Elinize sağlık. Butun tanrı tekniklerini gordu ise onlarida kullansaymisya tek goruste ogrenen biri degilmiydi hollis buna butun teknikleri topla dememismiydi :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
137. Bölüm Rüzgarları Kesen Mücadele (2) - Kuklacının Fısıltıları
Karşısındaki adamın, daha doğrusu yüzünün belli ettiği şekilde Zend'den pek de fazla büyük olmayan çocuğun enerjisinin çekidüzene girdiğini fark ediyordu Zend. Onun enerjisi, konuşmasıyla birlikte onun Ki Havuzu'nda toplanmaya ve birikmeye başlamıştı, onun kullanacağı tekniğin gerçekten fazlasıyla enerji gerektiren bir teknik olduğunu tahmin ediyordu Zend. O çocuğun öyle fazla enerjisi vardı ki, o biraz önce bu yaptıklarını yüz gün boyunca sürdürebileceğini söylerken hiç yalan söylemiyordu. O enerjinin bir anda yok olduğunu görünce, Zend kısa bir şok dalgasına uğradı. Çünkü o kadar enerjiyi birden çekebilecek bir teknik, muazzam bir teknik olmalıydı. Zend'in şu an çok dikkatli olması gerekiyordu.
''Kuklacının Fısıltıları.'' Koyu saçlı çocuk birkaç saniye boyunca enerjisini odakladıktan sonra yavaşça konuşarak onların dövüşünün sakinleşmesiyle birlikte oldukça sessiz bir hale gelen, tek bitki örtüsünün, üzerlerinde dövüşen iki gencin yüzünden ezilmeye maruz kalmış yeşil ve ferah çimenler olduğu alanın sessizliğini bozdu.
Zend'in kalbi, bu ismi duymasıyla birlikte tekledi. Ne yapacağını bilmeden; anında elleriyle kulaklarını tıkadı ve rakibinin bir atağa geçmesi halinde direkt olarak ormanlık alana kaçarak Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kullanarak avantaj elde edebileceği, üstelik kulağına bir şeyler tıkayabileceği bir yere gitmek için kendini hazırladı.
Şu an karşısında Tanrı Tekniklerinin birçoğunu görse sorun olmazdı onun için, ama Kuklacının Fısıltıları gibi bir yetenek... Şu an fiziksel olarak rakibi ile aralarında pek fark bulunmayan, kendini savaşa odaklamış ve adapte etmiş Zend için onu en çok zorlayacak yetenek olarak gösterilseydi büyük ihtimalle hiç yanlış olmazdı. Zend o sıralar Kuklacı'nın kim olduğunu da bilmiyordu tabii, ileride öğrenecekti, ama şu an sadece Gri Engerek'ten duyduğu, üç yılda o garip adamdan gördüğü kadarı ile onu ve onun tekniğini biliyordu. Daha fazlası yoktu.
Zend daha fazla bekleyemedi ve rakibinden bir saldırı görmeden, bir plan yapmadan kendini riske atmamak için direkt olarak Rüzgar Tanrısının Nefesi ile kendini ormanlık alanın içindeki büyük bir ağacın gövdesinin yanına gitmiş, enerjisini elinden geldiğince gizleyerek derin bir nefes çekmiş ve beklemeye başlamıştı.
Bu teknik, üç yıl boyu onu en çok uğraştıran ve ona en çok zarar veren tekniklerden biriydi. Üç yılda neredeyse tüm Tanrı Teknikleri tarafından saldırıya uğramıştı, görmediği Tanrı Tekniği sayısı son derece azdı. Ama bu teknik... Kuklacının Fısıltıları... İşte bu teknik, Zend'e her zaman en büyük darbeyi vuran ve onun canını yakan teknikti. Kral Modu'na sahip biri olan Zend gerçekten bu teknikten korkmaya başlamıştı zamanla, bir yandan ona karşı bağışıklık kazanıyordu, bir yandan da onu bir daha görmek istemiyor ve ona lanet ediyordu.
''KULAKLARINI KAPATMAN FAYDASIZ!'' Koyu saçlı çocuk Zend'in hareketini görmesiyle birlikte bir anda neşeyle doldu ve zevk içinde bağırdı. ''FISILTILAR SENİ NEREDE OLURSAN OL BULACAK!''
Zend kulaklarını sonuna kadar kapatmıştı, ama onun söylediklerini kolayca duyabiliyordu. Kral Modu'nun ona sağladığı ekstra duyma kapasitesi şu anda onun için en zararlı olan şeydi, Kuklacının Fısıltıları, bir Kral Modu kullanıcısının tam olarak korkulu rüyasıydı. Beyaz Taç'a düşman loncalar ve topluluklar binlerce yıldır bu tekniği öğrenmeye çabalayıp kullanmaya çalışmışlardı, Kral Modu'na sahip birisinin Kral Modu'nu bu teknikle direkt olarak etkisiz kılabilirdiniz. Zend bu hikayeyi daha önce Fun'dan dinlemişti, hatırlıyordu hala. Kuklacının Fısıltıları'nı bir rakip kullanmaya başlarsa, Kral Modu'na sahip olan kişinin yapması gereken direkt olarak modu kapatmak ve bir şekilde duyma kapasitesini yapabildiğince azaltmaktı. Bu teknik öyle bir teknikti ki, rakibinin kendi kendisini yenmesini sağlıyordu. Zend daha önce o manyak adamın bu tekniği üzerinde kullanmasıyla neredeyse delirecek gibi olmuştu, o çektiklerini asla unutmayacaktı.
Ayağını bastığı toprağın üzerindeki kurumuş yaprakların düşmesi ve büyülü yaratıkların üzerlerinden geçmesi ile birlikte oluşan parçalanmış yaprak düzinelerinin çatırdaması kulaklarında yankılanıyordu hala Zend'in. Kral Modu'nun açık olması nedeniyle bu şey oluyordu ve Kral Modu'nu bir an önce kapatması gerektiğini o da biliyordu. Biraz önce etrafa saldıkları enerjiler dolayısıyla etrafta büyülü yaratık kalmamıştı neredeyse, Zend birkaç tanesinin enerjisini hissedebiliyordu ama onlar da oldukça uzaktaydı. Buradan kaçması gerekiyordu Zend'in, gururunu ve tüm kendine olan güvenini sarsacak olan bu davranışı yapması gerekiyordu. Ama yapamıyordu da. Kaçmayı kendisine yediremiyordu şu an çünkü, rakibi sadece bir teknik kullandığı için kaçacak mıydı? Böyle bir şeyi yaparsa, babasının ya da ailelerini koruyan binlerce savaşçının yüzüne nasıl bakabilirdi? Onların ailesinin gelecek lideri olmaya nasıl layık olabilirdi?
Ama kaçması da gerekiyordu çünkü Kuklacının Fısıltıları baş edilebilecek bir teknik değildi. Onunla savaşmak için onu kullanan kişiden çok daha güçlü ve üstün olmak gerekiyordu, bir şekilde duyma yetinizi kısıtlamak o teknikle savaşmak için en iyi de yoldu ayrıca. Elbette bir büyücü uzak menzilli büyülerle onu kullanan kişiyi rahatça alt edebiliyordu. Zend'in ona karşı bir şansının olmadığı da bir gerçekti tabii ki. Ona maruz kalan kişiler... Tıpkı şu an Zend'in çoktan kapıldığı gibi bir düşünce karmaşasına kapılırlardı! Zend bu etkinin bu kadar çabuk olmasını beklemiyordu... Tekniğin yapılmasının üzerinden çok kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen beyninde öyle çok düşünce savaş vermeye başlamıştı ki, Zend ne yapacağını bilememişti. Kuklacının Fısıltıları buydu işte; rakibinin kendi kendisini yemesine izin verirdi, kullanan kişi eğer doğru kişiye karşı kullanırsa bu teknikle sadece oturarak bile rakiplerini kolayca yenebilirdi. Zend'in aklında çoğalan binlerce düşünce de onun eseriydi, o teknik yapıldığı zaman hedef olarak gördüğü kişinin zihnine sayısız saldırı düzenler, o daha fark etmeden onun duyamayacağı kadar farklı olan seslerle o daha neler olduğunu anlamadan onun bilinçaltına etki eder ve onun savunmasını kırardı. Gerisi çocuk oyuncağıydı zaten, rakibin zihni fethedilirse vücudunu fethetmek son derece kolaylaşıyordu. Fısıltılara yenik düşen kurban, adeta yönetilmesi son derece basit olan bir kuklaya dönüşüyordu. Son derece zor bir teknikti tabii, ek olarak kalıcı sorunlara da yol açabiliyordu. Bu yüzden genellikle turnuvalarda kullanılması yasaklanıyordu. Çünkü onu oluşturan Tanrı gibi o da son derece tehlikeliydi!
Zend burada daha fazla düşünmeye devam ederse kesinlikle kaybedecekti. Ama düşünmeden bir çözüm yolu bulabileceğini da sanmıyordu, düşünmeliydi. Ya da düşünmemeli miydi, ona düşünmesi gerektiğini düşündüren Kuklacının Fısıltıları olabilir miydi? Ya da ona bunun Kuklacının Fısıltıları olduğunu düşündüren şey miydi Kuklacının Fısıltıları? Veya şu an düşündüğü şeylerin tamamı mı Kuklacının Fısıltıları'na aitti? Peki o çocuk neden Kuklacının Fısıltıları'nı sesli bir şekilde söylemiş ve Zend'in bundan haberi olmasını sağlamıştı? Yoksa Zend'i zaten kendine rakip olarak görmüyor ve onunla sadece eğlenmek mi istiyordu? Zend aslında başından beri ona rakip olamamıştı zaten, bunu kendisi de biliyordu, sonuçta öyle olmasaydı neden sürekli barışa yönelik şeyler söylerdi? Zend aslında direkt olarak pes mi etmeliydi? Pes ederse zarar görmeden çıkabilir miydi? Ama pes ederse de kendine olan saygısını çiğnemiş olacağı için yine kaybetmiş olacaktı. Pes etmemesi gerekiyordu. Ama durum pes etmeden içinden çıkılabilecek gibi de değildi, acaba sadece Ranon'dan yardım mı istemeliydi?Ondan gelen yardımı bu sefer kabul etmemeyi seçtiği için, en büyük suçu orada mı işlemişti? Zaten Maddle'nin ölümü de buna bağlı değil miydi ki, Zend o zamanda da düzgün bir karar verememişti ve bencilce yaptığı saldırıdan dolayı Maddle onun hatasının bedelini hayatıyla ödemişti. Hem de sadece arenadaki insanları kurtarmak isterken... Bunlar tamamen onun suçuydu, Hollis'le de, Fun'la da, Gri Engerek ile de konuşsa, teselli edilse, asıl cevabı hep kendisi biliyordu. Suçlu kendisi değil miydi? O gün Hinia'nın gözlerinden aşağıya art arda atlayan o tuzlu gözyaşlarının tek suçlusu Zend değil miydi? Bunu bilmesine rağmen, kendine unutturmuştu Zend. Şu anda da yine kendi kendini tatmin etmek için bir savaşa girmiş, kaçmayı reddetmiş, sebepsiz davranışlar sergilemeye başlamıştı. Bir teknikle savaşmaktan bile korkuyordu; Kuklacının Fısıltıları kullanılınca enerjiyi oldukça azaltırdı ve kullanan kişinin fiziksel saldırıları ve fiziksel saldırılara karşı dayanıklılığı son derece azalırdı. Zend şu an direkt olarak saldırsaydı, rahatça kazanabilirdi. Ama yapmıyordu, çünkü Zend bunu yapamayacak kadar zayıftı. Yoksa değil miydi? Sadece fırsat mı kolluyordu? Ama böyleyse neden hiçbir şey yapmayarak aciz bir şekilde kulaklarını kapatmış, öylece bekliyor ve kendi kendini yiyordu? Zend'in aklındaki binlerce soru cevapsız bir şekilde bekliyordu. Bununla birlikte, Kuklacının Fısıltıları, darbelerini artırdı.
''Kaybedeceksin...''
''Biliyorsun, gücün yok...''
''Maddle'yi öldürdüğün gibi, sonunda kendini de öldüreceksin...''
''Savaşa girmek senin ne haddine? Sen daha içindekiler olmadan, korunmadan yaşayamayacak zayıf, iradesiz bir eziksin...''
''HAYIR!'' Zend Kuklacının Fısıltıları'nın ilerlediğini gördü, fısıltılar artık onun duyabileceği seviyedeydi. Bu da, bir önceki adımın başarılı olduğunu gösteriyordu, Zend'in bilinçaltı başarılı bir şekilde karıştırılmıştı. Etrafından ona gelen sesleri bastırmak için çaresizce bağırabildi.
Onunla birlikte, Ranon da çığırından çıkmış bir şekilde bağırıyordu Kadons'un içinde. ''Lanet olası Kuklacı'nın yaptıkları yine başımıza dert açıyor! Bir bitmedi, yeter artık! Bu kalleşlikte bir tekniği nasıl oluşturdu o, aklım almıyor! Şuna bak, Maddle'nin ölümünü bile ona hatırlattı. Tam da yalnız başına yapması gereken bir görevdeyken! Lanet olsun, Kuklacı'yı tekrar gördüğümde ona geçen seferkinden daha büyük bir yumruk patlatacağım!'' Ranon'un yaşlı ve kalın sesi oldukça hiddetli çıkıyordu, Üstün onun her konuşması ile oldukça ürküyordu.
''Ustanı da tıpkı o kız gibi kaybedeceksin...''
''Hem de onu öldürenler senin biricik ailendekiler olacak...''
''Ranon bir kere seni yalnız bıraktı, nasıl acınası bir duruma düştüğüne bak... Sen gerçekten gereksiz bir çaba israfısın...''
Zend'in kulaklarında çınlayan iğrenç, tiksindirici bir sesle ona rahat vermeyen fısıltıların sayısı gittikçe artıyor, Zend de buna bağlı olarak oldukça kötü bir hale giriyordu. Daha önce bu anları oldukça fazla yaşamış olduğu için manyakça bir şey yapma olasılığı oldukça düşüktü, o deli adamla birlikteyken bu tekniğe ve bu tekniğin onda bulduğu yaralarla ona saldırmasına zaten alışmıştı artık, ama düzgün düşünemediği de bir gerçekti. Üstelik, o fısıltılar hep doğruyu söylüyordu. Ne kadar sadece Zend'in içini karartmak için üretiliyor olsalar da, bazı yönlerden tamamen doğruydular. Zend bunu biliyordu içinde.
''Doğru olduğumuzu zaten kendin de kabul ediyorsun, en azından bir aptal değilsin...''
''En azından şerefli bir savaşçı gibi öl... Bari bunu başar...''
Zend etrafındaki sesler şiddetlendikçe ne yapacağını bilemiyor, kulaklarına daha fazla bastırıyordu. Ama Kral Modu hala açık olduğu için bunun pek bir etkisinin olduğu söylenemezdi.
Kulaklarının etrafındaki bölgeler neredeyse kan gitmeyecek kadar sıkıldıkları için morarmaya başlamıştı. Ama fiziksel acı şu an onu hiç etkilemiyordu, onun canını sıkan şey, Kuklacının Fısıltıları idi.
''Pes et...''
''Pes et...''
''Pes et...''
''Yapamayacağını biliyorsun, pes et ve affedilmek için yalvar...''
''Yaptıklarının sonunda yeri yalayacağını sen de biliyorsun...''
''Kendi başına hiçbir şeyi başaramayan, senin gibi aciz biri, kaybetmeye mahkum...''
''Maddle gibi başka masumların da canını bencilliğin ve aptallığın yüzünden almak istemiyorsun zaten, o kadar da aşağılık değilsin. Onun söylediği sözleri başka birisinin ağzından da mı duymak istiyorsun yoksa? Bu kadar şeref ve haysiyet yoksunu musun?''
Aynı zamanda, biraz önce toplanmaya başlayarak çok kısa bir sürede çok gürleşmiş ve kalabalıklaşmış olan bulutlar taşıdıkları su damlacıklarını yere bırakmaya başlamışlardı aynı zamanda, hava kararmış, Ay gökyüzünden bulutlara yer verirmişçesine çekilmiş, daha doğrusu çekilmeye zorlanmış, yıldırımlar ve şimşekler birazdan oynayacakları oyunlara kendilerini hazırlamış, hava hafifçe sıcaklığını azaltmış ve tüm canlılara gerekli uyarıyı yapmış, toprak; havaya kokusunu kendini hiç geri tutmadan yaymak için hazırda beklemeye başlamış, birazdan gökyüzünden aşağıya Tanrıların cömertliğini belli edercesine bol bol yağacak olan yağmuru afiyetle içecek olan, yeryüzündeki tüm bitkiler iftihar ile su damlacıklarını karşılamaya başlamıştı. Yağmur geliyordu, beraberinde birçok şey de geliyordu tabii. Bu şeylerin sadece biri, Zend için bir avantaj oluşturacaktı.
Bir anda, delicesine yağmaya başlayan yağmur, tüm o alanı sertçe, acımasızca dövmeye başlamıştı.
Üzerindeki yaprakların arasından burnunun üzerine dalmayan ilk su dalması ile birlikte, Zend, önünde birden ortaya çıkmış olan büyülü yaratığı fark etti, Kral Modu'nu kapatmak için ani bir hareketle aklındaki tüm düşüncelerden sıyrılmayı aşırı güç de olsa başararak önündeki hayvancağızın hayatına ona hem minnettar kalarak hem ondan özür dileyerek son verdi. O büyülü yaratığın birden nereden çıktığını ya da neden birden Zend'in önüne doğru ilerlediğini bilmiyordu Zend, şu an merak edecek durumda da değildi. Tek bildiği, o büyülü yaratığın bir şekilde oraya gelmesiydi.
Yağmurun ta gökyüzünden başladığı yolculuğuna son verdiği nokta olan toprağa erişip ona kavuşması ve bununla birlikte ortaya çıkan o mükemmel, insana huzur ve dinginlik veren ses... İşte bu, şu an Zend'in Kuklacının Fısıltıları'nın acımasız ve zalim seslerine karşı çıkmasını sağlayabilecek olan yegane sesti.
***
1850
Magnec