı Zend’i duymasıyla birlikte.

 

‘’Bana Fozre Ailesi konusunda yardım et ve ben şu ödülün kaldırılması için uğraşırken destek çık.’’ Zend açık bir şekilde niyetini belli etmişti. ‘’Biraz önce bana büyük bir zarar verdin, eğer bunu karşılayabilirsen sorun kalmaz. Böylece ben de Kral Dustin ile bir mücadeleye girmemiş olurum, çünkü bu beni oldukça yoracak gibi görünüyor. Ben zaten kendi isteğimle krallığa katılacağım, yani kralın böyle bir şey yapmasına gerek yok. Ancak bunu anlattığımda büyük ihtimalle anlamayacaktır, bu yüzden sana anlatıyorum.’’ dedi devamında da. ‘’Ne dersin?’’

 

***

 

Bir anda odanın ortasında ortaya çıkan gence doğru bakmıştı Fao. ‘’Ankoa!’’ dedi hızlıca, ilerledi ona doğru, sırtüstü yatıyordu, göğsüne saplı bir hançer vardı…

 

‘’Nasıl kabul ettim ben?..’’ diye soruyordu kendi kendine o genç, elleri donmuşçasına soğuktu, yüzünün rengi atmıştı ve sanki karşısında bir şeytan vardı da, gözleri ona odaklanmıştı korkuyla… ‘’Nasıl böyle bir aptallık yapabildim?’’ diye sordu tekrardan, ‘’Onu yenemeyeceğimi biliyordum, ama o düşünceler… Onlar beni yanılttı, düşünmeme izin vermediler… Böyle bir dikkatsizliği, ahmaklığı nasıl yaparım aksi halde ben, bu kesinlikle imkansızdı...’’ dedi ve yanındaki amcasına baktı. ‘’Fao Amca… Birilerini çağır, bana yardım et!..’’ Sessizce devam etmişti genç adam.

 

‘’Eh, Ankoa? Kendini nasıl böyle bir hale soktun?’’ dedi sakin bir şekilde, odada ondan başka kimse yoktu.

 

‘’Zend… O kapüşonlu adam, gerçekten de Zend’miş! Kral Dustin’e haber verin, her şeyi bu yüzükle kayıt ettim, gördüğüm her şeyi bu yüzük de gördü… Bunları Kral Dustin’e götürün, bu bir… Delil!’’

 

***

 

1579