Aga boşverin konuşmayı savaşın çıkarıp vur masaya
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
235. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (8)
'Hahahahaha...' Zend içinden büyük bir kahkaha attı. 'Prens... Bana, Ovaur'u dövebilmem için fırsat vermek istiyor gibi... Ama, ne yazık ki ben onu dövmek istemiyorum.' dedi ve vücudundan yayılan ölümcül aurasının etrafa yayılmasını engelleyerek, Ovaur'a doğru baktı. Daha sonra da ağzını aralayarak, masum bir şekilde konuşmaya başladı. ''Fozre Ailesi'nin gelecekteki lideri olacak olan Ovaur Fozre karşısında pek bir şansımın olmadığını kabul etsem de, mademki hediyeyi unuttum, sanırım bunu kabul etmek zorundayım...''
''Öyleyse güzel!'' Prens Fintan Zend'e doğru döndü. ''Bugün, doğum gününü sonlandırmadan önce bir karşılaşma yaparız ve Yuna için güzel bir hediye, diğerleri için ise iyi bir görsel şölen olur!''
Ovaur gülerek Zend'e doğru baktı. ''Prens Fintan, size minnettarım.'' diye konuştu ardından. ''Bana böyle bir fırsat verdiğiniz için, son derece teşekkür ederim.''
Prens Fintan da ona gülerek cevap verdi. ''Ne demek Ovaur, rica ederim. Böyle bir karşılaşmayı izleyebileceğimiz için biz, siz ikinize teşekkür etmeliyiz.'' dedi ve bir kahkaha daha attı. ''Öyleyse pastaya dalın!''
***
Birkaç saat daha çok çabuk geçivermişti. Pek özel bir şey olmamasına karşın, Zend olan biteni izlerken eğleniyordu. Aynı zamanda bu büyük utanç fazla söz konusu olmayıp, Zend'in muhtemelen daha kötü duruma düşmemesi için kapalı bir konu haline getirilmişti. Bu sebeple oldukça keyifli bir hale gelmiş olan Zend, yavaş yavaş yaklaşan akşamı ve doğum gününün sonunu hissedebiliyordu. Kısa bir süre sonra, Ovaur ile savaşacakları zaman gelip çatacaktı.
Zend ise çoktan planını yapmıştı, her zaman erkenden yaptığı gibi, yine planı çoktan hazır bir duruma gelmişti. Daha fazla düşünmesine bile gerek yoktu, her ayrıntıyı düşünmüştü bu sefer çünkü. Ama normal birine karşı savaştığı gibi savaşmayacaktı Ovaur ile, ona hiçbir şekilde bir merhamet kırıntısı dahi göstermeyecekti. Acımasız bir şekilde karar vermişti onun hakkında, söylediklerinin ve hareketlerinin bedeli olarak, onu iyice sertçe cezalandıracaktı! Ona göz ucuyla baktığında, onun da kendisine, Zend'den farklı bir şekilde öfkeli gözlerle bakıyor olduğunu gördü. Zend böyle durumlarda kolay kolay öfkelenmiyordu, öfkelense bile bunu hemen belli etmezdi. Çünkü öfkelenmek, rakibe hata yapma ihtimalini artırdığını söylemek gibi bir şeydi. Eğer öfkelendiğini, sinirlendiğini anlarsa savaştığın kişi, buna göre hareket eder ve seni iyice kışkırtırdı. Sonuçta ise, hiç beklemediğin bir şeyle karşılaşır, kendi öfkenin sana çektirdiği zorlukları bizzat tecrübe etmiş olurdun. Eğer şanssız isen de, ölmekten kaçamazdın.
Zend bu şekilde birkaç kere ölüm döşeğine gelmiş olduğu için artık öfkeyle kalkmaktan vazgeçmişti, çünkü biliyordu, zararla oturacaktı. Sakin olup durumu analiz etmek, çıkış ve zafer yolları aramak, kazanıp kazanamayacağını test etmek ve pek çok şeyi başarabilmeye daha çok yaklaşmak, çok daha avantajlı ve yararlıydı. Sadece aptallar, direkt olarak öfkelenip böyle hareket ederdi. Bu, kısa yaşamında Zend'in en çok yüzüne vurulan şeylerden biriydi.
Zend karnı doymuş bir şekilde oturduğu koltukta geriye yaslandı. Pastayı yemeden önce yemek yemelerinin gerektiğine karar vermişlerdi grup olarak, daha sonra da kısa bir sürede herkes için kahvaltıya benzeyen bir yemek hazırlanmış, güzelce karınlarını doyurmuşlardı. Daha sonra gelen pek çok tatlı ve pastanın tadına bakıp keyiflenmiş, Prens Fintan'ın kıyağıyla birlikte canlı bir şekilde krallığın en iyi müzisyenlerinden müzik dinlemiş, sohbet etmişlerdi. Zend elbette genellikle yapmayı sevdiği gibi tanıdığı insanların yanında olmayı tercih etmişti, ancak Berinne bu grupta fazlasıyla popüler olduğu için onun yanına gitmeyip yalnız bir şekilde oturmayı seçmişti. Onun yanında olmaya çalışsaydı onu sıkıştırıp rahat bir şekilde arkadaşları ile muhabbet edebilmesini engelleyecekti çünkü, Ranfan ve Prenses Yuna ile araları kötü olmasa da onları fazla tanımıyor olduğu için, Zend'in yakın olduğu bir yerde rahatça konuşabilmeleri ve Berinne ile eğlenebilmeleri imkansızdı, bu sebeple oldukça mutlu görünen Berinne'nin mutluluğunu bozmak gibi bir niyetinin olmamasından kaynaklı olarak Era ile oynamay devam etti genç adam. Berinne şu an oldukça neşeli görünüyordu zaten, ancak düşüncesiz biri Zend'in yerindeyken genç kızların grubuna girmeye çalışırdı. Üstelik Berinne mutlu oldukça Zend de keyifleniyordu, nedenini tahmin edemese de bunu, ortamdaki mutluluk katsayısının artmasına bağlıyordu. Bu durumdan bir şikayeti yoktu yani...
Aena, bugün Berinne'den sonra en çok konuştuğu kişi olmayı başarmıştı bu arada Zend'in. Fungyuo'dan pek fazla hoşlanmıyor olsa da Zend, Aena'ya karşı bir ön yargıya sahip olmadığı için onunla iyi anlaşabilmişlerdi. Şu anda da aynı koltukta oturuyorlardı zaten, ama görünüşe göre ikisi de çok iyi tanımadığı kişilerle samimi bir şekilde konuşabilmeyi beceremiyorlardı. Çünkü genellikle on dakikada bir, üç beş kelime ediyorlardı ve onların da hemen sonu geliyordu.
''Heyecanlı mısın?'' Aena yeni bir konu bulmuş gibi görünürken, Zend'e bir soru daha yöneltmişti.
''Hayır, pek sayılmaz.'' Zend dürüst bir şekilde cevap verdi. ''Ovaur gibi biriyle savaşmak beni pek heyecanlandırmıyor.''
''Ooh?'' Aena elini şaşırmışçasına ağzına götürürken, Zend'e yöneltmişti mavi renkli gözlerini. Fungyuolar'ın bir özelliği de buydu, safkan olan her Fungyuo, kızıl saçlı olduğu gibi renkli gözlü oluyordu. Bu da onları oldukça çekici yapan bir özellikti aslında, Zend daha önce Fungyuo'nun bir prensesi olan Yinza'yı henüz çocukken bile görmüş olsa, onun ne kadar güzel olduğunu fark etmişti. Yüzü büyüdüğü zaman inanılmaz derecede güzel olacaktı onun da, tıpkı ablası Aena'nın şu anda sahip olduğu yüz gibi... Ama Zend'in pek ilgisini çekmiyordu bu. Güzelliği değerlendirmek yanlıştı, insanı hataya sürüklerdi. Bu yüzden Zend çok daha önce karar vermişti zaten, eğer ileride biriyle birlikte olmak isterse, bunu onun görünüşünden dolayı yapmayacaktı. Onun düşüncelerinden dolayı yapacaktı. Duyuyordu hep, görünüşünden dolayı birine delicesine aşık olduğunu söyleyen kişileri.
Ancak bu Zend'e göre aşık olmanın yanından bile geçmiyordu. Çünkü sevmek, yani aşk derecesinde sevmek Zend için kutsal bir şeydi, öyle bir bakıp da beğenerek yapılacak bir şey değildi. Birinin yüzüne, gövdesine, bacaklarına ya da fiziğine bakarak aşık olunmazdı ki, bu ancak saçmalıktan ibaret bir şeydi. Birinin düşüncelerine, mantığına, karakterine, hareketlerine ve sözlerine aşık olunabilirdi. Çünkü birinin görünüşü sürekli değişebilirdi, örneğin İlah Seviye'ye ulaşmış birisinin, görünüşü üzerinde istediği gibi oynaması mümkündü. Peki birinin yüzüne aşık olursanız, yüzü değiştiği zaman ne yapacaktınız? Çıkmaza düşülen bir durum oluyordu, değil mi? Yüzün değişmesi kolaydı, ancak yüzün arkasındaki şeyler, düşünceler kolay kolay değişmiyordu. Birisinde yedisinde neyse yetmiştinde de oydu, yedi yüzünde de. Gerisini önemseyen biri değildi Zend, henüz pek deneyimli olmadığı kız-erkek işlerinde bu kadar şeyi bildiğini söyleyebilirdi. Bunu da asla değiştirmeyecekti!
Aena gözlerini Zend'e yöneltmişken, konuşmaya devam etti ve elini ağzından çekti. ''Sen Fozre Ailesi'nin gelecekteki liderini küçümsemiyorsun, değil mi?'' diye sorarken Zend'e doğru bakmaya devam etti. ''Senin bir dahi olduğunu kabul ediyorum ancak sadece yedinci seviyedesin, onunla aynı seviyeye yükseldiğinde sana rakip bile olamayacaktır, evet, ancak şimdi seni yenebilir. Bizim kütüphanedeki kitaplardan aldığım bilgilere göre, Fozre Ailesi çocuklarına hap ve iksirlerle birlikte fazlasıyla yardımcı oluyor, ayrıca pek çok tekniğe de sahipler, yani Ovaur'un sana karşı kullanabileceği en az on tekniği vardır. Onu hafife almak sana pahalıya patlayabilir. Yaptığın açıklamaya göre de, on beşinci seviye olan eski altmış beşinciyi tüm gücü yerindeyken yenmedin. Bir yalan söylediğini hissetmedim, bu yüzden seni kışkırtmasına karşılık böyle bir yanıt vermenden dolayı seni yargılamıyorum; ben de aynısını yapardım. Ancak eğer durum böyleyse, Ovaur'un sana zarar verebileceğini de düşünmek gerek.''
''Benim için endişelenmeniz, bana kendimi daha da değerli hissettirdi, Prenses Aena.'' Zend, Aena'ya bakarak konuştu. Onun art niyetten arınmış bir düşüncesi olduğunun farkındaydı, üstelik Aena'nın kendisi için biraz da olsa endişe duyduğunu gördüğü zaman iyice neşelenmişti. Ama boşa endişe ediyordu çünkü Zend'in, eski altmış beşinciyi hakkıyla yendiğini bilmiyordu. Üstelik tek koluyla yapmıştı bunu, sağ kolu o manyak adam tarafından bir hamlede kesilmiş ve Zend de, sadece sol koluna sahipken savaşmak zorunda kalmıştı. Yani on beşinci seviye bir büyücüyü tek koluyla yendiği rahatça söylenebilirdi, öyleyse on birinci seviyede olan Ovaur'u hiç zorlanmadan öldürebilmesi gerekirdi. Berinne de bu yüzden, Zend'in onları yenmek için bir kolunu kullanmasına ihtiyacının bile olmadığını söylemişti. Zend düşüncelerinden sıyrılarak Prenses Aena'ya baktı ve konuşmasını sürdürdü: ''Ancak, inanın bana benim için endişelenmenize gerek yok. Benim gerekeni yapabileceğimden emin olabilirsiniz.''
''Kendine olan güvenin hiç değişmiyor demek...'' Aena bir nefes verdi ve pes ederek başını hafifçe eğdi. ''O halde sen bilirsin. Ben sadece uyarıyorum.'' dedi ve merak ettiği bir konuyu daha dile getiren genç kız, ''Bu arada Zend, başında neredeyse altı, hatta yedi yüz bin bile sayılabilecek kadar bir altın ödülü var değil mi?'' diye sordu. ''Bu kadar ödülün başına konulması için, seni küçümsediğimi düşünme, seviyenin daha üstünde bir güce sahip olduğunun son derece farkındayım ama daha yedinci seviyedeyken, ne yapmış olabilirsin ki? Sonuçta yedinci seviyeden yüksek bir güce sahip olsan dahi, çok da ileride seviyedeki bir güç değerine yükselemezsin, seviye atlamadan güçlenmenin bir sınırı vardır.'' diyerek Zend'e bakmaya devam ederken, göz bebeklerinin merakla büyümesine izin verdi Fungyuo'nun prenseslerinden biri olan Aena.
Zend bir nefes aldı. ''Aklımda birkaç şey var, ama hiçbirinden emin değilim. Bu yaz Fozre Ailesi'nin liderinin yeğeni olan iki çocuğu öldürmüştüm Chibui'de, ama emin ol haksız yere yapmamıştım bunu. Fozre Ailesi bu yaptığımdan dolayı ödülü koymuş olabilir. Ovaur'un bana duyduğu kini de fark etmişsindir, bu sebeple olduğunu düşünüyorum.'' Zend dürüst bir şekilde konuşuyordu, çünkü ileride Fungyuo ile ilgili yapmak istediği şeyler vardı ve bu şeylerde, ona yardımcı olursa bu prenses, Fungyuo'nun prensesi, Zend yapmak istediklerine çok daha yaklaşmış olurdu. Üstelik onun derdi olan kişi Fungyuo'nun kralıydı, Zend'in annesini dinlemeye bile gerek duymadan öldüren kişi, yani Fungyuo'nun kralından başkası değildi! Zend ona nefret duyuyordu, Aena'ya değil. Onun bir suçu yoktu, bu yüzden onunla arasını iyi tutup yakın olmayı başarabilirse, hem Aena'yı kurtarmış, hem de Fungyuo ile ilgili çok önemli birini dost edinmiş olacaktı. Ayrıca bir arkadaş daha edinmiş olacaktı! Her türlü çıkarı oluyordu bundan.
''Fozre Ailesi'nin liderinin iki yeğenini öldürmeye cesaret mi ettin?!'' Aena iyice şaşırmış bir şekilde Zend'e odaklandı. ''Onların Fozre Ailesi'nden olduğunu bilmiyor muydun yoksa?''
''Yok canım, üzerimde Fozre Ailesi'nin ismini kullanarak otorite kurmaya çalışmışlardı. Ben baygınken içinde bulunduğum kampa saldırmışlardı ve herkesi rehin alıp, beni de idam etmeye çalışmışlardı. Ben de onları öldürdüm, çok da özel bir şey değil, bu şeyleri yapmış olan Qiawshi'nin oğlu bile olsa yine aynı şeyi yapardım sonuçta.'' Zend bir gülümsemenin eşliğinde aklına Chibui'deki anılarını getirmişti. Daha sonra ciddileşti, ''Böylesine alçaklık yapan herkes,'' dedi ve biraz bekledi. ''ellerimin altında can vermeyi hak eder.''
''Oh!'' Aena Zend'in söyledikleriyle hem şaşırmış, hem de ürkmüş görünüyordu. ''Hırsız Çağı'ndaki beş yüzden fazla kişiyi çıplak ellerinle öldürdüğünü duyduğumda gerçekten şaşırmıştım, o yaştaki birinin bunu nasıl yaptığını anlamamıştım ama şimdi anlıyorum... Sen gerçekten korkutucu birisin, Zend.''
''Hehehehe, yok canım, bence çok şeker biriyim ben.'' Zend yüzünü komik şekillere sokmaya çalışıp gözlerini, Zend'e ardına kadar açılmış gözleriyle bakan Aena'ya doğru çevirdi.
''Hahahaha, komik biri olduğunu da kabul ediyorum ama.'' Nazikçe gülen Aena'nın yüzündeki şaşkınlık kaybolmuş, yerini neşeye bırakmış gibiydi.
''Bu arada Aena, yakın tarihte Fungyuo İmparatorluğu'nu ziyaret etmeyi düşünüyorum, ülkede bir de gezi yapacağım tabii... Bu gezide bana eşlik eder miydin?'' diye samimi bir şekilde sordu Zend, yüzünü garip şekillere sokmayı bırakırken.
***
1718
Bu bölüm, bugünün ücretsiz bölümüydü. Yarından itibaren 2 gün hafta sonu olduğu için ücretsiz bölüm açılmayacak, ancak üyeliklere 2'şer bölüm gelecek. Bugünün diğer bölümü de üyeliklere yayımlandı, okuyabilmek için, bundan önce attığım duyuruda yazdıklarımı yapabilirsiniz.
Magnec