adaletten bahseden adama bak tamamen adaletsiz bi seçim yapmış neyse en azından kızın zendden seviye olarak daha güçlü olmasının durumu eşitlediğini düşünelim bari :/
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
220. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (9)
''Hey, küçük kız, şu çocukla ölümüne savaşacaksın. Onu öldürürsen gitmene izin veririm, hadi bakalım, savaşın!'' diyen adam, biraz bekledi ve gençlere baktı. ''Tabii yenilirsen öleceksin. Seni o öldürecek, sonuçta bu savaşta bir ölüm kalım mücadelesi gerçekleşecek, hahahahaha!..''
Zend biraz önce kimseyi öldürmeden buradan gidebileceğini düşünmüştü ve Harbert'i öldürmekten vazgeçmişti. Ama şimdi durum bambaşkaydı, bu adam, Zend ile karşısındaki kızın ölümüne savaşacağını söylüyorsa, bu kesinlikle gerçekleşecekti. Yani, ya Zend ya da rakibi ölmek zorundaydı, bu savaşın bitmesi için. Ayırca o, Zend'in karşısına getirdiği kıza Zend'i, yani onun için belirlediği düşmanını öldürürse gitmesine izin vereceğini söylemişti. Bu da, Zend öldürmek için savaşmasa bile karşısındaki kişinin amacının direkt olarak öldürmek olacağıydı. Yani Zend de, doğal olarak ölümüne savaşmak zorunda kalacaktı burada. Başka bir yolu yoktu. Tabii bu onu çok da etkileyecek bir şey değildi, sadece suçu olmayan birini öldürmek istememesinden dolayı Harbert'i öldürmemişti, ayrıca o seçim de ona kalmıştı zaten. Ama şimdi bir seçim hakkı olmadığı için, yapacağı bir şeyden sorumlu olmayacaktı. Bu sebeple de rahattı.
Ama şöyle bir sorun da vardı ki, şu an rakibiyle ilgili hiçbir bilgisi yoktu. O adamın önüne itmesiyle birlikte etrafını süzen kızın ona baktığını gördükten sonra, onun da Siyahlar'ın içinde olduğunu görmüştü, onunla ilk defa Siyahlar listesinde karşılaşmıştı muhtemelen, daha sonra da bazı duvarlara krallık tarafından asılıyor olan Siyahlar'dakilere ait resimlerden birinde bu yüzü görmüştü. Onu tanıdığı söylenemezdi tabii, karşısında dikilen kız hakkındaki tek bildikleri, onun Pounz'da yaşadığı ve Siyahlar'ın içinde olduğuydu. Bir savaşçı mı, yoksa büyücü mü onu bile bilmiyordu. Onun yüzüne dikkatlice baktı. Ortalama büyüklükte gözleri ve esmer bir teni vardı, ince dudaklara sahipti ve gözlerindeki sakinlik dikkat çekiyordu. Deneyimli olduğu açıktı, Saga'dan yaş olarak büyük bile olabilirdi. Genç görünüme sahip olmak pek çok savaşçı ve büyücünün ortak özelliğiydi sonuçta... Durumu panik yapmadan değerlendirdiği de belli oluyordu. Hafifçe gözlerini, onu Zend'in önüne yollamış olan adama doğru kaydırdı ve onu birazcık inceledi. Daha sonra Zend'i ve etrafta sessizce bekleyen Hollis, Saga, Sanzirna, Era ve Berinne'yi inceledi ve gözlerini içinde olduğu yerde gezdirdi. Nerede olduğunu çözmeye çalışıyordu anlaşılan... Kendinden emin bir ifadesi vardı yüzünde, adımlarını dikkatli atması gerektiğini de unutmadığını, plansızca hareket etmeyip beklemesinden anlayabiliyordu Zend.
'Keşke tüm Siyahlar'a bakıp herkes hakkında fikir alsaymışım...' diye içinden geçirdi Zend. Şu anda büyük ihtimalle kimseyle iletişim kuramayacaktı, eğer Ranon'a bir şeyi sorarsa, bu manyak adam onun kopya çekmeye çalıştığını düşünüp sinirlenebilirdi. Zend'in bu adam hakkında bildiği yegâne şeylerden biri de, bu adamın içinde garip bir adalet anlayışı olduğuydu. Herhangi bir şeyi adaletsiz bulabiliyor, bu şekilde hareket edebiliyordu. Eğer Zend Ranon'a bir şey sorarsa, muhtemelen bunu adaletsiz olarak görecekti ve Zend'e bir ceza falan verecekti, bunu daha önce yapmıştı çünkü. 'Eğer daha önce Siyahlar'dakilere bakmak aklıma gelseydi, şu anda rakibimin birçok şeyini öğrenmiş olacaktım.' diye yakınırmışçasına düşünmeye devam etti. Harbert hakkında nasıl epey fazla bilgi almışsa, onunla savaşmadan önce; aynı şekilde şu an karşısındaki kişiyle alakalı da pek çok bilgi bulmuş olabilirdi. Bu da ona ciddi anlamda bir avantaj sağlamış olacaktı tabii... ''Neyse...'' diye mırıldandı ve rakibine baktı.
''Ah, unutuyordum.'' dedi ve Zend'e birkaç saniyeliğine gözlerini dikti manyak adam.
Adaleti böyle sağladığını düşündüğü için iki tarafın da yarasız bir şekilde savaşa başlayacağını isteyecekti o adam, bu yüzden Zend'in yaralarının da iyileşmesini sağlayacaktı. Onun bunu yapacağını çoktan tahmin etmiş olan Zend ise, kısa bir süre içinde Harbert'in ona verdiği yaraların baştan aşağıya iyileşmesini izledi ve enerjisinin de hızlıca doldurulmasıyla birlikte tamamıyla buraya geldiği andaki haline geri dönmeyi başarmış olan genç adam, kızıl kılıcını kaldırarak rakibine doğru baktı. Enerjisinin fark edilmeyecek kadar küçük bir parçasını karşısındaki kızın vücuduna yolladı ve biraz bekleyip dinleyerek, onun seviyesini hissetmeye çalıştı.
''Çok da yüksek değilmiş.'' diye sessizce fısıldadı kendi kendine. ''On beşinci seviyede, Dünya Seviyesi'ne adım atmaya kısa bir zamanı kalmış.'' Normalde bir savaşçı, biraz sonra savaşacağı, daha önce hiç karşılaşmadığı ve kendisi hakkında bir fikre sahip olup olmadığını bilmediği bir rakibi ile karşı karşıyayken, seviyesinin öğrenilmemesi için enerjisini hızlı hızlı gizlemeye çalışırdı. Böylece rakibinin, kendisiyle ilgili bir fikri olmazdı ve nasıl hareket etmesi gerektiğini bilme şansını onun elinden almış olurdu. Ama Zend buna gerek duymuyordu çünkü rakiplerinin, onun yedinci seviye gibi düşük bir seviyede olduğunu gördükten sonra kolayca yenilebileceğini düşünmesi, savunmasızca hareket etmesi ve Zend'e böylece fazla fazla açık vermesi, Zend için avantajlı bir şeydi. Bazı savaşçı ve büyücüler, seviyelerini bilerek düşük olarak göstermeye bile çalışıyordu çünkü bununla karşılaşan çoğu kişi, eğer deneyimsizse rakibini hor görmeye başlıyordu ve tetikte olmuyordu. Bu da elbette karşı tarafa yenilmesini kolaylaştırıyordu... Zend böyle bir şeye zaten sahipken, gizlemeye gerek olduğunu sanmıyordu.
Karşısındaki kişinin yüz ifadesinden bir şeyler daha çıkarmaya çalıştı genç adam. Her ayrıntı önemliydi sonuçta. Zend, Dünya Seviyesi'nden aşağıdaki bir rakiple savaşması gerektiği için mutluydu şu anda. Çünkü savaşçı teknikleri, Dünya Seviye'den önce elementlere ayrılmıyordu. Dayanıklılık, hız, güç gibi bölümlere ayrılan teknikler on beşinci seviyeye kadardı. On beşinci seviyeden sonra, Dünya Seviyesi'ne varıldığı zaman ise elementlere göre devam eden teknikler oluşumuş oluyordu. Haliyle element teknikleri de oldukça tehlikeli ve güçlü oluyordu, aynı zamanda hemen her element tekniği de çok değerliydi. Zend henüz element tekniklerini kullanamıyor olan bir rakibe karşı savaşmayı, element tekniklerinden bir tane bile biliyor olan bir rakibe karşı savaşmayı tercih ederdi. Büyücüler ise, Dünya Seviyesi'nden sonra sahip oldukları elementten başka elementlerin tekniklerini de yavaş yavaş kullanabilmeye başlıyordu. Tabii bir büyücünün, doğuştan onunla birlikte olan elementinden daha etkin bir şekilde diğer elementleri kullanabilmesi çok zor oluyordu, ama sonunda Lin Enerjisi eğitilerek bu başarılabiliyordu ve bu ciddi anlamda çok zahmetli olsa da, belirli bir sürenin ardından bir büyücü pek çok elementi kullanabilen bir hale gelebiliyordu. Bu yüzden yüksek seviyeli büyücüler çok daha etkili oluyordu, yüksek seviyeli savaşçılara göre. Bir savaşçı, bir savaşta binlerce kişiyi öldürebilirdi, bu onun gücüne göre artış gösteriyordu ama bir büyücü, çok emek sarf etmesine gerek bile olmadan yaptığı geniş çaplı bir büyüyle büyük bir alandaki herkesi ölümle tanıştırabiliyordu. Bu yüzden savaşlarda çok yıkıcı bir etkiye sahip olan büyücüler çok değerliydi. Bir savaşın kaderini değiştirmek için, Kutsal Seviye'den oluşan bir büyücü topluluğunu çağırmanız yeterliydi!
Üstüne üstlük büyücülerin gücü, sadece saldırmak ve öldürmek değildi. Bir savaşçının, dostlarına yardım edebilmesi oldukça zordu çünkü bir savaşçının işi saldırmak ve korumaktı. Ama büyücüler öyle miydi? Büyücüler gerektiği zamanda yaraları iyileştirebilir, çok enerji gerektiriyor olsa da yapmayı göze alabilecekleri yer değiştirme büyülerini yapıp bir ordunun, bir anda başka bir şehre gitmesini sağlayabilir, ellerini sallamalarıyla birlikte Lin Enerjisi'nin tüm maharetlerini kullanarak gökyüzünde bile oynama yapabilirlerdi! Hatta ölüleri dirilttikleri bile görülmüş bir şeydi! İşte bunlar gibi pek çok etken, büyücülerin geliştiği zaman çok değerli olmasına yol açıyordu. Büyücü olarak Dünya Seviyesi'ne varmadan önce çok zorlanılıyordu, doğruydu, bir savaşçıdan çok zorlanıyorlardı. Ama Dünya Seviyesi'ni aşıp, özellikle Kutsal Seviye'ye varabilirlerse, dünyanın saygı duyduğu bir isim haline geliyorlardı! Ancak elbette Dünya Seviyesi'ne varmak aşırı derecede zor olduğu için, buna, yani büyücülüğe cesaret eden kişi sayısı da bir o kadar azalıyordu. Savaşçı olmak daha kolay ve garantili olduğu için ölümsüzlük yolunda yürümeyi kafasına koymuş olan kişiler, savaşçılığı büyücülüğe oranla daha fazla seçiyorlardı. Çünkü pek çoğunun, Dünya Seviyesi'ne ulaşabileceği hakkında kendine güveni yoktu. Kolay yolu tercih ediyorlardı. Onları bunun için kim suçlayabilirdi ki? Rahat bir hayat yaşayıp saygı görmek için ölümsüzlük yoluna girmek en mantıklı seçimdi sonuçta...
''Neler olduğunu anlamış sayılmam ama bu adamla savaşamayacağım ortada.'' diye konuştu kız. Karşısında onu inceleyen ve ölçen Zend'e bakarken, sağ tarafında kalmış adama bir bakış attı. ''Beni olduğum yerden direkt olarak alıp, karşılık vermeme bile izin vermeden anında buraya getirdiyse, eminim İlah Seviyesi'nde falandır. Yoksa en azından onu hissedebilirdim herhalde.'' diyerek Zend'e döndü tekrar. ''O burada seninle ölümüne savaşmamın, hayatta kalmam için tek yol olduğunu söylüyor. Normal durumlarda tanıdıklarıma güvenip o adamın beni öldüremeyeceğini düşünürdüm ama belli ki onda böyle bir korku da yok, baksana, delirmiş gibi bakıyor, psikopat gibi... Neyse, sonuç olarak anladığım şey seni öldürmezsem yaşayamayacağım, değil mi?'' diyerek sordu. Tabii bu soru sadece Zend'e yöneltilmemişti.
''Kesinlikle! Hehehehehe...'' derken bir kahkaha patlattı iki genci keyifli bir şekilde izliyor olan adam.
''Öyleyse başka yolum yok.'' Zend'e dikkatli bir şekilde bakmaya devam etti kız.
''Sorun yok, ben de seni öldürmek için saldıracağım sonuçta. İkimiz de sorumlu değiliz, yapacağımız şeylerden.'' diye sakince cevap verdi Zend. Karşısındaki kişinin yavaş yavaş içine girmeye başladığı savaş pozisyonuna bakarak söyleyebilirdi ki; bu kız bir büyücüydü. Savaşçı olsaydı Zend'e direkt olarak yaklaşabilmek ya da onun saldırısını fiziksel olarak karşılayabilmek için, hızlı hareket edebilme amaçlı kollarını ve bacaklarını vücuduna yaklaştırırdı. Ama o, daha çok uzaktan bir şeyleri yapacakmış gibi durarak, kollarını vücudundan uzaklaştırmış, hareketlerinin yavaşlayacağı bir pozisyona girmişti.
Kız Zend'i onaylamak için hafifçe başını salladı. ''Başlıyorum o halde, hazır mısın?'' dedi ve Zend'e saygısını kanıtlamak için, bir Güç İspatı yaparak enerjisini serbest bıraktı.
Zend de ona saygısızlık etmemek için yıllar önce Jongtham'da, savaşçı ve büyücülerin birbirlerine saygı duyduklarını belli eden bu şeyi, Güç İspatı'nı yaparak rakibine baktı. Onurlu bir şekilde savaşmak bunu gerektirirdi sonuçta... Bunu yaparken aklına bir de Maddle gelmişti, çünkü Chibui'de bunu yaptığı pek kişi olmamıştı ve bu hareketi, en son o turnuvada yapmıştı Zend. Bunu tekrar yaptığı zamanda da elbette, o turnuvanın Zend'in aklına kazınan kısmı olan Maddle, direkt olarak kendini belli etmişti... Zend kafasını toplamak için gözlerini bir saniyeliğine kapattı ve rakibinin büyücü olduğundan emin olmak için, kılıcını yanına bıraktı. Eğer o bir büyücüyse, biraz uzaklaştıktan sonra Zend'e direkt olarak uzaktan saldıracaktı ve Zend'in de, bu saldırılardan hızlı bir şekilde kaçması gerekiyordu. Bunu da tonluk bir Ağır Kılıç ile yapması mümkün değildi.
Tekrar alacağını aklına koyduktan sonra Güç İspatı'nı yaparken bıraktığı kılıcına gözünün ucuyla baktı ve hafifçe iç çekti. Ardından, tüm dikkatini karşısındaki kişiye yoğunlaştırdı ve zaten kapatmadığı Kral Modu ve Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile birlikte beklemeye başladı.
Anında hızlı bir saldırı Zend'in koluna doğru yollanmıştı bile!
Zend, sağ koluna hedeflenmiş, rakibinin parmağından çıkan bir yıldırım büyüsünü direkt olarak fark edip yana kaçtı.
Yana kaçtığı anda ise, kız Zend'in hareket halinde olup, ona yolladığı saldırısından kaçmaya çalıştığını gördüğü gibi direkt olarak geri çekilmişti. Bir savaşçıyla karşı karşıyken, bir büyücü tarafından yapılması en doğal olan şey buydu zaten. Savaşçı ona yaklaşmamalıydı, kılıcını yaklaştıramamalıydı. Eğer bunu yaparsa, yakın dövüşte zarar görmeye meyilli olan büyücünün çareleri azalmaya başlamış olurdu.
Ama tahmin etmediği bir şey vardı...
Zend, bu büyülerin tutabilmekteydi!
***
1665
Magnec