Elinize sağlık. E bu kadar sey anlattin senden guclu olucaksa niye senin adamin olsun :/
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
185. Bölüm Lazel'in Teklifi
''Raddha Ailesi ile ilgili ne mi biliyorum?'' Adam Zend'e bakarken sessizce mırıldandı ve devam etti: ''Sormama izin verin, bu ismi nereden biliyorsunuz?''
''Bir tanıdığımdan duydum diyebilirim.'' Zend rahat bir şekilde cevap verirken, adamın Raddha Ailesi ile ilgili bir şeyler bildiğini tahmin ederek moralini yükseltmişti.
''O tanıdığınıza söyleyin, Raddha Ailesi'nin anılması pek hayırlı değildir. Nitekim, Raddha Ailesi günümüzde hemen hemen kimse tarafından bilinmiyorsa bunun bir sebebi vardır.'' Adam iyice sessizleşerek, sanki birinin onu duymasını istemiyormuşçasına kelimeleri sıralamayı sürdürdü.
''Bir belaya bulaşmayı falan pek önemsemiyorum, bu yüzden Raddha Ailesi ile neleri bildiğini artık anlatacak mısın?'' Zend geçmişini öğrenmek için sabırsızlanıyordu ve daha fazla beklemek gibi bir niyeti yoktu. Zaten normalde de pek sabırlı olmayan biriydi.
''...'' Adam kararsız gözlerle Zend'in karanlık gözlerinin içine baktı. Bakmasıyla birlikte ürperdi, tüyleri diken diken oldu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı: ''Raddha Ailesi ile ilgili hemen hemen hiçbir şey bilmiyorum diyebilirim. Ama bildiklerimin tamamını anlatmam gerekirse, Raddha Ailesi geçmişte yok olmuş bir aile, kendi dönemlerindeyken, Pounz'dan Sarı Cennet'e her yeri fethetmişler. Her yeri! Güney de dahil! Ama kimsenin bilmediği bir nedenden dolayı yıkılmışlar ve birileri, Raddhalar hakkında yeryüzündeki tüm bilgileri silip yok etmiş. Bir ya da iki kaynağı atlamışlar tabii ki, bu kaynaklar da en güvenli ve izinsiz bir şekilde girilip hareket edilmesi kesinlikle imkansız olan yerlerde saklanıyormuş, yok edilmemeleri için. Bu kaynakların neden çoğaltılmadığını ya da çoğaltılamadığını kimse bilmiyor. Ben de bunları kendi ustamdan dinledim. Doğruluğunun kesin olmadığını bildiğim şeyler bunlar.''
''Doğruluğunun kesin olmadığı, Raddha Ailesi ile ilgili bildiğin başka şeyler var mı?'' Zend merakını hiç bastırmamıştı. Karşısındaki adam tarihle ilgili, bilgili birine benziyordu ve hazır onu yakalamışken birkaç şey sormadan bırakamazdı. Üstelik Raddha Ailesi ile ilgili bir şeyler öğrenmek, onu son derece mutlu ediyordu, aynı zamanda heyecanlanıyordu da. Çünkü kendi soyunu bilmeliydi, geçmişte atalarının ne yaptığını bilmeliydi ki, gelecekteki kararlarını bu bilgilere göre verecekti. Onların yaptığı hataları yapmayacak, en basitinden Raddha Ailesi'nin yıkılmasına neden olan şeye dikkat edecek ve bunun tekrarlanması riskini ortadan kaldıracaktı.
Adamın söylediklerinin hemen hemen hepsinden Zend'in zaten haberi vardı. Ona, Chibui'deki mağarasında karşılaştığı, geçmişteki, kendi soyundan biri olduğunu tahmin ettiği büyük adam anlatmıştı birkaç şeyi. Tanrıların Raddha Ailesi'ni tüm kitaplardan ve zihinlerden silmeye çalıştığını anlatmıştı. Bunun sebebi olarak da Raddha Ailesi'nin onların otoritesini sarsmasını göstermişti, Raddha Ailesi'nin yıkılmasının sebebi olarak da kendi içerisinde parçalanmasını ve kendi kendiyle savaşmasını göstermişti. Zend bunları biliyordu zaten ama ayrıntılardan habersizdi. Merak ettiği şeyler de bunlardı zaten, hangi kitaplardı, onu görmeye gelen, ondan ne kadar önce doğduğunu bilmediği dedesinin, çok gizli, Raddha'nın silinmemiş olduğu diye bahsettiği?
Zend işte bunun cevabını arıyordu.
''Evet, var.'' Adam yavaşça yutkundu. Zend'e cevap vermediği takdirde ne olacağını tahmin bile edemiyordu, zira güçlü biri olarak gördüğü Kevel'in böylesine bastırıldığı ve iradesinin ezildiği bir yerde, ona bunu yapan kişi ne kadar güçlüydü kim bilir! Üstelik onun yüzüne bakınca... Eğer yanlış bir cevap verirse kendini neyin beklediğini hemen hemen tahmin edebilecek seviyeye geliyordu. ''Duyduğuma göre, Qiawshi Raddha Ailesi'nin zamanında da varmış ve yeryüzünde, onlara ne olduğunu bilen çok az sayıdaki kişilerden biriymiş. Daha sonra...'' Adam, baş parmağı alt tarafa gelecek şekilde elini çenesine götürdü ve birkaç saniye düşündü. ''Raddha Ailesi tüm dünyayı fethettiğinde sadece bin kişiye sahipmiş demişlerdi... Hatta dilden dile dolaşır; Gjanb'ın büyülü yaratık ordusu zamanında Raddha Ailesi'nin liderinin karşısına çıkmış ve lider tek başına savaşa girmiş. Gjanb'ın büyülü yaratıklarının yüzde onu bir saat içerisinde çoktan öldürülmüş ve lider, yanına doksan dokuz Raddha'yı daha çağırmış. Daha sonrasında ise bir savaş olmuş ve birkaç saat sonra, hiçbir büyülü yaratığı kalmayınca Gjanb'ın canını kurtarmak için kaçtığı görülmüş.''
Adam sessiz bir şekilde konuşmaya devam ederken, biraz duraksadıktan sonra tekrar konuşmaya başlamıştı. ''Bir söylentiye göre de, bir Raddha Savaşçısı tek başına yüze yakın Ejderha Seviye savaşçıyı öldürebilirmiş. Bundan başka bir şeyi ben de bilmiyorum...'' Adam mırıldanırken, yüz ifadesinden söyleyeceği şeylerin sonunun gerçekten geldiği de belli oluyordu.
''Biraz önce yok edilmemeleri için güvenli yerlerde saklanan kaynaklardan bahsettin, bunların isimleri neler, nerede bulabilirim onları?'' Zend bu kaynakları acilen bulması gerektiğini düşünmeye başlamıştı.
''Nerede oldukları hiçbir yerde yazmıyor...'' Adam umutsuzca konuştu. ''Ama iddiaya varım, en azından biri bile olsa Ölümsüz Kütüphane'de vardır. Orada her şey vardır sonuçta.''
''Ölümsüz Kütüphane de ne?'' Zend bu ismi daha önce duyup duymadığını anlamak için hafızasını zorladı. Bu ismi bir yerden hatırlıyordu ama tam olarak ne olduğunu hatırlayamamıştı.
''Ölümsüz Kütüphane'yi bilmiyor musun?'' Adam şaşırmış bir şekilde Zend'e baktı. ''Orası, bu dünyadaki tüm kitapların olduğu söylenen yerdir, Kutsal Ülkeler'den biri olan Renkli Yıldırım Krallığı'nın sınırları içerisinde bulunduğu biliniyor. Girmesi neredeyse imkansızdır ve içeride, istediğin her türlü kitabı bulabilirsin. Sayısız teknik, el kitapları falan da dahil. Her şey var!''
''Oraya girmek için ne yapmamız gerek?'' Zend sorularına bir yenisini daha ekledi.
''Oraya girmenin neredeyse imkansız olduğunu söyledim... Renkli Yıldırım Krallığı'nın iznini nasıl alacaksın bilmem, ama oraya nice kraliyet ailesi üyelerini almıyorlar, senin girmen çok da olasılıklı değil genç adam, beni acımasız olarak görme. Girmek için yapabileceğin bir şey de yok zaten, muhtemelen en mantıklı yolun Qiawshi'yi ikna etmek olur, onunla da yüz yüze gelmek bile zaten yeterince zor bir şey. Daha bu sene, Fungyuo Kralı ile Pounz Kralı'nın giriş istekleri reddedildi. Krallar bile alınmıyor yani. Oraya girmek için pek, hatta hiç umudun olmasın bence.''
''Anladım, teşekkürler.'' Zend hemen ayağa kalktı ve teşekkür etti. ''Kevel, gitmekte serbestsin, ama bir yerlere kaybolma ve sürekli dünya ve dünyaya sahip olan aileler hakkında bilgi edinmeye bak. İleride belki seni tekrar görmeye gelebilirim.'' diyerek ona baktı Zend.
Adam kafasını hızlı hızlı sallamış, Zend'in sözünden çıkmayacağını ifade etmişti. Zaten başka bir seçeneği de yoktu, çünkü karşı çıkarsa öldürülmesi sadece birkaç saniye alırdı.
''Genç adam, Raddha Ailesi'ni neden merak ediyorsun? Eğer bu kadar güçlü adamları yok edebilen birileri varsa ve kitaplardan Raddha'nın adını silip dünyanın onları öğrenmesini istemiyorsa, Raddha Ailesi ile ilgili olan konuları kurcalamamak en iyisidir. Yoksa daha ne olduğunu anlamadan canından olabilirsin, benden söylemesi. Sonra bu bilgileri aldığın kişi olan bana lanet okuma...'' Yaşlı adam elini sakallarından çektikten sonra yavaşça konuştu, bu konudan hiç hoşlanmadığı belliydi.
''Merak etme, bana bir şey olmaz. Neden mi merak ediyorum? Sadece merak etmiyorum, bunu öğrenmek ve neler olduğunun farkına varmak istiyorum. Bunun bir sebebi olması gerekiyorsa da, bunu benim bir görevim olarak görebilirsin. Sonuçta...'' Zend sorumlu hissettiği atalarına karşı elbette herhangi bir şekilde bir saygısızlık yapamazdı. Onları öğrenmek, Zend'in en temel göreviydi. Mırıldandı sessizce, kapıya doğru ilerlerken: ''Geçmişini bilmeyen, geleceğine yön veremez.''
''Heh...'' Bir nefes verdi genç adam. ''Bildiklerimden çok daha fazlasını öğrendim sayılmaz. İleride, şu Ölümsüz Kütüphane'ye bir uğrayalım bakalım...''
***
''Evet, işte buradayım,'' Zend söze girdi. ''üstelik buraya gelebilmek için günlerce işkence çektim resmen...'' dedi ve fazla kullanılmaktan dolayı ağrıyan ayaklarına baktı. ''Benimle ne konuşmak istiyordunuz?'' Zend saygılı ama güler yüzlü bir şekilde karşısındaki adama baktı. Bir haftadan daha fazla süren bir yolun ardından, sonunda Sanzirna ile birlikte Lazel denen adamın yanına gelmeyi başarmışlardı... Üstelik bu adamın yanına gelmek için öyle yerlerden geçmişlerdi ki, Zend Karanlık Yapraklar Ormanı'ndan geçmeleri gerektiğini tahmin bile etmemişti, resmen savaş vermişlerdi. Sanzirna ani karar verdiği için Chibui Dağı'nın çıkışından Sarı Cennet Krallığı'na gittiklerinde, diğer adamlarında olan yer değiştirme büyüsünü almayı unutmuştu. Bu yüzden o kadar yolu yürüyerek geçmek zorunda kalmışlardı... Bu da haliyle hızlı hızlı ilerleseler bile yol çok uzun zamanlarını almıştı. Daha önce hiç görmediği bir yere gitmeyi başaramayacağını düşünen Zend, büyü yapmayı direkt olarak kafasından çıkarmıştı. Üstelik Sanzirna'nın yanında da büyüyü kullanmayı istemiyordu.
''Ah, evet evet, Sanzirna'nın dikkatsizliğinden dolayı üzgünüm, yer değiştirme büyüsünü unutmaması gerektiğini defalarca kere tembihlemiştim halbuki...'' Adam, kendi odasında olmanın verdiği rahatlıkla, acayip geniş olan odada geçip, önünde bir masa olan bir koltuğa oturdu. ''Gel sen de otur, yorulmuş olmalısın.'' Zend vakit kaybetmeden Lazel ile görüşmek istemişti. Çünkü buraya gelirken yeterince zaman kaybetmişti ve Beyaz Taç'a tekrar gitmek için can atıyordu, daha fazla vaktini çöpe atmak gibi bir imkanı kesinlikle yoktu. Sanzirna'nın, bu yürüyüşün nedeninin kendisi olduğunu bilmesiyle birlikte edindiği mahcuplukla Zend'e defalarca ısrarla yaptığı birkaç gün dinlenip öyle Lazel'in karşısına çıkma tekliflerini reddetmesinin nedeni de buydu zaten. Artık geri dönmeliydi!
Zend hızlı adımlarla ilerleyip Lazel'in karşısına doğru gitti ve adamın gösterdiği koltuğa oturarak teşekkür etti, ardından da adamın yüzüne iyice bir baktı.
Adamın yüz hatları belirgindi ve orta büyüklükte, dikkat çekmeyen gözleri vardı. Kaşları şakaklarına doğru kıvrılarak ilerliyordu ve Zend'inkiler gibi, beyazlamış saçlarıyla garip bir şekilde uyumlu olan siyah gözleri baskıcı bir şekilde bakıyordu. Saçları kısaydı ve alnına düşen saçlarını yumuşakça yan tarafa doğru almış gibi görünüyordu, burnu ne büyük ne de küçüktü, geniş bir ağzı ve kirli sakalı vardı. Yüzünde, Zend'in beklediğinden farklı olarak bir yara izi yoktu, derisi tamamen düzgün ve bakımlıydı, istenmedik hiçbir şey yokmuş gibi duruyordu orada. Geniş omuzlara sahipti ve Zend'in Sanzirna'dan öğrendiğine göre büyücü olan bu adam, hiç de zayıf bir fiziğe sahip değildi. Sarı ile beyaz arasında bir renge sahipti adamın teni, dışarıdan bakıldığı zaman, diğerlerine savaş açmış, asi bir Tanrı olduğunu anlaşılamazdı...
''Sana istediğin her şeyi vereyim ve benim destekçim ol.'' Lazel Zend'in fazla beklemek istemediğini fark etmiş olacaktı ki, herhangi bir sebep ya da bahane sunmadan isteğini direkt olarak ortaya koymuştu.
''Biraz fazla net oldu sanki.'' Zend azar azar gülerek elini kafasının arkasına koydu. ''Benim adamım ol derken, ne demek istiyorsun?'' diye ciddileşerek konuştu devamında.
''Anlaşıldığı gibi, benim safıma geç, ileride bana çok lazım olacaksın.'' Lazel'in yüz ifadesi son derece katıydı ve adam tamamen ciddiyet içerisindeydi.
''Neden peki? Ayrıca, neden durduk yerde benim, senin safına geçmemi istiyorsun? Nedeni ne bunun?'' Zend de ciddiyetinden ödün vermeden devam etti.
''Neden mi?'' Lazel Zend'in gözlerinin içine baktı. Yüzünde yalan söylemekten tamamen uzak olduğunu gösterecek bir ifade vardı. ''Doğrusunu istersen birkaç yıl önce biri karşıma çıktı, karşısında kendimi kasıp son derece hiddetli bir şekilde bile denesem hareket etmeyi bile beceremediğim biri. Sonra da bana, senin şu ana göre elli yıl sonraki bir halini gösterdi.''
''Evet, gösterdi,'' Zend meraklı bir şekilde sordu. ''sen de durduk yerde beni safına almak mı istedin?'' Bir Tanrı'nın adamı olmak, öyle herkesin eline geçebilecek bir fırsat değildi aslında, bu bir lütuf olarak bile görülebilirdi, ama bu, Zend'in burada ilgilendiği kısım değildi.
''Durduk yerde değil, elindeki kılıcı savurduğun anda, daha önce hiç hasar almamış on tane Kutsal Seviye büyülü yaratığın can verdiğini gördüğüm zaman seni safıma almak istedim.''
***
1712
Magnec