Hahaha zend savaşacak olmasa hollise niye yatağını vermiyor derdim ama... Hoş savaşmasa bile yatağını vermezdi muhtemelen ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
213. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (2)
''Her neyse.'' Zend ayağa kalktı ve yanındaki iki kıza seslendi. ''Planımız buysa eğer, daha fazla araştırmanın anlamı yok. Zaten onun baktığı kitaplara bakıp da onun bulamamış olduğu bir planı bulabileceğimi hiç de düşünmüyorum. Bu yüzden artık gidip dinlenelim bari, saat çok geç olmasa da yarın uzun bir gün olacak gibi görünüyor.''
''Tamam, hadi gidelim.'' Berinne de hemen Zend'i onayladıktan sonra, biraz önce oturup konuşuyor olduğu sandalyeden kalkarak hızlıca gerildi ve aldığı kitapları tekrar yerine koydu. Daha sonra dakapıya doğru ilerleyip gitmek için, Zend ve Sanzirna'nın hazır olmasını beklemeye başladı.
''Eğer öyle diyorsanız...'' diyen Sanzirna da, Berinne'yi takip ederek kapıya doğru yol aldı.
Zend sona kalmış kişi olarak, oturup derin bir nefes aldıktan sonra ayağa kalktı ve elindeki, yarın savaşacağı adamın resmine son bir kez bakarak kapıya doğru ilerledi. Ardından o resmin içinde olduğu kitapçığı cebine attı. Gidip bir yatmak istiyordu şu anda.
Kısa bir süre içerisinde Beyaz Taç'ın ana binasına dönmüşlerdi. Zend Fun, Yun ve diğerlerine bir selam vermek için seri bir şekilde yanlarına gitti. ''Gençler, yarın Siyahlar'daki bir yere girmek için biriyle savaşmaya gideceğim ve uykumu iyice almam, yorgun olmamam gerekiyor. Bu yüzden bugün yanınızda kalamayacağım, benim için dua edin.'' diyerek güldü ve okuldan geleli pek fazla zaman olmamış arkadaşlarına, söylediklerinde ciddi olduğunu da gözleriyle söyledi.
''Zend, başındaki ödülün arttığını duyunca endişelendik ve sana haber vermek istedik ama kütüphaneye gittiğini duyunca, oraya girip de seni rahatsız etmeyelim dedik.'' Yun Zend'i görür görmez direkt olarak anlatmaya başlamıştı ki, Zend'in konuşmasını idrak ettiği anda, ''Siyahlar'daki bir yere girmek için biriyle mi savaşacaksın?'' diyerek gözlerinin açılmasıyla birlikte Zend'e baktı.
''Soruları yarın cevaplarım, zaten ayrıntıları da yarın söyleyeceğim. Yun, buraya geliş sebeplerimden biri de yarın yapacak olduğunuz şeyleri bensiz yapmanızın gerektiğini söylemek. Ben şu anda başımdaki ödülün artmasıyla birlikte oldukça tehlike içerisindeki bir duruma girmiş bulunmaktayım ve acilen kendimi korumak için bir şeyler yapmam gerekiyor, bunun ilk çaresi olarak da aklımıza Siyahlar'ın içine girerek kendimi biraz daha korumaya almak geldi. Bu yüzden plana sadık kalmadığım için özür diliyorum, şimdi gitmem lazım.'' Etrafındaki insanların şaşkın bakışlarıyla karşı karşıya kalmış olsa da, hafifçe gülerek veda etti ve arkasına döndü, onu bekleyen Berinne ve Sanzirna'nın yanına doğru ilerledi. Tabii ki gidip direkt olarak uyumayacaktı, öncelikli olarak yapacağı şey; gidip yarınki olası savaşı için meditasyon yapmak ve enerjisini oldukça kararlı bir hale getirmek olacaktı. Bunu yapması, yarın bir zorluk yaşama ihtimalini epeyce düşürecekti ve Zend, enerjisini sağlam bir hale yaklaştırdığından dolayı kılıcını kullanmakta, enerjisinin gidişatını hesaplamakta ve enerjisiyle ilgili pek çok başka şeyleri tahmin etmekte çok daha iyi olacaktı.
''Odalara dağılalım, ben öncelikle birkaç saat meditasyon yapacağım ve gecenin ortalarında, saat ilerlediği zamanda da uyurum. Zaten çok uykuya da ihtiyacım olmadığını söyleyebilirim.'' Zend ana binadan çıktıktan sonra Beyaz Taç üyelerinin ve misafirlerin uyudukları odaların bulunduğu diğer binaya doğru ilerlemeye başlayarak hemen arkasından gelen Berinne ve Sanzirna'ya seslendi.
''Tamam, ben de biraz meditasyon yapacağım. Yarın seni korumam ya da kaçırmam falan gerekirse formumdan düşmüş bir halde olmak istemiyorum doğrusu.'' diyerek elini yavaşça kaldırdı Sanzirna.
''Ben direkt yatmayı düşünüyorum, biraz önce gözlerime çok yüklendiğim için oturuyor olsam bile çok enerji harcadım ve şu anda epey yorgunum. Uyuyup dinlenmem gerekiyor, zaten saatin çok da erken olduğunu söylemek mümkün değil. Yarın giderken beni kaldırırsın Zend, ustan sabaha kadar o adamın yerini söylemek için gelmiş olursa elbette. Bensiz gitmek gibi bir şey yapma, savaşını izlemek istiyorum. Harsis'in, senin güçlü olduğun konusunda bir şüphesi yok, aslına bakarsan benim de yok ama bunu kendi gözlerimle görürsem daha tatmin olacağıma dair bir merakım yok.'' Sanzirna Zend'e baktı ve meraklı bir şekilde konuştu.
''Eğer savaştığımı çok da görmek istiyorsan sorun yok, beni izleyebilirsin. Seni çağıracağım, endişen olmasın.'' Zend binaya girerken Berinne'ye bir bakış attı ve merdivenlere doğru, diğer iki kişiyle birlikte gitmeye başladı. Era bu sefer onun başının üzerine yatmıştı, büyülü yaratık, bu formundayken genellikle yürümemeyi tercih ediyordu. Bunun sebebi belki küçük formundayken zaten enerji harcıyor olmasına karşılık bir de yürümek istememesiydi, belki de sadece her zaman böyle taşınmayı seviyordu ama büyük formunda olduğu zaman kimsenin onu omzunda ya da kafasında taşıyabilecek olmadığını bildiği için böyle bir harekette bulunmuyordu. Zend'e iki seçenek de oldukça mantıklı gelmişti, çünkü Era bu tip bir şeyi seviyor olabilme ihtimali yüksek olan bir büyülü yaratıktı ama aynı zamanda, fazla olsa da sonuçta azalıyor olabilen bir enerjiye sahip olduğu için, bu şeyi sadece enerjisini koruma amaçlı yapıyor da olabilirdi. Tam olarak bilmiyordu ama şu anda sessiz kalıp dinlenen büyülü yaratığın keyfini, ona soru sorarak kaçırmak istemeyen genç adam, sessiz kalarak binanın içinde ilerlemeye devam etmişti.
Büyücü ve savaşçıların aksine, büyülü yaratıklarda seviye olarak son seviyeydi, Kutsal Seviye. Savaşçı ve büyücüler, Ejderha ya da Kutsal Seviye'ye vardıktan sonra hatırı sayılır bir emek verdikten sonra İlah Seviyesi'ne çıkmayı başarabiliyorlardı. Ama büyülü yaratıkların tamamında, Kutsal Seviye'nin ilerisine gitmesine izin vermeyecek şekilde bir Ki Havuzu bulunuyordu. Yani onlar için de son seviye, haliyle Kutsal Seviye olmuş oluyordu. Dolayısıyla, Kutsal Seviye'ye ulaşmış bir büyülü yaratığın da enerjisi oldukça fazla bir miktarda oluyordu. Ama bu demek değildi ki, her Kutsal Seviye'ye ulaşmış bir büyülü yaratık aynı miktarda güce ve enerjiye sahipti... Onlar için Kutsal Seviye son olsa da, Kutsal Seviye'de kendilerini ne kadar geliştirirlerse o kadar gelişmiş bir hale gelmiş oluyorlardı. Sonuçta seviye olarak yükselmek, güçlenmenin tek yolu değildi. Bunun en basit örneği de zaten Zend oluyordu. Kutsal Seviye'ye varıp enerji sınırlarına ulaşmış olan bir büyülü yaratık, iyice gelişmek için genellikle enerjisini sonuna kadar kararlı hale getirip ya öğrenebildiği kadar teknik öğreniyordu ya da enerjisini farklı farklı yollardan devamlı olarak geliştirmeye başlıyordu. Sonuçta Eralkavender de Kutsal Seviye'deydi, Siyah Kafalı Ased de. Ama Siyah Kafalı Ased kendi enerjisini o kadar geliştirmişti ki, Era ile aynı miktarda enerjiye sahip olsalar dahi, onu hiç çaba sarf etmeden öldürebilirdi. Zaten Siyah Kafalı Ased, bir büyülü yaratık olmasına rağmen bir Tanrı kadar güçlü olmayı başarabilmiş bir büyülü yaratıktı. Kutsal Seviye'de olduğu için, dünyadaki İlah Seviye büyücü veya savaşçılar tarafından bire bir yapılacak bir savaşta yenilmesi çok zordu. Seviye olarak daha aşağıda olsa bile...
Zend birkaç dakika içerisinde odasına vardı ve Era'yı bir kenara bırakarak üzerindeki kıyafetleri değiştirdi, ardından derin bir nefes aldı ve meditasyonunu başlattı. Onu sonlandıracağı zaman birkaç saat sonraya denk gelecekti ve Zend, bu zaman geldiğinde otomatik olarak kendine gelecekti. Meditasyon yapmanın böyle bir güzelliği de yok değildi... Kendine belirlediğin bir zaman dilimi bittiği zaman, meditasyon direkt sonlanabiliyordu.
Saatler, hızlıca akıp geçmişti ve Zend, kapısına vurulmasıyla birlikte kendine gelmiş, çoktan meditasyonunu bitirip girdiği yatağından uykusunun bölündüğünü anlayıp çıkmış ve kapıya doğru ilerlemişti.
''Zend aç kapıyı, benim.'' dedi birisi, Zend bu sesin kime ait olduğunu düşündüğünde, kısa zaman içerisinde kapının arkasındaki kişinin Hollis olduğunu anlamıştı. Onun enerjisinin kendine has dalgalanmalarını tanıyordu sonuçta, kapının dışında bekleyenin Hollis olduğunu anlaması için, onun sesini duymasına bile bir ihtiyacı yoktu aslında. Onun enerjisini sadece birkaç saniye hissetmesiyle birlikte, bu hissettiği enerjinin sahibinin kim olduğunu anlayabilirdi.
''Tamam, geldim.'' diye, etraftaki odalarda uyuyor olma ihtimali olan insanları rahatsız etmemek amaçlı kısık bir sesle konuştuktan sonra, Zend kapıya doğru hızlıca ilerledi ve kapıyı araladı. Hollis'in sarımtırak saçları, koridoru aydınlatmakta olan büyünün etkisiyle birlikte parlamaya başlamıştı. Zend ona bakıp yavaşça gülümsedi ve kapıyı iyice aralayarak, ustasını odasına aldı.
Hollis içeri gidip sessiz olmaya çalıştığı belli olacak şekilde bir nefes aldıktan sonra, Zend sabırsız bir şekilde ona sordu. ''Usta, Harbert'in yerini bulabildin mi? Yakınlarda mıymış?''
Hollis akşam vakti çıkmıştı ve Zend, odasının bir tavanında asılı olan büyülü bir taşın üzerinden saati kontrol ettiğinde, güneşin birazdan doğacağını fark etti. Neredeyse sabah olmuştu, ama ustası şimdi geri geldiyse, Harbert ya çok uzakta değildi ve Hollis onu gördükten sonra geri gelmişti ya da Zend'in ustası Hollis, Harbert'i bulmayı hiç başaramamıştı.
''Merak etme, merak etme.'' diyerek Zend'i rahatlatma amaçlı konuştu Hollis. ''O Tolan Şehri'nin hemen yanındaki Fagse Şehri'ndeymiş, tanıdıklarıma sordum ve onlar, onun en son orada görüldüğünü söyledi. Ben de bunun üzerine hızlıca Fagse Şehri'ne doğru ilerledim ve Harbert'in takılıyor olma ihtimalinin olduğu birkaç yeri dolaştım. Sonunda onu gördüm ve o beni fark etmeden önce, hemen geri döndüm Tolan'a. Yolculuğuma eşlik eden bir de at oldu tabii.'' dedi ve Zend'e gülerek baktı.
''Ah...'' dedi Zend. ''Usta, gerçekten çok minnettarım. Sağ olasın!'' diyerek sesini hafifçe yükseltti.
''Hehehe, biliyorum mükemmelim. Söylemene gerek yok.'' diyen Hollis aynı zamanda sırıtıyordu.
''Usta, sen onun bulunma ihtimalinin yüksek olduğu yerleri nereden biliyordun ki? Onu tanıyor falan olabilir misin ya da o, eski bir arkadaşın gibi bir şey olabilir mi?'' Zend meraklı bir şekilde sordu. Sonuçta ustası da Siyahlar'daydı ve Harbert gibi birini tanıyor olma ihtimali yüksekti. Dün onun ismini de Zend henüz söylemeden bilmiş olduğu için, Hollis'in geçmişte Harbert ile bir arkadaşlığının olup olmadığını merak etti genç adam. Eğer böyle bir şey varsa, onu öldürmeye çalışmak gerçekten de hiç hoş olmazdı.
''Yok yok, arkadaşım değil. Ama onu elbette tanıyorum, o da Siyahlar'dan biri ve ben Siyahlar'daki herkesin ismini ve yerini ezberlemiştim daha önce. Sonuçta Siyahlar, Pounz'un en güçlü yüz kişisinden oluşuyor ve eğer bu adamları tanımazsan, ileride bunlardan biriyle karşılaştığın zaman ne yapman gerektiğini bilememiş olabilirsin. O zamanda da, canını sıkabilecek durumlar ortaya çıkabilir. Harbert ile daha önce bir kere aynı ortamda bulunmuşluğum olmuştu ama daha ötesi yok. Onu öldürmende benim için bir problem yok yani, eğer olsaydı zaten dünden beri onu bulup savaşabilmen için bir oraya bir buraya koşturuyor olmazdım, hahaha.'' Hollis sessizce güldü. ''Güneşin doğmasına kısa bir süre var ama henüz yola çıkmamıza gerek yok. Biraz daha dinlenelim, daha sonra da yola çıkıp Fagse Şehri'ne doğru ilerleriz.''
''Öyleyse sorun yok, tamam.'' Zend Harbert'in ustasının bir dostu olmadığını aslında içten içe tahmin etmişti ama yine de bir sormak istemişti. Hollis'in söyledikleriyle birlikte kafasını birkaç kere salladı ve yatağına doğru tekrar ilerledi. ''Usta, sen de kanepelerden birinde yatabilirsin, değil mi?'' diyerek güldü ve Hollis'in gelmesinin ardından çoktan tekrar uykuya dalmış Era'yı hiç rahatsız etmeden yatağına gömüldü.
''Tabii canım,'' diye söylendiğini belli edecek bir ses tonuyla konuştu Hollis. ''burada zaten sen gidip Harbert'i buldun, ben de ancak yatıp hiçbir yardım etmemiştim sana, dinlenmek senin da hakkın canım; bu kadar yorma kendini.'' diyerek sitem eden adam, birkaç dakika içinde gidip yatağa kıvrıldı.
***
1625
Magnec