Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

205. Bölüm Tigrund Ailesi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Genç adam, sonraki günlerde ne yapması gerektiğini düşünmeye devam ederken, rahatlığın ve huzurun tüm vücudunu kaplamasıyla birlikte, kendini uykuya teslim etti.

Anında sabah olmuştu elbette. Kapısının vurulma sesiyle birlikte gözünü yavaşça aralayan Zend, güneş ışınlarının odasına bir baskın düzenlediğini gördü. En son yıllar önce sabah olduğu zaman gözünü bu odada açmıştı, Chibui'de sabah olunca karşılaştığı manzara, ilk başlarda biraz yadırgadığı ama zamanla alıştığı mağarasının tavanıydı. Chibui'de insanların mağarada kaldığına pek rastlanmazdı, o bölgeye giren hemen herkes kendi kalacağı yeri de yanında getiriyordu. Çadırda kalındığına çok fazla rastlayabilirdiniz, ama Zend'in aklına, Chibui'ye giderken böyle bir şey gelmemişti ve kimse de ona bundan bahsetmemişti. Daha sonra ustasıyla birlikte kalmaya karar verdikleri mağaralardan birine alışmıştı ve diğer insanlardan bulabileceği çadırlarla da ilgilenmemişti. Bu yüzden Chibui'de olduğu süre boyunca kaldığı yer, aslında sonradan oldukça beğendiği mağaralardı. 

Esneyerek doğruldu ve eline baktı. Yarası tamamen iyileşmişti ve geriye sadece minik bir çizgi şeklindeki iz kalmıştı. Bacağına doğru bir bakış attığında, orada da bir sorun kalmadığını fark ederek keyiflendi ve vücudundaki, karnının biraz altından başlayıp her yere yayılan siyah çizgilere dikkat etti. Zend enerjisini ciddi anlamda kullanmaya başladığı zaman hep bu oluyordu, Ranon'dan daha önce bunun, Ranon'un kanının birkaç damlasının Zend'in kanına karışması olduğunu duymuştu. Aynı zamanda Üstün'ün enerjisi de bu mührün içerisindeydi, bunlardan haberdardı. Ama savaşmaya başladığı zaman neden tüm vücudunu kapladığını bilmiyordu ve Ranon'a sorduğu zamanlarda da, ileride anlayacağına dair şeyler söylemişti Ranon. Elbette, yaşlı varlık Zend'e hiçbir zaman yapmamış olduğu gibi yine, net ve kesin bir cevap verip genç adamın merakının giderilmesini sağlamamıştı. Yakın zamanda tekrar bu siyah izlerin vücudundan çekileceğini fark etmişti Zend, zaten genç adam savaşırken yayıldığı kadar ileride değildi şu anda, Zend savaşını bitireli birkaç saat olduğu için azalıp gerilemeye çoktan başlamıştı. Yakında da çekileceği son yer olan Zend'in karnının biraz altına kadar çekilecekti muhtemelen. Genç adam hızlıca kapıya doğru ilerledi, ardından kapısını açıp, kapının arkasındaki kişi ile göz göze geldi.

''Zend, günaydın! Uyandırmıyorum değil mi?'' Yun Zend'e samimi bir gülümsemeyle selam verdi.

''Yok canım,'' Zend de gülümsedi. ''hiç uyandırır mısın? Gece hiç de geç yatmadım zaten yani...'' 

''Hehehehe...'' Yun mahcup bir şekilde güldü. ''Okula gidiyordum da, o yüzden şimdiden haber vereyim dedim. Yarın tatilimiz var, bizim grupla birlikte bir şeyler yapalım diyorum. Senin de haberin olsun da kimselere söz verme.'' 

''Tamam, ben de katılırım.'' Zend cevap verdikten sonra aklındaki, gün sıralı planlarını yapmaya devam etti. Prenses Yuna'nın doğum gününe henüz üç gün daha vardı. Bugün Tigrund Ailesi'ni ziyarete gitmeye karar vermişti, Emma ile bir karşılaşmak istiyordu doğrusu. O tabii ki Zend'den önce dönmüş olmalıydı. Zend hem Lazel'in yanına kadar yürüdüğü için, hem de Yama Ailesi'nin yanına gittiği için oldukça zaman kaybetmiş durumdaydı. Bu yüzden Pounz'a geliş zamanı da doğal olarak uzamıştı. ''Bu arada Yun, bugün Kaimei'ye gideceğim, ustama, Saga'ya ve Funa falan haber verirsin.'' Yun henüz gitmeden önce, Zend ona gitmesi için birkaç kelime daha çıkardı ağzından.

''Kaimei mi, Kaimei'de ne yapacaksın ki? Bir tanıdığın falan mı var?'' Yun muhtemelen geç kalmama amaçlı Zend'in kapısından uzaklaşmaya başlamışken, merakını belli ederek sormuştu.

''Chibui'deki bir arkadaşımın yanına gitmeyi düşünüyorum. Bana, geri döndüğümde onu ziyaret etmem için bir söz verdirmişti. Onu ziyaret etmezsem olmaz şimdi.'' Zend dürüstçe konuştu. Emma'yı ziyaret etmesinin asıl nedeni, Tigrund Ailesi'nin ödül ile bir alakası olup olmadığını merak etmesiydi aslında. Ama tabii ki, Emma'ya daha önce Pounz'a döndüğünde onların yanına uğrayacağına dair bir söz vermişti ve Yun'a, sadece bu kısımdan bahsetti. Henüz ödül ile ilgili bir şeyi yaptığını onun bilmesine gerek olmadığını düşünüyordu. Cevap verdikten sonra Yun'un onayıyla birlikte ona veda etti ve tekrar odasının içlerine ilerledi.  

Hızlıca üstüne bir şeyler geçirdi ve son olarak, kapüşonlu hırkasıyla birlikte dün satın almış olduğu kumaş parçasını da yanına almayı ihmal etmedi. Onlar olmadan, dışarıda uğrayacağı saldırıların haddi hesabı yoktu. Hala uykuda olan Era'nın yanına gitti ve minik kedinin, kulaklarına bir iki kere dokunup uyanması için ona işaretler yolladı. ''Era, hadi kalk. Gündüz olmuş.'' diye sesli bir şekilde konuştu, normalde kendisinin de hala uykusu vardı ve gece geç yattıklarından dolayı, Era da doğal olarak tam olarak uykusunu alabilmiş değildi. Ama bu uykulu hali kısa bir süre içinde atlatacağını bilen Zend, uyumak gibi hiçbir şey yapamayıp, ancak vakit kaybettiği bir eylemi yapmaya devam etmek de istemiyordu. Zaten bir kere uyandıktan sonra da tekrar uyuması zordu, böyle bir yapısı vardı genç adamın.

Era da belli belirsiz birkaç şey mırıldayarak uyandı ve gözlerini, Zend'e bakarak birkaç kere kırpıştırdı. ''Sabah ne çabuk olmuş?'' diye sessizce konuştu.

''Yattığımızda zaten güneşin doğmasına bir saat vardı ortak.'' Zend gülerek cevap verdi ve Era'nın da uykusundan arınmasını bekledi. 

Birkaç dakika içinde hazır olmuşlardı.

Zend Era yanında dışarı çıktığı gibi, Hırsız Çağı'ndan elde ettiği yüzükleri ve içlerindeki şeyleri satmak için, büyülü eşya dükkanlarından birini bulmak üzere şehrin içine doğru ilerledi. Daha sonra da Kaimei Şehri'ne doğru yola çıkacaktı. Büyüsünü kullanarak gitmeyi düşünüyordu aslında, bir de araba falan bulmaya uğraşmak istemiyordu. Kaimei Şehri'nin pek çok gizli yerini hatırladığı için, oraya büyüsüyle giderken zorlanmazdı. 

Normalde Beyaz Taç'tan sürekli olarak alabildiği bir para vardı, zaten çok para kullanan biri de değildi Zend. Ama bu eşyaların ona ağırlık yapmasındansa, onları satması çok daha mantıklıydı. En azından eline bir miktar daha para geçmiş olurdu ve bunu biriktirdiği parasının yanına atabilirdi. 

Tolan Şehri'nin işlek sokaklarından birine, tanınacağı düşüncesinin üzerinde bıraktığı tedirginlikle birlikte girdi. Orada ona zarar verebilecek birinin olmadığını tahmin edebilmesine rağmen çok gergindi. Başında ödül olması gerçekten de çok sinir bozucu bir durumdu, insanın durduk yerde keyfini bozmaya fazlasıyla yetiyordu. 

''Merhaba, büyülü eşyaları satın almak gibi bir imkanınız da var mı?'' Gördüğü ilk büyülü eşya dükkanına hızlıca giden Zend, girmesiyle birlikte ayağa kalkıp ilerlediği tezgahın üzerine, birleştirdiği ellerini koymuş, gülümseyen bir yüzle müşteri bekleyen bir satıcının yanına yaklaşıp nazik bir biçimde sordu.

''Elbette, neleri satacaksınız?'' Adam Zend'e güler yüzlü bir şekilde bakarak ellerini birbirinden çekti. ''Tezgahın üstüne koyabilirsiniz.'' 

''Pekala.'' Zend de gülümsedi ama yüzündeki kumaştan dolayı gülümsediğinin belli olmadığını biliyordu. Bu yüzden kısaca konuştu ve yeni aldığı yüzüğünün içindeki, içi yüzüklerle dolu bir çuvalı çıkararak masanın üstüne bıraktı.

Adam biraz şaşırmış olacaktı ki, gözlerinin hafifçe açılmasına engel olamamıştı. ''Hepsini mi satacaksınız?'' diye sordu çuvalın ağzını aralayıp içine baktıktan sonra. 

''Evet, bir sorun olmaz değil mi?'' Zend de masumca cevap vererek bir soru daha sordu.

''Hayır, sadece şaşırdım.'' Adam dürüst bir şekilde ekledi. ''Toplam kaç tane ve seviyelere göre dağılım sayısı nasıl?''  

''Toplam yedi yüz küsürdü, tam olarak hatırladığım söylenemez. Seviyelerini de ölçmedim, siz ölçebilir misiniz?'' Zend mahcupça cevap verdi. Onların değerinin belirlenebilmesi için seviyelerini ölçüp not etmek daha önce aklına gelmişti ama üşengeçliği tutmuş, böyle bir şeyi yapmak onun vaktini alacağından dolayı bundan vazgeçmişti. 

''Bu benim epey vaktimi alır ama... Beklemen gerekli.'' Adam bir yandan torbanın içerisindeki bir yüzüğü incelerken, bir yandan da konuşuyordu.

''Beklerim, sorun değil.'' Zend kısaca cevap verdi. ''Ne zamana kadar beklemem gerek peki?'' diye devam ettirdi konuşmasını.

''İçindekilerle birlikte bakıp fiyatlarını hesaplamam en azından bir ya da iki günümü alacaktır.'' Adam elindeki yüzüğü tezgahın üstüne bırakıp, çuvalın büyüklüğüne göre bir tahminde bulunmuş gibi görünüyordu.

''Tamam o halde, ben yarın ya da ondan sonraki gün tekrar uğrarım. Sonra da toplam fiyatta anlaşırız, size güveniyorum.'' dedi hızlıca genç adam, daha sonra da gitmek üzere kapıya doğru ilerledi. 

''Merak etme genç adam, bunları toplayabilecek birinden para çalmaya çalışacak kadar aptal biri değilim, bir tane bile eksik ya da yanlışın olmayacağından şüphen olmasın.'' Adam Zend çıkarken arkasından konuştu ve Zend, ''Teşekkürler, size güvenebileceğimi zaten biliyorum.'' diye teşekkür etti ve dışarı çıkıp, adamın dükkanı kapatarak Zend'in verdiklerine yoğunlaştığını fark ettikten sonra, Kaimei'ye gitmek için bir büyü yapmak üzere, kimsenin olmadığı ara sokaklardan birine girdi.

***

Kaimei Şehri. Kendi topraklarında adaleti sonuna kadar sağladığını söyleyerek övünen Pounz Krallığı'nın başkenti. Ne yazık ki, Pounz Krallığı'nda bir süredir adalet hiç sağlanmamakta. Yasalarını pek umursayan yok ve krallık da bunların umursanması için pek çaba harcıyormuş gibi görünmüyor. Zaten yasaları umursayan olsaydı, en basitinden Zend'in ustası Hollis, şu anda birini öldürmek için son derece istekli bir halde olmazdı. Çünkü gerekeni zaten krallık yapmış olurdu. Ama yapmamışlardı ve kendi adaletini sağlamak da bu yüzden Hollis'e düşmüştü.

Zend kendini yolladığı ara sokaklardan birinden dışarı çıktı yavaşça. Yüzünün görünmesini engelleyenler hala yerli yerindeydi. ''Eh...'' Zend mırıldanırken hafifçe sitem etti. ''Enerjimin beşte birini yedi, Tolan'dan Kaimei'ye gelmek için yaptığım büyü. Her neyse bu artık, o kadar çok enerjimi tüketiyor ki; bir savaşta yapmasam daha kârlıyım falan demeye başlayacağım yakında.'' 

''Sitem etmen gereken bir büyüye sahip değilsin, sakın şikayetçi olma.'' Era Zend'e baktı. ''Buna sahip olmak için, dünyadaki herkes bir sürü şey feda edebilir. Kutsal Seviye'ye erişmiş olan ben bile, senin büyünü gördüğümde bunu haksızlık olarak görüp imrenmiyor, kıskanmıyor değilim. Onunla bir miktar enerji karşılığında istediğin yere gidebiliyorsun ve herhangi bir engelleme bariyerinden ya da yer değiştirmeyi engellemek için yapılan büyülerden de etkilenmiyorsun. O adeta bir haksızlık yaratıyor ve fazlasıyla güçlü. Hem sen onu henüz saldırıda kullanmıyorsun bile. Onu birine atsan, ne olur biliyor musun? Eğer isabet ettirmeyi başarırsan, rakibinin vücudunu parçalar halinde dünyanın dört bir yanına gönderebilirsin. Bu da seni, muazzam bir üstünlüğün içine sokuyor. Şikayet etme de şükret.'' Büyülü yaratığın sözlerinin doğruluğunun Zend de farkındaydı, bu büyü olmasa Yama Ailesi'nin lideri ile karşı karşıya olabilmesi, o gün Yuathra Dev Kertenkelesi ile karşılaşıp hayatta kalabilmesi, pek çok şeyi imkansız olurdu. Üstüne üstlük, onunla zamanı değiştirebildiğine de bizzat şahit olmuştu... Artık onunla ilgili bir sürü şey öğrenmişti. Mesela, onunla bir şeyi bir yere göndermeye çalıştığı zaman, sadece zarar vermek için fırlatmasından daha fazla enerji harcıyordu. Üstelik gönderdiği şeyin içerisindeki enerjiye göre de, kendisinden eksilen enerji artıyordu. Bununla ilk karşılaşan kişilerin hareket kabiliyeti bile azalıyordu, bunun sebebini tam olarak bilmiyordu ama donup kalıyorlardı. Zend büyüsü hakkında daha fazla şey öğreneceğinden emindi, henüz öğrenmesi gereken çok fazla şey vardı ve genç adam da bunun farkındaydı. Aklında onlarca soru vardı: Lin Enerjisi'ne sahip olmadan nasıl bu büyüyü kullanabildiği, bu büyünün nereden geldiği, hangi elemente ait olduğu, nasıl öğrenilip kullanılabileceği, tam kapasitesine ulaşıldığında nasıl olacağı ve daha binlercesi...

''Farkındayım, sadece öylesine söylüyorum Era.'' diyerek güldü genç adam, daha sonra da kısa bir yürüyüşe başlayarak, yedi yaşındayken ziyaret ettiği Tigrund Malikanesi'ne doğru, Pounz'un en şık binalarının olduğu Kaimei Şehri'nde ilerlemeye başladı.

Kısa bir süre içinde de, Tigrund Malikanesi'ne varmıştı. Burada, kızını kurtarmasına rağmen kendisinin öldürülmesini emreden, Tigrund Ailesi'nin lideri yaşıyordu değil mi? Küçük bir çocuğa, kızını kurtardığı için ödül olarak ölüm veren bu liderin, kim olduğunu ve bunu nasıl yaptığını da bir merak etmiyor değildi. En iyisi bunu ona sormalıydı, Emma'yı da tekrar görme isteğiyle bahçenin kapısından içeri girdi ve nasıl karşılanacağının merakında, malikaneye doğru ilerlemeye başladı. Eğer Tigrund Ailesi'nin ödülle bir ilgisi varsa, bunu burada Zend'i bir şekilde öldürmeye çalışarak belli eder miydi acaba?

***

1710 

Arkadaşlar, bundan sonra novelgunleri.com'a gelen bölümün yarısı sayısınca wattpada bölüm gelecek. Yani siteye 2 bölüm atıyorsam, wattpada bir bölüm atacağım. Siteye iki günde iki bölüm atıyorsam, wattpada iki günde bir bölüm atacağım. Sonuçta zahmet edip de siteye girip okuyan arkadaşların bir ayrıcalığı olmalı, değil mi? İyi günler ^_^