Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

144. Bölüm Yeni Lider Benim

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Gözlerini sertçe açan genç, kafasını, başını üstüne koymuş olduğu tüylü büyülü yaratıkların derilerini sararak yaptığı yastığından kaldırdı ve gözlerini birkaç kez kırptıktan sonra ayağa kalktı. 

Bu rüyayı, en azından yüz kere görmüştü. Öyle ki, her ayrıntısını hatırlıyordu artık, ezberlemişti onun her zerresini. O adamın ve kendisinin verdiği tepkiler dahil. 

Uyandığında duyduğu, Venda'ya ait olduğunu bildiği o ses ise, Zend'in kalbini titretmeye yetmişti: ''Sen, çocuk! İlk seferinde seni öldürmeyi birinci plana almamıştım! Seni salak, kimi serbest bıraktığının farkında mısın?! Yaptığın hatanın bedelini hayal edemeyeceğin kadar sayıda insan ödeyebilir!'' demişti ilk olarak kadın, Zend o gün ayıldıktan sonra anında bu konuşmayı kulaklarında hissetmişti. Venda yakınlarında değildi, ama bir şekilde onu duymayı başarmıştı. Tanrıların özelliklerinden biriydi bu Zend'in düşüncesine göre. ''Senin gelişmeye açık olduğunu düşündüğüm için sana biraz şans tanımak istemiştim... Ama görünüşe göre hata yapmışım! Seni direkt olarak öldürmek çok daha iyi olurmuş! Ama merak etme, yakın zamanda sen de yaptığın hatanın bedelini ödeyeceksin!'' 

Zend kafasını yanlara doğru salladı ve kafasını düşüncelerden arındırarak gerildi. Venda'nın kelimelerdeki her şey de, tıpkı o rüya gibi aklına kazınmıştı. Kadının ne kadar öfkelendiği, sadece kısa bir konuşmasıyla anlaşılmıştı. Zend onunla karşı karşıyken bile daha az irkilmişti, Hollis'in mührünü bozduğu zaman, onun o kadar da sinirlenmediğini fark etmemişti çünkü onun sakinliğinin her zaman geçerli olduğunu düşünüyordu. Ama onun sakin olmadığı zamanı da dolaylı olarak görmüştü ve oldukça gerildiğini söyleyebilirdi, hatta Venda'nın seslenişinden sonra bir hafta her seste panik hissetmiş ve bir gözü açık uyumuştu. Ama şu an pek zor durumda olduğu söylenemezdi, rahattı. Aşağı yukarı tüm gün boyunca meşgul oluyordu, Ranon'un ona söylediği tekniği kullanabilmek için bir yandan enerji toplamaya çalışıyor, bir yandan da meditasyonlarla kendi enerjisini sabit ve kararlı bir hale getirmeye çalışıyordu. 

Her gün yaptığı rutinlerini yapmaya koyularak yüzüğüne kılıcını sığdırabilmek için içinden çıkardığı eşyalarına bir göz attı, eksik bir şeyin olmadığını gördükten sonra kendini, özenle seçtiği, içeriye rüzgar almayan, öğleden sonra güneş alan mağarasından dışarı attı ve derin bir nefes alarak Chibui'nin tertemiz havasını içine çekti.

Hemen hemen iki yıl olmuştu. Zend artık, bu dünyada geçirdiği zaman göre yaklaşık on üç yaşındaydı. Ama gerçekte o adamla birlikte geçirdiği üç yıl ile birlikte on beş, on altı yaşları arasında olduğunu tahmin ediyordu. Buraya, yani Chibui'ye gelmeden önce geçirdiği altı ayı, burada ustasıyla geçirdiği vakti de hesapladığı zaman, on altı yaşına basmak üzere olduğunu tahmin etmişti. Tabii ona dışarıdan bakan biri, onu rahat bir şekilde on sekizli yaşlarda olarak görebilirdi. Çünkü Zend'in fiziksel gelişimi yaşına göre oldukça yüksekti. İki yıldır pek fiziksel olarak eğitim yapmaya fırsat bulamıyor olsa da vücudu gelişimini önden götürüyordu. Kasları istemsizce gelişiyordu ve saçlarını kafasının arkasından bağlamak zorunda kalmıştı, üstelik sakalları da yüzünde kendini belli etmeye başlamış, hatta bir kere Zend'i tıraş olmak zorunda bırakmıştı. Çünkü sakalları, yüzünde onun hiç istemediği kaşıntılara yol açabiliyordu ve Zend şu anlık yüzünde sakal veya bıyık istemiyordu.

Hızlı bir şekilde hareket ederek bir büyülü yaratık aramaya koyuldu, yemek yemeliydi, acıkmıştı. Kahvaltısını uyandıktan pek sonraya saklamaya alışık değildi, hızlı bir ateş yakıp yemeğini yaparak bugün yapması gerekenleri yapması gerekiyordu. 

Zend, her gün beş büyülü yaratık olmak üzere yakalıyor, onların öz sularını içiyordu. Bu Ranon'un ona öğreteceği, alt seviyede kalarak güçlü olabilmesini sağlayacak tekniğin en büyük parçasını oluşturuyordu. Aslında tekniğin mantığı basitti, enerji açısından çok yüksek olan öz suları, Zend'in vücuduna akın ettiği sırada, Zend onların içindeki enerjiyi alıp bu tekniğin ana noktası olan mühre gönderiyor ve enerjisini sabitliyordu. Günde beş kere birkaç saatlik meditasyon yapmak zorundaydı, büyülü yaratık bulmak kolaydı, Chibui büyülü yaratıklarla dolup taşıyordu ve onların sayısı sürekli artıyordu. Zend bu açıdan hiç zorluk çekmiyordu, bu teknikte onu asıl zorlayan şey, içtiği her öz suyundan sonra enerjisini kararlı hale getirmek zorunda olması ve bu yüzden meditasyon yapmasıydı. Onu gayet sıkıyordu bu aslında, ama pes etmeyecekti. Bu sıkıcı rutini birkaç yıl daha yapacak ve sonunda, o mükemmel ağır kılıcı kullanabilmesini sağlayacak olan muazzam büyüklükte olan güce kavuşacaktı. Şu an öz sularından biriktirdiği enerji, Ranon'un onun için hazırladığı mührün üzerinde toplanıyor ve bir araya geliyordu. Mühür tamamen enerjiyle dolduğunda ise, hepsi birden fiziksel güce dönüşecek ve Zend'in vücudunun her bir zerresini güçlendirecekti. Zend'in şu an yaptığı şey, tamamen geleceğe yatırımdı. 

Üstelik bu yaptığı da boşa gitmiyordu. O kadar meditasyon yaparak enerjisini sabitlemesine -ki enerjinin kolay hale gelmesi seviye atlamayı kolaylaştırıyordu- rağmen, arada sırada fiziksel aktiviteler yapmasına rağmen hiç seviye atlamamış, altıncı seviyede kalmıştı. Bu da ona görünmezliği kazandırıyordu tabii, Venda'nın hiçbir yakını onu bulmayı başaramamıştı Chibui'de. Çünkü Zend'in altıncı seviyede olması, onu, Venda ve onun uşakları gibi güçlü rakipler için görünmez yapıyordu. Kimin aklına gelirdi ki, altıncı seviyede olan birinin Venda gibi birinin mührünü bozacağı? Hem de iki kere... İkinci kere onun mührünü bozup, serbest bıraktığı o ismini bilmediği siyah gözlü adam hakkında da beklendiği üzere Ranon hiçbir şey söylememişti. Böyle önemli konularda hep sessiz kalırdı zaten, Zend'i meraktan öldürmek için uğraşıyordu sanki. 

Yemeğini bulması uzun sürmemişti. Etrafta dolaşan, Chibui'deki orman kurallarına uyarak yaşayan ve büyük ihtimalle en fazla bir hafta içinde bir başka büyülü yaratığı öldürerek hayatını devam ettirmiş olan bir büyülü yaratığı yakalayarak onu yemeği haline getirdi Zend. Günde beş defa büyülü yaratık öldürdüğü için artık alışkanlık kazandığı söylenebilirdi, onu hiç etkilemiyordu bu. Ama kendine bir sınır da getirmişti, bitkilerle beslenen ve kimseye bir zararı olmayan büyülü yaratıkları avlamıyordu. Kimseye zararı olmayan bir şeye Zend'in zararı olmamalıydı sonuçta, böyle bir şey olursa kendini affetmesi çok zor olurdu. Onun bir vicdanı vardı sonuçta. 

Yemek pişerken, aklına bir soru takıldı. ''Ranon, Yarı Tanrılar çok güçlü oluyor, değil mi?''

Ranon da yeni uyanmış gibiydi, onun ihtiyar ve tok sesi birkaç saniye içinde sessiz bir şekilde Zend'in kulaklarına ulaştı. ''Evet, elbette çok güçlülerdir. Tanrılar tarafından güneyde yaşamaya zorlanmalarının nedeni de bu zaten, aşırı güçlüler ve bu yüzden korku toplayabiliyorlar. Ne oldu ki?'' 

''Hani iki yıl önce, şu iki Astrac ile birlikte gelen şu adam vardı ya, Yarı Tanrı olduğunu söylemişti. Gelen Astraclardan erkek olanı, onunla nasıl öyle rahat konuşabilmişti? Sonuçta o İmparator Seviyesi'ndeydi ve yanında Dünya Seviyesi'nde olan biri olsa bile bir Yarı Tanrı ile cüretli bir şekilde konuşabilmesi garip değil mi?'' Zend düşüncelerini dile getirdi. 

''Pratikte doğru, ama burada farklı bir etken oluyor Zend. Bu da, Astrac topluluğu. Birini sadece öldürebilmen, onu istediğinde öldürebileceğini göstermiyor, değil mi? Şöyle düşün, bir Kara Yaprak bir Beyaz Taç kardeşi ile karşılaştığında, ondan korkmaz, değil mi? Tek bir kişiden neden korksun ki? Ama ona saldıramaz da. Çünkü burada korkulan şey, o kişi değildir, o kişinin arkasından gelebilecek kişilerdir. Astrac'ın içinde binlerce güçlü kişi var. Gri Engerek gibi. Ve bu güçlü insanlar bir araya gelerek, Yarı Tanrıların tamamı için bile büyük bir can sıkıntısı oluşturabilir. Ki Tanrıların genellikle Yarı Tanrılara kötü bir şekilde davranması ve onları sevmemesi de onların aleyhine olan bir şey. Bu yüzden o adamla rahatça konuşabildi. Üstelik Azar boş biri değil, ileride eğer onunla ilgilenirsen fark edersin. Onun elinin altındaki teknikler oldukça güçlüydü.'' Ranon, yine her zamanki gibi en mantıklı şeyleri sıralayarak Zend'in bir defa daha saygısını kazandı. Daha doğrusu, Zend'in ona duyduğu saygıyı artırdı. 

''Ah, demek öyleydi...'' Zend Ranon'un söylediklerini aslında biliyordu, ama bu duruma uyarlamak aklına gelmemişti. Yemeğini yemeye başladı ve o gün yapması gerekenleri yapmaya koyulmak için hazırlandı.

***

Bir yandan elindeki kağıt parçasında yazanları okuyor, bir yandan çayını yudumluyordu ki, kapının sarsılarak açılmasıyla birlikte, Tofu elindeki bardağın içindeki içeceği yanlışlıkla döktü. ''Kim kapıyı çarpıyor böyle?'' Kara Yaprak'ın havasına alışık olan Tofu, burada oldukça nadir olan, sesli kapı açılışlarından birine denk geldiği için hafifçe şaşırarak gözünü kapıya çevirdi. 

''Burası Karanlık Stili'nin kullanıcılarının ana merkezinin olduğu yer değil mi? Neydi adı, doğru doğru, Kara yaprak.'' Kapıdan giren siyah gözlü ve siyah saçlı, lacivert bir kıyafet giyiyor olan kişi içeriye ani bir şekilde daldı. ''Buranın lideri kim?'' 

''Ne yapacaksın buranın liderini?'' Tofu Kara Yaprak'tan olmadığını bildiği bu adamın kapıyı sert bir şekilde açacak cesareti kendisinde bulmasına, üstelik bir de böyle alaylı bir şekilde konuşmasına rahatsız oldu ve ilk olarak oturduğu yerden ayağa kalkarak hızlı bir büyüyle alt kata atladı, geniş, devasa binanın kapısının önüne gitti ve adamın karşısına dikildi. 

Karşısında belirmiş olan gence ilgi dolu bir bakış atan adam, onu iyi bir süzdü ve azar azar gülümseyerek: ''Onunla birkaç şey görüşeceğim de, burada değil mi?'' dedi. 

''Burada olsa bile, onunla görüşmeye layık olduğundan şüpheliyim,'' Tofu enerjisini belli edecek, adamın gözlerine tehditkar bir şekilde baktı. Eğer onun ağzından tek bir hakaret çıkarsa ya da tehlikeli bir şey sezerse direkt olarak büyülerini sıralayacak ve ona ölümüne saldıracaktı. ''amacını belirtmezsen, seni zorla atmak durumunda kalacağım. Kara Yaprak'ın ana binasına böyle kafana göre girebileceğini mi sanıyorsun?'' Tofu konuşurken, etrafta oturuyor, oyun oynuyor, kitap okuyor, konuşuyor olan birçok Kara Yaprak üyesi onun arkasına doğru ilerlemiş ve adamın karşısına dikilmişlerdi. Tofu'nun birkaç adım gerisinde duruyorlardı tabii, kapının etrafında yarım bir yuvarlak oluşturmuşlardı. Aralarında fısıltılar da oluşturmuşlardı tabii, bir anda böyle kapıyı çarparak içeri giren biri, Kara Yaprak'ın merkez binasında çok görülmezdi. Bu adam ölümüne mi susamıştı böyle? 

Havadaki gerginlik herkes tarafından hissedilebiliyordu. Tofu'nun, orada bulunan herkes tarafından kabul görmüş, oldukça gelişmiş olan enerjisi huzursuz bir şekilde etrafta süzülürken, adamın dudakları kulaklarına doğru ilerledi ve onun dişlerini açığa çıkaracak derecede gülümsemesine neden oldu. ''Genç arkadaş, tehditkar olmana gerek yok, buraya bir kavga çıkarmaya ya da savaş veya huzursuzluk oluşturmaya gelmedim, Kara Yaprak'ın lideriyle görüşmek istiyorum sadece, o kadar.'' Adamın soğuk gülüşü Tofu'yu iyice huzursuz etmiş ve yeşil gözlü, açık kahverengi renkli saçlarını omuzlarının altına kadar uzatmış, çilli bir yüze sahip gencin sinirlerini germişti.

''Neden görüşmek istediğini söylesen iyi olur.'' Tofu elinde hızlı bir şekilde oluşturduğu, simsiyah, karanlık küresini göz dağı vermek için adama doğru kaldırdı ve konuştu.

''Sakin ol Tafu,'' kalabalığın arkasından gelen kalın ses, kalabalığı ortadan ikiye yarmaya yetmişti. ''sizi böyle günün ortasında geren şey nedir?'' Siyah saçlarıyla dikkat çeken, geniş alınlı ve köşeli yüz hatlarına sahip, siyah bir cübbe giyen, şık bir adam, Tofu'nun arkasında belirmişti. 

''Efendim, bu adam saygısız bir şekilde içeri daldı ve sizi sordu, ben de müdahale etme isteği duydum.'' Tofu saygılı bir ses tonuyla konuştu ve elindeki küreyi yok ederek hafifçe eğildi. 

''Demek öyle... Sen,'' Tofu'nun arkasından çıkmış ve elini Tofu'nun omzuna atmış olan adam, yani Kara Yaprak'ın lideri, kibirli bir şekilde gözlerini biraz önce geniş ve işlemeli, pahalı olduğu belli olan kapıdan içeri giren adama dikti. ''ne istiyorsun? Saygı diye bir şey görmedin mi?'' 

''Ben zaten buraya huzursuzluk oluşturmak için gelmediğimi söyledim. Ama bana böyle düşmanca davranıyorsunuz... Ah, ah, benim olmadığım bin yıllarda nesil çok değişmiş. Size hiç terbiye vermemişler. Size kavga için gelmediğini söyleyen biri böyle tehdit mi edilir?'' Adam gülmeye devam etti ve eli Tofu'nun omzunda olan adama doğru baktı. ''Savaş için gelmedim, ve zaten savaş olmayacak. Sen, lidersin, değil mi? Maalesef, artık değilsin.'' dedi ve elini Kara Yaprak'ın liderine doğru uzattı. ''Yeni lider benim.'' 

***

1821