Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

170. Bölüm Yama Ailesi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend sırtında taşıdığı, eşyalarının içinde bulunduğu çantasının içinden rulo şeklindeki bir kağıdı çıkardı ve hızlıca açtı. ''Giderken bunu kullanacağız.'' diyerek yaptığının doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna hala karar verememiş olan Sanzirna'ya bir bakış attı. 

Sanzirna kafasındaki soruları boşaltmayı tercih etmiş olacaktı ki kafasını bir kere iki yana sallayıp Zend'in arkasına doğru geçmiş, gencin bir sorun olmaması için son kez göz attığı kağıda onun arkasından bakmaya çalışmıştı. ''Bir yer değiştirme büyüsü mü bu?'' Kağıdın içini görebilmek için bir iki kere zıplamasına rağmen, bunu Zend'den uzun olmadığı için tam olarak başaramayınca da onun yan tarafına doğru ilerleyerek çapraz bir açıyla yapmıştı. Birkaç saniye boyunca bekleyip kağıdı incelerken kağıtta yazanların büyü dilinde olduğunu görünce, ''Büyü dilinde değil mi bu, nereden buldun bunu Chibui'de? Bu tip büyülü eşyalar oldukça nadirdir.'' 

Zend kısa bir süre sessiz kalıp Sanzirna'ya onu kendinin yazdığını söyleyip söylememesi konusunda düşündü. Eğer söylerse Sanzirna bir sürü soru soracaktı ve bunları cevaplamak da Lazel'e şu anlık fazla yakınlaşmak istemeyen Zend için kötü bir durum olurdu. Ayrıca bunu kendisinin yazdığını söylemek, Zend'e herhangi bir katkı sağlamazdı şu anda. Sanzirna'nın soracağı soruları cevaplamasa bile en azından başı oldukça ağrıyacaktı. Bu yüzden, onu birinden aldığını söylemeyi daha mantıklı buldu. ''Chibui'de bir öz suyu avcısının yüzüğünde buldum bunu, işime yarayacağını düşünüp aldım ve yarıyor da.'' 

''Chibui'ye neden bir yer değiştirme büyüsü getirilsin ki? Chibui'nin etrafında içeriden dışarıya ya da dışarıdan içeriye seyehat için yapılacak büyüleri engelleyen bariyerler var, birinin Chibui'nin içine yer değiştirme büyüsü sokması için deli olması gerek.'' Sanzirna gözlerini hafifçe kıstı. 

''Ben daha bununla ne işi olduğunu soramadan öldü, kusura bakma.'' Zend gözlerini ileriye doğru dikti. Büyüyü gerçekleştirecekleri yerin diğer insanların gözü önünde olmayan, gizli bir yer olması gerektiğini düşünüyordu.

''Ve onu bulduktan sonra incelediğinde tamamen tesadüfi bir şekilde senin işin olan yere gidebileceğin bir yer değiştirme büyüsü çıktığını gördün, öyle mi?'' Sanzirna'nın yeşil gözleri iyice kısılmış, Zend'e inançsızlıkla bakıyordu.

''Şanslıydım.'' Zend köşeye sıkıştırıldığını fark ettiği zaman, geçiştirmek için, üstelenmesi bir nevi daha zor olan kısa cevaplardan birini cevabı olarak seçti. Sanzirna'nın, yalan söylediğini fark ettiğini anlamıştı ama bilmemezlikten gelirse sorulara hedef olmayacaktı.

Sanzirna aniden Zend'in elindeki kağıda elini yolladı. ''Bu kelimelerde senin enerji parçaların ne arıyor o zaman? Zend, beni küçümsüyorsun, sence ben buna kanar mıyım?'' 

''Peh,'' Zend bir nefes verdi. ''dediğim şeyi sonuna kadar kurcalamak zorunda mısın? Direkt kabul etsen olmuyor mu sanki?'' 

''Eğer söylediğin gerçek değilse olmuyor.'' Sanzirna gülerek elini kağıttan çekti. ''Nasıl yazdın bunu? Büyü dili ile yazılmış ve sadece karşıda gördüğümüz ağacın yanına bile ikimizi götürecek bir yer değiştirme büyüsü için gereken enerji epey fazla. İşinin olduğu yerin Chibui'de olmadığını göz önüne alırsak, bu kelimelerin içi enerjiyle dolu olmalı, sen bu kadar enerjiyi nereden buldun? Hadi onu da geçersek, sen ne zamandan beri büyü dilini biliyorsun? Yıllardır bunun eğitimini alıyorum ama oradaki kelimelerin çeyreğini okuyamadım bile. Farklı tarzlarda yazılmışlar, bu kadar az kelimeyle bir yer değiştirme büyüsünün yapılabilmesinin nedeni bu mu?''

Büyü dilinde ya da diğer dillerde, bir büyü gerçekleştirebilmek için kelimelere enerji yükleniyordu, aslında mantığı basitti; direkt olarak yapamayacağın kadar toplu bir enerji gerektiren büyüleri, kağıda döktüğün kelimelerin üstüne parça parça enerjini yerleştirerek onları birleştiriyor, ardından kelimelerdeki enerjilerin birleşmesiyle birlikte tek ve yüksek bir enerjiye sahip oluyor, büyüyü yapabiliyordun. Ama büyü dilinin kelimelerinin diğer dillerdekilere göre daha işlevsel kelimelere sahip olması, onu büyü yaparken tercih edilen seçenek haline getiriyordu. Bu dildeki kelimeler yüz binlerce yıl boyunca insanlar tarafından seçilerek koyulmuş, en çok enerjiyi kapsayabilen kelimelerdi. Tabii bu da eşliğinde kelimelerin karmaşıklığını sunuyordu, Ranon'un da yaptığı buydu aslında. Kelimeleri iyice karıştırarak kullanıyordu ve iki zıt yöndeki kelimeyi bir arada kullanarak maksimum enerjinin oraya yerleşmesini sağlıyordu. Tabii Zend, zaten tam olarak kavrayamadığı bir şey konusunda, Sanzirna'ya nasıl bir bilgi verebileceğini bilmiyordu. 

''Biliyor musun büyü dilini?'' Sanzirna Zend'in somurtkan bir ifadeyle sessizleştiğini görünce kendini yineleyerek tekrar sordu.

''Sayılır, öğreniyorum.'' Zend büyü dili üzerinde hemen hemen usta konumuna gelmiş olsa da, biraz aşağıdan söyleyecekti söyleyeceklerini. Sanzirna'nın daha da fazla bunu kurcalamasını istemiyordu çünkü. ''Bunu yazarken de hatırı sayılır derecede yardım aldım, bu yüzden yazılabildi bu kağıdın üzerindekiler. Nasıl yazıldıklarını da bilmiyorum, yazılış planlarını ben yapmadım.'' 

''Yardım mı aldın, kimden?'' Sanzirna meraklı bir şekilde sormaya devam ediyordu. Zend hakkında oldukça fazla şey öğrenmek istiyordu çünkü. Onu neredeyse hiç tanımıyordu ve zaten Lazel'in ona neden değer verdiğinin tam olarak farkında değildi, bunu düşündüğünde, daha önce Zend'in içinde hissettiği enerjiler aklına geliyordu ve sebebi buna bağlıyordu. Ama bu, Sanzirna'nın, sorulduğunda net bir şekilde açıklayabileceği bir şey değildi.

''Senin tanımayacağın birinden.'' 

''Tanımadığım ama tanımamı isteyen biri olabilir mi?'' Sanzirna hevesle sorularını sürdürüyordu, bu da zaten Zend'in biraz önce kaçınmaya çalıştığı şeydi. Ama başarılı olamamıştı tabii...

''Hayır.'' Zend net bir şekilde cevapladı.

''Neden bir bilgi vermiyorsun, burada senin hakkında bir şeyler öğrenmeye çabalıyorum yahu!'' Sanzirna Zend'e sitem etti. Sürekli meraklı bir şekilde soru sormasına ve Zend ile daha yakın olmak için hevesli olmasına rağmen genç adam buna izin vermiyordu. 

''Bu yüzden sana bir şey söylemiyorum zaten; benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istiyorsun, Lazel'e anlatmak için.'' Zend soğuk bir şekilde Sanzirna'ya baktı. ''Başka bir sebebi yok.'' 

''Nasıl başka bir sebebi olmaz, seni tanımak istediğim için bunları soruyorum!'' Sanzirna'nın gözleri hafifçe titremişti. Zend'in söyledikleri ona biraz dokunmuş gibiydi sanki, hayal kırıklığına uğramışçasına bakıyordu ona. Pek de haksız değildi elbette, Zend ile anlaşmaya çalışmasına rağmen o, ona sadece Lazel için soru sorduğunu düşünüyordu. Tamam, bu doğruydu ama tek sebep bu değildi.

''Beni ne için tanımak istiyorsun peki? Ben cevap verebilirim: Lazel'in beni tanımak istemesinden dolayı. Sanzirna, şimdi gitsem ve Lazel'e bir suikast düzenlesem ve öyle bir konuma gelsek ki, kime yardım edersen öteki ölecek. Ne yaparsın? Dürüstçe cevap ver.'' Zend soğukluğundan taviz vermemişti. Zaten Sanzirna'yı yakın olması gereken biri olarak görmüyordu. 

''Tabii ki Efendi Lazel'i kurtarırım.'' Sanzirna Zend'in dediği gibi, dürüst bir şekilde cevap verdi. ''Ama seni kurtarmak için de elimden geleni yaparım.'' 

''Onu kurtardığın zaman öleceğimi söylememe rağmen beni kurtarmak için ne yapabileceğini düşünüyorsun. Her neyse, Sanzirna, Lazel beni öldürmen için emir verse ne yapacaksın peki?'' 

''...'' Sanzirna birkaç saniye bekledi ve Zend'in gece gibi siyah, ürkütücü gözlerinin içine baktı. Karşısındaki genç adam ona bakarken herhangi bir duyguya bile sahip değilmiş gibiydi, gözlerinin içerisi saf karanlıktı ve en ufak bir duygu kırıntısı bile içermiyordu. Derin bir nefes aldı genç kadın, daha sonra da cevap verdi. ''Efendi Lazel ne emrettiyse onu yapardım.'' 

''İşte bu yüzden sana bir şey söylemiyorum, anladın mı şimdi?'' Zend devam etti, Sanzirna'nın bu cevabı vereceğinden adı gibi emindi. ''Hatırlıyorsan, ilk karşılaşmamızda Lazel'den bahsederken, 'Efendimiz; babamız, ağabeyimiz, üstadımız, üstümüz, kudretli ve yüce Lazel,' şeklinde bahsetmiştin. Ben biri için bunları kullanacak ve ona resmen tapıyor olan herhangi birine güvenmeyeceğim. Bu yüzden sana güvenmemi de bekleme. Şu an burada olmanın tek sebebi de Lazel'e verdiğin söz zaten.'' 

''Haksızlık yapıyorsun ama.'' Sanzirna'nın sesi alçalıyordu, kafasını da hafifçe aşağı eğmişti.

''Hm, haksızlık mı? Hangi konuda?'' Zend gözlerini Sanzirna'nın yüzünden çekmedi. Kadın kendi gözlerini, başını yavaşça aşağı eğerken onunkilerden çekmişti ama Zend'in teması kaybetmeye neden olan kişinin kendisi olmasına hiç niyeti yoktu. 

''...'' Sanzirna'nın bir cevabı olmamıştı.

Zend de bir süre bekledikten sonra devam etti: ''Güzel, gidelim artık.'' Büyüyü oluşturmaya başladı genç adam, saf büyüyü oluşturamasa da, bir kağıdın üzerindeki kelimelerden büyü yapmak için sadece Lin ve Ven enerjilerinden birine sahip olmak yetiyordu. Bu sayede savaşçılar da hazır büyüleri kullanabiliyordu zaten. 

Birkaç saniye içerisinde önlerinde siyah biz çizgi oluşmuş, bu çizgi de etrafta bükülüp ilerleyerek bir çember oluşturmuştu. Zend büyünün tamamlandığını anladıktan sonra içeri girdi, arkasını döndü ve hala bir şeyler düşünüyormuş gibi görünen Sanzirna'ya seslendi. ''Gir hadi.'' 

Sanzirna yerdeki bir şeyleri inceliyormuşçasına indirdiği başını kaldırdı ve yüzüne bir gülümseme yerleştirerek çemberden içeri girdi, ''Nereye gideceğiz peki? Bunu söyleyecek misin en azından?'' diyerek güldü. 

''Sarı Cennet Krallığı'na gideceğiz.'' Zend yavaşça gerilerek cevap verdi. Epeydir uyumuyordu ama bunun bir fark oluşturmayacağını düşünüyordu. Oraya gittiğinde bir yerde uyumayı düşünebilirdi de tabii.

''Sadece normal büyüklükteki bir kağıda yazılmış bir yer değiştirme büyüsünü kullanarak dünyanın öteki ucuna gideceğiz yani? Gerçekten çok güzel, sana bu büyüyü hazırlamada yardım eden kişi her kimse büyü dilinde sadece usta değil, aynı zamanda dahi biri de olmalı. Belki öyle biri yoktur bile ama, neyse artık.'' Sanzirna biraz önceki karamsar havasından çıkmış ve yüzündeki somurtkanlığı yok etmiş, neşeli bir hale girmişti. ''Peki Sarı Cennet Krallığı'nda ne yapacağız?'' 

''Yama Ailesi'ni biliyorsun değil mi? Zend, zaten göreceği şeyleri ondann gizlemenin bir mantığı olmadığına karar vererek Sanzirna'ya planını anlatmaya başladı. 

''Evet, elbette, bilmez olabilir miyim? Dünyadaki en güçlü ve varlıklı ailelerden biridir Yama Ailesi. Üstelik Ağır Kılıç'ı kullanabilen tek ailedir ve her zaman çok ezici bir güçleri vardır. Yama Ailesi'ne ne olmuş peki?'' Sanzirna dünyadaki güç dengelerini inceleyen biri olduğundan dolayı, tabii ki dünyadaki güç dengesini değiştirebilecek kadar gücü olan Yama Ailesi'ni biliyordu, onlar hakkında çok fazla şey okumuştu daha önce. Herkesi yeterince bilmeden bir şey başaramazdınız sonuçta. 

''Yama Ailesi'nin lideriyle bir deneyim paylaşımı yapmak istiyorum, bu yüzden malikanelerine gireceğiz bir şekilde ve liderin yanına gideceğim.'' Zend normal bir şekilde konuştu ve gerçekleşmeye başlayan büyüyü bir yandan bir aksilik olmaması için kontrol ederken, bir yandan da derin bir nefes aldı. 

''Ne?! Yama Ailesi'nin lideri il--'' Sanzirna ani bir şekilde Zend'e doğru tüm vücuduyla dönmüştü ki, büyü bir anda gerçekleşti.

''Ah,'' Zend karnını tutarak yavaşça konuştu. ''iğrenç hissettiriyormuş bu.'' Zend daha önce bir yer değiştirme büyüsünün içinde bulunmamıştı, bu sebeple şu an deneyimlemiş olduğu yer değiştirme büyüsü onun için ilkti.

''Evet, her defasında böyle oluyor, ama bir süre sonra alışıyorsun.'' Sanzirna Zend'in aksine, yer değiştirme büyüsünden hiç etkilenmemiş gibiydi ve sakindi. Tabii birkaç saniye sonra hemen sakinliği dağılmıştı. ''Yama Ailesi'nin lideri ile deneyim paylaşımı yapmak istiyorum da ne demek? Ölmek mi istiyorsun sen?!'' 

''Rahatla, sadece küçük bir karşılaşma olacak. Onun hareketlerini gözlemlemek istiyorum.'' dedi Zend ve gözlerini omzundaki, hala boynuna yaslanmış durumda olan Eralkavender'e çevirdi. Küçük, bir sürü beneğe sahip kedi gayet iyi ve normaldi, ama biraz uykusu gelmiş gibiydi ki, Zend'in boynuna yaslanıp kendini rahat bırakmış gibi gözlerini bir kapatıp, bir açıyordu. Biraz önce Sanzirna'ya karşı aldığı tavır şu an yoktu. Belki de onun tehlikesiz olduğuna karar vermişti. ''Zaten öncelikli amaç bu değil. Önce onun yanına gitmem ve bana biraz vakit ayırmasını sağlamam lazım. Sanzirna, bunu nasıl yapabilirim sence? Yalnız kalıyor mudur?'' 

''Kesin karar verdin yani, onun karşısına çıkacaksın, öyle mi? Ama unutma, Lord Emerantaos dünyadaki en ezici güce sahip savaşçıdır. Geçmişte Kutsal Seviye büyülü yaratıkları tek vuruşta öldürdüğü bile olmuştu, onun karşısına çıkarsan hem sözlerine, hem hareketlerine dikkat et. Yanlış hareketinde senin için hayatımı feda etmek zorunda kalabilirim çünkü.'' Sanzirna samimiyetini tekrar kazanmıştı. Biraz önce Zend'in ona soğuk davranmasına kırıldığı o zamanki sadece yüz ifadesinden anlaşılabiliyordu. Kim bilir, belki de kadın kendi duygularını göstermemekte oldukça iyiydi.

''Merak etme, kimse hayatını feda etmek zorunda kalmayacak.'' Zend etrafına bakındı, şu an ağaçlık bir bölgedelerdi, Ranon ile birlikte hazırladıkları büyüye göre burası Yama Malikanesi'nin kısa bir mesafe uzağındaki ağaçlık bir alandı. ''Hadi, gidelim.'' diyerek ağaçların arasından fırladı. 

Beş dakika kadar yürüdükten sonra, kendini çok da uzun evlerin olmadığı, normal bir mahalle gibi görünen bir yerde buldu. Yama Ailesi Sarı Cennet Krallığı'nın belirli bir kısmını kontrol altına almıştı, şu anda da onların kontrolü olan bölgelerden birindelerdi, Zend bunu üzerinde ''YAMA'' yazan lacivert ile mor rengin içerisinde dans ettiği bir bayrağın, bir evin penceresinden aşağı sarktığını görünce anladı. ''Bakalım, kaç saniye dayanabileceğim.'' diyerek yavaşça güldü.

***

1814