eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
163. Bölüm Sen!
''Biri bana mı sesleniyor?'' Zend kulağına yarım yamalak gelen sesten sonra birkaç saniye boyunca etraftaki tüm seslere dikkat kesildi. Ama etrafta Chibui'deki büyülü yaratıkların belli belirsiz sesinden başka bir ses yoktu.
Zend hafifçe huzursuzluk duysa da, aldırış etmeden yemeğini hazırlama işine geri dönerek, yemeğini pişirme yeri olan; mağaranın girişinin birkaç adım sağında kalan bölgesine eti bıraktı. Daha sonra dün toplamış olduğu birkaç meyve ve sebzeyi mağaradaki deposundan alıp, onları da etin yanına götürdü.
Kısa bir süre içerisinde, yemeğini hazırlamıştı bile. Hızlıca yedi ve mağarasının içine girerek Ranon'un ona hazırladığı teknikten sebep, hazırda bulunan öz sularından iki tanesini kullandı ve daha sonra da bu iki öz suyunun içindeki enerjinin, Ki'sinde bir karmaşa yaratmaması için enerjisini düzenlemek üzere meditasyonuna başladı.
Bir yandan da aklında bir süredir olan, Ranon'a danışma meselesini dile getirmişti tabii.
''Ranon, büyüm hakkında konuşmanın vakti geldi mi?'' Yumuşak bir şekilde konuştu Zend. Bunu şimdiye kadar ertelemişti ama artık içindeki merak iyice bastırmaya başlamıştı. Hem ne olabilirdi ki? Öğrenmek hakkıydı.
''Hmm...'' Ranon sesli bir şekilde nefes verdi, ardından da derince bir nefes aldı. ''Senin büyün, tahmin ettiğin üzere cisimlerin yerini değiştirebilmene olanak sağlıyor. Ayrıca onların zamanını değiştirmeyi de başarabilir. Özel olarak merak ettiğin şeyler var mı?'' Ranon'un kalın sesi bilgi eşliğinde Zend'e ulaşmaya başlayınca, genç adam sonunda merakını dindirmeyi başaracağını düşündüğü için mutlu olmuştu.
''Yani bir şeylerin zamanını ve mekanını değiştirebiliyor muyum?'' Zend beklentiyle sordu. Gözleri ışıldamaktaydı.
''Evet.'' Ranon net bir şekilde cevap verdi.
''Süper!'' Zend sessizce kıkırdamaktan kendini alamadı. Gülmesi bitince de konuşmasını sürdürdü: ''Başka kimlerde var bu büyü, dünya çapında?''
''Bildiğim kadarıyla şu an senden başka kimsede yok, en azından kuzeyde. Güney sınırının ötesinden emin değilim, bu büyü kolayca kullanılabilecek bir büyü değil, çok yüksek kademeli varlıklar bunu tam anlamıyla öğrenmiş olsalar dahi kullanmaları pek kolay olmaz. Çünkü bu büyüyü kullanmak için gerekenler fazlasıyla ağır. İnsanların ve büyülü yaratıkların Ki enerjileri, iç içe geçmiş iki parçadan oluşuyor, daha önce birçok kez okuduğun ve duyduğun gibi; Lin ve Ven. Lin, daha çok büyü yaparken kullanılır ve büyücüler için gereklidir. Ven ise vücudu her açıdan geliştirmek için gerekli olan enerjidir ve savaşçıların asıl kullandığı türdür. Sende eksik olan Lin, büyü kullanabilmeni engelleyen şey. Senin büyün ise, Lin'den beslenmeyen bir büyü. Üstelik Lin'in vücutta var olmaması bile gerekiyor, bu yüzden Lin Enerjisi'ne sahip herhangi birisi, bu büyüyü kullanamaz. Tıpkı senin gibi, yani Lin enerjisinden eksik biri olsa bile, yine de bu büyüyü kullanması pek mümkün olmaz çünkü bu büyüyü kullanabilecek vücut, buna dayanabilecek durumda olmalı. Sen bile onu çok fazla kullanırsan fark edeceksin, vücudun yıpranacak. Çünkü zamanı ve mekanı değiştirecek bir alan yaratmak için gereken enerjinin tamamını vücudundan alan bu büyü, her kullanışında çok büyük bir Ven Enerjisi harcıyor. Sen onu şu ana kadar çok kullanmadığın için fark etmesen de, eğer enerjin az olmasına rağmen kullanmaya çalışırsan ruhunu harcayacaksın. Her neyse, kısaca onu kullanabilmek hiç de kolay değil, ona doğuştan sahip olan senin için bile.''
''Anlıyorum...'' Zend yavaşça başını salladı. Daha önce onu en fazla altı yedi kere kullanmıştı, kullanışlarında hiçbir sıkıntı yaşamadığını hatırlıyordu, herhangi bir sorun çıkmamıştı onu kullandıktan sonra. Muhtemelen bunun nedeni daha önce onu pek az sefer kullanmış olmasıydı, onu enerjisi azalmışken kullandığı tek yer Dev Yuathra Kertenkelesi'ne saldırdığı zamandı, belki o zamanda kötü bir etkisi olmuştu bile ama Zend fark etmemişti. Tabii bunu düşük bir ihtimalde tutuyordu çünkü o zamanda da büyüden kaynaklı bir sorun yaşadığını hatırlamıyordu. ''Sanırım o gün yeterli enerjim vardı, yoksa Ranon'un dediği gibi, onu kullanmam oldukça kötü sonuçlanırdı.'' diye içinden geçirdi.
''Peki kimler bu büyünün varlığından haberdar?'' Zend meraklı bir şekilde sorularını sürdürdü.
''Hmm, muhtemelen fazlasıyla az kişidir. Kuzeyde milyarlarca kişi var bildiğin üzere, bunların içinden topu topu yirmi kişi ya biliyordur ya bilmiyordur. Bu kişiler de ancak dünyayı elinde oynatan toplulukların başındakilerdir, diğer insanlar bu büyüden herhangi bir şekilde haberdar olamaz. Zaten bu büyüyü kullanan son kişi de on binlerce yıl önce buradan göç etti. Ondan sonra sen ilksindir büyük ihtimalle.'' Ranon Zend'i bilgilendirmeye devam etti.
''Oh, bu süper!'' Zend iyice heyecanlanmıştı. ''Peki bu büyünün seviyesi nedir?''
''Ona bir seviye biçmek imkansız. Çünkü o, seviyelendirdiğimiz diğer büyülerden çok farklı, bir dayanağı yok, belirli ritüellerden oluşmuyor. Tamamen bağımsız ve kendi kendine hareket ediyor, onu yeterince iyi kontrol edemezsen bir şehrin üzerine atılıp onu yok edebilir bile. O bambaşka bir şey, bu yüzden bana göre dünyadaki en güçlü büyü de o. Sadece yıkıcılığı ve gücü bile yeterli, aslında onu bir nevi Ruh Silahı olarak görebilirsin. Onların da kendi bilinci vardır, tıpkı senin büyün gibi. Ama tabii ki Ruh Silahları senin büyünle mukayese edilemez, onlar çok farklı seviyede. Mesela Karkan o büyüden haberdardı, ama hiçbir şey yapmadı değil mi? Neden yapmadı sanıyorsun? Karkan sıradan biri değil, onun seviyesine aldanma, o Beyaz Taç'ın en güçlüsü olmasa da tek başına ortalama bir ordu ile karşı karşıya gelebilecek kadar güçlü. O bir Ruh Şövalyesi sonuçta, üstelik Kral Modu'nda kendini geliştirmesi de cabası. Onun bir yeri kesilse bile muhtemelen vücudu üzerinde tam kontrolü sağladığı için bir damla bile kan akmayacaktır. Ya da onu illüzyonlara maruz bırakmaya çalışsan da, gözleri üzerindeki hakimiyeti sayesinde bir illüzyona kanmayacaktır. O, bu büyünün kendi boyunu aştığını fark etti ve hiç karışmadı, ek olarak benimle karşılaşmasıyla da birlikte zaten büyüyle ilgili şeylerin düşünülüyor olduğunu gördü. Bu yüzden bunun konusunu bile sana açmadı. Bu bile zaten büyünün ne kadar güçlü olduğunu görmek için yeterli.''
''Hmm, sen onunla karşılaşmış mıydın ki Ranon?''
''Evet, onun Ruh Silahı'nın durduk yerde senden özür dilemesini beklemiyordun herhalde?'' Ranon özgüvenini belli edecek bir şekilde konuştu, sesinden dökülen birkaç damla kibir de kendini belli etmekteydi.
Zend birazcık gururlansa da pek belli etmedi. ''Teşekkür ederim o zaman, üzerinden birkaç yıl geçmiş olsa da.'' diyerek yavaşça gülümsedi ve sorularına devam etti: ''Ranon, son kullanan kişinin on binlerce yıl önce bu dünyadan göç ettiğini söyledin. O kişi kimdi? Bu büyüyle bir şeyler başarmış mıydı?''
''O kişi mi?'' Ranon hafifçe sessizleşecek bir şekilde konuştu. ''O kişi benim ilk insan ortağımdı. Venda bir teknik öğrenmek için henüz çocukken birinin peşinden koşuyordu demiştim ya, işte bu o kişiydi.'' Ranon biraz sessiz kaldı. ''Hah, neler başarmadı ki? O, bu büyüde ustalaştıktan sonra Tanrılara meydan okumuştu. Dünyada hiçbir rakibi kalmayınca gökyüzüne saldırmaya başlayan adam, o dönemde bir Seyirci olmayı başarıp, düşünceleriyle uyuşmayan Tanrıların tamamını katletmiş, tüm Tanrı sayısını yarıya indirmişti bile. Son derece güçlüydü ve bu büyüyü hiçbir zaafı olmadan kullanıyordu. Keşfettiği büyüyü geliştirdiği zaman çok üstünleşmişti, sadece tek bir büyüyle yüz bin kişilik bir ordunun tamamını yok ettiğini hatırlarım.''
''Vay canına!'' Zend hayret etmeden edemedi. Bir insanın bu kadar güçlü oluşu... Onu son derece şaşırtmış, bir o kadar da korkutmuştu. ''O zaman nasıl öldü? Bu dünyadan nasıl göçmüş olabilir, bir ölümsüz olmadı mı?'' Zend heyecanlı bir şekilde devam etti, o adamın hikayesi son derece ilgisini çekmişti.
''Öldü, çünkü aptallık etti. Ne mi yaptı?'' Yaşlı ses biraz bekledi ve kendi sorusunu kendisi cevapladı:'' Sadece güvendi...'' Hüzünlü bir şekilde konuşuyordu, bir pişmanlık varmış gibiydi içinde. Hiç açığa çıkmamış, ama hep orada duran, gizlenen; ama yok edilemeyen, varlığı inkar edilemeyen pişmanlık...
''O günü, seninle ilk kez konuştuğumuz günleri hatırlıyorsun değil mi? Hani bana Yaşlı Ses diye hitap etmeye başladığın zamanlar, Tigrund Malikanesi'nden çıkmıştık ve bir usta bulman gerektiğini söylemiş, sonra da seni Hollis'e yönlendirmiştim. O pek güçlü değildi, o gün Kaimei'de Hollis'ten güçlü çok fazla insan vardı, tamam, Hollis Siyahlar'ın içerisinde yetmişli sıralara girmeyi başarmıştı ve gücü fena değildi, ama seni ona göndermemin sebebi bu değildi. Zaten Hollis seni ona gücüne bakıp göndermem için gereken güce sahip de değildi. Seni ona göndermemin nedeni, gerçekleri anlayabilen biri olmasıydı. Biliyordu! Savaşmanın, hayatta kalmanın kurallarını biliyordu. Sana söyledi, değil mi? Daha önce bahsetti: 'Her zaman kötü bir şey olacak.' Büyük işlerde kimseye güvenemeyeceğini söyledi, dünyanın kötü olduğundan, insanların onursuzluğundan bahsetti. Eğer durum çok tehlikeliyse, kendine bile güvenmemen gerekebilir.'' Ranon derin bir nefes almak için ara verdi ve nefesten sonra devam etti.
''Güven, normal hayatta güzeldir ama önemli bir şey olduğu zaman salakçadır, gereksizdir. Hiçbir varlığa güvenmeyeceksin çok önemli bir şey olduğu zaman, bana bile. Hiç kimseye! Çünkü herkes sana ihanet edebilir. Yeri geldiğinde ona kardeşi bile ihanet etti, kardeşi bile! Eşi ve çocukları, iki kişi hariç tüm ailesi katledilmiş olsa bile soğukkanlı kalmayı başaran o adam, hiç güvenmemesi gereken kişilere güvendi ve onlardan Lin Enerjisi'ni alarak büyüsünü onlara öğretti. Öğrettiği iki kişiden biri ona ihanet edince, onun gücünden endişe duyan Tanrıların arasına katılınca, yenilgisi başlamış gibiydi. Üstüne bir de acıyıp yanına aldığı küçük çocuk, yani Venda ona ihanet edince, her yanından bıçaklanmış bir şekilde kaybetti. Çok çabalamıştı, son olarak tek yapabildiğiyse büyüsüne sahip olan herkesten büyüsünü çekip alarak ölmek oldu. Ama ben, en azından...'' Ranon'un sesi bayağı bir kısılmıştı artık, Zend zar zor duyuyordu. Ona bu anıları hatırlattığı için biraz pişmanlık bile duydu genç adam, içinde bir hüzün vardı. Bu kadar güçlü biri bile kaybedebilmişti. Ranon bir süre sonra devam etti. ''Ben, en azından, ilk insan ortağım hiç kaçmadı diyebiliyorum. Onurlu ve şerefli biriydi. Bu sebepledir ki, tüm alçaklar ona karşı birleşmişti.''
''Peki bu büyüye neden doğuştan sahibim?'' Zend buruk bir şekilde sordu.
''Bilemiyorum, belki de o sırtından saplanan bıçaklarla son nefesini vermeden önce bir şekilde büyüsünü birine miras bırakmayı başarmıştır.''
''...'' Zend adamın şanssızlığına karşı sessiz kalmayı tercih etti birazcık, gerçekten üzülmüştü. ''Üzücüymüş.'' Bir iç çekti ve sessizce Ranon'un konuşmaya devam etmesini bekledi.
''Üzülme!'' Ranon'un bir anda yükselen sesiyle hafifçe irkildi genç.
''Üzülme, sadece ders çıkar. Ders çıkar ki, onun yaptığı hatayı yapmayasın,'' dedi ve fazlasıyla sessizleşti yaşlı, görmüş geçirmiş varlık. Zend'in duyamayacağı, kendisinin bile zorlanarak duyacağı bir şekilde mırıldandı: ''tekrardan...''
''Gel.''
''GEL!''
Zend bu hüzünlü hikayenin ardından bir şey daha sormamaya karar vermişken, bu sefer, diğer zamanlarda olanın aksine gerçekten sesli bir şekilde kulağında çınlayan sesle ürperdi Zend. Üstelik, bu sefer sesin kime ait olduğunu da hatırlamıştı. Hayal meyal hatırladığı bu ses tonu...
***
On ay sonra, Chibui Dağı.
''Zend, bugünlük bu kadar yeter. Daha fazlası enerjine zarar verebilecek seviyeye gelecektir.'' Ranon bir uyarı yolladı Zend'e. ''Üstelik konuşmalarımızı unutma, büyünün kolay olduğunu biliyorsun, sadece aurası bile yollandığı kişiyi, eğer o iradesizse hareketsiz bırakmak için bir sebep oluyor. Kişi senden çok yüksek seviyede değilse tabii. Bu kolay, birini öldürmek için kullanabilecek en kolay yöntem savaşta bunu kullanıp rahat edebilirsin, ama kullanmayacaksın; çünkü senin amacın rahat etmek değil. Büyü güzel, ama buna bel bağlamaman gerekli çünkü her zaman onu kullanabileceksin diye bir kaide yok. Gün gelir, onu kullanmaya cüret bile edemezsin. Bunları yapmamızın nedeni kontrolü kaybetmemen, onu herhangi bir normal savaşta kullanmak değil. Biliyorsun, o son çare, onu kullanmak seni sadece köreltir ve ölüme yaklaştırır. Üstelik bunu kullanırsan, şans eseri olduğun bölgeyi izliyor olan biri senin canını fazlasıyla sıkabilir, işin içine çok yüksek rütbeli ve seviyeli kişiler girebilir. Bu da bizim hiç istemediğimiz bir şey.'' Ranon bunu fazlasıyla tembihliyordu Zend'e. Başka çaresi kalmazsa ancak bunu kullanacaktı Zend, Ranon ile bu konuda anlaşmışlardı. Zend için bu büyü, son yardım için başvurabileceği bir şey gibiydi. Tıpkı Dev Yuathra Kertenkelesi ile karşı karşıya kalmış olduğu zamandaki gibi, son çare olarak bunu harekete geçirecekti ve fazlasıyla gizli kalmaya, aynı zamanda da saldırdığı kişinin işini yapabildiği en hızlı şekilde bitirmeye çalışacaktı. Bunu kullanırken görülmesi, Ranon'un söylediğine göre gerçekten büyük bir sorun oluşturabilirdi.
Zend büyüsüne çalışıyordu, son aylarda her gün Ranon'un rehberliğinde büyüsünde gelişmeye çalışıyordu. Onu her seferinde daha az sapma ile kontrol etmeyi başarıyordu ve büyümesini engellemeye çalışarak, her denemesinde biraz daha başarılı oluyordu. Bu onu hem tatmin ediyor, hem de ona daha sıkı çalışması için cesaret ve moral veriyordu. Chibui'nin bir sonraki kapı açılışına beş ay kalmıştı, Zend buradan sonunda çıkacağı için çok heyecanlıydı, Beyaz Taç'taki arkadaşlarını görmek istiyordu, ustasını tekrar görmek istiyordu çünkü onları fazlasıyla özlemişti. Üstelik artık çok daha güçlü olduğunu onlara göstermek, kendini kanıtlamak istiyordu, artık Zend onların bildiği küçük çocuk değildi! O artık çok değişmişti, Chibui Dağı'nda kendini oldukça geliştirmişti! Onlarla karşı karşıya geldiğinde yüzlerindeki tepkilerin nasıl olacağını merak ediyordu, bunu her düşündüğünde kendini sessizce kıkırdamaktan alamıyordu. Ne yapmışlardı acaba? Zend onların güçlenmemiş olduğunu hiç düşünmüyordu zaten, emindi; onlar da çok güçlenmişti. Yun, artık nasıl olmuştu acaba? Dilediği gibi büyük bir savaşçı olmaya kaç adım yaklaşmıştı? Saga uluslararası bir büyücü olmayı başarmış mıydı, mental alanda ustalaşmış mıydı?
Merak etmeden duramıyordu genç adam. Kendine düşen ise, her gün rutinlerini yapmaya devam etmekti. Beş ay içerisinde ise çok büyük bir güce ulaşacaktı, Ağır Kılıç'ını kullanabilmeye başlayacaktı!
Son zamanlarda hayatı iyice sıradanlanmıştı Zend'in, herhangi bir aksiyon olmuyordu. Era'nın korumasındayken zaten Chibui'deki hiçbir canlı ona zarar verebilecek kadar yaklaşamıyordu bile, üstelik yaklaşsalar da karşılarında görecekleri şeyle pek hoşnut olacaklarından emin değildi Zend.
Her şey normalken, son on aydır duymadığı bir sesle birlikte hafifçe gerildi Zend.
''Gel.''
Bu sefer net bir şekilde anlayabilmişti sesi, tıpkı onu son sefer duymuş olduğundaki gibi...
On aydır, bu sesle hiçbir zaman karşılaşmamıştı. En son ona ''GEL!'' diye bağıran ses, o bağırıştan sonra bir daha ona seslenmemişti, Zend de bu durumdan endişe etse de kurcalamamıştı. Bazı şeyleri araştırmamanın daha iyi olduğunu düşünmüştü biraz.
''Gel!'' Ses, bu sefer daha da hiddetlenmişti, on ay önce kimin sesi olduğunu tahmin etmeyi başardığını düşündüğü ses, nereden geldiğini bilmese de tekrar kulaklarındaydı.
''Nereye geleyim?!'' diye hafif bir bağırış ile cevapladı onu Zend, o sadece ona ''gel'' derken, nereye gelmesini söylemediği takdirde Zend'in gelmesini nasıl beklerdi? Zend, bu sesi oluşturan şeyin bir çeşit büyü olduğunu düşünüyordu, çünkü ondan başkası duyamıyordu bu sesi, on ay önce ona resmen bağıran sesi duyduğu anda Ranon'a seslenmişti, Ranon'un ise bundan hiç haberi olmamıştı. Bu, bireysel bir hedefi olan bir büyü olmalıydı.
''Chibui'ye gel.'' Ses bu sefer farklı bir şey söylemişti, bu da Zend'in biraz da olsa afallamasına neden olmuştu. Onu ilk duyduğu zamandan bu yana hiç değiştiğini görmemişken, şimdi farklı bir şey söylemesi Zend'i biraz şaşırtmıştı.
''Chibui'ye mi? Zaten Chibui'deyim!'' Zend sitem etti.
''Gerçek Chibui'ye gel!'' Ses baskıcılığını artırmıştı.
''Gerçek Chibui mi?'' Zend aklından geçirdi. Kendi kendine konuşmasına, Ranon bir tepki vermemişti. Era ise dışarıda tembelce uyuklamakla meşguldü. Zend, mağaradan dışarı baktı ve bu kıtaya adını veren, zirvesi bulutları, gökleri delen Chibui Dağı ile karşılaştı. Bu ses onu kastediyordu!
''Chibui'ye gitmemi mi istiyor? Neden böyle bir şey istiyor ki?'' diye mırıldandı.
''Gel.'' Ses tekrar kendini yinelemeye başlamıştı.
Zend kısa bir of çekti ve mırıldandı. ''Gelmemi çok istiyorsan geliyorum!'' Hızlıca Era'ya haber verdi ve onu gizlice takip etmesini isteyerek, Chibui'nin önüne doğru hızlıca ilerledi.
Zaten Chibui'ye yakın olan mağarasından çıkıp Chibui'ye ulaşması pek de uzun sürmemişti. Yirmi dakikada, Chibui'nin elli metre ötesinde beklemekteydi.
''Geldim işte!'' diye, duymasını umduğu birine seslendi. ''Neredesin?''
''İçeri gir.'' Ses yine farklı bir şey söyleyerek Zend'e bir talimat verdi.
''İçeri mi gireyim? Bu Kutsal Seviyeler buradayken mi?''
''İçeri gir.'' diye kendini tekrarlayınca ses, bir küfür daha savurarak, Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni aktifleştirdi ve Chibui'nin etrafında bir tur attı. Taşlaşmış gibi duran büyülü yaratıklara aldırmadı, kapı gibi bir şey arıyordu.
Birkaç dakika sonra, iki büyülü yaratığın yan yana durduğu, içeriye doğru uzanan, beş metreden biraz daha kısa, Chibui'nin üzerinde; çatlağa benzeyen bir şey gördü. Eğer içeriye girmesi isteniyorsa, tek yeri burasıydı. Bunu daha önce fark etmemişti ama, burayı şimdi görünce biraz şaşırmıştı. Daha önce dikkat etmemiş olmalıydı.
Oraya yaklaştı ve büyülü yaratıkların önüne doğru ilerledi. Onlar harekete başlar başlamaz içeri fırlamayı düşünüyordu, Era'ya müdahale etmemesi için bir işaret yaptı ve azami hızı elde etmek için Savaş Tanrısının Heyecanı'nı ve Kral Modu'nu da aktifleştirdi.
Onların önüne beklediğindeyse, kaplan ve kurt şeklinde olan iki büyülü yaratık, Zend'e gözünün ucuyla baktı.
Zend, tam hızla fırlamayı düşünüyorken, karnının altından yukarı doğru ilerlemeye başladığını hissettiği bir enerji, onu engelledi. Zend sersemlemiş bir şekilde kıyafetinin önünü açıp göğsüne bakmışken, dalları bükülmüş bir ağaca benzeyen, siyah lekeyle karşılaştı ve daha da çok sersemledi! Çünkü normale göre bir farklılık vardı, bu siyahlık, kolları dahil vücudunun her yerine ilerlemiş, dallara benzettiği uzantılar onun vücudunda dönerek onu sarmalamıştı!
''Ne oluyor böyle?'' Zend şaşkın bir şekilde kendi kendine sordu. Bu sırada Ranon'dan cevap gelmişti.
''Sakin ol, bu sadece bir mühür. Üstün içine mühürlendiğinde bu mühür oluşmuştu, ben de daha sonra onun da gücünü kullanarak bir karanlık büyüsüyle kendi kanımdan birkaç damlayı senin kanına karıştırmış ve bu mührü geliştirmiştim. Hatırlıyorsun değil mi? O ilk başta bir top gibiyken daha sonra dallanmış gibi olmuştu, yukarı doğru ilerlemişti. Şimdi de bu Kutsal Seviye büyülü yaratıklara karşı içeri giriş iznine sahip olduğunu gösteriyor. Chibui Dağı gibi kutsal bölgelere giriş için yeterince gelişmiş olman gerekiyor, bu da en azından Kutsal Seviye'de olman demek. Daha önce böyle durumları düşünüp kanına karıştırdığım birkaç damla kanım, seni bu durumdan kurtaracaktır. Sen benim kanıma sahipsin, tabii ki girebilecek kadar gelişmiş olacaksın. Biraz sonra sana onay vereceklerdir, bu mesele değil.'' Ranon sakin bir şekilde konuştu, o konuştuktan birkaç saniye sonra da karşısındaki büyülü yaratıklar, başlarını öne doğru eğerek gözlerini kapattı.
''Asıl mesele, içeri girdiğin zaman karşılaşacağın kişi. Onun enerjisini hissediyor musun? Buraya gelmiş, muhtemelen sadece seninle konuşmak için. Öyleyse içeri gir ve manevi babana merhaba de.''
''Ne?'' Zend bir anda yaşadığı şokların etkisi altından çıkamamış, omzundan başlayıp parmak uçlarına kadar kolunu sarmalayarak ilerleyen siyahlıklara bakmakla meşgul kalmışken, Ranon'un söyledikleriyle iyice şaşkın bir hale girmişti.
İster istemez birkaç adım attı ve büyük büyülü yaratıkların arasından ilerledi, zifiri karanlık olan Chibui'nin içine doğru adım attı.
Karanlığın ve sessizliğin içinde geçen birkaç saniyenin ardından, ortam loş bir ışıkla aydınlandı ve karşısında, çok, gerçekten çok uzun bir zamandır hiç görmediği ve görmeyi de hiç ummadığı, ''gel'' seslerinde sesini duyduğunu, hiç olmazsa onları söyleyen kişinin sesinin onunkine benzediğini düşündüğü kişi ile karşılaştı.
''Sen!''
***
2793
Chibui'nin ve 2. kitabın bitişine 1 2 bölüm filan kaldı dostlar ^_^
Magnec