Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

226. Bölüm Küçük Bir Tavsiye

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Harsis mi?'' Hollis meraklı bir şekilde Berinne'ye baktı. ''O da kim?'' 

Sanzirna daha önce Harsis'in kim olduğunu Pounz'a yaptıkları yolculuk sırasında görmüştü, Ranon'u da bu yolculukta görmüştü ve o yolculuktan sonra genç adama sorduğu zaman, bu konuda Zend'in fazla konuşmak istemediğini görüp, gerçekten merak ediyor olsa da bunu daha fazla üstelememişti. Bu yüzden şu an Harsis ve Ranon'un kim olduklarını biliyordu, ancak onları daha önce hiç görmemiş olan Hollis'in doğal olarak durumdan haberi yoktu.

''Usta, daha önce sen ölmek üzereyken ölmeni sağlayacak olan mührü bozmam için bana yardım eden, hatta o sıralar senin de konuştuğun bir ses vardı ya, o sesin sahibinin kardeşi diyebiliriz. Ama bu konuyu şimdi hiç konuşmayalım bence, daha sonra sana bahsederim tekrar. Berinne'yi bu gibi sorularla sıkmaya gerek yok, değil mi?'' diye sorarken güldü.

''Pekâlâ.'' Hollis bunu merak ettiği için somurtarak bir of çekse de, Zend'in söylediklerinden  dolayı konuyu kapatmayı tercih ederek daha fazla soru sormamayı kabul etti ve sessiz kaldı.

Berinne Zend'e teşekkür içerikli bir şekilde göz kırptı ve kendisi ve Harsis hakkında konuşurken, Harsis'ten bahsetmeyeceğini aklına koyarak ek bir bilgi verme ihtiyacı duymasıyla birlikte konuşmaya devam etti ve,''Tabii biliyorsunuz, bu şekilde, seviyelerle anlatıyorum ama biz aslında seviye atlamıyoruz, Ki Enerjisi'ni bir başka şekilde yönlendiriyoruz.'' diye konuştu bilgilendirici bir şekilde. ''Yani, mızrak kullanıcılarının asıl olayı fiziksel tekniklerdir, savaşçılardan farklıyız. Bir savaşçı içindeki Ven Enerjisi'ni geliştirerek güçlenir ve bu şekilde savaşçılık tekniklerinde ustalaşır. Ancak mızrak kullanmak için gereken enerji bambaşkadır, Ven Enerjisi size yeterince hız ve çeviklik vermez. Len Enerjisi'nin bize sağladığı büyü enerjisine de ihtiyaç duyarız, çünkü mızrak kullanıcısının teknikleri, savaşçının tekniklerinden çok farklıdır. Savaşçı teknikleri ağırlıklı olarak Ven Enerjisi'ne yatırım yapar ve seviyesi atladıkça, Ven Enerjisi'nde ustalaşmayı gösterir. Fakat bizim tekniklerimiz Ven Enerjisi'ni içerdiği kadar Lin Enerjisi'ni de içerir. Bu sebeple bizim Lin Enerjisi'ne de ihtiyacımız vardır, üstüne üstlük bir de mızrağın en gerektirdiği şey olan hız ve Bu yüzden biz mızrak kullanıcıları, direkt olarak Ki Enerjisi'nin kendisini geliştirerek, atikliğimizi ve çevikliğimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Mızrak uzun ve kontrol etmesi zor bir tür olduğundan dolayı onun üzerinde hakimiyet kurmak, bir kılıç kullanmaktan çok daha zordur. Üstelik savaşlarda çok fazla dezavantajlı olduğu yerler de oluyor. Bir yandan çevikliğimizi geliştirmeye çalışırken bir yandan da Ven Enerjisi'ne yatırım yapmakta inanılmaz derecede zorlandığımız için, bizim gücümüzü belirleyen şey mızraklarımızdaki Ki Enerjisi'nin rengidir. Toplamda on renk var ve son renk olan siyah, savaşçı ve büyücülerdeki İlah Seviye'ye eşdeğerdir. Ben size kendimin ve ailemin seviyelerinden bahsederken, renkleri sizin daha iyi anlayabileceğiniz bir şekilde seviyeye çevirerek anlatıyordum, haberiniz olsun.'' Berinne gülümseyerek konuştu.

''Ah, bunu sağlayan da senin babandı, değil mi?'' Hollis Berinne'ye bakmaya devam etti.

''Kesinlikle, babam sayesinde şu anda mızrak bu kadar popüler oldu ve dünya çapında kullanılabiliyor. Babam bunu gerçekten seviyordu, şu anda üç bin yaşına yaklaşmasına rağmen annemle, yani ilk eşiyle evleneli sadece otuz yıl oluyor. Bu mızrağı kullanırken dünyadan geri kalmamayı o kadar çok istiyormuş ki, bunun için savaştığı, sonunu getirdiği aileler ve klanlar olmuş, yüzyıllar boyu bir çözüm aramış ve başka hiçbir şeyle uğraşmamış. Söylediğine göre sonunda bir fikir üretip amcamı ikna etmiş, daha sonra da onunla birlikte mızrak kullanıcılarının, o günden sonra Ki Enerjisi'yle ve onun etkinliğiyle ölçülmesini isteyerek Tanrılar'ın huzuruna çıkmışlar. Mızrağın zaten çok fazla açığı olduğunu, bunları kapatmaya çalışırken seviye atlamanın imkansız olduğunu ve bir yandan dünya tarafından hor görülürken, bir yandan da ölümsüzlük yolunda ilerlemenin başarılamadığını söylemişler ve buna bir çözüm bulunmasını istemişler. Babam da Ki Enerjisi'nin eğitilmesini ve mızrak kullanıcılarının bu şekilde seviyelendirilmesini çözüm olarak sunmuş, daha sonra da herkes bunun en mantıklı yol olduğunu düşünmüş, böylece babam bu fikri Tanrılar'a kabul ettirmiş. Aynı zamanda Tanrılar, babam ve amcam için iki adet özel teknik oluşturmuş ve cesaretlerinden dolayı onları ödüllendirerek, bu mızrak tekniklerini onlara hediye etmişler. O günden sonra, mızrak stili de gelişti ve tüm dünya için, ölümsüzlüğe giden bir yol daha açılmış oldu. Tabii bunu açanın da babam olduğunu direkt olarak kabul ettiler. Şimşek Mızrağı Klanı'nı kurarak, Renkli Yıldırım Krallığı'ndan önce orada hüküm sürüyor olan Asreon Krallığı'na son verdi. Daha sonra Renkli Yıldırım Krallığı'nı kurdu. Babam amcamdan daha güçlü olduğu için, dünyanın neresinde olursa olsun daha çok saygı gören taraf oluyordu. Babam bunun kendisini kötü hissettirdiğini söyleyerek, kardeşinin hakkını yemek istemedi ve Renkli Yıldırım Krallığı ile birlikte Renkli Yıldırım Ailesi'nin yönetimini amcama bırakıp, kendini Şimşek Mızrağı Klanı'nın başında durup güzel bir şekilde yaşamaya başladı. Şimşek Mızrağı Klanı'nda eskiden sadece Renkli Yıldırım Ailesi'nin mensupları vardı ama babam, bunun gerekli olmadığını ve mızrağı olabildiğince fazla kişiye yayması gerektiğini düşünerek potansiyeli olan ve mızrak stilini öğrenmek isteyen kişileri Şimşek Mızrağı Klanı'na almaya başladı. Yönetimi amcama bırakmış olmasına rağmen, Renkli Yıldırım Krallığı'nın en büyük gücü olarak görülmeye devam ediyordu ve artık diğer krallıklar, babamı birincil plandan çıkarmayarak, amcam yönetimi almış olsa da onu babamdan az önemsemeye ne yazık ki devam etti. Bu yüzden onun yetkisi ancak kağıt üzerindeymiş gibi görülmeye başlamıştı, çünkü otorite babamdaydı. Daha sonra da amcam, yönetimi tekrar babama vermeyi istediğini söyleyerek liderlikten ve krallıktan ayrıldı. Böylece babam, dört sene önce tekrar tahta geçmiş oldu ve amcam da kendi isteğiyle ordunun başına geçti.'' Berinne neşeli ve heyecanlı bir şekilde konuşurken, etraftan kendi üzerine toplanmış merak ışığıyla parlayarak ona bakan gözlerin üzerinde bir gözlerini gezdirdi. Daha sonra ellerini tekrardan dizlerinin üstünde birleştirerek, başını hafifçe eğdi. ''Eh, bir anda kendimi kaptırıp mızrak stilinin geçmişini anlatacağım diye tüm Renkli Yıldırım Krallığı'nın geçmişini anlattım galiba... Bunu, mızrak stilini anlatmaya çalışırken hep yapıyorum. Babam çocukluğumdan beri anlatır da bu hikayeleri, sanırım artık kanıma işlemiş...'' 

''Hahahaha,'' Zend Berinne'nin Renkli Yıldırım Krallığı ile birlikte mızrak stilinin geçmişini anlatırken bir anda utandığını görünce bir kahkaha patlattı. Genç kız coşkulu bir şekilde konuşurken, bir anda sessizleşerek kızarınca kendini tutamayıp gülmüştü genç adam. ''merak etme Berinne, akşama kadar anlatsan da dinlerim bunları, gerçekten güzel hikayeler. Daha önce Beyaz Taç'ın kütüphanesinde de bu hikayeyi okumuştum galiba, dilden dile dolaşan bir şey oldu artık, efsaneleşiyor. Babanın gerçekten de mızrağı çok sevdiğinden kesinlikle eminim... Onun için neler yapmış, baksana! Hatta uçmayı başaran ilk insan olan Qiawshi'nin, yani senin babanın, bunu mızrak aşkıyla yapmış olduğunu anlatan hafifçe absürt hikayeleri bile duyduğumu söyleyebilirim, hahaha...'' Zend gülmeye devam ederken Berinne'ye baktı.

''Çok komik, gül sen gül!'' Berinne sesini biraz yükselterek Zend'e baktı ve yüzünün kızardığını söylediği için genç adam, elleriyle yanaklarını kapattı. Daha sonra derin bir nefes alırken sakinleşti ve ellerini çekti. ''Aslında o hikayeler çok da haksız değil, babam gerçekte Tanrılar'la görüşmenin bir yolunu ararken, bir klandan kaçmak zorunda kalmış ve yolun sonuna geldiğini düşünerek, kendini bir uçurumdan aşağı bırakmış. Yakalanıp işkence görmeyi istemiyormuş, bunun yerine ölmeyi tercih etmiş. Daha sonra da, daha önce kendi mızrak stilini oluşturmak için geliştirmiş olduğu Ki Enerjisi'ni kullanmayı, düşerken son çare olarak düşünmüş ve uçmayı başarmış! O günden sonra dünyaya, insanların nasıl uçabildiğini de göstermiş oldu. daha önce Lin ve Ven Enerjileri'nde uğraşıp dururken asıl Ki Enerjisi'ni unutmuş insanlar, babamın yaptığı şeyle birlikte Ki Enerjisi'nin kendisini geliştirmeye başladı ve böylece, babam yeni bir güç çağı başlatmış oldu. Yeni bir yol açtı yani!'' 

''Berinne, daha önce ustam babanı sevmediğini söylediği zaman sen de onu çok sevmediğini söylemiştin, ama şu anki yüz ifadene ve hislerine bakılacak olursa babana fazlasıyla hayransın ve onu çok seviyorsun, yanlış mı düşünüyorum?'' Zend sorularının bir tanesini daha getirdi. Artık soru sorma sırası ona geçmişti, bunu kullanmazsa olur muydu hiç?!

Berinne Zend'in sorusunun ardından hafifçe sessizleşti. ''Babam mükemmel biri.'' diye konuştu sessizce. ''Gerçekten, o kadar azimli ve kararlı ki, o bir şeyi istediği zaman dünyanın en güçsüz bedeninde olsa dahi sonuna kadar çabalar, ne kadar sürdüğünü hiç umursamaz ve dünyanın en güçlü insanı olana kadar çalışmaya devam eder. Daha sonra ise istediği şeyi yapar, bundan kesinlikle vazgeçmez. Aynı şekilde o kadar güçlü ki, eğer iradesini kullanırsa ona karşılık vermen gibi bir olasılık bile olmaz. Ama ben...'' Berinne gözlerini yavaşça aşağı doğru indirmişti. ''Ben onun ideallerine uyan bir çocuk değilim, genellikle hiçbir hata yapamayacakmışım gibi davranır ve istediğim gibi hareket etmeme izin vermez. Bir kukla gibi hareket etmemi, en güçlü olmamı ve asla kaybetmememi ister. Çünkü kendisi asla kaybetmez. Dünya birincisi ya, en güçlü kişi ya o, kendi çocuklarının da belirlediği yaş aralığındaki kimseye kaybetmesini istemez. Mükemmeliyetçi biridir ve sana en iyi imkanları sunup, o güne kadar gelmiş en iyi sonuçları vermeni arzular. Bunu yapmazsan da canını sıkmayı çok rahat bir şekilde başarabilir, onunla küsüz zaten. Yuna'nın doğum gününe gelirken bile kavga ettik, fazla baskıcı biri. Onun kadar müthiş olamadığım için beni suçluyor. Halbuki onun çocuğu olmayı ben istememiştim, tüm yaşıtlarımdan önde olmam gerekiyordu, bunu ben seçmemiştim. Kimsenin sahip olamadığı imkanları elimde bulundurmak amacım değildi... Heh... Her neyse, onun ne kadar sert biri olduğunu anlamışsındır herhalde.'' 

''Unutmuş yani, kısaca.'' Zend Berinne'nin söylediklerini dinlerken, genç kızın söyleyeceklerini bitirmesiyle birlikte konuştu.

''Unutmuş mu, neyi?'' Berinne bacaklarında birleştirdiği ellerine diktiği gözlerini, kafasını oturduğu koltuğa koyup onu dinlerken, konuşmaya başlayan gence doğru kaldırdı ve usulca sordu.

''Kazanmanın kaybetmeyi gerektirdiğini.'' dedi Zend, gözlerini Berinne'nin mavinin açık tonlarında gezinen gözlerinden çekerek arabanın tavanına çevirdi. ''Kendisi dünyadaki en güçlü kişi olana kadar, kim bilir kaç kere kaybetmiştir. Bunu ona hatırlatmanız gerekiyor sanırım.'' 

''Evet, kazanmak için önce kaybetmek gerek.'' Berinne Zend'e hak vermişti, ama bir sorun vardı. ''Belki de haklısın Zend, babam gerçekten de kaybetmenin ne demek olduğunu ve şu an bulunduğu konumuna tırmanırken ne kadar yenildiğini unutmuş olabilir.'' dedi ve sessiz bir şekilde bekledi biraz. ''Ancak, bunu anlayacak biri değil. Eksik olduğunu hiçbir zaman kabul etmez, unuttuğunu kabul ettiremezsin ona. Bu onun için bir hakaret gibi olur. O mükemmeldir, muazzamdır ve hiçbir hata yapamaz. Yani gerçekten unutmuş olsa dahi, bunu asla kabul etmeyecektir.'' 

''Kabul etmesini sağlamanız gerek o halde,'' Zend kafasını, cam kenarında oturduğu için gözlerini biraz kaydırıp görebildiği gökyüzüne doğru götürdü. ''ne kadar sürse de, zor da olsa onunla konuştuğunuz ya da onu etkileyecek bir şey yaptığınız zaman, bunu ona kabul ettirmeniz sonunda mümkün olacak.'' 

''Zend, anladığını sanmıyorum.'' Berinne kafasını iki yana salladı. İki gencin konuşmasını Hollis ve Sanzirna, dikkatli ve sessiz bir şekilde izliyorlardı. ''Babamı, kendini haklı gördüğü geçmişe ait bir konuda ikna edemezsin. Kararını değiştiremezsin, o senden iyi bildiğini düşünecektir ve bundan asla vazgeçmez. İnatçıdır yani, bir kere kafayı taktı mı, bir daha o fikrini bırakmaz. Zaten şu anda olduğu konuma gelmesinde en çok inatçılığının payı var.'' 

''İnan bana Berinne, anlıyorum.'' Zend aklına o manyak adamı getirdi yine. O da anlamıyordu değil mi? Zend daha önce belki de binlerce kere konuşmaya çabalamıştı ama o, o üç yıllık sürede Zend'in ne dediğini umursamadan gence acı çektirmeye devam etmişti. Hatta ona, ağzından çıkan her kelime için bir zehirli ok gibi cezalar verdiği de olmuştu. Ama sonunda anlaşmak mümkün oluyordu. 

Zend bugün onu nasıl ikna etmişti? Dilinden konuşarak elbette. Onu anlamaya başladığı zaman, nasıl hareket edeceğini keşfetmişti artık. Ona bir şeyleri, sadece normal bir şekilde konuşarak anlatmak mümkün değildi. Ona bir şeyi kabul ettirmek istiyorsanız, özel bir şey yapmanız gerekiyordu. Zend yaptığı bu özel şeyi, Berinne'ye de anlatmaya karar vererek konuştu: ''Berinne, bazen birine bir şeyi anlatmak için, söyleyeceğin şeyi onun diline tercüme ettikten sonra konuşmalısın. Kendi lisanında konuştuğun zaman seni anlamayan, hatta dinlemeyen bile kişiler olabilir ancak eğer doğru kelimeleri seçersen, üstüne gerekli eylemleri yaparsan asla başarısız olmazsın. Küçük bir tavsiye olsun, bir ara dene...'' diye konuşurken aklına, o adamın dilini çözmek için geçirdiği, acı dolu vakitler geldi...

***

1831