Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

243. Bölüm Kraliyet Sarayı (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend Yuna'nın gözlerindeki tedirginliği gördüğü zaman, doğruyu söyleme isteğinin içinde birden ortaya çıkmasıyla karşılaşmıştı. Onu kandırmak istemiyordu, o kesinlikle sözünde durup Zend'in verdiği cevabı kimseye söylemeyecekti, ayrıca Prenses Yuna'nın Zend'in başına bela olabilecek kapasitede bir karakteri de yoktu. Ancak tereddütte kalmıştı genç adam, bir süre sessiz kalıp durumu düşünmeyi tercih etti.

''Söylediğim gibi, verdiğiniz cevap sadece bende kalacak. Kimseye söylemeyeceğim, belli etmeyeceğim. Yalnızca gerçeği öğrenmek istediğim için bu soruyu soruyorum.'' Yuna eğdiği başını kaldırarak Zend'in gözlerine baktı yavaşça.

''Demek öyle...'' Zend sessizce cevap verdi. ''Evet, onu öldüren bendim.'' 

Yuna'nın gözleri aldığı cevapla birlikte iyice açılmıştı, Zend'e karşı bir korku belirmişti içinde. ''Peki neden?'' diye sorarak devam etti.

Kendinden seviye olarak çok daha yukarıda olan, dolayısıyla hissetme çemberi de Zend'inkine göre epey daha geniş olan Era'ya etrafta birinin olup olmadığını çoktan kontrol ettirmiş olan Zend, rahat ve sakin bir şekilde cevap vermeye devam etti. ''Aslına bakarsan, onu öldürmemin sebebi başta bana bu kadar düşmanca davranarak, başıma ödülü koyanların kendi ailesinden olduğunu düşündürmesiydi. Ayrıca öldürülmeyi hak edecek derecede saçma ve yanlış hareket ediyordu, beni defalarca kez aşağılaması ve hor görmesi de bunun bir kanıtı, beni birçok kere ölümle tehdit olan birini öldürmüş olmam, neden yanlış olsun ki? Ama aslında asıl neden, Chibui'de Fozre Ailesi'nin sonunu getireceğime dair kendime bir yemin etmemdi. Buna da Fozre Ailesi'nin varisini öldürerek başladım, yakında devamını da getireceğim, emin olabilirsiniz.'' 

''Başınızdaki ödülü koyanların Fozre Ailesi'nde olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunu neden yapmış olsunlar ki?'' Yuna sesinden hafif bir merakın anlaşılabileceği bir şekilde Zend'e seslendi tekrardan. 

''Geçtiğimiz senelerde Chibui'deydim, orada da Fozre Ailesi'nden gelen iki asille karşılaşmıştım. Tigrund Ailesi'nin kampına girip, Tigrund Ailesi'nden bile olmayan benim yaptığım birkaç şeyden dolayı tüm kampa uzun süre acı çektirmişti bu ikisi. Liderin yeğeni oluyorlarmış, ben de bunları öldürünce Fozre Ailesi'nin bana kin beslemesine sebep olmuşum herhalde. Sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Aksi halde bana o kadar düşmanca davranmasına başka nasıl bir açıklama getirebilirim ki?'' Zend dürüst bir şekilde konuşmaya başladı. 

''Onun sana karşı gelecek bir tekniğe sahip olup olmadığını öğrenmek için onunla yaptığın düelloda ona zarar vermedin ve sürekli kaçarak sinirlenmesini, tekniklerini aktifleştirmesini sağladın, değil mi? Sana karşı dayanabileceği bir tekniğe sahip olmadığını görünce de, onu rahatça öldürebileceğin konusunda emin oldun, sonra da çıkışta işini bitirdin... Zekice.'' diye konuştu Yuna, kısık bir sesle. 

''Ovaur Fozre'nin ölümüne üzüldünüz mü, prenses?'' Zend bugün Ovaur ile Yuna'nın pek çok konuştuğuna şahit olmadığı için yakın olduklarını düşünmemişti. Ancak Yuna bir hüznün içindeymiş gibiydi aynı zamanda, biraz garipsemişti bu durumu genç adam.

''Çok üzüldüğüm söylenemez, Ovaur'u çok sevmezdim, Fintan ağabeyim gibi. Ancak o bir keresinde benim prenses olmayı daha iyi kabullenmeme neden olmuştu ve o günden sonra, aramız pek iyi olmasa bile onu özel günlerime çağırmıştım, bu yüzden içimde biraz burukluk var.'' Yuna başını yukarı doğru kaldırıp gökyüzüne baktı. ''Ancak ölümsüzlük yolu ölümlerle doludur, o bir ölüme yakalandığı için çok da üzülmüyorum. Sonuçta başına gelecek şeylerden sorumlu olan da kişinin kendisidir, kendisini öldüren aslında yine oydu. Yaptığı şeyleri yapmasını ona ben söylemedim, bu yüzden sadece küçük bir yas tutuyorum. Sonuçta Pounz Krallığı, gelecekte iyi şeyler yapma potansiyeline sahip olan bir genci daha kaybetti.'' 

''Anladım.'' Zend kısaca cevap vererek, Prenses Yuna'nın yapıyor olduğu gibi gökyüzüne bakmaya koyuldu. ''Yine de epey üzgün bir görüntünüz var, sanırım biraz fazla duygusalsınız, değil mi?

''Evet üzgünüm, zaten beni asıl üzen, Ovaur Fozre'nin değil de Lurgus Nata'nın ölmüş olması. Onunla iyi geçinirdik ve diğerlerine göre daha az uğraşması gerekeceği için benim korumam olarak dolaşmayı seçerdi görevi olarak. Bu yüzden arkadaş gibiydi benim için, yakın insanlardık. Ölmesi beni gerçekten de üzdü...'' 

''Hmm, üzgünüm.'' Zend de üzgün olduğunu belirtti, şu anda Yuna ona bakarken, bir arkadaşının katiline de bakıyordu. Bu aslında doğru olmasa da, itiraz etmesinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilen genç adam, onu öldürdüğü yalanının gerçek olarak kabul edilmesine izin verdi. Zaten çoktan Siyahlar'a girmişti bile. Büyü, tam da Lurgus Nata'nın kafası onun elindeyken aktifleşmiş ve onu katil olarak göstermişti, artık bunu inkar etmesi bir şeye etki edebilir miydi?

Birkaç dakika içerisinde, iki genç de konuşacak başka bir şey bulamadıklarından dolayı, birbirlerine veda ederek ayrılmışlardı. Zend gece uyumayı hiç düşünmediği için, biraz daha dışarıda dolaşmayı tercih etmişti. Zaten sabahın gelmesine de çok uzun bir vakit kalmış olamazdı, güneş batalı epey oluştu sonuçta... 

***

Güneşin doğmaya başladığını gören Zend, odasına doğru ilerlemişti sarayın içine girip. 

Henüz odasının kapısına elini atmışken, içeride birisinin olduğunu fark etti ve yavaş, tetikte bir şekilde kapıyı aralayarak içeri girdi. 

''Gidiyor muyuz?'' Zend Berinne ile karşılaşınca, gülümseyerek sordu.

''Yemeğe kalacağız,'' diye cevap verdi Berinne. ''direkt olarak gitmek hakaret gibi olur. Kral Dustin Fungyuo'ya gitmiş ziyaret amaçlı, bir hafta daha orada kalacakmış. Onu görememiz kötü oldu.'' diyerek, Zend'e bir soru sormak için gözlerini onunkilere dikti genç kız. ''Zend, bu arada Renkli Yıldırım Krallığı'na gelmeyi düşünüyor musun? Pounz'u sevdiğinin farkındayım, ancak şu kağıda bir bak. Bu ödülle birlikte burada pek rahat edebilecek gibi görünmüyorsun, on beşinci sırada olsan da sana meydan okuyacak olan yüzlerce, hatta binlerce kişi olacaktır.'' 

Zend, Berinne'nin ona uzattığı katlı kağıdı açarken, biraz sonra kendi yüzü ile karşılaşacağının farkına varmıştı. Ancak merak ettiği şey... Ne kadar ödüle sahip olmuş olduğuydu. Artık başına ne kadar ödül vardı? Onu öldürene ödenecek olan miktar ne kadardı? Kalbi küt küt atarken, gözlerinin önünde pek çok sıfır belirmişti genç adamın. 

''Bir milyon altın mı?!'' diye sordu bir anda kendi kendine, ardından da ek ödül kısmına baktı. ''On beşinci seviye büyülü yaratık öz suyunun yanına, bir de Dünya ve İmparator Seviye'deki iki büyülü yaratığın öz sularını da eklemişler!'' Zend bir süre şaşkın bir şekilde kalmaya devam etmişti. ''Bu nedir ya, adamların parası bitmiyor herhalde!'' diye sitem etti ve kağıdı tekrar Berinne'ye verdi. 

''Bu gece artırılmış ödülün, Dünya Seviye'ninkini iki yüz, İmparator Seviye'ninkini üç yüzden saysak, on beşinci seviyeninki ile de birlikte başındaki ödül, bir buçuk milyon altını aşıyor... Bu, her ailenin karşılayamayacağı ciddi bir miktar haline geldi.'' Berinne sessizce konuştu. ''Pounz'un dışında da saldırıya uğrama ihtimalin yüksek olsa da, en azından buradaki kadar sık olmayacaktır bunlar. Senin Renkli Yıldırım Krallığı'nın koruması altına girmeni sağlayabilirim, böylece büyük ölçüde rahatlamış olursun.'' Genç kız Zend'e dostça bir teklifte bulunmuştu.

Zend Berinne'nin söylediklerini düşündü birkaç dakika. ''Haklısın, Renkli Yıldırım Krallığı'nın koruması altına girmek beni cidden tehlikeden çıkarmış olacaktır.'' diye konuşmaya başladı. Dünyanın en güçlü krallığı olarak görülen Renkli Yıldırım'ın himayesi altında olan biri elbette rahat olurdu, bu kişiye saldırmaya kim cüret edebilirdi ki? Ancak bu krallığın koruması altına girdiğiniz zaman, devamında da bir şeyler yapmanız gerekirdi. ''Ama bunu kabul edersem, gelecekte Renkli Yıldırım Krallığı'na karşı bu borcu ödemem, yani ona bağlı olmam gerekecek, değil mi?'' diyerek, Berinne'ye baktı soğuk gözlerle. ''Ben bir krallığa bağlı olmak istemiyorum, bir kartala sadece bir bölgede uçabileceğini, ancak tamamen güvende olacağını söylesen bunu kabul eder miydi? Elbette etmezdi, çünkü o tüm gökyüzünü istediği gibi dolaşamadığı sürece istediği kadar güvende olsun, kendini bulamayacaktır. Gökyüzü kanatlarının altındayken kısa yaşamayı, ayağı bir ağaca bağlıyken uzun yaşamaya tercih eder, benimki de bu şekilde. Bir krallığa borçlu olarak yaşayıp borcumu kapatmak için gelecekte o krallık için yaşamaktansa, hiç kimseye ödemem gereken bir borcum olmadan, kısa bir süre de olsa istediğim gibi yaşamayı tercih ederim.'' 

Berinne Zend'in verdiği cevabı gülümseyen bir yüzle birlikte dinlemişti. 'Hahahaha...' diye güldü içten içe. 'Onu Renkli Yıldırım Krallığı'na istemiştim, ama sanırım o, bir yere bağımlı olmayı gerçekten de kabul etmeyecek birisi... Evet, evet, verdiği örnekteki gibi: Tıpkı bir kartal gibi... Şu an gözlerimin önünde duran kişi, özgürlüğü tam anlamıyla kavramış olan biri. Heh, istemsizce sempati duyuyorum böyle kişilere...' Genç kız, içinden geçen şeyler artarken Zend'e bakarak konuşmaya başlamıştı. ''Öyle istiyorsan öyle olsun, kararına saygı duyuyorum. Ancak pişman olursan bu teklifi hala hatırlayabilirsin, geçerliliğini yitirmeyecek.'' 

''Güzel,'' diyerek gülümsedi Zend sessizce. Berinne'nin bu ısrarını sürdürmemesi onu mutlu etmişti. ''bu arada Berinne, neden böyle bir teklifte bulundun ki? Renkli Yıldırım Krallığı'nın korumaya alabileceği, güçlenmesini sürdüren savaşçı ve büyücü sayısı çok da fazla değildir. Bir yerden sonra sınıra erişilecek ve güçlenmesi beklenen kişilere ayrılacak kaynak azalacaktır, bu teklife benden daha layık kişilerin olduğunu düşünüyorum. Sen de şu anda benim on beşinci olduğuma bakıp da ona göre hareket etmiyorsun değil mi? Burayı kendi hakkımla almadım sonuçta.'' diye konuştu genç adam. Zend Pounz'da gerçekten iyi bir yere sahip olmuş olabilirdi, ancak dünya çaplı düşünüldüğü zaman, Zend'in şu anda yaşıtları ile yapılan bir güç sıralamasında birinci olmadığı da anlaşılabilirdi kolayca. Ondan daha gelişmiş olan savaşçı ve büyücüler vardı muhtemelen, şu anda o pek çok açıdan Ranon'un da sayesinde güçlenmişti, ama bu yatırımın yapılabileceği daha değerli insanlar yok muydu?

''Ah, evet, senden güçlü yaşıtlarının olduğunun farkındayım. Ancak sayılarının pek az olduğunu bilmeni isterim, şu anda on yedi yaşında olup da seni mağlup edebilecek seviyede olan kişi sayısı, tüm dünyaya bakıldığında bile bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik onlar yürümeye başladığı andan itibaren çalışmaya başlamışken, birçok iksir ve haptan destek almışken, sen yedi yaşındayken eğitimine başladın ve öyle pek de geliştirici, yardımcı etkenler kullandığını da düşünmüyorum, haksız mıyım? Yani kısa bir süre içerisinde daha da güçlü olacaksındır, üstüne üstlük bir Ağır Kılıç kullanabiliyorsun. Ailemin yakın rekabetçilerinden biri olan Yama Ailesi'nin tekniğini kullanan bir dostumuzun olması, bizim için çok yararlı olurdu. Bunu muhtemelen Ranon sayesinde öğrendin ve şu an dünyada bilgelik açısından eşi benzeri olmadığını düşündüğüm Harsis'ten bile daha bilgili olan ağabeyinin, senin Ağır Kılıç kullanmanı sağladığını düşününce, içimde nedense Ağır Kılıç'ı Yama Ailesi'ndekilere oranla bile daha iyi kullanabiliyor olduğunu düşünmemi sağlıyor. Onunla henüz acemisin, evet, altmış beşinciye ve doksan dokuzuncuya karşı savaştığında bunu hepimiz anlamıştık ancak biraz eğitimle birlikte, profesyonelliğe adım atman bile mümkün bence. Üstüne üstlük dünyanın ilk yirmisinde bulunan Ölüm Yılanı'nın, yani Gri Engerek'in temsilcisini elde etmek, Gri Engerek'in yardımlarını almak gibi bir şey oluyor. Bu, benim Renkli Yıldırım Krallığı'mın oldukça yararına olurdu.'' Berinne dürüstçe konuşurken Zend ile göz teması kurmaya devam ediyordu.

''Anlıyorum... Demek dünyada tahmin ettiğim kadar fazla güçlü kişi yok, ha?'' diye cevap verdi Zend hızlıca. Onunla yaşıt olup ondan daha güçlü olan kişilerin sayısının epey fazla olduğunu düşünmüştü. 

''Yok canım, epey fazla güçlü kişi var.'' Berinne Zend'i biraz överek konuştu. ''Sadece sen dünya standartlarına göre fazlasıyla güçlüsün.'' 

''Eh, utandım biraz.'' diye cevap verdi Zend. ''Her neyse, söylediğim gibi, teklifin için minnettarım ama Renkli Yıldırım Krallığı'na bağlı kalmak istemiyorum. Şimdilik amacım şu ödülün kaldırılmasını sağlamak. Ardından da turnuvaya girmek istiyorum, yeni neslin içerisinde gerçekten de ne kadar güçlü kişi olduğunu görmeliyim. Daha sonra da... Fungyuo ile ilgili olan, ciddi bir amacımı gerçekleştirmeliyim.'' dedi genç adam.

''Fungyuo ile ilgili mi? Ne yapacaksın Fungyuo ile, istersen yardımcı olabilirim.'' diyerek Zend'e baktı Berinne. ''Hem de Renkli Yıldırım Krallığı olarak değil, Berinne Renkli Yıldırım olarak. Bir arkadaş olarak yani, borçlu kalacağın sadece tek kişi olacak, o yüzden endişelenme, hahahaha...'' 

Berinne'nin arkadaşça davranışları Zend'in oldukça hoşuna gidiyordu, bu yüzden istemsizce mutlu bir şekilde gülümsemişti genç adam. ''Ne mi yapacağım?'' diye sordu kendi kendine. ''Şimdiki Fungyuo Kralı'nın ölmesini sağlayacağım!'' diye konuşurken, gözlerinde, son ana kadar kendisini koruyup kollamaya çalışan annesinin çaresizce ölüşü canlanmış, içindeki kin bir anda tekrar alevlenmişti. ''Ne olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün... O yok olana kadar bana rahat yok!'' 

***

1791