Elinize saglık. Ooo sonunda ranonun kardeslerinden birini gormus olduk yani bu bas karakterlerden biri bunlarin amaci ne olaki
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
189. Bölüm Pounz'a Yolculuk (3)
Zend yana doğru dönmesiyle birlikte gördüğü manzarayla iyice şaşırmıştı, çünkü karşısındaki normal bir insandan çok bir Tanrıça'ya benziyordu! En son, Pounz'da hemen her aile tarafından gelecekteki güzelliği kabul edilmiş olan Renyia'yı gördüğü zaman böyle bir hissin içine düşmüştü, ama o zamanki şaşkınlığı şimdikinin yanında hiç kalırdı! Eğer kendini kontrol etmeyi iyice başarabiliyor olmasaydı, kesinlikle saatler boyunca donup kalırdı... Son derece açık renkte sarı saçları vardı, yüzünün büyük bir kısmını kaplıyormuş gibi görünen büyük gözleri mavinin apaçık bir tonundan renk almıştı, düzgün ve kenarlara doğru ilerledikçe kıvrılan kaşlara sahipti, dik, siyah kirpikleri fazlasıyla uzundu ve açık bir alnı vardı. Saçı çok uzun olmamakla birlikte kısa da değildi, omzunu biraz geçiyordu. Kız Zend'den az bir miktar kısaydı ama yine de standartlara göre uzun olarak görülebilirdi, sonuçta Zend de standartların üzerindeki bir boya sahipti. Kızın aynı zamanda kar rengine yaklaşan, beyaz ve pürüzsüz bir teni vardı ve Zend'in henüz görmüş olduğu tüm yüzünde, teninin üzerinde beyazdan başka hiçbir renge sahip değildi. Ufak, siyah ya da kahverengi, hatta herhangi bir renkteki bir nokta bile yoktu yüzünde, tamamen özenilerek yaratılmışçasına düzgün ve uyumluydu yüzü. Elmacık kemikleri belli oluyordu ve kız, Zend'in şu ana kadar hiç görmediği, pembenin en güzel tonundaki dudaklara sahipti. Alt dudağı diğerine göre biraz daha dolgundu, ama diğerinin de ondan çok aşağı kalır yanı yoktu. Hafifçe kalkık bir durumda olan burnu da hemen dikkatini çekiyordu, kızın gülerek söylediği, ''Ne münasebet, benimle yedinci seviye bir savaşçı arasında nasıl bir problem olabilir ki? İkimizin aynı yerde ciddi bir şekilde anılması bile beni aşağılamak için yeterli olurdu.'' sözlerinden sonra beliren, yüzünün her iki tarafında da olan gamzeleri karşıdakini büyülemek için yeter de artardı bile...
Zend onun sesindeki aşağılamayı anlasa da hiç bozuntuya vermedi ve aslında kızın yüzü hiç ilgisini çekmemiş gibi davranarak, ''Öyleyse arkadaşımla ve benimle alay etmeyi bırak.'' diyerek istifini bozmadan tekrar önüne döndü.
''Ne o? Beyefendi alındı mı yoksa?'' diyerek kıkırdamaya devam eden kız Zend'e biraz daha takılmak istiyormuş gibi görünüyordu, eğleniyormuşçasına bir hali vardı ve Zend'in biraz sinirini bozduğunu fark etmişti muhtemelen, yoksa bu şekilde gülerek devam ettirmiyor olmalıydı konuşmasını. Normal bir insan bunu yapardı.
Zend cevap verdiği sürece onun konuşmayı kesmeyeceğini anlayınca tekrar cevap vermemeye karar verdi ve yavaşça iç çekerek tekrar Sanzirna'ya doğru döndü. Kendisiyle alay eden biriyle konuşmak gibi huyları yoktu sonuçta.
''Ama umudunu kaybetme, yaşına göre seviyen fena sayılmaz, ölmeden devam edebilirsen sonunda ciddi bir güce kavuşursun. En büyük savaşçılar genelde yeteneklilerin arasından değil, hayatta kalmayı bilenlerin arasından çıkar, seviye konusunda diğerlerinden çok önde olan, dahi olarak anılan kişilerin yüz yılı bile doldurduğu zor görülüyor, büyük bir ironi aslında, hahahaha...'' Kız Zend'in önüne döndüğünü görünce tekrar konuşmaya başlayarak, biraz önce alay ettiği kişiyi teselli etmeye başlamıştı. Zend buna anlam veremese de bir art niyet aramamaya karar vererek teşekkür etti: ''Biraz önce gömmeseydin daha iyi olurdum, ama yine de teşekkürler.'' diyerek kızın yaptığı gibi biraz sesli bir şekilde güldü.
''Sadece şaka yapıyordum, beni kibirli biri olarak düşünme.'' Kız tıpkı vücudu gibi, Zend'inkine göre oldukça ince olan ellerini kaldırdı ve avuç içlerini genç adama çevirerek, yüzünde bir gülücüğün daha doğmasını sağladı.
''Sorun değil, alışığım zaten.'' Zend geçmişte pek çok kez bu tip aşağılamalara maruz kalmıştı, zaten sokakta büyüyen bir çocuğu öven birini de duyamazdınız, genelde hep rahat hissetmek için onu aşağılardı insanlar, Zend bu yüzden bu çeşit laflara karşı çok öfkelenmezdi.
''Alışık mısın? Niye ki, seviyen öyle çok da düşük değil. Bu seviyeyle Kutsal Ülkeler'den birinin ordusuna girmen mümkün, hatta daha düşük güce sahip olan krallıklarda çok yüksek olmasa da iyi bir rütbeyi almayı bile başarabilirsin.'' Kızın sesinde garip bir dinlendiricilik bile vardı sanki, o konuştuğu zaman, Zend onun sesinden başka bir şeye odaklanmayı başaramamıştı. Belki de bunun sebebi, genç kızın yüzünün hala hafızasında olması ve gözlerinin önünde canlanmasıydı, bilemiyordu.
''Evet,'' Zend elini başının arkasına attı ve tekrar kendisine bakan kıza doğru dönüp, konuşmaya devam etti: ''ben aslında bu gelişimi çok hızlı katettim diyebilirim, küçükken hiç değilse saygı görecek bir savaşçı değildim ve bir mal varlığım, ailem ya da akrabam da yoktu, bu yüzden alışığım.''
Zend normalde geçmişindeki şeyleri insanlara anlatmaktan hiç hoşlanmazdı. Çünkü genellikle onun geçmişini ve ailesiz bir şekilde sokakta büyüdüğünü duyunca ona acıyarak bakarak, onun için üzülürdü. Kendisine acınmasını istemeyen genç de, belli bir yerden sonra Jongtham'da dahi geçmişinden bahsetmeyi bırakmıştı. O saygı gören, hayranlıkla bakılan biri olmak istiyordu. Üzüntüyle karşılanan, acıma duygusuyla bakılan biri olmak, değil istediği bir şey, olmasına ses çıkarmayacağı bir şey bile değildi çünkü bu onun için fazlasıyla kötü bir şey olurdu. Geçmişini kendisi hatırlıyordu, bir de bunun diğer insanlar tarafından hatırlatılmasını istemiyordu ve bu, onun dünya üzerindeki en sevmediği şeylerden biriydi.
''Ah, kötü olmuş.'' Kız önce yüzündeki gülümsemeyi kısa bir süreliğine yok etti, daha sonra onu hemen eski yerine getirdi ve konuşmaya devam etti: ''Ama sonuçta buraya gelmeyi başarabilmişsin, üstelik tamamen tek başınayken ve elinde hiçbir şey yokken. O zaman sen benim düşündüğüm kadar rezil, ezik ve bu yaşına gelip de hala güçsüz bir savaşçı olarak kalmış olan utanç kaynağı biri değilmişsin! En azından senin için utanacak bir ailen yok, hahaha...''
''Heh...'' Zend gülerek bir nefes verdi çünkü kızın son söylediği şeyde, aslında onu neşelendirmek amaçlı olduğu ortadaydı. Bu yüzden midir bilinmez, Zend'e de bu bir anlığına komik geldi ve genç adam, minik bir kahkaha attı. ''Normalde bunun bana komik gelmemesi gerekiyordu ama nedensizce güldüm, hahaha.'' Zend bir yandan gülmeye devam ederken bir yandan konuşuyor, bir yandan da gözünün kenarıyla zorlanıp zorlanmadığını kontrol etmek için büyülü yaratıklarla savaşan Sanzirna'ya bakıyordu.
''İsmin ne senin?'' Genç kız alnının önüne düşen saçını bir eliyle kulağının arkasına attı. ''Samimi biri gibi görünüyorsun!'' diye coşkulu bir şekilde devam etti.
''Zend,'' Zend ismini söyleyerek kızın yaptığı gibi gülmeyi sürdürdü. Kız büyük ihtimalle asil bir aileden geliyordu ve bir yabancıya karşı, yabancılarla pek içli dışlı olmadığı için ilgiliydi. Ayağa ilk kalktığı günden bu yana sürekli bir eğitimin içerisine sokulduğunu anlamıştı Zend, kız henüz çok genç görünse de Dünya Seviyesi'ndeydi. ''Seninki ne?''
''Berinne.'' Kız hızlıca cevap verdi.
''Berinne mi? Hmm, güzel isimmiş! Soyadın yok mu peki? Merak etme, bu kabalık olmaz. Hem ben de ailesiz sayılmam, bak.'' Zend gülerek sorarken yüzüğündeki beyaz tacı gösterdi, kendisinin soyadını söylememesinin bir sebebi vardı, bunu karşısındaki kız da biliyordu zaten. Bu yüzden soyadını sormamıştı diye tahmin ediyordu ve muhtemelen ailesi olmayan birine karşı soyadını da söylemesinin kabalık olacağını düşünmüş, bu yüzden de sadece ismini söylemişti. İnce ruhlu biri olduğu kesindi, buna sadece düşünceli kişiler dikkat ederdi, Zend'in bunu bilebilmesinin nedeni, hayatı boyunca Zend'in ailesinin olmadığını bilmelerine rağmen ona soyadlarını söyleyen onlarca kişinin olmasıydı. Onlar sayesinde artık bunu umursamayan Zend bunun sorun olmayacağını söylemişti ve genç adam, böylece onun soyadını söylemekte çekinmeyeceğini düşünüyordu.
''Var tabii, senin ailen yok diye söylememiştim ama duymak istiyorsan söyleyeyim; soyadım da Renkli Yıldırım. Berinne Renkli Yıldırım ben, memnun oldum! Sen Beyaz Taç'ın bir kardeşi miydin?'' Kız elini uzattı Zend'e.
''Renkli Yıldırım mı? Vay, memnun oldum. Bir kraliyet ailesi mensubu ile falan mı görüşüyorum yoksa?'' Zend gülerek onun elini sıktı. ''Ayrıca evet, Beyaz Taç'ın bir kardeşiyim. Kral Modu'na sahibim yani, hehehe.'' Seviyesi yüzünden zayıf izlenimi vermiş olan Zend, biraz da hava atmak istemişti.
''Ne sandın, şu anda Renkli Yıldırım Ailesi'nin en büyük kızı ile konuşuyorsun, şaşır bir bakayım! Hahahaha...'' Kız iyice gülmeye başladığı için elini ağzına götürmüştü.
''Pounz'a giderken karşılaşmayı beklediğim en son kişisin doğrusu.'' Zend gülümsedi ve dürüstçe konuştu. Eğer karşısındaki Renkli Yıldırım Ailesi'nin büyük kızıysa, Zend şu anda Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi ile konuşuyor oluyordu. ''Neden yanında hiç koruma falan yok? Genelde böyle prenseslerin etrafında onlarca koruma oluyor diye duymuştum, hahaha...'' Zend onun yanında hiç kimsenin olmamasının sebebini çoktan, net bir şekilde anlamıştı. Sadece bunu söyleyerek ona takılmak istemişti, kız belli ki sürekli etrafında insanların olmasından dolayı bunalmıştı ve biraz nefes almak, rahatlamak istemişti, bu sebeple yalnız başına güverteye çıkmıştı. Şu anda etrafta hiçbir insan yoktu hala, Zend ve Berinne'den başka biri çıkmamıştı yukarı. Görünüşe göre fazlasıyla rahat insanlarla birlikte yolculuk yapıyorlardı.
''Çünkü onlara ihtiyacım yok, hmph.'' Berinne suratını birkaç saniyeliğine astı ve kollarını göğsünde birleştirdi.
''Pardon, şimdi seninle sesli konuştum diye öldürülmeyeyim, en iyisi muhabbetimizi burada keselim ekselansları.'' Zend katıla katıla gülmeye devam ederken, Berinne'nin sinirlendiğini fark ederek bu konuyu daha da uzatmaya devam ediyordu.
''Komik olduğunu falan mı sanıyorsun sen?!'' Genç kız yüzünü iyice buruşturmuş, Zend'e, gıcık olmuş bir şekilde bakmaya başlamıştı.
''Özür dilerim majesteleri, lütfen beni öldürtmeyin!'' diye bağırarak ellerini gözlerinin önüne siper ederken, gülmeyi hiç durduramayan genç adam, kızın sinirini iyice bozmuştu.
Kız başını Zend'den diğer tarafa doğru çevirmiş ve ona bakmadan denizi izlemeye başlamıştı. Biraz önce Zend'in yaptığı şeydi bu, o da Berinne'yi umursamaması gerektiğini düşündüğünde bir nefes vererek denizi ve Sanzirna'yı izlemeye koyulmuştu. Bunu fark eden Zend, gülmesini bastırmaya çabalayarak konuştu: ''Tamam canım kızma hemen, hanımefendi, sen yapınca komik oluyor da ben yapınca sinirleniyor musun?''
''Ben yaparım, sen yapamazsın!'' Genç kız saçlarını omuzlarının arkasına attıktan sonra, kollarını hızlıca tekrar birleştirdi göğsünde.
''Niyeymiş o?!'' Zend sesli bir şekilde sordu.
''Çünkü ben bir prensesim! Hmph!'' Berinne hemen cevap verdi Zend'e.
''Bak sen, öyle bir kural mı varmış? Ben de prensim belki, ne biliyorsun?!'' Zend serice tekrar konuştuğu zaman, Berinne göğsünde bağladığı kollarını çözdü ve aklına bir şey gelmişçesine meraklı bir şekilde sordu: ''Bir saniye, sen isminin Zend olduğunu mu söyledin? Geçenlerde bir haber duymuştum da, Büyülü Yaratık Sıradağları'ndaki Chibui Dağı'nda Hırsız Çağı adlı, insanları soyan ve öldüren bir topluluğun tüm üyeleri, on sekizli yaşlarına henüz varmış bir kişi tarafından katledilmişti, bu kişinin isminin de Zend olduğu söyleniyordu. Sen olabilir misin o?'' Berinne birden genç adama doğru dönüp de ona bakarken gözleri büyümüştü, bu manzara da Zend'in yine, karşısındaki muazzam derecede etkileyici olan gözlerin içerisinde birkaç saniye kaybolup kendine gelememesine ve cevap verememesine neden olmuştu.
''Öhö öhö,'' Zend birkaç saniyeliğine onun gözlerinin büyüsüne kapıldığını fark edince, olaya düşünüyormuş süsü vererek birkaç kere öksürdü ve durumdan kurtulmaya çalıştı. ''evet evet, benim o.'' alçak gönüllü bir şekilde konuştu.
''Bunu yedinci seviyedeyken mi yaptın? Bir ordu kadar adamın öldürülmüş olduğundan, üstelik yapan kişinin de bunu çıplak elleriyle yaptığından bahsediyorlardı! Hatta bu kişinin, Hırsız Çağı'nın insanları öldürüp yağmalamasından dolayı, Tanrılar tarafından yollanan, direkt olarak cehennemden gelmiş şeytanın ta kendisi olduğuna dair söylentiler bile vardı!'' Genç kızın gözlerinde şaşkın bir bakış vardı. ''Ama ben bunu yapanın yedinci seviyede olduğunu tahmin bile edememiştim! Eğer etseydim, onlara söylerdim zaten, bunu yapan şeytan olamaz çünkü şeytanın kendisi bile yedinci seviyede o kadar adamı öldüremez!''
O gecenin aslı biraz farklıydı. Zend Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ne ve Savaş Tanrısı'nın heyecanına, ek olarak da Kral Modu'na sahip olduğu için oradaki savaşçılardan, seviye olarak kendinden üstte olanlardan bile daha hızlı olmuştu ve onlar tarafından yakalanması imkansızdı. bu şekilde yavaş yavaş işini hallettiği için, yenilmemişti, üstelik Hırsız Çağı çok da güçlü bir topluluk değildi. elbette normal koşullarda orada İmparator Seviye biri olsa bile yenilmesi normal olurdu, çünkü bu kişi hem savaşıp, hem de savunma yapamazdı. Zend ise büyücülere karşı çok avantajlı olduğu için onların büyülerini kendilerin karşı çevirmiş, çabucak zarar almalarını ve kendilerini yok etmelerini sağlamıştı. Eğer böyle yapmış olmasa zaten o da orada tüm savaşçılara karşı savaşırken yenilebilirdi. Büyüyü tutabildiği için, zorlanmadan kazanmıştı o savaşı. Zaten Hırsız Çağı'nın kampına girerken güvendiği şey de, büyüyü tutabilmesiydi.
''Yok canım, o kadar da güçlü değillerdi...'' Zend hafifçe utanarak gülerken biraz kızarmıştı.
''Hırsız Çağı'nda onuncu seviyenin üstünde olan en az iki yüz elli adam varmış, bunu güçsüz olarak mı görüyorsun? Üstelik yumruğunu tek savuruşunda da yüz tanesini öldürüyormuş, zıplayarak gökyüzündeki Ay'a ulaşıp tekrar indiğinde beş yüz kişiyi daha öldürüyormuşsun! Senin gerçekten de yedinci seviye olduğunu hissediyorum, yoksa sen bir ustasın da enerjini mi gizliyorsun benden?'' Berinne Zend'in bunu yaptığına inanamamış gibiydi, haklıydı da, bunu dünyada hiç tanınmamış, bir ailenin sahiplenmediği, sadece on sekiz yaşında olan bir çocuğun yapmış olması, inanılacak gibi değildi. Dünyada Zend'in Hırsız Çağı'na yapmış olduğu şeyi yapabilecek çok fazla savaşçı olsa da, hiçbiri onun yaşında bunu yapamazdı. Hadi yapanlar da olmuş olsa bile, kesinlikle en büyük ailelerin birinin içinden çıkardı bu genç. Tanınmadık bir çocuğun bunu yapması... Buna akıl sır ermiyordu.
''Hahahaha!'' Derinlerden, kalın bir sese sahip birinin bir kahkahası yankılandı. ''Berinne, ne şaşırıyorsun?! Ben seni seçtim, çünkü mızrağa karşı ciddi bir yeteneğin vardı! Kardeşim Ranon'un seçtiği çocuğun sence zayıf olacağını mı düşünüyorsun?!''
''Hahaha,'' Bu sesin ardından etrafa yayılan ses, Ranon'unkiydi! ''kardeşim, kaç bin yıldır görüşmedik, sesini özlemişim!''
***
1975
Magnec